Yüzünü ekşitti ve döndürdü.

Yanına kör geldi diye.

Belki o, arınacaktır, ne bilirsin?

Yahut da öğüt alacaktır da ondan faydalanacaktır.

Fakat ihtiyacı olmayana gelince.

Artık sen onun üstüne düştükçe düşüyorsun.

O arınmazsa sana ne?

Ve fakat sana koşup gelen.

Ve korkan kişi.

Sen ondan gaflet ediyor, ona aldırış bile etmiyorsun.

Öyle değil, şüphe yok ki Kur'ân, ancak bir öğüttür.

Dileyen dinler, öğüt alır.

Büyük, şerefli sayfalardadır.

Yüceltilmiştir, arıtılmıştır.

Yazıcıların ellerinde.

Büyüklerdir, hayırlı ve itâatlilerdir.

Geberesice insan, ne de kâfirdir.

Onu, neden yaratmıştır?

Bir katre sudan; yaratmıştır onu da halden hâle döndürmüştür.

Sonra ona yolu kolaylatmıştır da dünyâya getirmiştir.

Sonra öldürmüştür onu da kabre sokmuştur.

Sonra da dilerse diriltir onu.

Gerçekten de insan, onun emrini tam yerine getirmedi gitti.

Artık insan, yediğine de bir baksın.

Şüphe yok ki biz, bir yağmurdur, yağdırdık.

Sonra yeryüzünü bir iyice yardık.

Derken orada tohumlar bitirdik.

Ve üzüm ve yoncalar.

Ve zeytin ve hurma.

Ve çeşitli büyük ağaçları bulunan bahçeler.

Ve meyveler ve otlaklar.

Sizin ve hayvanlarınızın faydası için.

Derken âdetâ kulakları sağır eden o bağırış gelip çattı mı.

O gün, bir gündür ki kişi kaçar kardeşinden.

Ve anasından ve babasından.

Ve eşinden ve çocuğundan.

Ve onların herbirinin bir derdi var ki başkalarına bakmaya vakti bile yok.

Nice yüzler o gün parıl parıl parlar.

Güler, sevinir.

Ve nice yüzler o gün tozlarla bulanır.

Üstlerine bir karalıktır çöker.

İşte onlardır kâfirler, suçlular.