A1L30M40S90

Bu, sana indirilen bir kitaptır. Onunla uyarman ve gerçeği onaylayanlara öğüt vermen konusunda göğsünde bir kuşku ve sıkıntı olmasın.

Efendinizden size indirileni izleyin, O’ndan başkalarını dost edinerek izlemeyin. Ne kadar az öğüt alıyorsunuz!

Yok ettiğimiz nice topluluklar, uyurlarken yahut gündüzün işlerine dalmış haldeyken azabımız kendilerine ulaştı.

Kendilerine azabımız geldiği vakit, “Gerçekten bizler zalimler imişiz“ demekten başka sözleri olmadı.

Kendilerine mesaj gönderilenleri de sorguya çekeceğiz, elçileri de sorguya çekeceğiz.

Onlara bir bilgiyle bildireceğiz; biz onlardan hiç uzak kalmadık.

O gün tartı dosdoğrudur. Tartıları ağır gelenler başarmış olanlardır.

Tartıları hafif gelenler ise ayetlerimize karşı haksız davranarak kişiliklerini yitirmiş olanlardır.

Sizleri yeryüzüne yerleştirdik ve orada size yaşama imkânları sağladık. Ne kadar da az şükrediyorsunuz.

Sizi yarattık, sonra size biçim verdik, sonra meleklere, “Adem’e secde edin“ dedik. İblis hariç hepsi secde etti; o secde edenlerden olmadı.

Dedi: “Sana emrettiğim zaman seni secde etmekten ne alıkoydu?“ Dedi: “Ben ondan daha iyiyim; Sen beni ateşten yarattın, onu ise balçıktan yarattın“

“Oradan aşağı in“ dedi, “Orada büyüklük taslayamazsın. Defol. Değerini yitirdin!“

“Dirilecekleri güne kadar bana süre tanı“ dedi.

“Sana süre tanınmıştır“ dedi.

“Beni saptırmana karşılık, onlar için senin dosdoğru yolun üzerine sinsice oturacağım.”

“Sonra önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından kendilerine sokulacağım. Böylece çoklarını şükreder bulmayacaksın.”

Dedi ki: “Horlanmış ve kovulmuş olarak oradan çık. Onlardan sana uyanlara gelince, hepinizle cehennemi dolduracağım.”

“Adem, sen ve eşin bahçede durup dilediğiniz yerden yeyin. Şu ağaçtan yemeyin; yoksa zalimlerden olursunuz.”

Sapkın, kendilerinden gizlenmiş olan bedenlerini ortaya çıkarmak için onlara fısıldadı: “Efendinizin sizi bu ağaçtan menetmesinin sebebi, ikinizin birer melek veya birer ebedî varlık olmamanız içindir“ dedi.

Kendilerine yemin de etti: “Ben size öğüt veriyorum.”

Böylece onları yalanlarla aldattı. Ağacı tadınca bedenleri kendilerine göründü. Üzerlerini bahçe yapraklarıyla örtmeye başladılar. Rab’leri kendilerini çağırdı: “O ağaçtan ikinizi menetmedim mi ve sapkının ikinize düşman olduğunu söylemedim mi?“

Her ikisi: “Efendimiz, kendimize zulmettik. Bizi bağışlamaz ve bize acımazsan kaybedenlerden oluruz“ dediler.

Dedi ki: “Birbirinize düşmanlar olarak aşağı ininiz. Bir süreye kadar yeryüzünde yerleşip geçineceksiniz.”

Dedi ki: “Orada yaşayacak, orada ölecek ve oradan çıkarılacaksınız.”

Ademoğulları, size, bedeninizi örtecek ve süsleyecek elbiseler hazırladık. Erdemlilik elbisesi ise daha hayırlıdır. Bunlar, ALLAH’ın işaretleridir, olur ki öğüt alırsınız.

Ademoğulları, sapkın, ana babanızın vücutlarını kendilerine göstermek için elbiselerini soyarak bahçeden çıkardığı gibi sizi de şaşırtmasın. O ve kabilesi sizin onları görmediğiniz yerden sizi görürler. Biz, sapkınları, onaylamayanların dostları yaptık.

Herhangi bir kötü şey işledikleri zaman, “Atalarımızı, ecdadımızı böyle yapar bulduk; ALLAH da bize öyle emretti“ derler. De ki: “ALLAH kötü bir şeyi emretmez. ALLAH hakkında nasıl olur da bilmediklerinizi söylersiniz?“

De ki: “Efendim eşitliği emreder. Her mescitte dini sadece O’na ait kılarak O’na yalvarın. Sizi ilk yarattığı gibi O’na döneceksiniz.”

Bir grubu doğru yola iletti, bir grup da sapıklığı hak etti. Onlar, sapkınları ALLAH’tan başka dostlar edindiler ama kendilerini doğru yolda sanıyorlar.

Ademoğulları, mescitlere giderken süsleniniz. Yeyiniz içiniz; ancak oburluk ve savurganlık yapmayınız. O, oburları ve savurganları sevmez.

De ki: “ALLAH’ın, kendi kulları için yarattığı süsleri ve güzel rızıkları kim haram edebilir?“ De ki: “Onlar dünya hayatında gerçeği onaylayanlar içindir, ahirette ise sadece onlar içindir.” Bilen bir toplum için ayetlerimizi böyle detaylı açıklarız.

