Elif, Lâm, Mîm.

Allah, kendisinden başka gerçek ilah olmayan, her zaman diri, ölümsüz, bütün varlıkların tek yöneteni ve gözeteni gerçek ilahtır.

Geçmişte vahyedilenlerden bu güne ulaşan, doğru haberleri doğrulayıcı olarak, bu kitabı sana parça parça indiren O'dur. Tevrat'ı ve İncil'i de O toplu halde indirmişti.

Geçmişte insanlığa yol gösterici olarak; yine kitapları O indirmişti, doğruyla eğriyi birbirinden ayırt ettiren gerçeklik bilgisini de... Allah'ın ayetlerini örtbas edenlere gelince; onlara acı bir azap vardır. Allah daima üstün ve güçlüdür, aynı zamanda intikam da alandır.

Göklerde ve yerde hiçbir şey Allah'a gizli kalmaz.

Rahimlerde size istediği şekli veren O'dur. O'ndan başka gerçek ilah yoktur. O daima üstün ve güçlüdür, herşeyi yerli yerince yapandır.

Kitabı sana indiren O'dur. O'nun bazı ayetleri muhkem yani manası apaçık ayetlerdir ki, bunlar kitabın esası ve anasıdır. Diğerleri benzeşen yani müteşabihtirler. Kalpleri gerçeklerden sapmaya meyilli olanlar, sırf kafaları karıştıracak şeyler bulmak için ve ona keyfî anlamlar yüklemek amacıyla kitabın müteşabih denilen kısmına uyarlar. Oysa Allah'tan başka kimse onun kesin yorumunu bilemez. Bu yüzden, bilgide derinleşenler şöyle derler: “Biz ona inanırız, onun tamamı Rabbimizdendir. Derin kavrayış sahipleri dışında kimse bundan ders almasa da.”

O derin kavrayış sahipleri şöyle yakarırlar: “Ey Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi bu gerçeklerden bir daha saptırma, katından bize rahmet ver, şüphesiz bağışı ençok olan sensin sen.”

“Ey Rabbimiz! Geleceğinde hiç şüphe olmayan bir günde, mutlaka insanları bir araya toplayacaksın. Allah sözünü yerine getirmekten asla kaçınmaz.”

Allah'tan gelen gerçekleri örtbas edenlere gelince, onların ne malları, ne de çocukları, Allah'a karşı kendilerini hiçbir şekilde koruyamayacaktır. İşte onlardır ateşin yakıtı olanlar.

Firavun halkının ve onlardan önce yaşayanların başına gelenlerin aynısı, onların başına da gelecek, onlar mesajlarımızı yalanladılar ve Allah günahlarından dolayı onları yakaladı. Allah'ın Cezası pek şiddetlidir.

Ey peygamber! Allah'tan gelen gerçekleri örtbas edenlere de ki: “Siz kısa zamanda bu dünyada yenilgiye uğrayacaksınız, ahirette de cehenneme sürüleceksiniz. Ne kötü yataktır orası.”

Savaşta karşı karşıya gelen şu iki orduda, sizin için bir ibret vardı. Bir gurup Allah için savaşırken, diğeri O'nu inkâr ediyordu. Öbürlerinin kendilerinin iki katı olduklarını gözleri ile görüyorlardı. Gerçekten Allah dilediğini yardımıyla destekler. Bunda görecek gözleri olan herkes için muhakkak bir ders vardır.

Kadınlara, çocuklara, altun ve gümüş cinsinden birikmiş hazinelere, soylu atlara, sığırlara, ekintarlabağ bahçe gibi arazilere yönelik dünyevi zevkler, insanoğlu için çekici kılınmıştır. Bütün bu zevkler bu dünya hayatının geçici şeyleridir. Ama varılacak yerin en güzeli, Allah katında olandır.

Ey peygamber! De ki: “Size o dünyevi zevklerden daha hayırlı olan şeyleri haber vereyim mi? Yolunu Allah'ın kitabıyla bulanlar için Rableri katında mesken olarak içinden ırmaklar akan, temelli yerleşecekleri cennetler, tertemiz eşler ve Allah'tan bir hoşnutluk vardır.” Allah kullarını çok iyi görendir.

O; yolunu Allah'ın kitabı ile bulanlar: “Ey Rabbimiz! Sana inanıyoruz, bizi affet günahlarımızı bağışla ve bizi azabından koru” derler.

Onlar ki Allah'a kulluk için dünyanın tüm sıkıntı ve yüklerine karşı sabrederler, doğru ve dürüsttürler, Rablerine yürekten bağlı olup, mallarını Allah yolunda harcarlar ve seher vakitlerinde bağışlanma dilerler.

Allah, melekler, hak ve adaleti gözeten ilim sahipleri, O Allah'tan başka gerçek ilâh olmadığına şahittir. O'ndan başka gerçek ilâh yoktur. Her zaman üstün gelen ve herşeyi yerli yerince yapan da O'dur.

Allah katında kabul gören din İslâmdır. Daha önce kitap verilenler, azgınlıkları yüzünden kendilerine hakikat bilgisi geldikten sonra, bu konuda farklı görüşlere saplandılar. Allah'ın mesajlarını kim örtbas ederse bilsin ki, Allah hesabı çarçabuk görendir.

O halde ey peygamber! Seninle tartışmaya girişirlerse de ki: “Ben bana uyanlarla birlikte, kendimi Allah'a teslim ettim.” Daha önce kitap verilmiş olanlara ve kitaba yabancı olanlara sor: “Siz de kendinizi O'na teslim ettiniz mi?” Ve eğer teslim olurlarsa, muhakkak doğru yol üzeredirler ama yüz çevirirlerse, unutma ki senin görevin sadece mesajı iletmeye devam etmektir. Allah kullarını çok iyi görür.

Allah'ın mesajlarını örtbas edenlere, peygamberleri öldürmek gibi bir haksızlık işleyenlere ve adaleti emreden insanların canına kıyanlara gelince, onlara acı bir azabı haber ver.

İşte onlardır bu dünyada da, öteki dünyada da yaptıkları boşa çıkanlar ve onların yardımcıları da yoktur.

Daha önce vahiyden kendilerine pay verilenleri bilmez misin? Onlara aralarında hüküm verirken Allah'ın kelamına başvurmaları yolunda çağrı yapılmıştır, ama onlardan bir gurup yüz çevirerek dönüyorlar.

Çünkü onlar: “Ateş yani cehennem bize birkaç günden fazla dokunmayacak” diye iddia ederler. Uydurdukları şeyler dinleri hakkında kendilerini yanıltmıştır.

Fakat onları, gelmesinde şüphe edilmeyen bir gün için topladığımız ve hiçbir haksızlığa uğramaksızın herkese kazandığı şeyler tastamam ödendiği zaman halleri nice olur?

De ki: “Ey mutlak egemenlik sahibi Allah'ım! Sen egemenliği kime dilersen ona verirsin, dilediğinden de alırsın, dilediğini yüceltir, dilediğini alçaltırsın. Bütün iyilikler senin elindedir. Şüphesiz sen herşeye gücü yetensin.”

