Hâ mîm.


1. :

Tenzîlul kitâbi minallâhil azîzil hakîm(hakîmi).


1. tenzîlu : indirmesi
2. el kitâbi : kitap
3. min allâhi : Allah'tan
4. el azîzi : azîz, üstün, izzetli
5. el hakîmi : hikmetli

İnne fîs semâvâti vel ardı le âyâtin lil mû’minîn(mû’minîne).


1. inne : muhakkak
2. fî es semâvâti : semâlarda, göklerde
3. ve el ardı : ve arz, yeryüzü
4. le : mutlaka, elbette, muhakkak
5. âyâtin : âyetler
6. li el mû'minîne : mü'minler için

Ve fî halkıkum ve mâ yebussu min dâbbetin âyâtun li kavmin yûkınûn(yûkınûne).


1. ve fî halkı-kum : ve sizin yaratılışınızda
2. ve mâ : ve şey
3. yebussu : üretip, yayar
4. min dâbbetin : yürüyen hayvandan
5. âyâtun : âyetler
6. li kavmin : bir kavim için, bir kavme, bir topluluğa
7. yûkinûne : kesin olarak inanırlar

Vahtilâfil leyli ven nehâri ve mâ enzelallâhu mines semâi min rızkın fe ahyâ bihil arda ba’de mevtihâ ve tasrîfir rîyâhı âyâtun li kavmin ya’kılûn(ya’kılûne).


1. vahtilâfi (ve ihtilâfı) : ve ihtilâflı, karşılıklı olması, birbirini takip etmesi
2. el leyli : gece
3. ve en nehâri : ve gündüz
4. ve mâ enzele : ve indirdiği şey
5. allâhu : Allah
6. min es semâi : semadan, gökyüzünden
7. min rızkın : rızıktan, bir rızık
8. fe : o zaman, böylece
9. ahyâ : hayat verdi
10. bi-hi : onunla
11. el arda : arz, yeryüzü
12. ba'de : sonra
13. mevti-hâ : onun ölümü
14. ve tasrîfi : ve esmesi
15. er rîyâhı : rüzgârlar
16. âyâtun : âyetler
17. li kavmin : bir kavim için, bir kavme, bir topluluğa
18. ya'kılûne : akıl ederler

Tilke âyâtullahi netlûhâ aleyke bil hakk(hakk‎ı), fe bi eyyi hadîsin ba’dallâhi ve âyâtihî yû’minûn(yû’minûne).


1. tilke : bu
2. âyâtu allâhi : Allah'ın âyetleri
3. netlû-hâ : onu tilâvet ediyoruz, okuyup açıklıyoruz
4. aleyke : sana
5. bi el hakkı : hak ile, gerçekle
6. fe : o zaman, böylece
7. bi eyyi : hangi, nerede
8. hadîsin : söz
9. ba'de allâhi : Allah'tan sonra
10. ve âyâti-hi : ve onun âyetleri
11. yû'minûne : mü'min olurlar, îmân ederler

Veylun li kulli effâkin esîm(esîmin).


1. veylun : yazıklar olsun, vay haline
2. li kulli : hepsi için, herbiri için vardır
3. effâkin (ifk) : (çok) yalancı (yalan)
4. esîmin : günahkâr

Yesmeu âyâtillâhi tutlâ aleyhi summe yusırru mustekbiren ke en lem yesma’hâ, fe beşşirhu bi azâbin elîm(elîmin).


1. yesmeu : işitir
2. âyâti allâhi : Allah'ın âyetleri
3. tutlâ : okunuyor
4. aleyhi : ona, onun üzerine
5. summe : sonra
6. yusırru : israr eder
7. mustekbiren : kibirlenerek
8. ke : gibi
9. en lem yesma'-hâ : onu işitmedi
10. fe : o zaman, böylece
11. beşşir-hu : onu müjdele
12. bi azâbin : bir azap ile
13. elîmin : acı, elîm

Ve izâ alime min âyâtinâ şey’enittehazehâ huzuvâ(huzuven), ulâike lehum azâbun muhîn(muhînun).