De ki: “Efendim, ancak kötü işlerin açığını ve gizlisini, günahları, haksız yere saldırmayı, kendilerine hiçbir otorite ve güç vermediği bir şeyi ALLAH’a ortak koşmanızı ve ALLAH hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır.”

Her bir toplumun bir süresi vardır. Süreleri gelince ne bir an erteleyebilirler, ne de öne alabilirler.

Ademoğulları, size içinizden elçiler gelip size ayetlerimi bildirdikleri zaman dinleyip kendilerini düzeltenlere ne bir korku vardır ne de onlar üzülürler.

Büyüklük taslayarak ayetlerimizi yalanlayanlar ise ateş halkıdır; orada ebedî kalıcıdırlar.

ALLAH’a yalan iftira edenden veya ayetlerini yalanlayandan daha zalim kim olabilir? Onların kitapta anlatılan payları kendilerine erişecektir. Elçilerimiz kendilerine gelip canlarını alırken: “Allah’ın dışında hizmet ettikleriniz nerede“ dediklerinde, “Bizi terk ettiler“ derler. İnkârcı olduklarına dair kendi aleyhlerinde tanıklık ederler.

“Sizden önce geçen cin ve insan topluluklarıyla birlikte ateşe girin“ dedi. Her ne zaman bir topluluk girdiyse bir öncekine lanet etti. Hepsi oraya vardığında sonrakiler öncekiler için: “Efendimiz, bizi bunlar saptırdı. Bunlara ateşten bir kat daha fazla azap ver“ dediler. “Hepsi için iki kat vardır. Ancak bilmezsiniz“ dedi.

Öncekiler sonrakilere, “Sizin bize bir üstünlüğünüz yoktur. Kazandıklarınızdan ötürü azabı tadın“ dediler.

Ayetlerimizi inkâr edenlere ve onlara karşı büyüklük taslayanlara göğün kapısı açılmaz ve deve iğne deliğinden geçmedikçe de bahçeye girmezler. Suçluları böyle cezalandırırız.

Onlar için cehennemden bir yatak ve üstlerinde de bir örtü vardır. Zalimleri işte böyle cezalandırırız.

Gerçeği onaylayıp erdemli bir hayat sürenlere gelince, biz hiç kimseye kapasitesinin üstünde sorumluluk yüklemeyiz; onlar bahçe halkıdır. Onlar orada ebedî kalıcıdırlar.

Göğüslerinden kin ve kıskançlık duygularını çıkardık. Altlarından nehirler akarken: “Bizi buna ulaştıran ALLAH’a övgüler olsun. ALLAH bizi doğruya iletmeseydi biz doğruyu bulamazdık. Efendimizin elçileri gerçeği getirmişlerdi“ dediler. Kendilerine: “İşte bu bahçe sizindir. Yaptıklarınıza karşılık olarak onu miras aldınız“ diye seslendik.

Bahçe halkı cehennem halkına seslenir: “Efendimizin bize söz verdiğini gerçek olarak bulduk. Efendinizin size söz verdiğini siz de gerçek olarak buldunuz mu?“ “Evet!“ derler. Biri aralarında şunu ilan eder: “ALLAH’ın laneti zalimlerin üzerine olsun.”

Onlar ki ALLAH’ın yolundan alıkoyarlar ve onu eğriltmek isterler. Ahiret konusunda da inkârcıdırlar.

Aralarını bir perde böler. Kimlik istasyonunda bazı kimseler var ki herkesi görünüşlerinden tanırlar. Bahçe halkına, “Selam size“ diye seslenirler. Bunlar oraya, canları istedikleri halde giremediler.

Gözleri ateş halkına çevrildiğinde, “Efendimiz, bizi zalim toplulukla birlikte bulundurma“ derler.

Kimlik istasyonunda bulunanlar, görünüşlerinden tanıdıkları kimselere seslenirler: “Sizin cemaatiniz ve büyüklük taslamış olmanız size hiçbir yarar sağlamadı.”

“‘ALLAH onlara bir rahmet dokundurmayacak’ diye yemin ettiğiniz kimseler bunlar mıydı? Bahçeye girin; size bir korku yoktur ve üzülmeyeceksiniz de.”

Ateş halkı, bahçe halkına seslendi: “Suyunuzdan, yahut ALLAH’ın size verdiği bazı nimetlerden üstümüze akıtın.” Onlar da dediler ki: “ALLAH bu ikisini kâfirlere haram kılmıştır.”

Onlar dinlerini hafife aldılar ve dünya hayatı kendilerini aldattı. Bugünleriyle karşılaşacaklarını unuttukları ve ayetlerimizi reddettikleri için bugün onları unuturuz!

Bilgiyle detaylandırdığımız, gerçeği onaylayan bir toplum için yol gösterici ve rahmet olan bir kitabı onlara getirdik.

Onun haberlerinin gerçekleşmesini mi bekliyorlar? Haberleri gerçekleştiği gün, onu daha önce önemsemeyenler, “Efendimizin elçileri gerçeği getirmişlerdi. Bizim için aracılık edecek bir şefaatçi var mı? Yahut, öncekinden farklı davranmak için geri gönderilsek“ derler. Kişiliklerini yitirmişlerdir ve uydurdukları şeyler de onları terk etmiştir.