“Gündüzü kısaltarak geceyi uzatır, geceyi kısaltarak gündüzü uzatırsın. Ölüden diri ve diriden ölü çıkarırsın ve dilediğine de hesapsız rızık verirsin.”

Mü'minler inananları bırakıp da, Allah'tan gelen gerçekleri örtbas edenleri dost edinmesinler. Kim böyle yaparsa, Allah ile bağını koparmış olur, kendinizi onlardan gelecek tehlikelerden korumak için bu yola başvurmanız hariç. Ancak Allah sizi kendi emirlerine karşı gelmekten sakındırıyor. Çünkü bütün yollar Allah'a varır.

De ki: “Kalplerinizdekini gizleseniz de, açığa vursanız da Allah onu bilir. Zira O göklerde ve yerde olan herşeyi bilir. Allah'ın gücü herşeye yeter.”

Herkesin iyilik ve kötülük olarak yaptığı herşeyi karşısında hazır bulacağı günde, kötülük yapan insanlar o günde, kötülükleriyle kendi arasının çok uzak olmasını isteyecek. Allah sizi kendisinin emirlerine karşı gelmekten sakındırıyor. Allah kullarına çok şefkatlidir.

De ki, ey peygamber! “Eğer Allah'ı seviyorsanız bana tabi olun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı affetsin, zira Allah çok affeden ve çok acıyandır.”

De ki: Allah'a ve elçisine itaat edin. Eğer bundan yüz çevirirlerse bilsinler ki, Allah kendisinden gelen gerçekleri örtbas edenleri sevmez.

Gerçek şu ki, Allah Adem'i ve Nuh'u, İbrahim ailesini ve İmrân ailesini seçip, bütün insanlığın üzerinde bir konuma çıkardı.

Birbirlerinin soyundan olarak. Allah herşeyi işitendir, herşeyi bilendir.

Bir zamanlar İmrân'ın karısı demişti ki: “Ey Rabbim! Karnımdakini her türlü bağımlılıklardan uzak, hür olarak sadece sana kul olması için adadım. Benden bunu kabul buyur. Doğrusu yalnız sen, herşeyi bilen ve duyansın.”

Fakat çocuğu kız olarak doğurunca, Allah onun ne doğurduğunu daha iyi bilmekte iken: “Rabbim O'nu kız doğurdum, Beyti Makdis'e hizmet bakımından erkek kız gibi değildir. O'na Meryem adını verdim. O'nu ve soyunu lanetlenmiş şeytana karşı korumanı diliyorum” dedi.

Bunun üzerine Rabbi, kız çocuğunu hoşnut olarak kabul etti, O, onu güzelce büyüttü ve Zekeriyya'nın himayesine verdi. Zekeriyya ne zaman O'nu mabedde ziyaret ettiyse, yanında yiyecekler görür ve sorardı: “Ey Meryem! Bunlar sana hangi taraftan geliyor?” Meryem: “Bunlar Allah'tandır, Allah dilediğine hesapsız rızık bağışlar” diye cevap verdi.

İşte bu noktada Zekeriyya Rabbine yalvardı: “Ey Rabbim! Bana kendi katından temiz bir soy bağışla, şüphesiz ki sen her yakarışı duyarsın.”

Bunun üzerine mabedde namaz kılıp dua ederken Melekler ona: “Allah sana kendi katından bir sözün gerçekliğini doğrulayacak, insanlar arasında seçkin bir yere sahip olacak, tam bir iffet sahibi, dürüst ve erdemli bir peygamber olacak olan Yahyâ'nın doğumunu müjdeliyor” diye seslendiler.

Zekeriyya şaşkınlıkla: “Ey Rabbim!” dedi “Yaşlılık beni yakalamış; karım da kısır iken nasıl bir oğlum olabilir?” O'na “Pekala olabilir” denildi. “Allah dilediğini yapar.”

Zekeriyya yalvardı: “Ey Rabbim! Bana bir işaret göster.” Allah buyurdu ki: “Senin işaretin, üç gün insanlara işaretten başka türlü konuşamamandır. Ve böylece Rabbini hiç durmadan an, gece gündüz O'nun sınırsız şanını yücelt.”

Ve o zaman melekler: “Ey Meryem!” dediler, “Allah seni seçti ve tertemiz kıldı; seni bütün dünya kadınlarının üstünde bir konuma çıkardı.

Ey Meryem! Rabbine gönülden bağlan, secdeye kapan ve O'nun önünde eğilenlerle birlikte eğil.”

Bütün bunlar akıl ve duyularla değil, vahiy ile bilinen gerçeklerdir. Zira Meryem'i kim koruma altına alacak diye birbirleriyle çekişip bunu kur'a ile belirlediklerinde sen onların yanlarında değildin. Bunları sana bildiriyoruz.

O zaman melekler şöyle demişlerdi: “Ey Meryem! Allah kendisinden bir kelime ile seni müjdeliyor, O'nun ismi Meryem oğlu İsa Mesih'tir, bu dünyada da, öteki dünyada da itibarlı, Allah'a yakınlardan biri olacaktır.”

Ve o çocuk insanlarla hem beşikte, hem de yetişkin olduğunda konuşacak, Allah'la barışık düzgün bir hayat yaşayan kişilerden olacaktır.

Meryem: “Ey Rabbim!” dedi, “Bana hiçbir erkek dokunmadığı halde, nasıl çocuk sahibi olabilirim?” Denildi ki, işte öyle Allah dilediğini yaratır, birşeyin olmasını istediğinde, sadece ol der o şey de hemen oluverir.

Allah, o senin oğluna okumayı yazmayı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğretecek.

Ve onu israiloğullarına şöyle diyen bir elçi yapacaktır: “Ben size Rabbinizden bir mesaj getirdim, gerçekten ben size çamurdan kuş biçimi gibi birşey yapar ona üfürürüm de, Allah'ın izni ile hemen canlı bir kuş oluverir. Yine Allah'ın izni ile kör olanı ve ala tenliyi iyi eder, yine Allah'ın izni ile ölüleri yeniden hayata döndürür, evlerinizde ne yiyor, neleri biriktiriyorsanız size haber veririm. Eğer inanıyorsanız bütün bunlarda sizin için ibret alınacak mesaj vardır.

Ben, benden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıp, size haram kılınan bazı şeyleri helal kılmak için gelerek, size Rabbinizden bir mucize getirdim. Öyleyse yolunuzu Allah ve O'nun kitabıyla bulun ve bana uyun.

Şüphesiz Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyleyse yalnızca O'na kulluk edin. Bu dosdoğru yoldur.”

İsa, İsrailoğullarının Allah'ın gönderdiği gerçekleri örtbas etme temayüllerini farkedince sordu: “Kim Allah yolunda benim yardımcılarım olacak?” İsa'ya bağlı olan havariler cevap verdiler: “Biz Allah yolunda senin yardımcıların olacağız. Biz Allah'a inandık, şahid ol biz müslümanlarız.”

“Ey Rabbimiz! Bize indirdiğine inandık ve bu elçiye uyduk. O halde bizi hakikate şahitlik yapanlarla bir tut.”

