(1-2) Elif, Lam, Mim. Allah ki kendisinden başka hiçbir ilah yoktur. O, sonsuza kadar diri, hayatın ve varlığın kaynağı ve dayanağı olandır, (her şeyi) hakkıyla gözetip yönetendir.

(1-2) Elif, Lam, Mim. Allah ki kendisinden başka hiçbir ilah yoktur. O, sonsuza kadar diri, hayatın ve varlığın kaynağı ve dayanağı olandır, (her şeyi) hakkıyla gözetip yönetendir.

(Allah) Kendisinden önceki kitapları(n asıllarını) tasdik eden Hak Kitap'ı sana indirdi. Bundan önce de insanlara doğru yolu göstermek için Tevrat'ı ve İncil'i de indirmişti.

(Onlar,) bu (Kur'an')dan önce insanlar için bir hidayetti. Furkan'ı (hak ile batılı birbirinden ayıran Kur'an'ı) da (böylece) indirdi. Gerçek şu ki, Allah'ın ayetlerini inkâr edenler için şiddetli bir azap vardır. Allah mutlak galiptir, intikam alıcıdır/hakkı teslim edicidir.

Göklerde ve yerde hiçbir şey Allah'tan saklı değildir.

Rahimlerde sizi dilediği gibi şekillendiren O'dur. O'ndan başka ilâh yoktur. O mutlak galiptir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Sana Kitabı indiren O'dur. O'nun bazı ayetleri muhkemdir ki bunlar, kitabın anası (temeli)dir. Diğer bir kısmı da müteşabih ayetlerdir (ki onlar da yoruma açıktır). Kalpleri hakikatten sapmaya meyilli olanlar, fitne çıkarmak ve (kendi isteklerine göre olmadık) yorumlar yapmak için ondan müteşabih ayetlerin ardına düşerler. Oysa onun kesin anlamını Allah'tan başkası bilmez. Bu yüzden ilimde derinleşenler: “Biz ona inandık, tümü Rabbimizin katındandır” derler. Derin kavrayış sahipleri dışında kimse bundan öğüt alıp düşünmez.

(Onlar derler ki): “Ey Rabbimiz, bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi saptırma! Yüce katından bir rahmet ver! Kuşkusuz sen çok bağışlayansın.”

“Ey Rabbimiz! Doğrusu sen, insanları (geleceği şüphe götürmeyen) günde toplayacak olansın. Şüphesiz ki Allah sözünden asla dönmez.”

İnkârcılara gelince; dünya malları da çocukları da Allah katında onlara en ufak bir yarar sağlamayacaktır. İşte onlardır (yaptıkları yüzünden cehennemde) ateşin yakıtı olanlar!

Bunların tutumu, Firavun ailesinin ve onlardan öncekilerin tutumu gibidir. Onlar ayetlerimizi yalanladılar da Allah onları günahlarından dolayı helak etti. Allah'ın cezalandırması şiddetlidir.

(Ey Resulüm!) Küfredenlere de ki: “Siz mutlaka yenilecek ve cehenneme sürüleceksiniz.” Orası ne fena bir karargâhtır.

(Bedir'de savaş için) karşı karşıya gelen iki toplulukta sizin için ibret vardır. Onlardan bir grup Allah için savaşırken diğeri O'nu inkâr ediyordu. (İnkârcılar inananları) göz bakışıyla kendilerinin iki misli görüyordu. Allah da (faydalı çalışmalarından dolayı) dilediğini yardımıyla destekliyordu. Muhakkak bunda, (hakikat) gözü açık olanlar için (alınacak) bir ders vardır.

Kadınlar, oğullar, altın ve gümüş (cinsin)den birikmiş hazineler, soylu atlar, sığırlar, arazilere yönelik tutku ve dünyevî zevkler insanoğlu için çekici kılınmıştır. Bütün bunlar dünya hayatının geçimliğidir. Oysa asıl varılacak güzel yer ancak Allah'ın katındadır.

De ki: “Size o (dünyevi zevkler)den daha hayırlı olan şeyleri haber vereyim mi? Allah'a karşı sorumluluk bilinciyle yaşayanlar için Rableri katında mesken olarak altından ırmaklar akan cennetler, temiz eşler (arkadaşlar) ve Allah'ın güzel kabulü/rızası vardır.” Allah, kullarını hakkıyla görendir.

Onlar (Allah'ın emrine uygun yaşayıp günah işlemekten sakınanlar) şöyle derler: “Rabbimiz! Şüphesiz biz inandık, artık bizim günahlarımızı bağışla ve bizi ateşin azabından koru!”

Onlar, sabreden, sözünü tutan, yürekten bağlı olan, hayra harcayan ve seher vaktinde Allah'tan bağış dileyenlerdir.

Allah, kendisinden başka hiçbir ilâhın olmadığına (bizatihi kendisi) şahittir. Meleklerle ilim sahipleri de adalet ölçüsüne sarılarak şahitlik etmişlerdir ki, O'ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O, mutlak galiptir, hüküm ve hikmet sahibidir

Şüphe yok ki, Allah katında hak din İslam'dır. Kendilerine kitap verilenler (Yahudi ve Hıristiyanlar), kendilerine ilim geldikten sonra, sadece aralarındaki kıskançlık ve başkaldırı yüzünden anlaşmazlığa düştüler. Kim Allah'ın ayetlerini inkâr ederse, (bilsin ki) gerçekten Allah, hesabı pek çabuk görendir.

Eğer seninle tartışmaya girerlerse de ki: “Bana uyanlarla birlikte ben kendimi Allah'a teslim ettim.” Daha önce kitap gelmiş olanlara (Yahudi ve Hıristiyanlara) ve kitap ile ilgisi olmayanlara de ki: “Siz de Allah'a teslim oldunuz mu?” Eğer teslim oldularsa doğru yolu buldular demektir. Yok, eğer yüz çevirdilerse sana düşen, yalnızca duyurmaktır. Allah kullarını çok iyi görendir.

Allah'ın ayetlerini inkâr edip haksız yere peygamberleri öldürenleri, insanlardan adaleti emredenlerin canına kıyanları elem verici bir azapla müjdele!

İşte onlar, dünya ve ahirette amelleri (iyi da olsa) boşa giden kimselerdir. Onların (azaplarına mani olacak) hiçbir yardımcıları da yoktur.

Kendilerine Kitap'tan (Tevrat'tan) bir pay verilen (Yahudi)leri görmüyor musun ki, aralarında hüküm vermesi için Allah'ın Kitabına çağrılıyorlar da sonra içlerinden bir kısmı (Tevrat'ın hükmüne) yüz çevirerek dönüp gidiyor.

Çünkü onlar: “Bize ancak sayılı günlerde ateş dokunacaktır” demişlerdir. Onların vaktiyle uydurdukları şeyler de dinleri hakkında kendilerini yanıltmıştır.

Bakalım, o geleceğinde hiç şüphe olmayan gün için kendilerini bir araya topladığımız ve hiç kimseye haksızlık edilmeden herkese (dünyada) kazandığının karşılığı tastamam ödendiği vakit, hâlleri nasıl olacaktır?