Efendiniz ALLAH, gökleri ve yeri altı günde yaratan ve sonra otoritesini kurandır. Geceyi, onu durmadan kovalayan gündüze bürüyüp örter. Güneş, ay ve yıldızlar O’nun yönetimine boyun eğmiştir. Yaratılış da, yönetim de O’na aittir. Evrenlerin Efendisi olan ALLAH ne uludur!

Efendinizi içtenlikle ve gizlice çağırın. O, sınırı aşanları sevmez.

Düzeltildikten sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. O’na korku ve umutla yalvarın. ALLAH’ın rahmeti güzel davrananlara yakındır.

O, rahmetinin bir ön müjdesi olarak rüzgarları gönderendir. Toplanıp yüklendikten sonra ağır bulutları ölü bir toprağa süreriz. Onunla su indirir ve onunla her çeşit ürünü çıkarırız. Ölüleri de böyle çıkarırız. Belki bundan bir öğüt alırsınız.

İyi arazi, Efendinin izniyle bitki verir. Kötü olanı ise, pek yararlı bir şey vermez. Şükreden bir topluluk için ayetleri böyle açıklarız.

Nuh’u halkına gönderdik: “Ey halkım, ALLAH’a hizmet edin. O’ndan başka bir tanrınız yoktur. Sizin için büyük günün azabından korkarım“ dedi.

Halkının ileri gelenleri, “Seni apaçık bir sapıklık içinde görüyoruz“ dediler.

Dedi ki: “Halkım, bende bir sapıklık yoktur; ancak ben evrenlerin Efendisi tarafından gönderilmiş bir elçiyim.”

“Size Efendimin mesajını iletiyor ve size öğüt veriyorum. Sizin bilmediklerinizi ALLAH aracılığıyla biliyorum.”

“Sizi uyarmak için ve erdemli bir hayat sürüp merhamet edilmeniz için sizden bir adama Efendinizden bir mesajın gelmesine mi şaştınız?“

Onu yalanladılar. Bunun üzerine onu ve gemide beraberinde bulunanları kurtardık. Ayetlerimizi yalanlayanları ise boğduk. Onlar kör bir halktı.

Ad halkına da kardeşleri Hud’u gönderdik. “Halkım, ALLAH’a hizmet edin. O’ndan başka bir tanrınız yoktur. Erdemli olmayacak mısınız?“ dedi.

Halkından ileri gelen inkârcılar, “Biz seni beyinsizlik içinde görüyoruz. Biz seni yalancı sanıyoruz.”

Dedi ki: “Ey halkım, ben beyinsiz değilim; fakat ben, evrenlerin Efendisinden bir elçiyim.”

“Size Efendimin mesajını iletiyorum. Sizin için güvenilir bir öğütçüyüm.”

“Sizi uyarmak amacıyla Efendinizden bir mesajın aranızdan bir adama gelmesine mi şaştınız? Nuh’un halkından sonra sizi vârisler yaptığını ve yaratılışta sizi onlardan güçlü kıldığını hatırlayın. Başarmanız için ALLAH’ın nimetlerini düşünün.”

Dediler ki: “Sadece ALLAH’a hizmet edelim ve atalarımızın hizmet ettiklerini terk edelim diye mi bize geldin? Doğru sözlü isen bizi kendisiyle tehdit ettiğin şeyi getir bakalım.”

Dedi ki: “Efendinizden bir azap ve öfkeye mahkûm edilmiş bulunuyorsunuz. Sizin ve atalarınızın uydurduğu ve ALLAH’ın kendilerine hiçbir güç vermediği isimler konusunda mı benimle tartışıyorsunuz? Bekleyiniz, ben de sizinle birlikte bekleyenlerdenim.”

Bizden bir rahmet olarak, onu ve onunla birlik olanları kurtardık. Ayetlerimizi yalanlayarak onaylamayanların da ardını kestik.

Semud halkına da kardeşleri Salih’i gönderdik. Dedi ki: “Ey halkım, ALLAH’a hizmet edin. O’ndan başka bir tanrınız yoktur. Efendinizden, size bir kanıt (beyyine) gelmiştir. Şu ALLAH’ın devesi sizin için bir işaret olacaktır. Onu bırakın, ALLAH’ın toprağında otlasın. Ona bir zarar vermeyin; yoksa sizi acı bir azap yakalar.”

“Ad halkından sonra sizi vârisler kıldığını hatırlayın. Sizi yeryüzüne yerleştirdi. Düzlüklerinde köşkler kurup dağlarında evler yontuyorsunuz. ALLAH’ın nimetlerini hatırlayın da yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.”

Halkının büyüklük taslayan ileri gelenleri, aşağılayıp zulmettikleri gerçeği onaylayanlara, “Salih’in gerçekten Efendisi tarafından gönderilmiş olduğunu nereden biliyorsunuz“ dediler. Onlar da: “Biz onun getirdiği mesajı onaylıyoruz“ dediler.

Büyüklük taslayanlar, “Biz, sizin onayladığınız şeyi inkâr ediyoruz“ dediler.

