44 / DUHAN - 29

فَمَا بَكَتْ عَلَيْهِمُ ٱلسَّمَآءُ وَٱلْأَرْضُ وَمَا كَانُوا۟ مُنظَرِينَ

Orjinal

Fe mâ beket aleyhimus semâu vel ardu ve mâ kânû munzarîn(munzarîne).

1. fe : o zaman, böylece
2. mâ beket : ağlamadı
3. aleyhim : onlara, onların üzerine
4. es semâu : sema, gök
5. ve el ardu : ve yeryüzü (yedi kat yerler)
6. ve mâ kânû : ve olmadılar, değiller
7. munzarîne : bekletilenler (mühlet, zaman verilenler)

Çeviri : Transliteral

Derken ne gök ağladı onlara, ne yer ve mühlet de verilmedi onlara.


Çeviri : Abdulbaki Gölpınarlı

Onların yok oluşlarına ne gök, ne de yer sakinleri ağlamadı ve tevbe edebilmeleri için zaman da tanınmadı.


Çeviri : Abdullah Parlıyan

Gök ve yer onların ardından ağlamadı; onlara mühlet de verilmedi.


Çeviri : Adem Uğur

Onlara (bedensellikte boğulanlara) semâ ve arz ağlamadı ve onlar nazar edilenlerden olmadılar.


Çeviri : Ahmed Hulusi

Gök ve yer onların gidişine ağlamadı. Onlara mühlet de verilmedi.


Çeviri : Ahmet Tekin

Onlara ne gök ne de yer ağladı. Kendilerine mühlet de verilmedi.


Çeviri : Ahmet Varol

Onlar için ne gök, ne yer ağlamadı ve onlar(ın azabı) ertelenmedi.


Çeviri : Ali Bulaç

Nihayet (Firavun ve kavminin) üzerlerine ne gök ağladı, ne yer; ne de (azap bakımından) geciktirildiler.


Çeviri : Ali Fikri Yavuz

Gök ve yer onların ardından ağlamadı; onlara mühlet de verilmedi.


Çeviri : Bayraktar Bayraklı

Gok ve yer, onlar icin gozyasi dokmedi, onlar erteye birakilmamislardi. *


Çeviri : Bekir Sadak

Üzerlerine ne gök ağladı, ne de yer... Onlara artık mühlet de ve rilmedi.


Çeviri : Celal Yıldırım

Gökyüzü ve yeryüzü onlara (üzülüp) ağlamadı ve kendilerine mühlet de verilmedi (boğulup gittiler).


Çeviri : Cemal Külünkoğlu

Gök ve yer onların ardından ağlamadı; onlara mühlet de verilmedi.


Çeviri : Diyanet İşleri

Gök ve yer, onlar için gözyaşı dökmedi, onlar erteye bırakılmamışlardı.


Çeviri : Diyanet İşleri (eski)

Gök ve yer onların ardından ağlamadı; onlara mühlet de verilmedi.


Çeviri : Diyanet Vakfı

Ne gök ve ne de yer onlara ağladı; ertelenmediler de.


Çeviri : Edip Yüksel

Binnetice ne Gök ağladı üzerlerine ne Yer ne de imhal olundular


Çeviri : Elmalılı Hamdi Yazır

Sonuçta ne gök ağladı üzerlerine, ne yer; ne de kendilerine bir mühlet verildi.


Çeviri : Elmalılı Hamdi Yazır (sadeleştirilmiş)

Gök ve yer onların üzerine ağlamadı. Onlara mühlet de verilmedi.


Çeviri : Elmalılı Hamdi Yazır (sadeleştirilmiş - 2)

Onlara gök ve yer ağlamadı ve kendilerine mühlet de verilmedi.


Çeviri : Fizilal-il Kuran

Onlar için ne gök, ne yer ağlamadı ve onlar(ın azabı) ertelenmedi.


Çeviri : Gültekin Onan

Ne gök, ne yer onların üstüne ağlamadı. Onlara (aman ve) mühlet verilmedi.


Çeviri : Hasan Basri Çantay

Bunun üzerine onlara, ne gök ne de yer ağladı! (Onlar) mühlet verilen kimseler de olmadılar!


Çeviri : Hayrat Neşriyat

Gök ve yer onların helakine ağlamadı. Ve onlar, mühlet verilenler de olmadı.


Çeviri : İbni Kesir

Onlara yer ve gök ağlamadı. Ve onlara mühlet verilmedi.


Çeviri : İmam İskender Ali Mihr

Onlar için ne gök, ne yer ağladı ve onlar (azabı) ertelenenler de olmadı.


Çeviri : Kadri Çelik

onlara ne gök ne de yer ağladı ve ne de bir mühlet verildi.


Çeviri : Muhammed Esed

Artık onların üzerine gök ve yer ağlamadı ve bir mühlet verilmişler de olmadılar.


Çeviri : Ömer Nasuhi Bilmen

Gök ve yer onlar için gözyaşı dökmedi, onlara mühlet de verilmedi.


Çeviri : Ömer Öngüt

Onlara ne gök ağladı, ne de yer! Hiç bekletilmediler.


Çeviri : Şaban Piriş

(28-29) İşte böyle oldu! Sonra bütün bunları, başka bir topluma miras bıraktık. Merhamete lâyık olma haklarını kaybettiklerinden, perişan hallerine gök de ağlamadı, yer de ağlamadı. Artık onlara yeni bir mühlet de verilmedi.


Çeviri : Suat Yıldırım

Onlara gök ve yer ağlamadı. Ve kendilerine fırsat da verilmedi.


Çeviri : Süleyman Ateş

Onlar için ne gök, ne yer ağlamadı ve onlar (azabı) ertelenenler de olmadı.


Çeviri : Tefhim-ul Kuran

Gök ve yer onlara ağlamadı; kendilerine süre de tanınmadı.


Çeviri : Ümit Şimşek

Gök de ağlamadı onlar için yer de. Yüzlerine bakılmadı bile!


Çeviri : Yaşar Nuri Öztürk