De ki: “Ey mülkün sahibi olan Allahım! Sen mülkü dilediğine verirsin, dilediğinden alırsın; dilediğini (faydalı çalışmalarıyla) yüceltirsin, dilediğini (de kötü eylemlerinden dolayı) alçaltırsın. Bütün iyilikler senin elindedir. Doğrusu, sen istediğini yapmaya güç yetirensin.”

“Geceyi uzatırsın, gündüzün bir kısmı gece olur. Gündüzü uzatırsın, gecenin bir kısmı gündüz olur. Ölüden diri çıkarır, diriden de ölü çıkarırsın. Dilediğini de hesapsız rızıklandırırsın.”

Mü'minler, mü'minleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesinler. Bunu yapan, Allah ile ilişkisini kesmiş olur. Ancak kendinizi onlardan (gelebilecek olan bir tehlikeye karşı) korumak için (zoraki dostça davranmanızda) bir sakınca yoktur. Allah, kendisine karşı dikkatli olmanızı emrediyor. (Unutmayın ki) dönüş yalnız Allah'adır.

De ki: “Kalplerinizdekini gizleseniz de, açığa vursanız da Allah onu bilir. O, göklerde ve yerde olanları da bilir. Çünkü Allah her şeye hakkıyla gücü yetendir.”

Herkesin, iyilik olarak yaptıklarını da kötülük olarak yaptıklarını da karşısında hazır bulacağı günde (kişi), kötülükleri ile kendi arasında uzak bir mesafe bulunmasını ister. Yine Allah, sizi kendisine karşı dikkatli olmanız hakkında uyarmaktadır. Allah, kullarına karşı çok şefkatlidir.

De ki: “Eğer Allah'ı seviyorsanız hemen bana uyun ki Allah da sizleri sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”

De ki: “Allah'a ve Peygamber'e itaat edin!” Eğer yüz çevirirlerse (inkar etmiş olurlar), bilsinler ki Allah hakikati inkâr edenleri sevmez.

(33-34) Muhakkak ki Allah, Âdem'i, Nûh'u ve İbrâhîm hânedânı ile İmran soyunu (İmran kızı Meryem ve Îsâ'yı) birbirinden gelen bir zürriyet olarak âlemler üzerine seçkin kıldı. Allah, (her şeyi) hakkıyla işiten, (her şeyi) hakkıyla bilendir.

(33-34) Muhakkak ki Allah, Âdem'i, Nûh'u ve İbrâhîm hânedânı ile İmran soyunu (İmran kızı Meryem ve Îsâ'yı) birbirinden gelen bir zürriyet olarak âlemler üzerine seçkin kıldı. Allah, (her şeyi) hakkıyla işiten, (her şeyi) hakkıyla bilendir.

Hani İmran'ın karısı (İsa'nın büyükannesi ve Meryem'in annesi Hanne) şöyle demişti: “Ey Rabbim! Karnımdaki (çocuğumu) senin hizmetine adayacağıma söz veriyorum. Benden bunu kabul et. Doğrusu, yalnız sen, her şeyi duyan, her şeyi bilensin!”

İmran'ın karısı (Hanne) çocuk doğurunca, Allah onun ne doğurduğunu daha iyi bildiği halde: “Ey Rabbim, onu kız doğurdum. Erkek, kız gibi değildir. Bununla beraber, ben onun adını (Allah'ın kulu anlamına gelen) Meryem koydum. İşte ben onu ve zürriyetini kovulmuş şeytanın şerrinden senin korumana bırakıyorum” dedi.

Bunun üzerine Rabbi, Meryem'i güzel bir kabul ile kabul buyurdu ve onu iyi bir şekilde yetiştirdi ve (eniştesi) Zekeriya'yı da ondan sorumlu kıldı. Zekeriya ne zaman Meryem'in bulunduğu bölmeye girse, onun yanında bir yiyecek bulurdu. “Ey Meryem! Bu sana nereden geliyor?” diye sorardı. O da: “Bu, Allah katından” diye cevap verirdi. Zira Allah, dilediğine hesapsız rızık verir.

Orada Zekeriya Rabbine şöyle dua etti: “Ya Rabbi! Bana katından tertemiz bir soy armağan et. Doğrusu sen, duaları işitensin” dedi.

Bunun üzerine Zekeriya mihrapta namaz kılarken melekler ona seslendi: “Allah sana, kendi katından bir sözün gerçekliğini doğrulayacak, insanlar arasında seçkin bir yere sahip olacak, tam bir iffet sahibi, dürüst ve erdemli bir peygamber olacak olan Yahya'yı müjdeliyor.”

Zekeriya ise: “Ya Rabbi, kendim iyice yaşlanmış ve karım çocuktan kesilmişken benim nasıl oğlum olabilir?” dedi. O da: “Öyle de olsa, Allah dilediğini yapar” buyurdu.

Zekeriya: “Ey Rabbim! Bana bir işaret göster!” dedi. (Allah) buyurdu ki: “İşaretin şudur; üç gün boyunca işaretleşmelerin dışında insanlarla konuşma! Rabbini hiç durmadan an ve gece gündüz O'nun sınırsız şanını yücelt!”

Hani melekler (Meryem'e) şöyle demişti: “Ey Meryem, Allah seni seçti, arındırdı ve âlemlerin kadınlarından seçkin kıldı.”

“Ey Meryem! Rabbine huşu ile bağlan, secdeye kapan ve (O'nun önünde) eğilenlerle birlikte eğil.”

(Ey Muhammed!) Sana vahyettiğimiz (bu kıssalar), gaybın (görmediğin ve yaşamadığın devrin) haberlerindendir. Zira hangisinin Meryem'in hamisi olacağını kur'a ile belirlediklerinde sen onlarla birlikte değildin ve onlar tartışırken sen yanlarında da yoktun.

Melekler demişti ki: “Ey Meryem! Allah sana, kendinden bir sözü, adı Meryem oğlu İsa olan Mesihi, dünya ve ahirette şerefli ve Allah'a yakın kılınanlardan olarak müjdeliyor.”

Ve o, “Hem beşikte iken, hem de yetişkin bir adam olarak insanlarla konuşacak, dürüst ve erdemli kişilerden olacak.”

Meryem: “Ya Rabbi! Bana hiçbir erkek dokunmadığı halde nasıl çocuğum olabilir?” dedi. (Allah şöyle) buyurdu: “Öylede olsa Allah dilediğini yaratır. O, bir işin olmasını dilediği zaman ona sadece ‘Ol' der ve o da oluverir.”

(Melekler İsa ile ilgili sözlerine devam ederek: “Allah) ona hem yazmayı, hem hikmeti ve hem de Tevrat'ı ve İncil'i öğretecek.”

Ve onu İsrailoğullarına peygamber olarak gönderecek. Onlara diyecek ki: “Ben, size Rabbinizden bir mucize ile geldim ki, size çamurdan kuş biçiminde bir yaratık yaparım, içine üflerim, (o da) Allah'ın izniyle hemen (canlanıp) bir kuş oluverir. Yine Allah'ın izniyle, körleri ve cüzamlıları iyi eder, ölüleri yeniden hayata döndürürüm ve size evlerinizde yediklerinizi ve biriktirdiklerinizi haber veririm. Eğer (Allah'a) iman edenlerdenseniz, şüphesiz bunda size (benim peygamberliğimi gösteren) kesin bir delil vardır.”