Deveyi işkence ederek kestiler ve Rab’lerinin emrine başkaldırdılar: “Salih, gerçekten elçilerden birisi isen, bizi tehdit ettiğin azabı başımıza getir“ dediler.

Bunun üzerine, onları o sarsıntı yakaladı; evlerinde dizüstü çöküverdiler.

O da onlardan yüz çevirdi ve “Ey halkım, size Efendimin elçiliğini ilettim, size öğüt verdim; fakat siz öğüt verenleri sevmiyorsunuz“ dedi.

Ve Lut’u da gönderdik. Halkına dedi ki: “Sizden önce hiç kimsenin kıramadığı birgünahın rekorunu mu kırıyorsunuz?“

“Siz kadınları bırakıp erkeklere cinsel duygularla yöneliyorsunuz. Siz sınırı aşan bir topluluksunuz!“

Halkının cevabı, ancak şunları söylemek oldu: “Onları kentinizden çıkarın. Bunlar çok temiz insanlarmış!“

Onu ve ailesini kurtardık. Karısı hariç. O geride kalanlardan oldu.

Üstlerine bir yağmur yağdırdık. Suçluların sonuna bak!

Medyen’e de kardeşleri Şuayb’ı gönderdik. Dedi ki: “Ey halkım, ALLAH’a hizmet edin. O’ndan başka tanrınız yoktur. Efendinizden size açık bir kanıt gelmiş bulunuyor. Ölçü ve tartıyı tam uygulayın. Halkın hakkını yemeyin. Düzeltildikten sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Gerçeği onaylıyorsanız bunlar sizin için daha hayırlıdır.”

“ALLAH’ın yolunu eğriltmek ve gerçeği onaylayanları tehdit edip ondan çevirmek için her yolun başına oturmayın. Sayıca az iken sizi nasıl da çoğalttığını düşünün. Bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bakın.”

“Madem ki sizden bir kısmı benimle gönderilen mesajı onaylamış, bir kısmı da onaylamamış bulunuyor, öyleyse ALLAH aramızda hükmedinceye kadar sabredin. O, hükmedenlerin en iyisidir.”

Halkının büyüklük taslayan ileri gelenleri, “Şuayb, ya seni ve seninle beraber gerçeği onaylayanları kentimizden süreceğiz ya da dinimize geri dönersin!“ dediler. O da şöyle dedi: “Biz istemesek de mi?“

“ALLAH bizi sizin dininizden kurtardıktan sonra ona dönersek ALLAH’a yalan yakıştırmış oluruz. Efendimiz ALLAH dilemedikçe ona tekrar dönmemiz söz konusu olamaz. Efendimiz her şeyi bilgisiyle kuşatmıştır. Biz yalnız ALLAH’a güvendik. Bizimle halkımızın arasını hak ile aç ey Efendimiz. Sen açığa çıkaranların en hayırlısısın.

Halkının ileri gelen inkârcıları, “Şuayb’a uyarsanız kaybedenlerden olursunuz“ dediler.

Bunun üzerine onları bir sarsıntı yakaladı da evlerinde dizüstü çöküverdiler.

Şuayb’ı yalanlayanlar sanki hiç orada yaşamamışlar gibi yok oldular. Şuayb’ı yalanlayanlar, asıl kaybedenler onlar oldular.

Onlardan yüz çevirdi ve “Ey halkım, size Efendimin mesajını ilettim, öğüt verdim. İnkârcı bir topluluğa nasıl acırım?“

Her ne zaman bir ülkeye bir peygamber gönderdiysek, yalvarsınlar diye halkını darlık ve sıkıntıya uğrattık.

Sonra kötülüğün yerine iyiliği getirdik. Ne var ki anlayışlarını yitirdiler: “Sıkıntı ve refah atalarımıza da dokunmuştu“ dediler. Bunun üzerine, haberleri olmadan onları ansızın yakaladık.

Ülkelerin halkları Gerçeği onaylayıp erdemli davransalardı, göklerden ve yerden üzerlerine bolluk kapısını açardık. Ama yalanladılar ve bunun üzerine kazandıklarıyla birlikte onları yakaladık.

Ülkelerin halkları, azabımızın geceleyin onlar uyurlarken kendilerine gelmeyeceğinden emin mi oldular?

Ülkelerin halkları, azabımızın gündüzün onlar oynarlarken kendilerine gelmeyeceğinden emin mi oldular?

ALLAH’ın planından emin mi oldular? Kaybedenlerden başkası ALLAH’ın planından emin olmaz.

Önceki nesillerin yerine yeryüzüne vâris olanlara belli olmadı mı ki, eğer dilesek onları da günahlarıyla cezalandırarak kalplerini mühürleriz de işitemezler.

Bunlar, sana haberlerini aktardığımız toplumlardır. Elçileri, onlara apaçık delillerle gitmişlerdi. Ama daha önceden yalanladıklarını onaylayacak değillerdi. ALLAH kâfirlerin kalplerini böyle damgalar.

Çoğunu, verdikleri sözü tutanlar olarak bulmadık, aksine çoğunu yoldan çıkmış bulduk.

Sonra, onların ardından Firavun ve erkanına Musa’yı ayet ve mucizelerimizle gönderdik; fakat ayet ve mucizelerimize karşı haksızlık ettiler. Bozguncuların sonunun nasıl olduğuna dikkat et!