Allah'tan gelen gerçekleri örtbas eden israiloğullarından bir gurup, İsa'yı öldürmek için tuzak kurdular. Allah da onların tuzaklarını boşa çıkardı. Çünkü Allah tuzak kuranların tümünün üstünde güç sahibidir.

O zaman Allah: “Ey İsa!” demişti. “Senin, şimdiki bu görevine son verip katıma yükselteceğim. Benden gelen gerçekleri örtbas edenlerin arasından seni çekip arındıracağım, sana uyanları, kıyamet günü gerçekleri örtbas edenlerin kat kat üstüne çıkaracağım. Sonra hepiniz bana döneceksiniz ve aranızda anlaşmazlığa düştüğünüz her konuda ben hüküm vereceğim.”

Allah'tan gelen gerçekleri örtbas edenlere gelince, onlara bu dünyada ve ahirette şiddetli bir azap çektireceğim ve onlar kendilerine yardım edecek kimse bulamayacaklar.

Ama iman edip doğru ve yararlı işler yapanlara, Allah mükafatlarını tam olarak verecektir. Zira Allah, varlık sebebine aykırı davrananları sevmez.

Bu bildirdiklerimiz sana ilettiğimiz mesajlardan ve hikmet yüklü haberlerdendir.

Allah katında İsa'nın durumu Adem'in durumu gibidir ki, Allah onu topraktan yarattı ve sonra “ol” dedi ve o da oluverdi.

Gerçek Rabbinden gelendir, öyleyse şüphecilerden olma.

Sana gelen bu gerçek bilgiden sonra, kim seninle bu gerçekler hakkında tartışırsa de ki: “Gelin oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, biz siz hepimizi çağıralım, sonra hepimiz birden gönülden yalvaralım ve Allah'ın lanetinin, O'nun rahmetinden uzak olmanın, aramızdan yalan söyleyenlerin üzerine olmasını dileyelim.”

İşte İsa hakkında işin gerçeği budur. Allah'tan başka gerçek ilah yoktur. Şüphe yok ki, Allah her zaman üstün gelen ve herşeyi yerli yerince yapandır.

Eğer bu gerçeklerden yüz çevirirlerse, şüphesiz ki Allah bozgunculardan tamamen haberdardır.

De ki: Ey; Allah bize de kitap gönderdi diyenler, sizinle bizim aramızda şu ortak ilkeye gelin: “Allah'tan başka kimseye kulluk etmeyeceğiz, Allah'la birlikte başka şeylerin ilahlığını kabul etmeyeceğiz, Allah'ın yanısıra kimimiz kimimizi rabler edinmeyeceğiz.” Ve eğer yüz çevirirlerse de ki: “Şahit olun ki, biz müslümanlarız.”

Allah bize de kitap gönderdi diyen Yahudi ve Hıristiyanlar! İbrahim'in kendi dininizde olduğu konusunda niçin tartışıyorsunuz? Tevrat ve İncil'in kendisinden uzun zaman sonra vahyedildiğini görüp bildiğiniz halde, hâlâ aklınızı kullanmayacakmısınız?

Siz bilginiz olan şeyler hakkında tartışırdınız, ama hiç bilmediğiniz şey hakkında neden tartışıyorsunuz? Allah herşeyi bilir, siz bilmezsiniz.

İbrahim, ne bir Yahudi, ne de Hıristiyan idi, ama kendini Allah'a teslim ederek, her türlü batıldan yüz çevirmiş biriydi. Allah'la birlikte başka şeylerin ilahlığını tanıyanlardan da değildi.

İnsanların İbrahim'e en yakın olanı, O'na uyanlar, şu peygamber ve O'na iman edenlerdir. Allah ta, mü'minlerin en yakın dostu ve her türlü işlerini düzeltip yürütendir.

Bize de kitap verildi diyenlerden bazıları, sizi saptırmak isterler. Ama onlar kendilerinden başkasını saptıramazlar, üstelik bunun farkında da değiller.

Ey bize de kitap verildi diyenler! Kendiniz Tevrat ve İncil'de görüp bilip dururken Allah'ın ayetlerini niçin örtbas ediyorsunuz?

Ey bize de kitap verildi diyenler! Neden doğruya yanlış giydiriyor, pekala farkında olduğunuz halde gerçekleri gizliyorsunuz?

Bize de kitap verildi diyenlerden bazısı birbirlerine şöyle der: “Muhammed'e indirilene inananlara günün başında inandığınızı söyleyin, daha sonra geleni inkâr edin ki, belki o mü'minler dinlerinden dönerler.”

Dediler ki, “Sizin inancınıza uymayan hiç kimseye gerçekten inanmayın.” De ki: “Şüphesiz doğru yol Allah'ın yoludur. Siz size verilen vahyin aynısının başka birisine gelmesi veya Rabbinizin katında o müslümanlar size karşı deliller getirecekler diye mi telaşlanıyorsunuz?” De ki, peygamberlik dünya ve ahiret nimetlerinin tümü Allah'ın elindedir, onu dilediğine verir. Dikkat edin Allah'ın imkan ve bilgisi sınırsızdır.

Dilediğine rahmetini bağışlar. Dünyada ve ahirette en büyük nimetler de O'nundur.

Allah bize de kitap verdi diyenlerin hepsi bir değildir. Onlardan öyleleri var ki onlara yüklerle emanet bıraksan, onu sana eksiksiz öder. Yine onlardan öylesi de vardır ki bir ufak altın emanet etsen, başına dikilmedikçe sana geri vermez. Bu da onların “Ümmilere karşı yani anasından doğduğu hal üzere kalmış fıtratı bozulmamış kimselere veya Yahudi olmayan, hesap kitap bilmeyen araplara karşı veya Ümmü'lKurâ denilen Mekkeli'lere karşı yaptıklarımızdan dolayı bize bir suç yüklenemez” demelerindendir.Böylece onlar Allah'a karşı bile bile yalan söylerler.

Ama Allah kendisine karşı verilen sözde duranları ve yolunu Allah ve kitabıyla bulanların farkındadır. Çünkü Allah yolunu kitap ve kendisiyle bulanları sever.

Doğrusu Allah'a karşı verdikleri sözü ve yeminleri az bir menfaat karşılığında değiştirenler var ya; işte onlar öteki dünyanın nimetlerinden faydalanamayacaklardır. Allah kıyamet günü onlarla ne konuşacak, ne yüzlerine bakacak, ne de onları günahlarından arındıracaktır. Onlar için acıklı bir azap vardır.

Onlardan öyle bir gurup daha vardır ki, söyledikleri Allah'ın kitabından olmadığı halde ondan olduğunu sanasınız diye, dilleriyle kitabı çarpıtırlar. Ve Allah'tan olmadığı halde bu Allah'tandır derler. Böylece bile bile Allah'a karşı yalan uydururlar.