“(Yine ben) Tevrat'tan günümüze kalan (aslın)ın doğruluğunu tasdik etmek, size haram kılınan (içyağı ve deve eti gibi) bazı şeyleri (tekrar) helâl kılmak için geldim ve Rabbiniz tarafından size bir mesaj getirdim. Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana uyun!”

“Şüphesiz Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Onun için hep O'na kulluk edin! İşte doğru yol budur.”

İsa onların hakikati reddettiklerinin farkına varınca: “Allah(‘ın dini) için yardımcılarım kimlerdir?” dedi. Havariler: “Biziz Allah(‘ın dinin)in yardımcılar. Allah'a iman ettik. Şahit ol ki, biz muhakkak Müslümanlarız.” dediler.

Havariler: “Ey Rabbimiz! İndirdiğin kitaba iman ettik, peygambere uyduk. Sen de bizi şehadet edenlerle beraber yaz” diye dua etti.

(Yahudiler, Hz. İsa'yı öldürmek için) tuzak kurdular. Allah da onların tuzaklarını bozdu. Allah, tuzak kuranların karşılığını en iyi verendir.

O vakit Allah şöyle buyurdu: “Ey İsa! (Korkma!) Senin hayatına son verecek olan benim, (onlar değil). Seni alıp kendi katıma yükselteceğim. Seni küfredenlerden (kurtarıp) temizleyeceğim ve sana (bir peygamber olarak) uyanları da kıyamete kadar küfredenlerin üstünde tutacağım. Sonra dönüşünüz yalnızca bana olacak. Hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyde aranızda ben hükmedeceğim.”

“İnkârcılar var ya; işte onları dünya ve ahirette şiddetli bir azaba çarptıracağım. Onların hiç yardımcıları da olmayacak.”

“İnanıp erdemli bir hayat sürenlere gelince; Allah onların ödüllerini tam olarak verecektir. Allah haddi aşanları sevmez.”

(Ey Muhammed!) Bu bildirdiklerimiz, sana ilettiğimiz mesajlardan ve hikmet yüklü haberlerdendir.

Muhakkak ki İsa'nın babasız dünyaya geliş durumu, Allah katında Âdem'in durumu gibidir. Allah, Âdem'i topraktan yarattı, sonra ona “Ol” dedi. O da, hemen oluverdi.

(Îsa hakkında sana verilen) bu haber rabbinden gelen bir gerçektir. Öyleyse kuşkuya kapılanlardan olma!

Sana (İsa'nın Allah'ın kulu ve elçisi olduğuna dair) bilgi geldikten sonra, bu hususta seninle kim tartışmaya kalkacak olursa, de ki: “Gelin, oğullarımızı, oğullarınızı, kadınlarımızı, kadınlarınızı, kendimizi ve (sizin) kendinizi çağıralım, sonra lanetleşelim ve Allah'ın lanetinin yalan söyleyenlerin üzerine olmasını dileyelim.”

Şüphesiz bu (İsa hakkında anlattıklarımız), elbette doğru haberlerdir. Allah'tan başka ilâh yoktur. Hiç kuşkusuz Allah mutlak galiptir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Şayet (Allah'ın birliğine inanmaktan) yüz çevirirlerse; şüphesiz ki Allah, bozguncuları bilendir (ve hak ettikleri cezayı verendir).

De ki: “Ey Ehli-i Kitab (Yahudiler ve Hıristiyanlar)! Bizimle sizin aranızda ortak bir söze gelin. Yalnız Allah'a ibadet edelim. O'na hiçbir şeyi ortak koşmayalım. Allah'ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilâh edinmesin.” Eğer onlar yine yüz çevirirlerse, (onlara) deyin ki: “Şahit olun ki biz gerçek Müslümanlarız.”

Ey kitap ehli (Yahudiler ve Hıristiyanlar)! “Neden İbrahim hakkında tartışıp duruyorsunuz? Tevrat da İncil de şüphesiz ondan sonra indirilmiştir. Aklınızı kullanmıyor musunuz?”

İşte siz böyle kimselersiniz! Diyelim ki biraz bilgi sahibi olduğunuz şey (kitabınızda olan son peygamberine ait özellikler) hakkında tartıştınız. Ya hiç bir bilginiz olmayan şey (İbrahim'in dini) hakkında niçin tartışıyorsunuz? Oysaki (her şeyi) Allah bilir, siz bilemezsiniz.

İbrahim ne bir Yahudi, ne de bir Hıristiyan'dı. Fakat o, Allah'ı bir tanıyan dosdoğru bir Müslümandı. Müşriklerden de değildi.

Gerçekten insanların İbrahim'e en yakın olanı elbette (zamanında) ona uymuş olanlar ile şu peygamber (Muhammed) ve ona iman edenlerdir. Allah inananların dostudur.

Kitap ehlinden bir kısmı sizi sapıtmak (ve kendi dinlerine çevirmek) isterler. Oysa onlar kendilerini saptırırlar da farkına varamazlar.

Ey kitap ehli! Hakkı (gerçeği) bildiğiniz halde, niçin Allah'ın mesajlarını inkâr ediyorsunuz?

Ey kitap ehli! Niçin hakkı batıl ile örtüp (batılı hak diye gösteriyor) ve bile bile gerçeği gizliyorsunuz?

Kitap ehlinden bir grup (kendilerinden olan diğerlerine) dediler ki: “İman edenlere indirilen Kur'an'a günün evvelinde inanın, günün sonunda (bir bahane uydurarak) inkâr edin. Olur ki (şüpheye düşerler de) onlar da (dinlerinden) dönerler.”

(Ehl-i Kitab:) “Sizin dininize uyandan başkasına inanmayın!” (derler). (Ey Resulüm!) De ki: “Şüphesiz doğru yol, Allah'ın dosdoğru yoludur. Size verilenin bir benzeri birine (İslam peygamberine) veriliyor ya da Rabbinizin katında onlar (mü'minler) size karşı deliller getiriyorlar diye mi (böyle söylüyorsunuz)?” De ki: “Lütuf ve ihsan, Allah'ın elindedir. Onu dilediğine bağışlar. Çünkü Allah lütfu ve ihsanı bol olandır, her şeyi hakkıyla bilendir.”

O, rahmetini (peygamberliği, kitabı ve mucizeyi) dilediğine has kılar. Allah, büyük lütuf ve ihsan sahibidir.

Kitap ehli arasında öylesi vardır ki, ona yüklerle mal emanet bıraksan, onu sana noksansız iade eder. Fakat onlardan öylesi de vardır ki, ona bir dinar emanet etsen, tepesine dikilip durmazsan onu sana iade etmez. Bu da onların, “Ümmîlere (Kitap ehli olmayanlara, zayıf ve bilgisizlere) karşı (yaptıklarımızdan) bize vebal yoktur” demelerinden dolayıdır. (Böylece) onlar, (bile bile) Allah hakkında yalan uydururlar.