Musa: “Firavun, ben alemlerin Efendisinden bir elçiyim.”

“ALLAH hakkında gerçeğin dışında bir şey söylememek benim görevimdir. Efendinizden size bir kanıt ile geldim; İsrailoğullarını benimle birlikte salıver.”

Dedi: “Bir ayet ile gelmişsen ve gerçekten doğru sözlüysen getir onu bakalım.”

Asasını attı, iri bir yılan oluverdi.

Elini çıkardı, bakanlar için bembeyaz oluverdi.

Firavunun halkından ileri gelenler, durumu tartıştılar ve “Bu, uzman bir sihirbazdır“ dediler,

“Sizi yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Ne önerirsiniz?“

Dediler ki: “Onu ve kardeşini beklet ve şehirlere toplayıcılar yolla.”

“Bütün uzman sihirbazları sana getirsinler.”

Sihirbazlar Firavuna geldiler ve “Kazanırsak bize bir ödül var mı“ dediler.

“Evet“ dedi, “Siz benim yakın çevreme de girersiniz.”

Dediler: “Musa, sen at, yoksa biz atacağız.”

“Siz atın!“ dedi. Onlar atınca, halkın gözünü büyülediler, onları korkuttular ve böylece büyük bir sihir ortaya koydular.

Biz de Musa’ya “Asanı at“ diye vahyettik. Nitekim o, onların uydurduklarını toplayıp yutuverdi.

Böylece, gerçek gerçekleşti ve yaptıkları boşa çıktı.

İşte orada yenildiler ve küçük düşürüldüler.

Ve sihirbazlar secdeye kapandılar.

“Evrenlerin Efendisini onayladık“ dediler,

“Musa’nın ve Harun’un Efendisine…“

Firavun: “Ben size izin vermeden mi onu onayladınız? Bu bir plandır. Şehirde bu planı kurdunuz ki halkını oradan çıkarasınız. Ama yakında bileceksiniz!“ dedi,

“Ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve sonra topunuzu asacağım!“

Dediler ki: “Biz zaten Efendimize döneceğiz.”

“Efendimizin işaretleri bize geldiğinde onu onayladık diye bizden öç alıyorsun. Efendimiz, bize dayanma gücü ver ve canımızı Müslümanlar olarak al.”

Firavunun halkının elit takımı, “Musa’yı ve halkını, seni ve tanrılarını bıraksınlar ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarsınlar diye mi bırakıyorsun“ dediler. “Kadınlarını utandırıp oğullarını öldüreceğiz. Biz onlardan çok daha güçlüyüz“ dedi.

Musa, halkına: “ALLAH’tan yardım dileyin, sabırla direnin. Yeryüzü ALLAH’ındır ve onu kullarından dilediğine verir. Sonuç erdemli davrananlarındır“ dedi.

“Sen bize gelmeden önce de, bize geldikten sonra da eziyet edildik“ dediler. (Musa da) “Umulur ki Efendiniz düşmanınızı yok ederek onların yerine sizleri yeryüzüne yerleştirsin ve sonra nasıl davranacağınıza baksın“ dedi.

Firavun tarafını, öğüt alsınlar diye yıllarca kuraklık ve ürün kıtlığına mahkûm ettik.

Kendilerine bir iyilik geldiği zaman, “Bunu biz hak ettik“ derler, kendilerine bir kötülük dokunduğu zaman ise Musa ve beraberindekileri uğursuzlukla suçlarlardı. Doğrusu, onların uğursuzluğu ALLAH tarafından kararlaştırılır. Ancak çokları bilmezler.

“Bizi büyülemek için ne kadar işaret (ayet) getirirsen getir, biz sani onaylayacak değiliz“ dediler.

Üzerlerine tufan, çekirge, haşerat, kurbağa ve kan gibi ayrı ayrı işaretler gönderdik. Buna rağmen büyüklük taslamaya devam ettiler ve suçlu bir topluluk oldular.

Her ne zaman başlarına bir musibet gelse, “Ey Musa, sana verdiği sözden dolayı Efendine yalvar. Bizi bu felaketlerden kurtarırsan seni onaylar ve İsrailoğullarını da seninle beraber yollarız“ dediler.

Onları söz konusu felaketlerden herhangi bir süre için kurtarınca da sözlerinden dönüyorlardı.

Bunun üzerine onlardan öç aldık. Ayetlerimizi yalanlayıp aldırış etmedikleri için onları denizde boğduk.

Ülkenin verimli kıldığımız doğularına ve batılarına, horlanan ve zayıf düşürülen insanları mirasçı kıldık. Sıkıntılara direndikleri için, Efendinin İsrailoğullarına verdiği güzel söz gerçekleşti. Firavun ve halkının oluşturduğu yapı ve kurumları da yerle bir ettik.

İsrailoğullarını denizden geçirdik. Kendilerine özgü heykellere hizmet eden bir topluluğa rastladılar ve: “Musa, bunların tanrıları gibi bize de bir tanrı yap“ dediler. “Siz, gerçekten cahil bir topluluksunuz!“ dedi.

“Bunlar, daldıkları bu şeylerle helak olacaklar ve yaptıkları ise hiçbir temele dayanmıyor.”

