Surat astı ve yüz çevirdi;

Kendisine o kör geldi diye.

Nerden biliyorsun; belki o, temizlenip arınacak?

Ya da öğüt alacak; böylelikle bu öğüt kendisine yarar sağlayacak.

Fakat kendini müstağni (hiçbir şeye ihtiyacı olmayan) gören ise,

İşte sen, onda 'yankı uyandırmaya' çalışıyorsun.

Oysa, onun temizlenip arınmasından sana ne?

Ama koşarak sana gelen ise,

Ki o, 'içi titreyerek korkar' bir durumdadır;

Sen ona aldırış etmeden oyalanıyorsun.

Hayır; çünkü o (Kur'an), bir öğüttür.

Artık dileyen, onu 'düşünüp öğüt alsın.'

O (Kur'an), 'şerefli/üstün' sahifelerdedir.

Yüceltilmiş, tertemiz (mutahhar) kılınmış.

Kâtiplerin ellerinde,

(Ki onlar,) Üstün değerli, 'iyilik ve dürüstlük sembolü.'

Kahrolası insan, ne kadar da nankördür.

(Allah,) Onu hangi şeyden yarattı?

Bir damla sudan yarattı da onu 'bir ölçüyle biçime soktu.'

Sonra ona yolu kolaylaştırdı.

Sonra da onu öldürdü, böylece kabre gömdürdü.

Sonra dilediği zaman onu diriltir.

Hayır; ona (Allah'ın) emrettiğini yerine getirmedi.

Bir de insan, yediğine bir bakıversin;

Hiç şüphe yok biz, suyu akıttıkça akıttık,

Sonra yeri de yardıkça yardık;

Böylece onda bitirdik; taneler,

Üzümler, yoncalar,

Zeytinler, hurmalar,

Boyları iri ve birbiri içine girmiş ağaçlı bahçeler.

Meyveler ve otlaklıklar.

Size ve hayvanlarınıza bir yarar (meta) olmak üzere.

Fakat 'kulakları patlatırcasına olan o gürleme' geldiği zaman,

Kişi o gün, kendi kardeşinden kaçar;

Annesinden ve babasından,

Eşinden ve çocuklarından.

O gün, onlardan her birisinin kendine yetecek bir işi vardır.

O gün, öyle yüzler vardır ki apaydınlıktır:

Güler ve sevinç içindedir.

Ve o gün, öyle yüzler de vardır ki üzerini toz bürümüştür,

Onu da bir karartı sarıp kaplamıştır.

İşte onlar da, kâfir, facir olanlardır.