1. ve izâ : ve o zaman, olunca
2. alime : bildi
3. min âyâti-nâ : âyetlerimizden
4. şey'en : bir şey
5. ittehaze-hâ : onu edindi
6. huzuven : alay konusu
7. ulâike : işte onlar
8. lehum : onlarındır, onlar için vardır
9. azâbun : bir azap
10. muhînun : horlayıcı, alçaltıcı

Min verâihim cehennem(cehennemu), ve lâ yugnî anhum mâ kesebû şey’en ve lâ mattehazû min dûnillâhi evliyâe, ve lehum azâbun azîm(azîmun).


1. min verâi-him : onların arkalarından
2. cehennemu : cehennem
3. ve lâ yugnî : ve fayda vermez
4. an-hum : onlardan
5. : olmadı
6. kesebû : kazandılar, (dereceler) kazandılar
7. şey'en : bir şey
8. ve lâ : ve olmaz, olmasın
9. mattehazû (mâ ittehazû) : edindikleri şey
10. min dûni allâhi : Allah'tan başka
11. evliyâe : dostlar
12. ve lehum : ve onlar için (vardır)
13. azâbun : bir azap
14. azîmun : azîm, büyük

Hâzâ hudâ(huden), vellezîne keferû bi âyâti rabbihim lehum azâbun min riczin elîm(elîmun).


1. hâzâ : bu
2. huden : hidayet, hidayete erdiren
3. ve ellezîne : ve o kimseler, onlar
4. keferû : inkâr ettiler
5. bi âyâti : âyetleri
6. rabbi-him : kendi Rab'leri, onların Rabbi
7. lehum : onlarındır, onlar için vardır
8. azâbun : bir azap
9. min riczin : azaptan
10. elîmun : elîm, acıklı

Allâhullezî sahhare lekumul bahre li tecriyel fulku fîhi bi emrihî ve li tehtegû min fadlihî ve leallekum teşkurûn(teşkurûne).


1. allâhu : Allah
2. ellezî : o ki, ki o
3. sahhare : emrinize verdi
4. lekum : sizin için, size
5. el bahre : deniz
6. li tecriye :
7. el fulku : gemiler
8. fî-hi : onun hakkında, onun içinde, onda
9. bi emri-hi : onun emrine
10. ve li tebtegû : ve ibtiga etmeniz (istemeniz) için
11. min fadli-hi : onun fazlından
12. ve lealle-kum : ve umulur ki böylece siz
13. teşkurûne : şükredersiniz

Ve sahhara lekum mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ardı cemîan minhu, inne fî zâlike le âyâtin li kavmin yetefekkerûn(yetefekkerûne).


1. ve sahhare : ve musahhar kıldı, emre amade kıldı
2. lekum : sizin için, size
3. : olmadı
4. fî es semâvâti : semâlarda, göklerde
5. ve mâ : ve şey
6. fî el ardi : yeryüzünde
7. cemîan : hepsi
8. min-hu : ondan
9. inne : muhakkak
10. fî zâlike : bunda
11. le : mutlaka, elbette, muhakkak
12. âyâtin : âyetler
13. li kavmin : bir kavim için, bir kavme, bir topluluğa
14. yetefekkerûne : tefekkür ederler

Kul lillezîne âmenû yagfirû lillezîne lâ yercûne eyyâmallâhi li yecziye kavmen bi mâ kânû yeksibûn(yeksibûne).


1. kul : de, söyle
2. li ellezîne : için, o kimseler (onlar için)
3. âmenû : îmân ettiler
4. yagfirû : bağışlasınlar
5. lâ yercûne : ümit etmiyorlar
6. eyyâme allahi : Allah'ın günleri
7. li yecziye : ödemek için, mükâfatını vermek için
8. kavmen : kavim, topluluk
9. bi mâ : şeye
10. kânû : oldular
11. yeksibûne : iktisap ediyorlar, kazanıyorlar

Men amile sâlihan fe li nefsih(nefsihî), ve men esâe fe aleyhâ summe ilâ rabbikum turceûn(turceûne).


1. men : kimse, kişi
2. amile sâlihan : salih amel (nefsi tezkiye edici amel)
3. fe : o zaman, böylece
4. li nefsi-hi : kendi nefsi için
5. ve men : ve kim
6. esâe : kötülük yaptı, kötülük işledi
7. aleyhâ : onun üzerinde
8. summe : sonra
9. ilâ rabbi-kum : Rabbinize
10. turceûne : döndürüleceksiniz

Ve lekad âteynâ benî isrâîlel kitâbe vel hukme ven nubuvvete ve rezaknâhum minet tayyibâti ve faddalnâhum alel âlemîn(âlemîne).