“Size Allah’tan aşağı bir tanrı mı arayayım? Oysa O, lütfuyla sizi başkalarına tercih etti.“

“Hani size en kötü azabı uygulayan Firavunun taraftarlarından sizi kurtarmıştık. Kadınlarınızı utandırıp çocuklarınızı öldürüyorlardı. Bunda Efendinizden sizin için büyük bir sınav vardı.”

Musa ile otuz gece için sözleştik ve ona on gece daha ekledik. Böylece Efendinin belirlediği vakit kırk geceye tamamlandı. Musa, kardeşi Harun’a, “Halkım içinde benim yerime geç, doğru davran. Bozgunculuk yapanların yoluna da uyma“ dedi.

Musa, belirlenen vakitte bize gelince ve Efendisi kendisiyle konuşunca, “Efendim, bana görün, sana bakayım“ dedi. “Beni göremezsin. Ancak şu dağa bak; yerinde durursa o zaman beni göreceksin“ dedi. Efendisi, dağa görününce onu paramparça etti ve bunun üzerine Musa kendinden geçti. Ayılınca, “Sen yücesin, sana yöneliyorum. Ben gerçeği onaylayanların en önde olanıyım“ dedi.

Dedi ki: “Musa, mesajlarımla ve seninle konuşmamla seni halkın üzerine seçtim. Sana verdiklerimi al ve şükredenlerden ol.”

Her şeyin detaylı açıklaması ve öğüt olarak her ne varsa Musa için levhalara yazdık: “Bu öğretilere sıkı sarıl, halkına da söyle ona en güzel biçimde sarılsınlar. Yoldan çıkmışların son durağını size göstereceğim.”

Yeryüzünde haksız yere büyüklenenleri mucizelerimden çevireceğim. Her türlü mucizeyi de görseler onaylamazlar. Doğru yolu görseler onu yol edinmezler. Ama azgınlık yolunu görseler onu yol edinirler. Zira onlar ayetlerimizi yalanladılar ve aldırış etmediler.

Ayetlerimizi ve ahiret buluşmasını inkâr edenlerin yaptıkları boşunadır. Yaptıklarının karşılığını almayacaklar mı?

Musa’nın halkı kendisinden sonra, süs eşyalarından, böğürmesi olan bir buzağı heykeli yapıp putlaştırdılar. Onun, konuşmaktan ve kendilerine yol göstermekten aciz olduğunu görmediler mi? Onu benimseyerek zalimlerden oldular.

Yaptıklarına pişman olup sapmış olduklarını anlayınca da, “Efendimiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa kaybedenlerden oluruz“ dediler.

Musa, kızgın ve hayal kırıklığına uğramış olarak halkına döndüğü zaman, “Benden sonra arkamdan ne kötü işler yaptınız! Efendinizin emrine dayanamadınız mı“ dedi, levhaları yere attı, kardeşinin başını tutup kendine doğru çekti. Bunun üzerine, “Anamın oğlu,“ dedi, “bu halk benim zayıflığımdan yararlandı, neredeyse beni öldüreceklerdi. Üzerime vararak düşmanı güldürme, beni bu zalim halkla bir tutma.”

Dedi ki: “Efendim, beni ve kardeşimi bağışla. Bize acı. Sen merhametlilerin en merhametlisisin.”

Buzağıyı putlaştıranlar, Rab’lerinden bir gazaba ve dünya hayatında bir alçaklığa uğrayacaktır. İftiracıları böyle cezalandırırız.

Kötülük işledikten sonra tövbe edip gerçeği onaylayanlar için Efendin elbette ondan sonra Bağışlayandır, Rahimdir.

Musa’nın sinirleri yatışınca levhaları aldı. Onda Rab’lerini sayanlar için bir yol gösterme ve rahmet yazılıydı.

Bizimle randevu için, Musa, halkı arasından yetmiş kişi seçti. Kendilerini sarsıntı tutunca: “Efendim, dileseydin beni ve onları daha önce yok ederdin. İçimizdeki beyinsizlerin yaptıklarından ötürü bizi yok mu edeceksin? Bu, Senin düzenlediğin bir sınav olmalı. Dilediğini onunla saptırır, dilediğini de onunla doğru yola iletirsin. Sahibimiz sensin; bizi bağışla bize acı. Sen en iyi Bağışlayansın“ dedi,

“Bu dünyada da bizim için iyilik yaz, ahirette de… Biz sana yöneldik.” Dedi ki: “Azabım dilediğim kimseye dokunacaktır. Rahmetim ise her şeyi kapsamıştır; onu özellikle: erdemli bir hayat sürenlere, zekâtı verenlere ve ayetlerimizi onaylayanlara yazacağım.”

Nitekim onlar yanlarındaki Tevrat ve İncil’de yazılı buldukları o elçiyi, o ümmi (Tevrat ve İncil okumamış/başkentli) peygamberi izlerler. (O peygamber) onlara iyiliği emreder ve onları kötülükten meneder; onlara güzel şeyleri helal, pis şeyleri de haram kılar; üzerlerindeki ağırlıkları ve onlara vurulan prangaları kaldırıp atar. Onu onaylayanlar, ona saygı duyanlar, ona yardım edenler, kendisiyle birlikte indirilen ışığı izleyenler başarıya ulaşanlardır.