Hayır! (Gerçek, onların dediği gibi değil.) Kim sözünü yerine getirir ve Allah'a karşı gelmekten sakınırsa, şüphesiz Allah, kendisine karşı gelmekten sakınanları sever.

Doğrusu Allah'a verdikleri sözü ve ettikleri yeminleri az bir menfaat karşılığında değiştirenler (var ya), işte onlar, öteki dünyanın nimetlerinden asla nasiplenemeyeceklerdir. Allah kıyamet günü onlara hitap etmeyecek ve onları (günahlarından) temize çıkarmayacaktır. Onlar için elem verici bir azap vardır.

Onlardan bir grup vardır ki, kitaptan olmadığı hâlde kitaptan sanasınız diye (okudukları) kitaptanmış gibi dillerini eğip bükerler ve: “Bu, Allah katındandır” derler. Hâlbuki o, Allah katından değildir. Bile bile Allah'a karşı yalan söylerler.

Allah'ın kendisine kitap, hikmet ve peygamberlik verdiği hiçbir kişinin kalkıp da insanlara: “Allah'ı bırakıp bana kul olun!” demesi düşünülemez. Aksine, (onlara şöyle öğüt verir): “Öğretmekte olduğunuz ve bilgisini yaydığınız Kitab'ın gerektirdiği gibi Rabbe bağlı kullar olun!”

Onun size: “Melekleri ve peygamberleri ilâhlar edinin.” diye emretmesi de düşünülemez. Siz Müslüman olduktan sonra, o size hiç inkârı emreder mi?

Allah, vaktiyle peygamberlerin (ümmetlerine hitaben) misakını (bağlılık sözünü) şöyle almıştı: “Celâlim hakkı için size kitap ve hikmetten verdim. Sonra size, beraberinizde olan (kitapları) tasdik eden bir peygamber geldiğinde mutlaka ona iman edeceksiniz ve her halde ona yardımda bulunacaksınız” diye sağlam bir söz alıp: “Siz de bunu kabul ettiniz mi?” buyurduğunda, onlar da: “Kabul ettik” dediler. (Allah) şöyle buyurdu: “Öyle ise birbirinize karşı şahit olun, ben de sizinle beraber şahit olanlardanım.”

Artık, bundan sonra kim (verdiği sözden) dönerse, işte onlar, Allah'ın emrinden çıkmış kimselerdir.

Göklerde ve yerde olan her şey, isteyerek veya istemeyerek O'na boyun eğmişken ve O'na döndürülüp götürülecekken, onlar kalkıp Allah'ın dininden başka bir din mi arıyorlar?

De ki: “Biz Allah'a iman ettik. Bize indirilene (Kur'an'a), İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakup'a ve torunlarına indirilene, Rableri tarafından Musa'ya, İsa'ya ve peygamberlere gönderilene inandık. Peygamberler arasında hiçbir ayırım yapmayız. Biz yalnız Allah'a teslim oluruz.”

Kim İslam'dan başka bir din ararsa asla ondan kabul edilmeyecek ve o, ahirette de zarara uğrayanlardan olacaktır.

İman edip, peygamberin hak olduğuna şahadet ettikten ve kendilerine açık belgeler geldikten sonra inkâr eden bir milleti Allah nasıl doğru yola eriştirir? Allah zalimleri doğru yola eriştirmez.

İşte onların cezası; Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların lânetine uğramaktır.

Onlar ebedî olarak bu lânet ve azabın içinde kalacaklardır. Kendilerinden ne azap hafifletilecek ne de yüzlerine bakılacaktır.

Ancak bunun ardından tevbe edip düzelenler müstesnadır. Doğrusu Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.

Şüphesiz iman ettikten sonra inkâr eden, sonra da inkârda ileri gidenlerin tevbeleri asla kabul edilmeyecektir. İşte onlar sapıkların ta kendileridir.

Hakikati inkâra şartlanmış olanlar ve bu inkâr içerisinde ölüp gidenler (var ya), onların dünya dolusu altını olsa ve onu kurtuluş fidyesi olarak verseler bile, hiç birinden asla kabul olunmaz. İşte elem verici azap onlaradır ve onların hiç yardımcıları da olmayacaktır.

(Allah yolunda) sevdiğiniz şeylerden harcamadıkça, gerçek iyiliğe asla erişemezsiniz. Her ne harcarsanız Allah onu hakkıyla bilendir.

Tevrat indirilmeden önce, İsrail'in (Yakub'un) kendisine haram kıldığı şeylerin dışında, yiyeceklerin hepsi İsrailoğullarına helaldi. De ki: “Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi Tevrat'ı getirip okuyun!”

Artık kim bundan sonra da (haram ve helal konusunda) Allah adına yalan uydurursa işte onlar zalimlerin ta kendileridir.

Sen de ki: “(Helâl ve haram konusunda) Allah doğru buyurmuştur. O halde İslâm'a yönelerek İbrahim'in dinine uyun. O, Allah'a ortak koşanlardan değildi.”

Doğrusu insanlar için ilk kurulan ev (mabed), Bekke (Mekke)'de, çok mübarek ve alemlere hidayet kaynağı olan (Kâbe')dir.

Orada (Kâbe'nin mabed olduğunu gösteren) apaçık nişaneler, (ayrıca) İbrahim'in makamı vardır. Oraya giren emniyette olur. Yoluna gücü yetenlerin o evi (mabedi) haccetmesi, Allah'ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Hakikati inkâr edenlere gelince, bilsinler ki, şüphesiz Allah bütün âlemlerden müstağnidir (kimseye muhtaç değildir, her şey O'na muhtaçtır).

De ki: “Ey kitap ehli (Yahudiler ve Hıristiyanlar)! Allah yaptıklarınızı görüp dururken, Allah'ın ayetlerini ne diye inkâr edip duruyorsunuz?”

De ki: “Ey kitap ehli! (Gerçeği) görüp bildiğiniz halde niçin Allah'ın doğru yolunu eğri göstermeye yeltenerek inananları Allah yolundan çevirmeye kalkışıyorsunuz? Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir.”

Ey inananlar! Eğer kendilerine kitap verilenlerden (Yahudi ve Hıristiyanlardan) herhangi bir gruba boyun eğecek olursanız, sizi imanınızdan sonra tekrar küfre döndürürler.

Allah'ın ayetleri size okunduğu ve O'nun elçisi aranızda olduğu halde nasıl olur da inkâr edersiniz? Kim Allah'(ın dinin)e sımsıkı tutunursa (dayanırsa), dosdoğru yola ulaştırılmıştır.

Ey inananlar! Derin bir duyarlılıkla Allah'a karşı sorumluluk bilinciyle yaşayın ve O'na kendinizi yürekten teslim etmeden (hakiki Müslüman olmadan) önce ölümün sizi alt etmesine izin vermeyin!