Allah'ın kitap, sağlam muhakeme ve peygamberlik bağışladığı hiç kimsenin bundan sonra kalkıp insanlara, “Allah'la birlikte veya Allah'ı bırakıp bana da kulluk edin” demesi düşünülemez. Aksine o peygamber onlara şöyle öğüt verir: “Öğrendiğiniz ve derinlemesine incelemekte olduğunuz kitap gereğince, Rabbinize halis kullar olunuz.”

O peygamber, sizin melekleri ve peygamberleri ilâh edinmenizi de emretmez, siz müslüman olduktan sonra size inkâr etmeyi mi emredecek?

Allah geçmiş toplumlardan peygamberleri vasıtasıyla şöyle söz almıştı. “Eğer kitabı ve hikmeti size verdikten sonra halen sahip olduğunuz gerçekleri doğrulayan bir elçi size gelirse, ona inanmalı ve yardım etmelisiniz. Bu şarta dayalı olarak sözümü kabul ediyor musunuz?” Onlar da “Kabul ederiz” dediler. Allah: “Öyleyse buna şahit olun, Ben de sizin şahidiniz olacağım” dedi

Artık bundan sonra, her kim verdiği bu sözden dönerse işte onlar Allah'ın yolundan çıkan kimselerdir.

Şimdi onlar Allah'ın dininden başka bir din mi arıyorlar? Halbuki göklerde ve yerde olan herşey, ister istemez O'na boyun eğmiş ve teslim olmuş durumdadır. Çünkü, herşey sonunda O'na döndürülecektir.

De ki: “Biz Allah'a, bize indirilene, İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a ve onun neslinden gelenlere indirilene; Rableri tarafından Musa'ya, İsa'ya ve bütün peygamberlere Rablerinden verilenlere de inandık, onlar arasında hiçbir ayırım yapmayız ve biz O'na teslim olanlarız.”

Kim İslam'dan başka bir din ararsa, bu kendisinden asla kabul edilmeyecek ve o ahirette de kaybedenlerden olacaktır.

İman edip bu elçinin hak olduğuna şahit olduktan ve hakikatin bütün kanıtları kendilerine geldikten sonra, gerçekleri örtbas eden bir toplumu, Allah nasıl doğru yoluna ulaştırır? Allah varlık sebebine aykırı davrananları doğru yola iletmez.

Onların cezası Allah'ın, meleklerin ve tüm insanların lanetine uğramak olacaktır.

Bu lanete ebediyen gömülüp gideceklerdir. Onların ne azapları hafifletilecek, ne de yüzlerine bakılacaktır.

Ama daha sonra tevbe edip kendilerini düzeltenler, bu cezadan hariç tutulacaklardır. Zira Allah çok bağışlayan ve çok acıyandır.

İmandan sonra Allah'tan gelen gerçekleri örtbas edenlere ve bu işte inatla ısrar edenlere gelince, onların tevbeleri asla kabul edilmeyecektir, gerçek sapıklar da onlardır.

Allah'tan gelen gerçekleri örtbas edip bu vaziyette ölenlere gelince, yeryüzü dolusu altını, bağışlanmaları için bedel olarak vermiş olsalar dahi, hiçbirinden asla kabul edilmeyecektir. İşte onlar için acıklı bir azap vardır, yardımcı da bulamayacaklardır.

Size gelince ey mü'minler! Sevdiğiniz şeylerden Allah rızası için başkalarına harcamadıkça, gerçek erdemliliğe ve hayra ulaşmış olamazsınız. Ve her ne harcarsanız mutlaka Allah onu bilir.

Tevrat indirilmeden önce İsrail'in yani Yakub peygamberin kendine haram kıldığı şeyler dışında tüm yiyecekler İsrailoğullarına helal idi. Onlara de ki: “Tevrat'ı ortaya getirin de O'nu okuyun, eğer doğru sözlü iseniz.”

Artık kim Tevrat'ı okuyup gerçekleri öğrendikten sonra, Allah hakkında yalan uydurursa işte onlar yaratılış gayesine aykırı hareket edenlerdir.

De ki: “Allah doğruyu söylemektedir. O halde batıl olan herşeyden yüz çeviren, Allah'la birlikte başka şeylerin ilahlığını da tanımayan İbrahim'in inanç sistemine uyun.”

Gerçek şu ki; İnsanların ibadet etmesi için ilk kurulan ev, Mekke'deki o kutsal ve bütün alemler için hidayet kaynağı olan Kâ'be'dir.

O Kâ'be ki apaçık işaretlerle dopdolu olup, İbrahim'in makamı da oradadır. Kim oraya girerse huzur bulur. Bundan dolayı Kâ'be'yi haccetmek, gücü yeten tüm insanların yerine getirmek zorunda oldukları bir görevdir. Kim bu vazifeyi inkâr edip yapmazsa bilsin ki, Allah alemlerden bağımsız olup her bakımdan kendine yeterlidir.

De ki: “Ey bize de kitap verildi diyenler! Allah yaptıklarınızı görüp dururken, O'nun mesajını kabul etmekten niçin kaçınıyorsunuz?”

De ki: “Ey bize de kitap verildi diyenler! Doğru olduğuna bizzat kendiniz şahit olduğunuz halde, onu eğri göstermeye çalışarak mü'minleri Allah yolundan niçin çevirmeye çalışıyorsunuz? Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir.”

Siz ey iman edenler! Önceki çağlarda kendilerine kitap verilenlerden bir kısmına uyarsanız; imanınızdan sonra sizin Allah'tan gelen gerçekleri reddetmenize sebep olabilirler.

Size Allah'ın ayetleri okunurken, üstelik Allah'ın Rasulü de aranızda iken, bu gerçekleri nasıl örtbas edebilirsiniz? Kim Allah'a gönülden sımsıkı bağlanırsa, gerçekten o doğru yola eriştirilmiştir.

Siz ey iman edenler! Mutlaka yolunuzu Allah ve kitabıyla bulmaya çalışın ve ancak müslüman olarak can verin.

Hepiniz birden Allah'ın ipine yani Allah'ın kitabına sımsıkı sarılın, sakın ayrılıp bölünerek kitap bir yerde siz bir yerde olmayın. Allah'ın size verdiği nimetlerini hatırlayın. Siz birbirinize düşman iken, kalplerinizi nasıl uzlaştırdı da O'nun bu nimeti sayesinde kardeşler oldunuz. Siz ateşten bir çukurun kenarında bulunuyordunuz da, sizi ondan kurtardı. İşte cennete götüren doğru yolu bulasınız diye, Allah ayetlerini böylece açıklar.

İçinizden iyi ve yararlı olana davet eden, doğru ve iyi olanı emreden ve kötülüklerden sakındıran bir topluluk çıksın. İşte gerçek kurtuluşa kavuşanlar onlardır.

Kendilerine açık belgeler geldikten sonra, Allah ve elçileri ile ayrılığa düşüp parçalananlar gibi olmayın. İşte onlar için büyük bir azap vardır.

Bazı yüzlerin mutluluktan parladığı, bazı yüzlerin de ıztırab ile karardığı o hesap gününde, yüzleri kararanlara: “İman ettikten sonra Allah'tan gelen gerçekleri örtbas mı ettiniz? O gerçekleri örtbas ettiğinizden dolayı tadın bu azabı.” denilecek.