De ki: “Ey halk, ben, hepiniz için, göklerin ve yerin egemenliğine sahip olan ALLAH’ın elçisiyim. O’ndan başka tanrı yok. Diriltir, öldürür.” ALLAH’ı ve ümmi olan elçisini onaylayın, nitekim o da ALLAH’ı ve sözlerini onaylamaktadır. Ona uyun ki doğruyu bulasınız.

Musa’nın halkından bir topluluk var ki gerçeği gösterirler ve onunla eşitliği sağlarlardı.

Onları on iki kabile halinde topluluklara ayırdık. Halkı kendisinden su istediği zaman Musa’ya, “Asan ile taşa vur“ diye vahyettik. Ondan on iki göze fışkırdı ve her kabile içeceği yeri bildi. Ayrıca onları bulutlarla gölgelendirdik ve üzerlerine menna ve bıldırcın indirdik: “Size verdiğim rızıklardan yiyin.” Onlar bize haksızlık etmiyorlardı, kendi kendilerine haksızlık ediyorlardı.

Hatırla ki kendilerine, “Bu şehirde oturun, oradan dilediğiniz gibi yiyin, dostça konuşun ve kapıdan alçak gönüllü olarak girin ki hatalarınızı bağışlayalım. İyilik yapanlara fazlasını vereceğiz“ denildiğinde,

İçlerindeki zalimler kendilerine emredileni kendilerine emredilmeyenle değiştirdiler. Biz de haksızlık etmelerinden ötürü üzerlerine gökten bir felaket gönderdik.

Onlara deniz kenarındaki topluluktan sor. Hani Cumartesi çalışma yasağını çiğniyorlardı. Cumartesiye uydukları gün balıkları onlara akın akın geliyordu; ancak Cumartesiyi uygulamadıkları gün onlara balık gelmiyordu. Yoldan çıktıkları için onları böyle sınıyorduk.

İçlerinden bir topluluk: “ALLAH’ın helak edeceği veya çetin bir biçimde azaplandıracağı bir halka ne diye öğüt veriyorsunuz“ dedi. Dediler ki: “Efendinizden özür dileyin“ belki dinleyip kurtulurlar.

Kendilerine hatırlatılanları önemsemeyip unutunca, kötülüklerle mücadele edenleri kurtardık; haksızlık edenleri de yoldan çıkmalarına karşılık olarak feci bir azap ile yakaladık.

Kendilerine yasaklananlara uymayınca da onlara, “Aşağılık maymunlar olun!“ dedik.

Ayrıca Efendin, diriliş gününe kadar onlara cezaların en kötüsünü verecek kimseler göndereceğini bildirdi. Efendin çabuk sonuçlandırandır ve elbette O, Bağışlayandır, Rahimdir.

Onları yeryüzünde topluluklara ayırdık. Bir kısmı iyi, diğer bir kısmı ise aşağılık durumdaydı. Dönerler diye onları iyilikler ve kötülüklerle sınadık.

Onların yerine, kitaba mirasçı olan başka nesiller geçti. Ancak, “Nasıl olsa bağışlanacağız“ diyerek aşağılık ve geçici menfaatleri seçtiler. Kendilerine, benzeri geçici menfaatler gelse yine seçerler. Onlardan, kitaba bağlı kalacaklarına ve ALLAH hakkında ancak gerçeği söyleyeceklerine dair söz alınmamış mıydı? Onu okuyup öğrenmediler mi? Erdemliler için ahiret yurdu daha hayırlıdır. Anlamıyor musunuz?

Kitaba sarılanlar ve namaz kılanlara gelince, iyiliğe çalışanları ödülsüz bırakmayız.

Dağı bir şemsiye gibi üzerlerinde sarsmıştık. Öyle ki tepelerine düşeceğini sanmışlardı: “Size verdiğime sımsıkı sarılın. Kurtulabilmeniz için içeriği üzerinde düşünün.”

Efendin, Ademoğullarının bellerinden soylarını çıkarırken onları kendi kendilerine tanık tutar: “Ben, Efendiniz değil miyim?“ “Evet, tanıklık ediyoruz“ derler. Böylece diriliş günü, “Biz bundan habersizdik“ diyemezsiniz.

Yahut, “Atalarımız önceden ortak koştu ve biz de onlardan sonra gelen soylarıyız, bizi bidat ve hurafelere dalanlardan dolayı mı yok edeceksin“ diyemezsiniz.

Ayetleri böyle açıklıyoruz ki (bize) dönebilsinler.

Kendisine ayetlerimizi verdiğimiz, ancak onlardan sıyrılmışgeçmiş kimsenin ne duruma düştüğünü anlat onlara. Sapkın onu saptırıncaya kadar izlemişti.

Dileseydik onu ayetlerimizle yükseltirdik. Fakat o, dünyaya saplandı ve hevesinin ardına takıldı. Onun durumu, üstüne varsan da bıraksan da dili dışarıda soluyan huysuz bir köpeğin durumuna benzer. Ayetlerimizi yalanlayan toplulukların durumu işte böyledir. Bu olayı aktar, olur ki düşünürler.