Hep birlikte Allah'ın ipine (İslam'a/Kur'an'a) sımsıkı tutunun (hayatınızı ona göre düzenleyin) ve (İslam'la çelişen davranışlarınızla gruplara ayrılarak) birbirinizden kopmayın! Allah'ın üzerinizdeki (İslâm) nimetini düşünün ki, cahiliyet devrinde birbirinize düşmanlar iken o, sizin kalpleriniz arasında ülfet (yakınlık) meydana getirdi de onun nimeti sayesinde din kardeşleri oldunuz. Hem siz ateşten bir çukurun tam kenarında bulunuyordunuz da oraya düşmekten sizi (İslam ile) O kurtardı. İşte Allah size âyetlerini böylece açıklıyor ki, doğru yola eresiniz.

İçinizden (herkesi), iyi ve yararlı olana davet eden, eğri ve yanlıştan alıkoyan bir topluluk bulunsun. Nihai kurtuluşa erişecek kimseler, işte bunlardır.

(Ey inananlar!) Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın! İşte bunlar için büyük bir azap vardır.

O gün bazı yüzler aklanır (parıldar), bazı yüzlerse kararır. Yüzleri kararanlara: “İnandıktan sonra inkâr mı ettiniz? İnkârınızdan dolayı azabı tadın bakalım!” denir.

Yüzleri ak olanlar ise Allah'ın rahmeti içindedirler. Onlar orada ebedi olarak kalacaklardır.

İşte bunlar, Allah'ın ayetleridir. Onları sana, hakkı yerine getirmek için (vahiy yoluyla) okuyoruz. Allah alemlere (hiç kimseye) haksızlık etmek istemez.

Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır. Ve bütün işler Allah'a döndürülür.

Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. Doğru olanı emreder, eğri olandan alıkoyarsınız ve Allah'a inanırsınız. Ehl-i Kitab (Yahudi ve Hıristiyanlar) da inansaydı, elbette ki bu, kendileri için hayırlı olurdu. (Gerçi) içlerinde iman edenler var fakat çoğu yoldan çıkmış kimselerdir.

(Ey inananlar!) Onlar size, incitmekten başka elbette bir zarar veremezler. Sizinle savaşacak olurlarsa da geri dönüp kaçarlar; sonra onlara yardım da edilmez.

Onlar (Yahudiler) nerede bulunurlarsa bulunsunlar, Allah'ın ve (inanan) insanların güvencesine sığınmadıkça kendilerini zillet kaplayacaktır. Onlar Allah'ın gazabına uğradılar, (yaptıkları yüzünden) alınlarına perişanlık damgası vuruldu. Bu, onların Allah'ın ayetlerini inkâr etmeleri ve sebepsiz yere peygamberleri öldürmeleri yüzündendir. Çünkü onlar Allah‘a başkaldırmış ve ölçüleri çiğnemişlerdir.

Kitap ehlinin (Yahudilerin ve Hıristiyanların) hepsi aynı değildir. Onların arasında, (Müslüman olduktan sonra) gece boyunca Allah'ın ayetlerini okuyan ve O'nun huzurunda secdeye kapanan dosdoğru insanlar da vardır.

Bunlar; Allah'a ve ahiret gününe inanırlar. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar ve hayır işlerinde yarışırlar. İşte bunlar salihlerdendir.

Onların yaptığı hiçbir iyilik karşılıksız bırakılmayacaktır. Allah, kendisine karşı sorumluluk bilinciyle yaşayanları çok iyi bilendir.

İnkârcılara gelince; onları ne dünya malları ne de evlatları Allah'(ın azabın)a karşı koruyabilir. İşte onlar, içinde yaşayıp kalacakları ateşe mahkûm olacaklardır.

Onların bu dünya hayatında harcadıkları malların durumu, kendilerine zulmeden bir topluluğun ekinlerini vurup mahveden kavurucu ve soğuk bir rüzgârın durumu gibidir (imanları olmadığı için, dünyada yaptıkları iyiliklerin ahirette onlara hiçbir faydası olmaz). Doğrusu Allah onlara zulmetmedi. Fakat onlar (iman etmemekle) kendilerine zulmettiler.

Ey İnananlar! Siz(in dininiz)den olmayanı dost (sırdaş) edinmeyin. Onlar sizi yoldan çıkarmak için ellerinden geleni yaparlar ve sizi sıkıntıda görmekten hoşlanırlar. Onların şiddetli öfkeleri ağızlarından taşmaktadır. Kalplerinde sakladıkları (kin) ise daha da büyüktür. Biz (bütün) bu ayetleri size açıklıyoruz ki belki aklınızı kullanırsınız.

Siz onları sevmeye hazırsınız, ama onlar, siz bütün kitaplara inandığınız halde sizi sevmezler. Ve sizinle karşılaştıklarında: “Biz (sizin inandığınız gibi) inanıyoruz!” derler. Ama kendi başlarına kalınca size karşı öfkelerinden parmaklarını ısırırlar. (Ey Resulüm!) De ki: “Öfkenizle kahrolun! Şüphesiz Allah kalplerde ne varsa hepsini bilir.”

Size bir iyilik gelse tasalanırlar, kötülük gelse sevinirler. Sabreder ve Allah'a emirlerine uygun bir hayat yaşarsanız, onların hileleri size hiçbir şekilde zarar vermez. Muhakkak ki Allah, onların yaptıklarını çepeçevre kuşatmıştır.

(Ey Muhammed!) Hani bir vakit, (Uhud'da) inananları savaş düzenine sokmak için sabah erkenden ailenden/evinden ayrılmıştın. Allah (her şeyi) hakkıyla işiten, (her şeyi) hakkıyla bilendir.

O zaman (Uhud Gazvesinde)  içinizden iki bölük bozulmaya yüz tutmuştu. Oysa Allah onların dostu ve yardımcısı idi. Artık, mü'minlere düşen, yalnız Allah'a dayanıp güvenmeleridir.

Andolsun ki Bedir'de de siz, (asker ve silah bakımından), daha zayıf bir durumda iken Allah size yardım etmiş (kesin bir zafer vermiş)ti. O halde Allah'ın emirlerine uygun yaşayın ki şükredenlerden olasınız.

O zaman sen (Bedir gazvesinde) inananlara: “İndirilen üç bin melekle Rabbinizin size yardım etmesi yetmez mi?” diyordun.

Evet, güçlüklere karşı direnir ve erdemli davranırsanız, düşman aniden size saldırdığında, Rabbiniz akın akın gelen (teçhizatlı ve özel işaretli) beşin melekle size yardım edecektir.

Allah bu (yardım)ı sırf müjde olsun ve kalbiniz iyice yatışsın diye yapmıştır. Yardım ve zafer, ancak mutlak galip, tam hüküm ve hikmet sahibi olan Allah tarafından gelir.

Böylece inkârcıların bir kısmını imha eder veya onları etkisiz hale getirip bozguna uğratır.

(İnkârcıları cezalandırmak ya da affetmek) konusunda senin yapabileceğin bir şey yok. Allah ya onların tevbelerini kabul eder ya da haddi aşmaları yüzünden onları azaba çarptırır.

Göklerde ve yerde olan her şey Allah'a aittir. O, dilediğini (iyi niyetinden dolayı) affeder, dilediğini de (kötü niyet ve eyleminden dolayı) cezalandırır. Şüphesiz ki Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

Ey inananlar! Kat kat artırılmış olan faizi sakın yemeyin! Allah'a karşı gelmekten sakının ki, kurtuluşa eresiniz.

