Yüzünü ekşitti ve döndü:

Yanına âmâ geldi diye.

Nereden biliyorsun, belki arınacaktı.

Yahut öğüt alacak, öğütten faydalanacaktı.

Öğüte ihtiyaç duymayan kimseye gelince:

Sen ona yöneliyorsun.

Oysa o arınmadı diye sen sorumlu olmazsın.

Fakat sana can atarak geleni,

Üstelik çekinerek gelmişken,

Sen ihmal ediyorsun.

Sakın! Çünkü o bir öğüttür.

İsteyen ondan öğüt alır.

(13-14) O çok şerefli, yüce, tertemiz sayfalardadır.

(13-14) O çok şerefli, yüce, tertemiz sayfalardadır.

(15-16) Saygın ve itaatkâr kâtiplerin elleriyle yazılmıştır.

(15-16) Saygın ve itaatkâr kâtiplerin elleriyle yazılmıştır.

Kahrolası insan, nasıl nankörlük ediyor!

Allah onu hangi şeyden yarattı?

Bir damla sudan! Onu yarattı, ona biçim verdi.

Sonra yolunu kolaylaştırdı.

Sonra öldürüp kabre koydu.

Sonra da, dilediğinde onu tekrar diriltir.

Doğrusu insan, Allah'ın ona emrettiklerini yerine getirmedi.

İnsan yediklerine baksın.

Biz suyu bol bol yağdırdık.

Sonra toprağı yardıkça yardık.

Ondan taneler,

Üzümler, sebzeler,

Zeytinler, hurmalar,

Bol ağaçlı bahçeler,

Meyveler, otlaklar bitirdik:

Sizin ve hayvanlarınızın yararlanması için.

O müthiş ses kulaklara çarptığında,

O gün insan kendi kardeşinden kaçar.

Anasından, babasından,

Eşinden ve oğullarından kaçar.

O gün herkesin kendisine yetecek bir derdi vardır.

Yüzler vardır o gün parıl parıl,

Güleçtir, sevinçlidir.

Kimi yüzler de o gün toza toprağa bulanmış,

Karanlığa bürünmüştür.

Onlar inkârcı günahkârlardır.