Ayetlerimizi yalanlayan ve yalnızca kendi kendilerine haksızlık eden topluluğun örnekliği ne kötüdür!

ALLAH kimi doğruya iletirse, doğruyu bulan odur. Kimi de saptırırsa, kaybedenler de onlardır.

İnsanlardan ve cinlerden çok sayıda kişiyi cehenneme mahkûm ettik. Kalpleri var, fakat kavrayamazlar; gözleri var, fakat görmezler; kulakları var, fakat işitmezler. Onlar, çiftlik hayvanları gibidir, hatta daha da kötü… Ve onlar, olup bitenden habersizdirler.

En güzel isimler ALLAH’ındır; öyleyse O’nu onlarla çağırın. O’nun isimlerini tahrif edenleri bırakın; yaptıklarının cezasını çekeceklerdir.

Yarattıklarımızın arasında bir topluluk var ki gerçek ile yol gösterirler ve yine onunla hakkı gözetirler.

Ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, onlar farkına varmadan onları yavaş yavaş sonlarına yaklaştıracağız.

Hatta onlara umut veririm. Planım çetindir.

Düşünmezler mi? Arkadaşlarında hiçbir delilik yoktur. O, ancak apaçık bir uyarıcıdır.

Göklerin ve yerin egemenliğine ve ALLAH’ın yarattığı şeylere bakmazlar mı? Son anlarının yaklaşmış olabileceğini hiç düşünmezler mi? Bundan sonra artık hangi hadisi (sözü) onaylarlar?

ALLAH’ın saptırdığı kimseler için yol gösterici bulunmaz. Onları, azgınlıkları içinde bocalar durur halde bırakır.

Sana o anın ne zaman geleceğini soruyorlar. “O’nun bilgisi Efendimin yanındadır“ de. Onu vakti gelince O’ndan başkası ortaya çıkarmaz. Göklere ve yere ağır gelen o an size ansızın gelecektir. Sanki ondan haberdar imişsin gibi sana soruyorlar. “Onun bilgisi ALLAH’ın yanındadır“ de. Fakat insanların çoğu bilmez.

De ki: “ALLAH’ın dilediğinden başka ben kendime ne bir yarar ne de bir zarar veremem. Gizliyi bilseydim mal varlığımı arttırırdım, bana kötülük de dokunmazdı. Ben ancak gerçeği onaylayan bir topluma bir müjdeci ve uyarıcıyım.”

O sizi bir tek nefisten (aynı genetik özellikten) yarattı. Ondan da eşini yarattı ki dinginlik bulsun. Eşine yaklaşınca, hafif bir yükle yüklendi ve onunla gezindi. Yükü ağırlaşınca her ikisi Rab’leri ALLAH’a: “Bize kusursuz bir çocuk verirsen şükredenlerden olacağız“ diye yalvardılar.

Onlara kusursuz bir çocuk verince, O’nun kendilerine verdiği bu hediyeyle ilgili olarak O’na ortaklar koşmaya başladılar. ALLAH onların ortak koştukları her şeyden çok yücedir.

Bir şey yaratamayan, aksine yaratılmış olan şeyleri mi eş koşuyorlar?

Putlar, ne onlara yardım edebilir, ne de kendilerine yardım edebilirler.

Onları doğruya çağırsanız size uymazlar. Onları ha çağırmışsınız, ha sessiz kalmışsınız, sizin için birdir.

ALLAH’ın dışında çağırdıklarınız, sizin gibi kullardır. Haydi onları çağırın da size cevap versinler, sözünüzde doğru iseniz!

Üzerinde yürüyecekleri ayakları mı var? Tutmaları için elleri mi var? Görmeleri için gözleri mi var? İşitmeleri için kulakları mı var? De ki: “Ortaklarınızı çağırın ve benim için plan kurun. Hiç durmayın!“

“Biricik Sahibim (Velim), kitabı indiren ALLAH’tır. O, dürüst insanları korur.”

“O’nun dışında çağırdıklarınız ne size yardım edebilirler, ne de kendilerine yardım edebilirler.”

Onları hidayete çağırsan işitmezler. Onların sana baktığını görürsün; fakat onlar görmezler.

Affedici ol, toleransı öğütle ve cahillere aldırış etme.

Sapkından ne zaman kötü bir düşünce zihnini tırmalarsa, ALLAH’a sığın; O İşitendir, Bilendir.

Erdemlilere her ne zaman sapkından karanlık bir öneri ulaşsa hemen hatırlarlar. Böylece hemen görürler.

(Sapkınlar) kardeşlerini ise azgınlığa sürüklerler ve bundan hiç geri durmazlar.

Kendilerine bir mucize getirmediğin zaman: “Mucize isteseydin ne olurdu“ derler. De ki: “Ben, ancak Efendimden bana vahyedilene uyuyorum.” Bunlar, Efendinizden aydınlatmalardır, gerçeği onaylayan bir toplum için bir hidayet ve rahmettir.

Kuran okunduğu zaman, onu dinleyip kulak verin ki merhamet edilesiniz.

Efendini gönülden yalvararak, gizlice ve sessizce sabah akşam an; gafillerden olma.

Efendinin yanındakiler, ona hizmet etmekten kaçınıp büyüklenmezler, O’nu yüceltirler ve O’na secde ederler.