Ve hakikati inkâr edenler için hazırlanmış olan ateşten de sakının!

Allah'a ve Peygamber'e tabi olun ki size merhamet edilsin.

Rabbinizin affına mazhar olmak ve Allah'ın emirlerine uygun olarak yaşayan kimseler için hazırlanmış, genişliği gökler ve yer kadar olan cennete ulaşmak için birbirinizle yarışın.

Onlar (Allah'ın emirlerine uygun olarak yaşayan kimseler), bollukta ve darlıkta (Allah için) harcarlar, öfkelerini yenerler ve insanların kusurlarını bağışlarlar. Hiç kuşkusuz Allah iyilik yapanları sever.

Ve (yine) onlar fena bir şey yaptıklarında veya (günah işleyerek) kendilerine zulmettiklerinde Allah'ı hatırlayarak günahlarının bağışlanmasını dilerler. Günahları Allah'tan başka kim bağışlayabilir? Onlar, işledikleri günahlarda bile bile ısrar etmezler.

İşte onların mükâfatı, Rablerinden bir bağışlanma ve altından ırmaklar akan, içinde sürekli kalacakları cennetlerdir. İyi yolda gayret gösterenleri bekleyen mükâfat ne kadar güzeldir!

Sizden önce nice hayat tarzları gelip geçmiştir. Yeryüzünde gezip dolaşın da yalancıların sonunun ne olduğunu (bir) görün!

Bu (Kur'a), bütün insanlara (yönelik) bir açıklamadır ve Allah'a karşı sorumluluklarının bilincinde olanlar için bir rehberdir ve bir öğüttür.

Öyleyse, yılmayın/gevşemeyin ve üzülmeyin. Eğer (gerçekten) inanıyorsanız mutlaka (insanların) en üstünüsünüz (ve inandığınız sürece de üstün olmaya devam edeceksiniz).

Eğer siz (Uhud'da) bir yara almışsanız, (size düşman olan) o topluluk da (Bedir'de) benzeri bir yara almıştı. Böylece biz, Allah'ın, imana erenleri seçip ayırması ve aranızdan hakikate (hayatları ile) şahitlik yapanları seçmesi için bu günleri (bazen galibiyet ve bazen mağlubiyet şeklinde) insanlar arasında döndürüp duruyoruz. Allah, zulmedenleri sevmez.

(Bir de) Allah, böylece imana erenleri her türlü boş ve yararsız şeylerden arındırır ve hakikati inkâr edenleri etkisiz hale getirir.

Yoksa Allah içinizden üstün çaba gösterenleri ve zorluklara karşı sabırlı olanları görmedikçe cennete gireceğinizi mi sandınız?

Gerçekten siz, savaşa tutuşmazdan önce, ölmeyi (şehid olmayı) arzu etmiştiniz. Fakat (Uhud gününde) onu gördüğünüz halde (seyirci gibi) bakıp duruyordunuz.

Muhammed, sadece bir Peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür ya da öldürülürse, gerisin geriye (eski dininize) mi döneceksiniz? Kim (böyle) geri dönerse (bilsin ki), Allah'a hiçbir şekilde zarar veremez (kendisine zarar verir). Allah, şükredenlere karşılığını verecektir.

Hiç kimse, tayin edilmiş belli bir vadeden önce, Allah'ın izni olmadan ölmez. Kim dünya nimetini isterse kendisine ondan veririz, kim de (ibadet ve itaatiyle) ahiret nimetini dilerse ona da ondan veririz. Ve şükredenlere muhakkak karşılığını vereceğiz.

Nice peygamberler vardır ki, çok sayıda taraftarı kendisi ile birlikte savaştı da Allah yolunda başlarına gelenlerden dolayı gevşemediler, yılmadılar ve zayıflık gösterip boyun eğmediler. Allah sıkıntılara göğüs gerenleri sever.

Onların (böyle zamanlardaki) tek söyledikleri şuydu: “Ey Rabbimiz! Günahlarımızı ve işlerimizdeki taşkınlıklarımızı bağışla! Adımlarımızı sağlamlaştır ve inkârcılara karşı bize yardım et!”

Allah da onlara hem dünya kazancını ve hem de ahiret mükâfatının en güzelini verdi. Allah güzel davrananları/iyilik yapanları sever.

Ey inananlar! Hakikati inkâra şartlanmış olanlara uyarsanız sizi topuklarınızın üzerinde gerisin geri (cahiliye dönemi alışkanlıklarına) döndürürler de (dünyada ve ahirette) kaybedenlerden olursunuz.

Halbuki sizin yegane dostunuz/yardımcınız yalnız Allah'tır. O, yardım edenlerin en hayırlısıdır.

Hakkında (Allah'ın) hiçbir delil indirmediği şeyleri Allah'a ortak koşmalarından dolayı, inkâr edenlerin kalplerine korku salacağız. Onların gidecekleri yer cehennemdir. Zalimlerin dönüp varacağı yer ne kötüdür!

Andolsun ki, Allah (size verdiği yardım) sözünü yerine getirdi. Siz O'nun izniyle onları (Uhud gününde) kırıp geçiriyordunuz. Fakat (Allah) sevdiğiniz (zafer)i size gösterdikten sonra, siz yılgınlık gösterdiniz, (Peygamber'in verdiği) emir hakkında tartıştınız ve verilen emre karşı geldiniz . İçinizden kimi (zafer sevinci ve ganimet arzusu ile) dünyayı istiyor, kimi de (emre bağlı kalarak) ahireti istiyordu. Sonra Allah sizi imtihan etmek için (musibetlere karşı sabır ve metanetinizi denemek için) yardımını üzerinizden alıkoydu (sizi yenilgiye uğrattı). Bununla beraber O, şimdi günahlarınızı bağışladı. Zira Allah mü'minlere karşı çok lütufkardır.

(Uhud gününde) siz şaşkınlıkla sağa-sola kaçıyor, hiç kimseye dönüp bakmıyordunuz. Peygamber ise sizi arkanızdan çağırıyordu. (Bu durumlara alışasınız ve daha sonra) elinizden gidene ve başınıza gelene üzülmeyesiniz diye Allah da size keder üstüne keder verdi. Allah sizin bütün yaptıklarınızdan haberdardır.

Sonra o üzüntü ve kederin ardından Allah üzerinize bir güven, bir uyuklama indirdi ve içinizden bir kısmınızı bu uyku kendinden geçirircesine sarıverdi. Kendi derdine düşen daha başkaları ise, cahiliye kafasıyla Allah hakkında gerçek dışı zanlara kapılarak: “Bu işten bize ne var ki?” diyorlardı. (Ey Resulüm!) De ki: “Şüphesiz bütün iş (yetki ve karar) Allah'ındır.” Onlar, sana açıklayamadıkları şeyi içlerinde gizli tutuyorlar ve: “Bu işten bize bir şey olsaydı, biz burada öldürülmezdik (kardeşlerimiz öldürülmezdi)” diyorlar. De ki: “Evlerinizde dahi olsaydınız, üzerlerine öldürülmesi yazılmış bulunanlar mutlaka yatacakları (öldürülecekleri) yerlere çıkıp gideceklerdi. Allah, bunu gönüllerinizdeki (ihlâs ve fitne gibi) şeyleri yoklamak ve kalplerinizdeki (vesveseleri) temizlemek için yaptı. Allah, sinelerdekini (kalplerde olanı) hakkıyla bilendir.”