1. ve lekad : ve andolsun
2. âteynâ : biz verdik
3. benî isrâîle : İsrailoğulları
4. el kitâbe : kitap
5. ve el hukme : ve hikmet
6. ve en nubuvvete : ve nebilik, peygamberlik
7. ve rezaknâ-hum : ve onları rızıklandırdık
8. min et tayyibâti : temiz, helâl olanlardan
9. ve faddalnâ-hum : ve onları üstün kıldık
10. alâ el âlemîne : âlemlere

Ve âteynâhum beyyinâtin minel emr(emri), fe mahtelefû illâ min ba’di mâ câehumul ilmu bagyen beynehum, inne rabbeke yakdî beynehum yevmel kıyâmeti fî mâ kânû fîhi yahtelifûn(yahtelifûne).


1. ve âteynâ-hum : ve biz onlara verdik
2. beyyinâtin : beyan edilenler, beyyineler, deliller
3. min el emri : emirden, işten
4. fe : o zaman, böylece
5. ma ihtelefû illâ : den başka ihtilâfa düşmediler
6. min ba'di : sonradan, sonra
7. mâ câe-hum : onlara gelen şey
8. el ilmu : ilim
9. bagyen : haset ederek, azgınlık ederek
10. beyne-hum : onların araları
11. inne : muhakkak
12. rabbe-ke : senin Rabbin
13. yakdî : hüküm verir
14. yevme el kıyâmeti : kıyâmet günü
15. : içinde, vardır
16. : olmadı
17. kânû : oldular
18. fî-hi : onun hakkında, onun içinde, onda
19. yahtelifûne : ihtilâf ediyorlar, ayrılığa düşüyorlar

Summe cealnâke alâ şerîatin minel emri fettebi’ hâ ve lâ tettebi’ ehvâellezîne lâ ya’lemûn(ya’lemûne).


1. summe : sonra
2. cealnâ-ke : seni kıldık, yaptık
3. alâ şerîatin : şeriat üzere
4. min el emri : emirden, işten
5. fe : o zaman, böylece
6. ittebi'-hâ : ona tâbî ol
7. ve lâ tettebi' : ve tâbi olma, uyma
8. ehvâ : hevesler
9. ellezîne : ki onlar
10. lâ ya'lemûne : bilmiyorlar, bilmezler

İnnehum len yugnû anke minallâhi şey’â(şey’en), ve innez zâlimîne ba’duhum evliyâu ba’d(ba’din), vallâhu veliyyul muttekîn(muttekîne).


1. inne-hum : muhakkak ki onlar, gerçekten onlar
2. len yugnû an-ke : asla sana fayda vermez
3. min allâhi : Allah'tan
4. şey'en : bir şey
5. ve inne : ve hiç şüphesiz, muhakkak
6. ez zâlimîne : zalimler
7. ba'du-hum : onların bazısı
8. evliyâu : veliler, dostlar
9. ba'din (ba'du-hum ba'din) : bir kısmı (onların bir kısmı - bir kısmına, birbirlerine)
10. ve allâhu : ve Allah
11. veliyyu : veli, dost
12. el muttekîne : takva sahipleri

Hâzâ basâiru lin nâsi ve huden ve rahmetun li kavmin yûkınûn(yûkınûne).


1. hâzâ : bu
2. basâiru : basiretler, basarlar (görme yeteneği)
3. li en nâsi : insanlar için, insanlara
4. ve huden : ve hidayet edici, hidayet eden
5. ve rahmetun : ve bir rahmet
6. li kavmin : bir kavim için, bir kavme, bir topluluğa
7. yûkinûne : kesin olarak inanırlar

Em hasibellezînecterahûs seyyiâti en nec’alehum kellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti sevâen mahyâhum ve memâtuhum, sâe mâ yahkumûn(yahkumûne).