Yüzleri pırıl pırıl olanlara gelince, onlar Allah'ın rahmeti içindedirler ve o rahmet içinde temelli kalıcıdırlar.

İşte bunlar Allah'ın mesajlarıdır. Hakikatı bildiren bu mesajları sana bildiriyoruz. Allah yarattıklarının haksızlığa uğramasını istemez.

Göklerde ve yerde ne varsa, hepsi Allah'ındır. Bütün işler döner dolaşır Allah'a varır.

Siz müslümanlar, insanlığın iyiliği için yaratılarak yeryüzüne çıkarılmış hayırlı bir topluluksunuz, doğru olanı emreder, eğri olandan alıkoyarsınız ve Allah'a da inanırsınız. Geçmişteki bize de kitap verildi diyenler, inanmış olsalardı bu kendi iyiliklerine olacaktı. Ama içlerinden pek az inanan bulunsa da, çokları doğru yoldan çıkmışlardır.

Bu bize de kitap verildi diyen Yahudi ve Hıristiyanlar gelip geçici iftira ve bozgunculuk gibi hafif eziyetler dışında size hiç bir şekilde kökten imha ve galibiyet gibi bir zarar veremezler. Sizinle savaşırlarsa arkalarını dönüp kaçarlar, sonra kendilerine yardım da edilmez.

O Yahudiler Allah'a karşı verdikleri sözde, yani Kur'ân'a ve İslâm'a dönmek suretiyle insanlara karşı verdikleri sözde veya insanlara karşı “Allah'ın seçkin milleti” fikrinden vazgeçmedikleri sürece, nereye sokulmuşlarsa Allah'la olan ilişkileriyle insanlarla olan ilişkilerinde ayrı yol takip ettiklerinden dolayı daima alçalmışlardır. Çünkü Allah'ın gazabına uğramış ve aşağılanmaya mahkum olmuşlardır. İşte böylece başlarına bu tür belalar geldi. Çünkü onlar: Allah'ın mesajlarını inkâr ediyorlar, peygamberleri öldürmek gibi bir haksızlığı işliyorlardı. Yine tüm bunlar, bu toplumun azgın ve aşırı gitmesinden dolayı idi.

Ama hepsi de bir değil, bize kitap verildi diyenler arasında geceleyin Allah'ın ayetlerini okuyan ve O'nun huzurunda secdeye kapanan Allah'ın emirlerini yerine getirip yasaklarından kaçınan bir topluluk da vardır.

Onlar Allah'a ve ahiret gününe inanırlar, doğru olanı emreder, eğri olandan alıkoyarlar ve hayırlı işlerde birbirleriyle yarışırlar. İşte bunlar dürüst ve erdemli Allah'la barışık düzgün hayat yaşayan kimselerdendir.

Onların yaptıkları hiçbir iyilik karşılıksız bırakılmayacaktır. Allah; yolunu, kendi kitabıyla bulanları çok iyi bilir.

Allah'tan gelen gerçekleri örtbas edenler yok mu? Onların ne dünyadaki malları, ne de evlatları, Allah'a karşı hiçbir fayda sağlamayacaktır. İşte onlar ateşin halkıdırlar, orada temelli olarak kalacaklardır.

İnanmayan kâfirlerin bu dünya hayatında harcadıklarının durumu, tıpkı şu dondurucu veya kavurucu rüzgara benzer ki, varlık sebebine aykırı işler işleyen bir toplumun ekinine dokunup onu yok etmiştir. Yani bu inançsızların inkâr rüzgarları yaptıkları hayır adına ne varsa hepsini yok eder. Allah onlara haksızlık etmedi, fakat onlar gerçekten haksızlık ederek, yaratılış sebebine aykırı davranmış oluyorlar.

Ey iman edenler! Sizden olmayan kişileri dost veya sırdaş edinmeyin. Onlar sizi yoldan çıkarmak ve size kötülük etmekten asla geri durmazlar ve sizi sıkıntıda görmekten hoşlanırlar. Şiddetli öfkeleri ağızlarından dökülmektedir. Kalplerinde sakladıkları ise daha da kötüdür. Biz bunlarla ilgili bu işaretleri sizin için böylesine açık ve anlaşılır kıldık, eğer aklınızı kullanırsanız.

Sizler işte böylesiniz, o kâfirleri seversiniz ama onlar sizi tüm kitaplara inansanız bile sevmeyecekler. Sizinle karşılaştıklarında “Biz de inandık” derler ama kendi başlarına kaldıklarında, size karşı öfkelerinden parmaklarını ısırırlar. De ki: “Öfkenizle geberin! Unutmayın Allah insanların kalplerinde ne varsa hepsini bilir.”

Size bir iyilik dokunsa bu onları üzer, başınıza bir kötülük gelince de memnun olurlar. Eğer her türlü bela ve sıkıntılara karşı sabredip yolunuzu Allah ve kitabıyla bulmaya çalışırsanız, onların hileleri size hiçbir zarar veremez. Zira Allah, onların yapmakta oldukları herşeyi güç ve kuvvetiyle kuşatmıştır.

Ey peygamber! Hatırla o günü ki; mü'minleri Uhud savaşı düzenine sokmak için, sabah erkenden evinden çıkmıştın. Allah konuştuklarınızı işitiyor ve her iki tarafın da durumlarını çok iyi biliyordu.

İçinizden iki gurubun paniğe kapıldığını da Allah bilmekteydi. Halbuki Allah onlara yakındı. Mü'minler sadece Allah'a güvensinler.

Zira siz son derece zayıf ve güçsüz iken, Allah size Bedir'de yardım etmişti. O halde yolunuzu Allah ve kitabıyla bulun ki, şükredenlerden olasınız.

Ve hatırla o zamanı ki, mü'minlere şöyle demiştin: “Rabbinizin gönderilmiş üçbin melekle size yardım etmesi sizin için yeterli değil mi?”

Evet, ama her türlü sıkıntı ve zorluklara göğüs gerer, yolunuzu Allah ve kitabıyla bulmaya çalışırsanız, düşman aniden size saldırsa bile, Rabbiniz size akın akın gelen beşbin melekle yardım edecektir.

Allah sadece size bir müjde olsun ve böylece kalpleriniz rahatlasın diye, elçisi vasıtasıyla size bildirdi. Çünkü her zaman üstün gelen ve herşeyi yerli yerince yapan, Allah'tan başka kimseden yardım gelmez.

Bir de Allah bu yardımı; gerçekleri örtbas edenlerin bir kısmının kafalarını sizin vasıtanızla kessin ve öylesine alçaltsın ki, ümitsizliğe kapılıp geri çekilsinler diye yaptı.

Kullarımın işinden hiçbir şey sana ait değildir ey peygamber! Allah ya onların tevbesini kabul eder, yahud onları varlık sebebine aykırı davrandıkları için azab eder.

Oysa göklerde ve yerde bulunan herşey Allah'a aittir. O affedilmek isteyeni affeder, azaplandırılmak için gayret edeni de cezalandırır. Allah çok bağışlayan ve merhamet edendir.

