Peygamber, kavminin ileri gelenlerinin hidayete ermesi için uğraştığı bir sırada, iltifat etmedi, yüzünü ekşitti ve arkasını döndü.

Demek kendisine âmâ geldi diye böyle yaptı.

Âmâ ile ilgili seni, önceden bilgilendiren mi oldu? Belki o pislikten, küfürden temizlenecek, vicdanını arındıracak.

Yahut öğüt alacak da, o öğüt ona fayda verecek.

Ama sen, güçleri, imkânları ve kabiliyetleriyle yeterli donanıma sahip olduklarını, vahyin, Kur’ân’ın rehberliğine ihtiyaçlarının olmadığını ileri sürenlerin üstüne düşüyorsun.

Evet, sen onların üstüne düşüyorsun.

Oysa, onların pislikten temizlenmemesinden, vicdanlarını arındırmamasından sana bir sorumluluk yok

Ama sana koşarak gelenle ilgilenmiyorsun.

Saygı duyarak, korkarak gelen kimseyle ilgilenmiyorsun.

İşte sen onunla ilgilenmiyorsun.

Sakın böyle davranma! Bu âyetler birer öğüttür, uyarıdır.

Allah’ın sünnetinin, düzeninin yasaları ve iradesinin tecellisi içinde, kendi iradesini ve tercihini kullanarak, dileyen Kur’ân’ı düşünür, ondan öğüt alır.

Kur’ân saygı ile ele alınan kutsal sahifelerde yazılıdır.

Yüksekte, el üstünde tutulmuş, içinde şirk bulunmayan tertemiz sayfalarda yazılıdır.

Sefâret-elçilik göreviyle memur kâtiplerin elleriyle yazılan, tertemiz ellerce açılan, okunan, anlatılan, korunan kitaptır.

Değerli, saygı duyulan, güvenilir itaatkâr, sorumluluğunu bilen elçilerin elleriyle yazılmıştır, Allah katında itibar gören kâmil mü’minlerin ellerindedir.

Kahrolası insan! Ne nankördür! Ne kadar inkârcıdır.

Allah onu neden yarattı?

Onu bir katre sudan, spermden, yumurtadan yarattı. Bir biçime soktu, ölçülerini ayarladı ve şahsiyetini verdi.

Sonra ona, doğumunu, seçeceği yolu, mutluluğu, hidayeti, çevresinden yararlanmayı kolaylaştırdı.

Sonra eceli gelince onun ölümünü gerçekleştirdi ve yerin altını ona kabir yaptı.

Sonra sünnetinin, düzeninin yasaları içinde, iradesinin tecellisine uygun olduğu zaman, onu ölümünden önceki vasıflarla yeniden diriltecek.

Bak hele bak! Allah’ın emirlerini, şer’î hükümleri yerine getirmedi.

İnsan yediğine düşünerek bir baksın.

Doyurucu, bereketli yağmurlar yağdırdık.

Toprağı da ihtiyaca göre yarılır hale getirdik.

Bu suretle orada tohumlar ekip bitirdik.

Üzüm bağları, sebze bahçeleri, çeşitli ağaçlar, yoncalar yetiştirdik.

Zeytinlikler ve hurmalıklar meydana getirdik.

İri ve sık ağaçlı bahçeler düzenledik.

Meyvalar yetiştirdik, çayırlar bitirdik.

Bunları sizin ve hayvanlarınızın faydalanması için yaptık.

Kulakları sağır eden o ses geldiğinde herkesin derdi vardır.

Kişinin kardeşinden kaçacağı günde herkesin derdi vardır.

Annesinden ve babasından kaçacağı günde herkesin derdi vardır.

Eşinden ve oğullarından kaçacağı günde herkesin derdi vardır.

O gün, herkesin kendine yetip artacak dertleri vardır.

O gün bazı yüzler pırıl pırıldır.

Güler yüzlü ve sevinçlidir.

O gün, bazı yüzler de toza toprağa bulanmıştır.

O gün, onların üzerine kara bulutlar çökmüş, yüzleri simsiyah kesilmiştir.

Onlar, işte onlar kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar eden kâfirler ve büyük günahlar işleyenlerdir.