1. em : yoksa, veya
2. hasibe : sandı
3. ellezîne : ki onlar
4. icterahû : yaptılar, işlediler
5. es seyyiâti : kötülük
6. en nec'ale-hum : onları kılarız
7. ke : gibi
8. âmenû : îmân ettiler
9. ve amilû es sâlihâti : ve ıslâh edici amel (nefs tezkiyesi) yaptılar
10. sevâen : eşit, müsavi, aynı, bir
11. mahyâ-hum : onların hayatları
12. ve memâtu-hum, : ve onların ölümleri
13. sâe : kötü
14. : olmadı
15. yahkumûne : hüküm veriyorlar

Ve halakallâhus semâvâti vel arda bil hakkı ve li tuczâ kullu nefsin bimâ kesebet ve hum lâ yuzlemûn(yuzlemûne).


1. ve halaka : yarattı
2. allâhu : Allah
3. es semâvâti : semalar, gökler
4. ve el arda : ve arz, yeryüzü
5. bi el hakkı : hak ile, gerçekle
6. ve li tuczâ : ve karşılığı (ceza veya mükâfat) verilsin diye
7. kullu : bütün hepsi
8. nefsin : nefs, kişi
9. bi-mâ : şey ile, sebebiyle
10. kesebet : kazandı
11. ve hum : ve onlar
12. lâ yuzlemûne : zulmedilmezler, haksızlığa uğramazlar

E fe raeyte menittehaze ilâhehu hevâhu ve edallehullâhu alâ ilmin ve hateme alâ sem’ihî ve kalbihî ve ceale alâ basarihî gışâveten, fe men yehdîhi min ba’dillâhi, e fe lâ tezekkerûn(tezekkerûne).


1. e :
2. fe : o zaman, böylece
3. reeyte : sen gördün
4. men : kimse, kişi
5. ittehaze : edindi
6. ilâhe-hu : onun ilâhı
7. hevâ-hu : hevasına, nefsinin afetlerine
8. ve edalle-hu : ve dalâlette bıraktı
9. allâhu : Allah
10. alâ ilmin : bir ilim üzere
11. ve hateme : ve mühürledi
12. alâ : üzere, üzerinde, ... e
13. sem'i-hi : onun işitme hassası
14. ve kalbi-hi : ve onun kalbi
15. ve ceale : ve kıldı, yaptı, var etti
16. basari-hi : onun görme hassası
17. gışâveten : gışavet, perde
18. yehdî-hi : onu hidayete erdirir
19. min ba'di allâhi : Allah'tan sonra
20. lâ tezekkerûne : tezekkür etmezsiniz

Ve kâlû mâ hiye illâ hayâtuned dunyâ nemûtu ve nahyâ ve mâ yuhlikunâ illed dehr(dehru), ve mâ lehum bi zâlike min ilm(ilmin), in hum illâ yezunnûn(yezunnûne).


1. ve kâlû : ve dediler
2. : olmadı
3. hiye : o
4. illâ : ancak, sadece
5. hayâtu-nâ : bizim hayatımız
6. ed dunyâ : dünya
7. nemûtu : ölürüz
8. ve nahyâ : ve yaşarız
9. ve mâ yuhliku-nâ : ve bizi helâk etmez
10. illâ ed dehru : zamandan başka birşey
11. ve mâ lehum : ve onlar için yoktur
12. bi zâlike : bunda
13. min ilmin : ilimden, bilgiden
14. in ... (illâ) : eğer olursa, ancak ... olur
15. hum : onlar
16. (in) ... illâ : ancak, sadece
17. yezunnûne : bilirler, yakîn derecesinde inanırlar

Ve izâ tutlâ aleyhim âyâtunâ beyyinâtin mâ kâne huccetehum illâ en kâlû’tû bi âbâinâ in kuntum sâdıkîn(sâdıkîne).


1. ve izâ : ve o zaman, olunca
2. tutlâ : okunuyor
3. aleyhim : onlara, onların üzerine
4. âyâtu-nâ : âyetlerimiz
5. beyyinâtin : beyan edilenler, beyyineler, deliller
6. mâ kâne : olmadı
7. huccete-hum : onların hüccetleri, delilleri, iddiaları
8. illâ : ancak, sadece
9. en kâlû : söylemeleri, demeleri
10. i'tû bi : getirin
11. abâi-nâ : babalarımız
12. in : eğer
13. kuntum : siz iseniz
14. sâdikîne : sadıklar, doğru söyleyenler

Kulillâhu yuhyîkum summe yumîtukum summe yecmeukum ilâ yevmil kıyâmeti lâ reybe fîhi ve lâkinne ekseren nâsi lâ ya’lemûn(ya’lemûne).