Ey inananlar! Faizi kat kat artırarak boğazınıza geçirmeyin, yolunuzu Allah ve kitabıyla bulun ki, gerçek mutluluğa erebilesiniz.

Gerçekleri örtbas edenler için hazırlanmış ateşten sakının.

Allah'a ve elçisine uyun ki, merhamet olunasınız.

Rabbinizden bir bağışlanmaya ve genişliği göklerle yer kadar olan, yolunu Allah ve kitabıyla bulmaya çalışanlar için hazırlanmış cennete ulaşmakta birbirinizle yarışın.

Onlar ki hem bolluk, hem de darlık zamanında Allah için harcarlar, öfkelerini kontrol altında tutarlar ve insanları affederler. Çünkü Allah iyilik yapanları sever.

Ve onlar utanç verici bir iş yaptıkları veya varlık sebeblerine aykırı bir davranışta bulundukları zaman, Allah'ı hatırlar ve günahlarının affı için yalvarırlar. Zaten Allah'tan başka kim günahları affedebilir? Onlar işledikleri günah ve hatalı işlerde de bilerek ısrar etmezler.

İşte bunların mükafatı Rablerinden bir bağışlanma ve içinden ırmaklar akan cennetler olacaktır. İyiliklere gayret gösterenler için ne güzel bir mükafat!

Sizden önce, nice hayat tarzları gelip geçti. Öyleyse yeryüzünde dolaşın, hakikatı yalanlayanların sonunun ne olduğunu görün.

Tüm bu haber ve mesajlar insanlara açık bir ders ve yolunu Allah ve kitabıyla bulanlara bir yol gösterici ve bir öğüt olsun.

Öyleyse cesaretinizi yitirmeyin ve üzülmeyin. Eğer gerçekten inanıyorsanız, mutlaka üstün gelecek olan sizsiniz.

Eğer siz, Uhud savaşında bir yara aldıysanız, o topluluk da Bedir savaşında, benzeri bir yara almıştı. Zira iyi ve kötü günleri biz insanlar arasında evirip çeviririz. Bu metod Allah'ın iman edenleri seçip ayırması ve aranızdan gerçeklere hayatları ile şahitlik yapanları seçmesi içindir. Çünkü Allah yaratılış sebebine aykırı davrananları asla sevmez.

Ve aynı zamanda Allah iman edenleri, her türlü boş ve yararsız şeylerden arındırmak ve gerçekleri örtbas edenleri yok etmek ister.

Allah, kendi yolunda üstün çaba gösterdiğinizi, her türlü sıkıntı ve zorluklara karşı sabırlı olduğunuzu görmedikçe, cennete girebileceğinizi mi sanıyorsunuz?

Siz ölümle yüz yüze gelmeden Allah yolunda ölmeyi arzuluyordunuz. İşte onu şimdi gözlerinizle görmektesiniz, ama ona atılmayıp bakıp duruyorsunuz.

Muhammed sadece bir elçidir. O'ndan önce de başka elçiler gelip geçtiler, öyleyse O, ölür veya öldürülürse, ökçeleriniz üzerinde geriye mi döneceksiniz? Ama ökçeleri üzerinde gerisin geri dönen kişi, hiçbir şekilde Allah'a zarar veremez. Halbuki Allah, kendisine şükreden herkesin karşılığını verecektir.

Hiçbir kimse yok ki, ölümü Allah'ın iznine bağlı olmasın. Ölüm belli bir süreye göre yazılmıştır. Ve kim bu dünyanın menfaat ve kazancını isterse, kendisine ondan vereceğiz. Kim de ahiretin menfaatı ve kazancını arzularsa, ona da bundan veririz. Ve biz şükredenleri pek yakında ödüllendireceğiz.

Nice peygamberler vardır ki, onlarla birlikte birçok Allah dostları savaştılar. Onlar Allah yolunda çektikleri sıkıntılardan dolayı ne korkuya kapıldılar, ne de zayıf düştüler, ne de kendilerini düşman önünde küçük düşürdüler. Zira Allah her türlü sıkıntı ve zorluklara karşı dirençli davrananları sever.

Onların söyledikleri şuydu: “Ey Rabbimiz! Günahlarımızı ve işlerimizdeki aşırılıkları bağışla, ayaklarımızı yolunda ve savaşta sağlamlaştır, senden gelen gerçekleri örtbas edenlere karşı bize yardım et.”

Bunun üzerine Allah, onlara hem bu dünya menfaatlerini, hem de ahiret kazancının en güzelini bağışladı. Zira Allah, güzel davrananları sever.

Ey iman edenler! Allah'tan gelen gerçekleri örtbas edenlere uyarsanız, sizi gerisin geri eski dininize döndürürler ve büsbütün kaybedersiniz.

Oysa sizin dostunuz, koruyucunuz ve sahibiniz Allah'tır. O yardımcıların en hayırlısıdır.

Allah'tan başka varlıklara, O'nun hiçbir zaman yetki tanımadığı şeylere ilahlık yakıştırdıklarından dolayı, gerçekleri örtbas edenlerin kalplerine korku salacağız. Onların gidecekleri yer ateştir, cehennemdir. Ne kötüdür varlık sebebine aykırı davrananların gideceği yer.

Allah, Uhud savaşının ilk anlarında, size verdiği sözü doğruladı. O'nun izniyle düşmanlarınızı yok etmek üzereydiniz. Ne var ki, Allah size sevip hoşlandığınız ganimet toplama işini gösterdikten sonra gevşediniz. Peygamberden gelen emre aykırı davrandınız ve itaatsizlik ettiniz. Aranızda bu dünyaya ilgi duyan kimseler olduğu gibi, ahirete gönül verenler de mevcuttu. Bunun üzerine, Allah sizi denemek için düşmanlarınızı yenmenize mani oldu, ama yine de sizi bağışladı. Zira Allah, mü'minlere karşı çok ikram sahibidir.

Hatırlayın o anı ki, peygamber arkanızdan size seslendiği halde, kimseye bakmadan düşmandan uzaklaşıyor ve hiç kimseye dönüp bakmıyordunuz. Bu yüzden peygamberin emrine aykırı davranmanız sebebiyle, Allah size üzüntü üzerine üzüntü verdi. O bunu elden kaçırdığınız ganimete ve başınıza gelen yenilgiye üzülmeyesiniz diye yaptı. Allah hepinizin yapmakta olduğundan haberdardır.

Sonra Allah, bu kederin ardından size bir emniyet duygusu ve bazılarınızı sarıp kuşatan bir iç sükûneti, uyuklama hali vermişti. Kendi canlarının kaygısına düşmüş, münafık bir gurup da, Allah'a karşı haksız yere cahiliye devrindekine benzer düşüncelere kapılıyorlar. “Bu işten bize ne” diyorlardı. Ey peygamber! De ki: “Bütün işler Allah'ındır.” Onlar sana açıklayamadıklarını içlerinde gizliyorlar. “Bizim elimizden bir şey gelseydi burada öldürülmezdik” diyorlar. Onlara şöyle söyle: “Evlerinizde kalmış olsaydınız bile, öldürülmesi kararlaştırılmış olanlar, devrilecekleri yere mutlaka çıkıp giderlerdi.” Ve bu başınıza gelenlerin tümü Allah'ın göğüslerinizde barındırdığınız herşeyi denemesi ve kalplerinizin içini her türlü boş ve yararsız şeylerden arındırması içindir. Zira Allah, inananların kalplerindeki herşeyi bilendir.

