De ki: Cinlerden bir topluluğun gelip Kur'ân dinledikleri ve sonra da: “Biz ne güzel bir Kur'ân dinledik” dedikleri bana vahiy yoluyla bildirildi.

Doğru ile eğriyi ayırt etme bilincine ulaştıran bir Kur'ân ve böylece O'na iman ettik ve artık Rabbimizden başka kimseye ilahlık yakıştırmayacağız.

Çünkü biliniz ki Rabbimizin şanı çok yücedir. O kendisine ne bir eş ve ne de çocuk edinmiştir.

Ve şimdi öğreniyoruz ki, aramızdan birtakım beyinsizler Allah hakkında saçma sapan ve boş laflar ediyorlarmış.

Ve gerçekten biz insanların ve cinlerin Allah'a karşı yalan söylemeyeceklerini sanıyorduk.

Gerçi insanlardan bazıları cinlerden bazı kişilere sığınıyorlardı da onların taşkınlığını ve şaşkınlığını artırıyordu.

Hakikaten o cinler de siz insanların zannettiği gibi Allah'ın hiçbir kimseyi asla diriltemeyeceğini veya Allah'ın hiçbir kimseyi peygamber olarak göndermeyeceğini sanmışlardı.

Cinler devamla: “Gerçekten biz gök yüzünü yokladık ama onu güçlü muhafızlar ve alevlerle dolu bulduk.

Gerçekten de biz semadan bir söz duymak için bazı yerlere otururduk. Fakat şimdi kim dinlemeye kalkışsa kendisini bekleyen bir alevle karşılaşır.

Gökyüzünün bekçi ve alevlerle dolmasıyla biz; yeryüzündeki kişilere fenalık erişmesi mi istenildi, yoksa Rableri onlara doğru yolu buldurmayı mı diledi bilmiyoruz.

Ve doğrusu bizden iyi yararlı kişiler de var ve onlardan aşağıda olan kişiler de vardır. Bizler ayrı ayrı yollar tutmuşuzdur.

Ve sonunda anladık ki, yeryüzünde hayat sürerken Allah'a asla üstün gelemeyiz ve yine anladık ki, kaçarak da O'nun hükmünden kurtulamayız.

Ve gerçektende biz doğru yolu gösteren Kur'ân'ı dinleyince, O'na inandık. Artık kim Rabbine inanırsa, hiçbir zaman ziyana ve haksızlığa uğrama korkusu duymaz.”

Cinler devamla: “Ve gerçekten bizden müslümanlar da var, yaratılış gayesi dışında yaşayanlar da. Artık kim müslüman olmuş ise, en iyi yolu aramış ve bulmuştur.

Gerçekten sapıtıp zulmedenlere gelince onlarda cehenneme odun olurlar.”

Şayet o insanlar ve cinler doğru yolda gitmiş olsalardı, onlara bol bol rızık ve nimetler verirdik.

Şükür mü yoksa inkâr mı edecekler diye onları denemek için rızıklarını bollaştırdık. Kim Rabbine itaat ve ibadetten yüz çevirirse, Rabbi onu şiddetli ve artıp duran bir azaba sokar.

Mescidler Allah'a mahsustur veya secde edilebilecek her yer yani yeryüzü Allah'ındır. O halde o yeryüzünde Allah'ın yanı sıra başka hiç kimseye yalvarıp yakarmayın.

Doğrusu Allah'ın kulu Muhammed Rabbine ibadet için kalkınca, inkârcı müşrikler neredeyse O'nun üzerine çullanıyorlardı veya cinler Kur'ân'ı dinlemek arzu ve hırsıyla neredeyse aşırı kalabalıktan dolayı birbirini ezeceklerdi.

Ey peygamber! De ki: “Ben yalnız Rabbime yalvarır ve ibadet ederim O'ndan başka hiç kimseye ilahlık yakıştırmam.”

De ki: “Benim size bir zarar vermeye de gücüm yetmez, sizi doğru yola götürmeye de.”

De ki: “Beni hiç kimse Allah'ın azabından kurtaramaz ve ben O'ndan başka sığınılacak başka birisini de bulamam.

Benim görevim ancak Allah'tan geleni ve O'nun gönderdiklerini tebliğdir. Kim Allah'a ve peygamberine karşı gelirse, onun cezası ebediyyen kalacağı cehennem ateşidir.”

Nihayet o inkârcılar tehdit edildikleri azabı ve kıyamet saatini gördükleri zaman kimin yardımcı bakımından daha zayıf ve sayıca daha az olduğunu bilip öğreneceklerdir.

De ki: “Tehdit edilegeldiğiniz azap veya kıyamet yakın mıdır, yoksa Rabbim onu uzun bir zaman geciktirir mi bilmiyorum?

Yaratılmışların akıl ve duyularıyla kavramaktan aciz oldukları şeyleri ancak O bilir. Erişilmez derinlikteki sırlarını kimseye açmaz.”

Ancak bu tür bilgileri seçip, razı olduğu bir peygambere bildirebilir. Bu bilgileri bildirme esnasında o bilginin cin ve şeytanlar tarafından çalınmaması için getiren meleklerin önünden ve ardından muhafızlık yapacak melekler gönderir.

Böylece peygamber kendisine Allah'ın vahyinin melekler tarafından eksiksiz olarak ulaştırıldığını bilsin veya Allah meleklerin Rablerinin mesajını doğru ve sağlam olarak yerine ulaştırdıklarını bilgisiyle kuşatmıştır veya Allah'ın mesajını O'nun kullarına peygamberlerin eksiksiz olarak ulaştırdıklarını açıkca gösterir. Allah meleklerin, peygamberlerin ve kullarının her halini bilgisiyle kavramış ve kuşatmıştır ve herşeyi bir bir sayıp tesbit etmiştir.