1. kul : de, söyle
2. allâhu : Allah
3. yuhyî-kum : sizi diriltecek
4. summe : sonra
5. yumîtu-kum : sizi öldürecek
6. yecmeu-kum : sizi toplar
7. ilâ : ... e
8. yevmi el kıyâmeti : kıyâmet günü
9. lâ reybe : şüphe yoktur
10. fî-hi : onun hakkında, onun içinde, onda
11. ve lâkinne : ve lâkin, fakat
12. ekseren : çoğu
13. en nâsi : insanlar
14. lâ ya'lemûne : bilmiyorlar, bilmezler

Ve lillâhi mulkus semâvâti vel ard(ardı), ve yevme tekûmus sâatu yevme izin yahserul mubtılûn(mubtılûne).


1. ve li allâhi : ve Allah içindir, Allah'ındır
2. mulku : mülk
3. es semâvâti : semalar, gökler
4. ve el ardi : ve arz, yeryüzü, yer
5. ve yevme : ve o gün
6. tekûmu : sen kıyam ediyorsun
7. es sâatu : o saat, o vakit
8. yevmeizin : izin günü
9. yahseru : hüsranda olacaklar
10. mubtilûne : bâtılda olanlar

Ve terâ kulle ummetin câsiyeh(câsiyeten), kullu ummetin tud’â ilâ kitâbihâ, el yevme tuczevne mâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).


1. ve terâ : ve görürsün
2. kulle : bütünüyle,hepsi, tamamen
3. ummetin : ümmet
4. câsiyeten : diz çökmüş olarak
5. kullu : bütün hepsi
6. tud'â : davet edilir, çağrılır
7. ilâ kitâbihâ : onun kitabına, kendi kitabına
8. el yevme : bugün
9. tuczevne : karşılık (ceza) göreceksiniz
10. : olmadı
11. kuntum : siz iseniz
12. ta'melûne : yaptıklarınız şeylerden

Hâzâ kitâbunâ yentıku aleykum bil hakk(hakkı), innâ kunnâ nestensihu mâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).


1. hâzâ : bu
2. kitâbu-nâ : kitabımız
3. yentiku : nutuk verir, söyler
4. aleykum : size, sizi
5. bi el hakkı : hak ile, gerçekle
6. innâ : hiç şüphesiz biz, muhakkak ki biz
7. kunnâ nestensihu : tensih ediyorduk, yazdırıyorduk
8. : olmadı
9. kuntum : siz iseniz
10. ta'melûne : yaptıklarınız şeylerden

Fe emmellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti fe yudhıluhum rabbuhum fî rahmetih(rahmetihî), zâlike huvel fevzul mubîn(mubînu).


1. fe emmâ : fakat, ama, ise
2. ellezîne : ki onlar
3. âmenû : îmân ettiler
4. ve amilû es sâlihâti : ve ıslâh edici amel (nefs tezkiyesi) yaptılar
5. fe : o zaman, böylece
6. yudhılu-hum : onları dahil eder, koyar
7. rabbu-hum : onların Rabbi
8. fî rahmeti-hi : kendi rahmetinin içine
9. zâlike : işte bu, bu
10. huve : o
11. el fevzu : fevz, kurtuluş
12. el mubînu : açıkça, açık

Ve emmellezîne keferû, e fe lem tekun âyâtî tutlâ aleykum festekbertum ve kuntum kavmen mucrimîn(mucrimîne).


1. ve emmâ : ve fakat, ama
2. ellezîne : ki onlar
3. keferû : inkâr ettiler
4. e :
5. fe : o zaman, böylece
6. lem tekun : olmadı, değil
7. âyâtî : âyetlerim
8. tutlâ : okunuyor
9. aleykum : size, sizi
10. istekbertum : kibirlendiniz
11. ve kuntum : ve siz idiniz, oldunuz
12. kavmen : kavim, topluluk
13. mucrimîne : mücrim, günahkâr ve suçlu olan kimseler

Ve izâ kîle inne va’dallâhi hakkun ves sâatu lâ reybe fîhâ kultum mâ nedrî mes sâatu in nezunnu illâ zannen ve mâ nahnu bi musteykınîn(musteykınîne).