İki ordunun savaş alanında karşılaştığı gün, kaçanların kendi yaptıkları bazı işlerden dolayı şeytan ayaklarını kaydırmak istedi. Ama yine de, Allah onları affetti, doğrusu Allah çok bağışlayan ve yumuşak davranandır.

Ey iman edenler! Uzak yerlere seyahate çıkan veya savaşa katıldıktan sonra ölen kardeşleri hakkında “Bizimle kalmış olsalardı ölmeyeceklerdi veya öldürülmemiş olacaklardı” diyen, gerçekleri örtbas eden kâfirler gibi olmayın. Zira Allah, bu gibi düşünceleri onların kalplerinde acı bir pişmanlık kaynağı yapacaktır. Çünkü hayat bağışlayan ve ölüme hükmeden yalnızca Allah'tır. Allah yaptığınız herşeyi görmektedir.

Ve gerçekten Allah yolunda ölür veya öldürülürseniz, unutmayın ki Allah'ın bağışlaması ve rahmeti onların bu dünyada toplayıp yığacaklarından daha hayırlıdır.

Çünkü ölseniz de, öldürülseniz de sonunda Allah katında toplanacaksınız.

Ey peygamber! Allah'ın rahmeti sebebiyle sen onlara yumuşak davrandın. Eğer onlara karşı kırıcı ve sert olsaydın, çevrenden dağılır giderlerdi. Artık onları bağışla ve affedilmeleri için dua et. Toplumu ilgilendiren her konuda onlara danış, görüşlerini al; sonra bir hareket şekline karar verince de, Allah'a güven. Çünkü Allah, kendisine güvenip, dayananları sever.

Allah size yardım ederse, sizi yenecek hiçbir kuvvet yoktur. O sizi terkeder, yüzüstü bırakırsa, artık size kim yardım edebilir? O halde, mü'minler sadece Allah'a güvensinler.

Bir peygamberin ganimet malına hainlik etmesi olacak birşey değil, kim böyle bir hainlikte bulunursa, kıyamet günü hainlik ettiği o şeyin günahını yüklenerek gelir. Sonra herkese kazandığı tastamam verilir ve hiç haksızlığa uğratılmazlar.

Öyleyse Allah'ın rızasını kazanmak isteyen kişi, Allah'ın gazabına uğramış ve varış yeri cehennem olan kişi ile bir midir? Cehennem ise, ne kötü bir varış noktasıdır.

Tüm insanlar ceza ve mükafatları yönünden, Allah katında farklı farklı derecelere sahiptirler. Çünkü Allah yaptıkları herşeyi görmektedir.

Allah, mesajlarını onlara iletmek, onları arındırmak ve onlara kitabı, hikmeti öğretmek için aralarından bir elçi çıkararak mü'minlere büyük ikram ve lütufta bulundu. Halbuki daha önce apaçık bir sapıklık içinde bulunuyorlardı.

Bedir savaşında, iki katını düşmanınızın başına getirdiğiniz bir felaket, Uhud savaşında kendi başınıza gelince, bu nasıl oldu diye soruyorsunuz, öyle mi? De ki: O sizin kendi kusurunuzdandır. Doğrusu Allah, dilediği herşeyi yapmaya güç yetirendir.

İki ordunun harpte karşılaştığı gün başınıza gelenler, Allah'ın izni ile gerçekleşti. Bu Allah'ın gerçek mü'minleri belirlemesi içindi.

Ve yine iki yüzlülük yapmış olanları açığa vurması içindir ki, o iki yüzlülere “Geliniz, Allah yolunda savaşınız veya hiç olmazsa savunmaya geçiniz denilmişti de, onlar, biz savaşmasını veya savaş olacağını bilseydik, arkanızdan gelirdik” diye cevap vermişlerdi. O iki yüzlüler, o gün kalplerinde olmayanı ağızlarıyla söyleyerek, imandan çok inkârcılığa yakın idiler. Halbuki Allah gizlemeye çalıştıklarını çok iyi bilmektedir.

Savaştan geri kalıp evlerinde oturarak öldürülen kardeşleri hakkında, sonradan “Bizi dinleselerdi, öldürülmezlerdi” diyenlere söyle: “Eğer doğruysanız, ölümü engellesenize.”

Fakat Allah yolunda öldürülenleri ölüler sanmayın. Hayır onlar diridir. Rableri katında rızıklanmaktadırlar.

Allah'ın, lütfuyla kendilerine bağışladığı herşeyden ve şehitllikten dolayı sevinirler ve arkada kalıp henüz kendilerine katılmamış olan kardeşlerine, bir korku ve üzüntü duymayacakları cennete girecekleri müjdesinde bulunurlar.

Allah'ın nimet ve ikramıyla ve bir de Allah'ın, inananların hak ettiği ödülü zayi etmeyeceği gerçeğini müjdeleyerek sevinirler.

Yaralandıktan sonra yine Allah'ın ve elçisinin çağrısına uyup gönül verenleri, hele onlardan iyilik edenleri ve yolunu Allah ve kitabıyla bulmaya çalışanları çok büyük bir karşılık vardır.

O inananlar ki, başka insanlar tarafından “Bakın size karşı bir ordu toplanmış, onlardan korkun ve korunun” denince bu söz onların imanını artırdı ve “Allah bize yeter, O ne güzel vekildir” diye cevap verdiler.

Ve Allah'ın lütfu ve nimeti ile savaştan bir zarara uğramadan döndüler, çünkü onlar, Allah'ın rızası için çabalıyorlardı ve Allah büyük lütuf sahibidir.

İşte o şeytan sizi ancak dostlarıyla veya şeytan ancak kendi dostlarını korkutur. Eğer, gerçekten mü'min kimselerseniz onlardan korkmayın, benden korkun.

Allah'tan gelen gerçekleri örtbas etmede yarış edenler, seni üzmesinler. Çünkü onlar, Allah'a hiçbir zarar veremezler. Allah istiyor ki, onların ahiretteki nimetlerden hiçbir payları kalmasın ve onlar için büyük bir azap vardır.

Şurası muhakkak ki, imanı bırakıp küfre yapışanlar, Allah'a hiçbir zarar veremezler. Onlar için acı bir azap vardır.

Ve o Allah'tan gelen gerçekleri örtbas edenler, kendilerine zaman ve imkan vermemizi kendilerinin iyiliğinedir diye sanmasınlar. Onlara fırsat vermemiz, ancak günahlarını artırmaları içindir. Onları utanç verici bir azap beklemektedir.