(Uhud gazvesinde) iki ordu karşılaştığı gün, sizi bırakıp gidenleri, sırf işledikleri bazı hatalar yüzünden şeytan (yerlerinden) kaydırmıştı. Yine de  Allah (tevbe ettikleri için) onları affetti. Çünkü Allah, çok bağışlayandır, halimdir (ceza vermekte aceleci değildir, müsamahakardır).

Ey İnananlar! Yolculuğa çıkan veya savaşa giden kardeşleri hakkında: “Onlar yanımızda olsalardı ölmezler ve öldürülmezlerdi” diyen inkârcılar gibi olmayın. Allah, bu tür düşünceleri onların kalplerinde acı bir pişmanlık kaynağı yapacaktır. Çünkü yaşatan ve ölüme hükmeden yalnız Allah'tır. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir.

Andolsun ki, Allah yolunda öldürülür ya da ölürseniz, Allah tarafından (kazanacağınız) bağışlanma ve rahmet, onların (yaşayıp da) toplayacakları (bütün dünyalık) şeylerden daha hayırlıdır.

Andolsun ki ölseniz de, öldürülseniz de sonunda Allah'ın huzurunda toplanacaksınız.

(Ey Peygamber! Uhud gazvesinde olduğu gibi her zaman) Allah'tan gelen merhamet sayesinde onlara yumuşak davrandın. Eğer sert, katı kalpli biri olsaydın, kuşkusuz çevrenden uzaklaşırlardı. O halde onları bağışla, kendileri için Allah'tan af dile ve toplumu ilgilendiren her konuda onlarla müşavere et ama karar verince artık Allah'a güven (ve o işi yap). Zira Allah, O'na güven duyanları sever.

Allah size yardım ederse, sizi yenecek yoktur. Eğer sizi yardımsız bırakırsa, ondan sonra size kim yardım edebilir? O halde inananlar, sadece Allah'a güvensinler.

Hiçbir peygambere ganimet malını gizlemesi yaraşmaz. Kim böyle bir aşırma ve ihanette bulunursa kıyamet günü aşırdığını boynuna yüklenerek getirir. Sonra da herkese kazandığının karşılığı tastamam ödenir, onlar haksızlığa da uğramazlar.

Allah'ın rızasına uyan kimse, Allah'ın gazabına uğrayan kimse gibi olur mu? Onun varacağı yer cehennemdir. Orası ne kötü bir varış yeridir!

Onların Allah katındaki dereceleri farklıdır. Allah, onların yaptıklarını hakkıyla görmektedir.

Andolsun ki, Allah, inananlara büyük bir lütufta bulunmuştur. Zira onlara Allah'ın ayetlerini okuyan, (onları fena alışkanlıklardan) arındıran, kitap ve hikmeti öğreten kendi içlerinden bir peygamber göndermiştir. Oysa bundan önce onlar apaçık bir dalalet içindeydiler.

Böyleyken (Bedir'de) başkalarını iki misline uğrattığınız bir musibete kendiniz uğrayınca mı: “Bu nereden?” dersiniz? De ki: “O, kendi tarafınızdan (Peygambere itaat etmeyişinizden)dır.” Şüphesiz ki Allah, her şeye gücü yetendir.

(166-167) (Ey mü'minler!) İki topluluğun (mü'min ve müşriklerin Uhud savaşında) karşılaştığı gün, başınıza gelen (musibet), Allah'ın izniyle olmuştur. Bu da (Allah'ın gerçek) inananları ayırt etmesi ve münafıkları meydana çıkarması içindi. (Onlara:) “Gelin, Allah yolunda savaşın, ya da (düşmana karşı) savunma yapın” denince: “Eğer savaşmayı bilseydik, mutlaka peşinizden gelirdik” dediler. O gün onlar imandan çok küfre yakındılar. Kalplerinde olmayan şeyi ağızlarıyla söylüyorlardı. Hiç kuşkusuz Allah, onların kalplerinde gizlediklerini çok iyi bilendir.

(166-167) (Ey mü'minler!) İki topluluğun (mü'min ve müşriklerin Uhud savaşında) karşılaştığı gün, başınıza gelen (musibet), Allah'ın izniyle olmuştur. Bu da (Allah'ın gerçek) inananları ayırt etmesi ve münafıkları meydana çıkarması içindi. (Onlara:) “Gelin, Allah yolunda savaşın, ya da (düşmana karşı) savunma yapın” denince: “Eğer savaşmayı bilseydik, mutlaka peşinizden gelirdik” dediler. O gün onlar imandan çok küfre yakındılar. Kalplerinde olmayan şeyi ağızlarıyla söylüyorlardı. Hiç kuşkusuz Allah, onların kalplerinde gizlediklerini çok iyi bilendir.

(Uhud gününde Medine'de) kendileri oturup (savaşta şehid olan) kardeşleri için: “Eğer bize itaat edip (Medine'de) kalsalardı, öldürülmezlerdi” diyen o münafıklara şöyle de: “Eğer doğru sözlüler iseniz, ölümü kendinizden savın bakalım!”

Ve sakın Allah yolunda öldürülenleri ölüler sanma! Bilakis onlar diridirler. (Hem de) Rablerinin katında rızıklandırılıyorlar.

(Onlar) Allah'ın lütfuyla kendilerine bağışladığı (şehitlikten) övünç duyarlar. Ve arkada kalıp henüz kendilerine (şehid olarak) katılmamış olan kardeşlerine, hiçbir korku ve üzüntü olmayacağını müjdelemek isterler.

Onlar Allah'ın nimeti ve lütfu ile ve Allah'ın müminlere olan mükâfatını zayi etmeyeceği müjdesiyle de sevinirler.

O inananlar ki, savaşta yara aldıktan sonra bile (müşrikleri kovalayıp geri püskürtmek için) Allah'ın ve elçisinin çağrısına uydular. İyilik yapıp erdemli davrananlar için büyük bir ödül vardır.

(O inananlar öyle kimselerdi ki) insanlar onlara: “Düşmanlarınız size karşı ordu topladı, onlardan korkun.” dediklerinde, bu, onların imanını artırdı ve şöyle dediler: “Allah bize yeter. O ne güzel vekildir.”

Sonra da kendilerine hiçbir keder dokunmaksızın Allah'tan bir nimet ve lütuf ile geri döndüler ve Allah'ın rızasına uydular. Allah, büyük kerem sahibidir.

(Ebu Süfyan sizin için ordu toplamıştır, diye) sizi kendi dostlarından korkutmakta olan o şeytandır. Siz, eğer inanıyorsanız onlardan korkmayın da benden (bana isyan ederek azabıma uğramaktan) korkun!