1. ve izâ : ve o zaman, olunca
2. kîle : denildi
3. inne : muhakkak
4. va'de allâhi : Allah'ın vaadi
5. hakkun : hak, gerçek
6. ve es sâatu : ve saat
7. lâ reybe : şüphe yoktur
8. fî-ha : orada
9. kultum : siz dediniz
10. mâ nedrî : biz bilmiyoruz, bilmeyiz
11. mâ es sâatu : o saat nedir
12. in ... (illâ) : eğer olursa, ancak ... olur
13. nezunnu : biz zannediyoruz, sanıyoruz
14. (in) ... illâ : ancak, sadece
15. zannen : zanna
16. ve mâ nahnu : ve biz değiliz
17. bi musteykinîne : yakîn sahibi olanlar

Ve bedâ lehum seyyiâtu mâ amilû ve hâka bihim mâ kânû bihî yestehziûn(yestehziûne).


1. ve bedâ : ve ortaya çıktı, zuhur etti
2. lehum : onlarındır, onlar için vardır
3. seyyiâtu : kötülükler
4. : olmadı
5. amilû : yaptılar
6. ve hâka : ve kuşattı
7. bi-him : onlarla
8. kânû : oldular
9. bi-hi : onunla
10. yestehziûne : alay ediyorlar

Ve kîlel yevme nensâkum kemâ nesîtum likâe yevmikum hâzâ ve me’vâkumun nâru ve mâ lekum min nâsırîn(nâsırîne).


1. ve kîle : ve denildi
2. el yevme : bugün
3. nensâ-kum : sizi unutacağız
4. kemâ : gibi
5. nesîtum : siz unuttunuz
6. likâe : mülâki olma, karşılaşma, ulaşma
7. yevmi-kum : sizin gününüz
8. hâzâ : bu
9. ve me'vâ-kum(u) : ve sizin mevanız, kalacağınız yer
10. en nâru : ateş
11. ve mâ : ve şey
12. lekum : sizin için, size
13. min nâsırîne : (yardımcılardan) bir yardımcı

Zâlikum bi ennekumuttehaztum âyâtillâhi huzuven ve garretkumul hayâtud dunyâ, fel yevme lâ yuhrecûne minhâ ve lâ hum yusta’tebûn(yusta’tebûne).


1. zâlikum : işte bu
2. bi enne kum(u) : sizin olmanız sebebiyle
3. ittehaztum : siz edindiniz
4. âyâti allâhi : Allah'ın âyetleri
5. huzuven : alay konusu
6. ve garret-kum : ve sizi aldattı, kandırdı
7. el hayâtu : hayat
8. ed dunyâ : dünya
9. fe : o zaman, böylece
10. el yevme : bugün
11. lâ yuhrecûne : çıkarılmazlar
12. min-hâ : on(lar)dan, oradan (orada)
13. ve lâ : ve olmaz, olmasın
14. hum : onlar
15. yusta'tebûne : onlardan razı etmeleri istenir

Fe lillâhil hamdu rabbis semâvâti ve rabbil ardı rabbil âlemîn(âlemîne).


1. fe : o zaman, böylece
2. li allâhi : Allah'a ait, Allah için
3. el hamdu : hamd, övgü, sena, manevî ni'metlere şükür
4. rabbi : Rab
5. es semâvâti : semalar, gökler
6. ve rabbi : ve Rabbi
7. el ardı : arz, yeryüzü
8. el âlemîne : âlemler

Ve lehul kibriyâu fîs semâvâti vel ard(ardı), ve huvel azîzul hakîm(hakîmu).


1. ve lehu : ve onun vardır
2. el kibriyâu : büyüklük (üstünlük)
3. fî es semâvâti : semâlarda, göklerde
4. ve el ardi : ve arz, yeryüzü, yer
5. ve huve : ve o
6. el azîzu : azîz, üstün
7. el hakîmu : hüküm ve hikmet sahibi