Allah mü'minleri de, Uhut savaşında içine düştükleri zayıflık ve şaşkınlık hali üzere bırakacak değildir, sonunda iyiyi kötüden ayıracaktır. Ve Allah gayb bilgilerini yani insanın akıl ve idrakiyle kavrayıp bilemiyeceği şeyleri de size bildirecek veya anlama gücü verecek de değildir. Fakat Allah, elçilerinden dilediğini seçer. Öyleyse Allah'a ve elçilerine inanın, eğer inanır ve yolunuzu Allah ve kitabıyla bulmaya çalışırsanız, sizin için büyük mükafat vardır.

Allah'ın kendilerine ikram edip verdiği malları, infak etmekte cimrilik gösterenler o biriktirdikleri malların, kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Aksine bu onlar için pek kötüdür. Bu derece cimrice sarıldıkları şey, kıyamet günü boyunlarına tasma gibi geçirilecektir. Zira göklerin ve yerin mirası Allah'ındır, hepsi O'na kalacaktır. Ve Allah yaptığınız herşeyden haberi olandır.

Gerçekten, “Allah fakirdir, biz zenginiz” diyen Yahudilerin sözlerini, Allah duymuştur. Onların hem söylediklerini, hem de peygamberleri öldürmek gibi bir haksızlık işlediklerini kaydedeceğiz ve hesap günü onlara diyeceğiz: Tadınız bakalım o yakıcı azabı.

Bu sizin ellerinizle öne sürdüğünüzün karşılığıdır, zira Allah kullarına en ufak bir haksızlık yapmaz.

Doğrusu bize gökten inen bir ateşin yakıp yok edeceği bir kurban getirmedikçe hiçbir peygambere inanmamamız için Allah bizden söz almıştır diyenlere de ki: “Benden önce de peygamberler size hakikatin tüm delillerini ve bu dediğinizi getirmişlerdi. Peki söylediğinizde samimi iseniz, neden onları öldürdünüz?”

Ey peygamber! Eğer seni yalanlarlar ise yadırgama, gerçekten senden önce apaçık mucizeler, sahifeler ve aydınlatıcı kitap getiren nice peygamberleri de yalanlamışlardı.

Her nefis ölümü tadacaktır. Böylece kıyamet günü yapıp ettiklerinizin karşılığı size tam olarak ödenecektir. Orada ateşten uzaklaştırılıp cennete konulacak olanlar, gerçek kurtuluşa ermişlerdir. Zira bu dünya hayatına düşkünlük, aldatıcı bir zevkten başka birşey değildir.

Andolsun mallarınız ve canlarınız konusunda, imtihan edileceksiniz. Sizden önce geçip, bize de kitap verildi diyenlerden ve Allah'tan başka varlıklara da ilahlık yakıştıranlardan, bir çok incitici sözler işiteceksiniz. Ama eğer zorluklara ve sıkıntılara katlanır ve yolunuzu, Allah ve kitabıyla bulmaya çalışırsanız; İşte bunlar, yapılması gerekli olan işlerdendir.

Ve hani Allah kendilerine kitap verilenlerden, O kitabı mutlaka insanlara açıklayacaksınız, gizlemeyeceksiniz diye kesin söz almıştı. Fakat, onlar bunu kulak ardı ettiler ve küçük bir kazançla değiştirdiler. Ne kötü bir alışverişti bu.

Ettikleri kötülüklere sevinen ve yapmadıkları iyiliklerle övülmek isteyenlerin, davranışlarını doğru sanma, onların azaptan kurtulacaklarını da sanma, onlar için acıklı bir azap vardır.

Göklerin ve yerin mülkiyet ve hakimiyeti Allah'ındır. Allah, herşeyi yapmaya güç yetirendir.

Şüphesiz, yerlerin ve göklerin yaratılışında, gece ve gündüzün birbirini izlemesinde, derin kavrayış sahipleri için alınacak dersler vardır.

Onlar ki; ayakta, oturarak ve yanları üzerinde iken hep Allah'ı hatırlayıp anarlar. Göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde inceden inceye düşünürler ve şöyle derler: “Ey Rabbimiz! Sen bunların hiçbirini anlamsız ve amaçsız yaratmadın. Sen yücelikte sınırsızsın, bizi ateş azabından koru.”

Ey Rabbimiz! Şüphesiz sen kimi cehennem ateşine koyarsan, elbette onu rezil ve rüsvay edersin. Zalimler için hiçbir yardımcı da bulunmaz.

Ey Rabbimiz! Doğrusu biz, “Rabbinize iman edin” diye seslenen bir davetçi işittik ve hemen iman ettik. Bizim günahlarımızı affet, kötülüklerimizi sil ve ruhumuzu iyilerle beraber al.

Ey Rabbimiz! Elçilerin vasıtasıyla vadettiğin şeyleri bize ver. Kıyamet günü yüzümüzü kara çıkarma. Şüphesiz sen, sözünden asla caymazsın.”

Nitekim Rableri onların dualarını kabul ederek cevap verdi; İster erkek, ister kadın olsun, benim yolumda çaba gösterenlerden hiç kimsenin çabasını boşa çıkarmayacağım. Çünkü, hepiniz birbirinizin soyundan gelirsiniz. Allah'ın yasaklarını bırakıp, O'nun istediği gibi bir hayat yaşamak için hicret edenlere, eğer bulundukları yer zulüm ve kötülük yurdu haline gelmişse orayı terkedenlere, zorla yurtlarından çıkarılıp başka diyarlara sürülenlere, benim yolumda eziyet çekenlere ve bu yolda savaşıp öldürülenlere gelince: Onların kötülüklerini mutlaka sileceğim ve onları Allah'tan bir mükafat olarak, içinden ırmaklar akan cennetlere sokacağım. Zira, mükafatların en güzeli Allah katında olandır.

Allah'tan gelen gerçekleri örtbas edenlerin, yeryüzünde refah içinde dilediklerini yapabilir görünmeleri seni aldatmasın.

O gelip geçici bir tatminden ibarettir, ama sonunda varacakları yer cehennemdir. O ne kötü bir yataktır.

Ama yollarını Rableri ve kitabıyla bulmaya çalışanlar, Allah tarafından bir ikram olarak içinden ırmaklar akan cennetlere kavuşacaklardır, Allah tarafından bir ikram olarak. Allah katında olan, gerçek erdem sahipleri için en hayırlı olandır.

Bize de kitap verildi diyenlerden öyleleri var ki; Allah'a, size indirilene ve kendilerine indirilene tam bir samimiyetle ve Allah'a boyun eğerek inanırlar. Allah'ın mesajlarını küçük bir kazanç için değiştirmezler. Onların mükafatı Rableri katındadır. Şüphesiz Allah hesabı çabucak görendir.

Ey iman edenler! Zorluklara ve sıkıntılara sabırla katlanın ve şeytan ve uşakları olan kâfirlere karşı bu sabırla yarışın, veya kâfirlerle savaşırken birbirinizle şecaat ve yiğitlikte yarışın, cihad için hazırlıklı ve uyanık bulunun ve yolunuzu Allah ve kitabıyla bulun ki, mutluluğa erebilesiniz.