(Resulüm) inkârda yarışanlar seni üzmesin! Şüphesiz onlar Allah'a hiçbir şekilde zarar veremezler. (Onlar öyle istediği için) Allah da onlara ahirette hiçbir pay bırakmamayı diliyor. Onları büyük bir azap beklemektedir.

İman karşılığında küfrü satın alanlar hiçbir surette Allah'a zarar veremezler. Tersine onları şiddetli bir azap beklemektedir.

O küfre sapanlar, onlara tanıdığımız süreyi sakın kendileri için hayırlı sanmasınlar. Biz onlara, ancak (kendi iradeleriyle) günahlarını artırmaları (ve dünyadaki bütün çılgınlıkları yaşamaları) için mühlet vermekteyiz. Sonuçta onlara utanç verici bir azap vardır.

(Ey inkârcılar!) Allah, inananları sizin durumunuzda bırakacak değildir. Temizi pisten (münafığı mü'minden) ayıracaktır. Ve Allah, insan idrakini aşan şeyleri kavrama gücünü size verecek değildir. Fakat Allah, elçileri arasından dilediğini seçer (insan idrakini aşan şeylerden onu haberdar eder ve münafığı ona bildirir). Öyleyse Allah'a ve peygamberlerine inanın. Eğer iman eder ve Allah'a karşı sorumluluk bilinciyle yaşarsanız o zaman bilin ki, sizin için çok büyük bir mükâfat vardır.

Allah'ın lütuf olarak bağışladığı şeylerde (infak etmeyip) asla bunun kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Tersine bu, onlar için kötüdür. Cimrilikle yanlarında tuttukları mal, kıyamet günü boyunlarına dolanacaktır. Kaldı ki göklerin ve yerin mirası Allah'ındır (ve her şey O'na kalacaktır). Hiç kuşkusuz Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.

“Allah fakirdir, biz ise zenginiz” diyen (Yahudi)lerin sözünü elbette ki Allah işitmiştir. Onların bu sözlerini ve peygamberleri haksız yere öldürmelerini yazacağız/kaydedeceğiz ve onlara (o kıyamet günü): “Yakıcı olan azabı tadın (bakalım)!” diyeceğiz.

İşte bu, dünyada iken kendi ellerinizle (iradelerinizle) yapmış olduğunuzun karşılığıdır. Yoksa Allah kullarına zulmetmez.

Doğrusu onlar: “Allah, bize, (gökten mucize olarak inen) ateşin yiyeceği (yakacağı) bir kurban getirmedikçe hiçbir peygambere inanmamamızı (Tevrat'ta) emretti” dediler. De ki: “Benden önce size nice peygamberler, açık belgeleri ve sizin dediğiniz şeyi getirdi. Eğer doğru söyleyenler iseniz, niçin onları öldürdünüz?”

(Ey Resulüm!) Şayet onlar senin peygamberliğini yalanlarlarsa (üzülme, çünkü) senden önce hakikatin tüm kanıtlarını, ilahi hikmet yüklü kitapları ve aydınlık saçan sayfaları getiren peygamberler de yalanlanmıştır.

Her canlı ölümü tadacaktır. Kıyamet günü yaptıklarınızın karşılığı size eksiksiz olarak verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete konursa o, gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı zevkten başka bir şey değildir.

Andolsun ki, mallarınız ve canlarınız konusunda imtihana çekileceksiniz. Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve müşriklerden birçok üzücü sözler işiteceksiniz. Eğer sabreder ve Allah'a karşı gelmekten gereği gibi sakınırsanız, şüphesiz (bu davranış) yapılacak işlerin en kıymetlisidir.

Allah, geçmişte kendilerine kitap verilenlerden: “Onu(n hükümlerini) insanlara açıklayacaksınız ve ondan hiçbir şeyi gizlemeyeceksiniz!” diye güçlü bir taahhüt almıştı. Ama onlar bu taahhütlerini önemsemeyerek arkasına atmışlar ve küçük bir kazançla (dünyalık menfaatle) değiştirmişlerdi. Ne kötü bir alışverişti bu!

Sanma ki, bu şekilde başardıklarıyla övünen ve yapmadıkları ile övülmekten hoşlanan kişiler azaptan kurtulabilecekler. Onlar için elem verici bir azap vardır.

Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah'ındır. Allah, her şeye gücü yetendir.

Şüphesiz ki göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, aklını iyi kullananlar için dersler vardır.

Onlar ki ayakta dururken, otururken ve uyumak için uzandıklarında Allah'ı anar, göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde inceden inceye düşünürler ve derler ki: “Ey Rabbimiz! Sen bunların hiç birini anlamsız ve amaçsız yaratmadın. Sen yücelikte sınırsızsın! Bizi ateş azabından koru!”

“Rabbimiz! Şüphesiz sen kimi ateşe sokarsan, elbette onu alçaltmış olursun. Zalimlerin yardımcıları yoktur.”

“Ey Rabbimiz! Biz, ‘Rabbinize iman ediniz' diye imana çağıran bir davetçi işittik ve hemen iman ettik. Ey Rabbimiz! Artık günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört ve canımızı iyilerle beraber al!”

“Ey Rabbimiz! Peygamberlerin vasıtasıyla vaat ettiğin şeyi bize bahşet ve kıyamet günü bizi mahcup etme! Şüphesiz, sen sözünden asla caymazsın!”

Bunun üzerine Rableri de, onların dualarına şöyle icabet buyurdu: “Ben, erkek olsun kadın olsun içinizden, çalışan hiçbir kimsenin yaptığını boşa çıkarmayacağım. (Sizler) birbirinizdensiniz. Onlar ki, hicret ettiler, yurtlarından çıkarıldılar, benim yolumda eziyete uğradılar, çarpıştılar ve öldürüldüler. Andolsun, ben de onların kötülüklerini örteceğim ve onları altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacağım. Bu mükâfat, Allah tarafındandır. Allah ise, mükafatın/ödülün en güzeli katında olandır.”

İnkârcıların refah içerisinde diyar diyar dolaşmaları ve yeryüzünde dilediklerini yapabilir görünmeleri sakın seni yanıltmasın!

Onların bu halleri çabuk kaybolan az bir zevktir. Sonra varacakları yer cehennemdir. O, ne kötü bir döşektir.

Ama Rablerine karşı sorumluluklarının bilinciyle yaşayanlar, altından ırmaklar akan cennetlere kavuşacaklardır. Onlar Allah'ın konukları olarak orada süresiz kalacaklardır. Allah'ın iyi kullara yönelik mükâfatı daha hayırlıdır.

Kitap ehlinden öyleleri vardır ki, Allah'a, size indirilene (Kur'an'a) ve kendilerine indirilen (kitapların asılların)a Allah'a derinden saygı duyarak inanırlar. Allah'ın ayetlerini az bir değere satmazlar. Onlar var ya, işte onların, Rableri katında mükâfatları vardır. Şüphesiz Allah, hesabı çabuk görendir.

Ey İnananlar! Zorluklara direnin ve direnmede birbirinizle yarışın. Cihad için hazırlıklı bulunun ve (her zaman) birbirinizle irtibatlı olun. Ve Allah'ın emirlerine uygun yaşayın ki mutluluğa eresiniz!