Ha, mim.

Kitab-ı Mübîn’e (Apaçık Kitab’a) andolsun.

Muhakkak ki Biz onu, mübarek bir gecede indirdik. Şüphesiz Biz, uyaranlarız.

Hikmetli (hükmedilmiş) emirlerin (işlerin) hepsi, onda (o gecede) ayırt edilir (belirlenir).

Katımızdan bir emir olarak. Muhakkak ki Biz, (Kur’ân’ı ve resûlleri) gönderenleriz.

Rabbinden bir rahmet olarak. Muhakkak ki O; O, en iyi işiten, en iyi bilendir.

Göklerin ve yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir. Eğer siz yakîn sahibi iseniz.

O’ndan başka İlâh yoktur. Diriltir ve öldürür. Sizin ve evvelki (sizden önceki) babalarınızın Rabbidir.

Hayır, onlar şüphe içinde oynuyorlar (oyalanıyorlar).

Artık göğün, apaçık duman (fitne) getireceği günü gözle.

(O fitne ki) insanları (insanların büyük kısmını) sarmıştır. İşte bu, elîm bir azaptır.

Rabbimiz, azabı bizden kaldır. Muhakkak ki biz, mü’minleriz.

Onlara (herşeyi) açıklayan bir resûl gelmişti. (Buna rağmen resûlün söylediklerinden) ibret almadılar.

Ve (O’NA) (şeytan tarafından vahyedilerek) “öğretilmiş” ve “deli” dediler ve sonra O’NDAN yüz çevirdiler.

Muhakkak ki Biz, azabı biraz kaldırsak (bile), şüphesiz ki siz (şirke) dönecek olanlarsınız.

Büyük bir şiddetle (onları) yakalayacağımız gün, Biz mutlaka intikam alacak olanlarız.

Ve andolsun ki Biz, onlardan önce firavun kavmini de imtihan ettik. Ve onlara da kerim bir resûl (Hz. Musa) gelmişti.

(Hz. Musa): “Allah’ın kullarını bana verin. Muhakkak ki ben, sizin için emin bir resûlüm.” (demişti).

Allah’a karşı ululuk (büyüklük) taslamayın! Çünkü ben, size apaçık bir sultan (delil) ile geliyorum.

Ve muhakkak ki ben, beni taşlamanızdan, sizin de Rabbiniz olan Rabbime sığındım.

Eğer bana inanmıyorsanız artık benden uzaklaşın.

Bunun üzerine: “Bunlar günahkâr bir kavimdir.” diye, Rabbine dua etti.

Hemen gece yürüyüşü yapmak üzere kullarımla (beraber) yola çık! Muhakkak ki siz takip edileceksiniz.

Ve denizi açık olarak bırak! Muhakkak ki onlar, boğulacak olan bir ordudur.

Bahçelerden ve pınarlardan nicelerini terkettiler.

Ve ekinler ve kerim mekânlar (güzel köşkler).

Ve orada zevk içinde yaşadıkları ni’metler (terkettiler).

İşte, böyle. Ve sonraki kavmi onlara varis kıldık.

Onlara yer ve gök ağlamadı. Ve onlara mühlet verilmedi.

Ve andolsun ki Biz, İsrailoğullarını (firavunun) zelil azab(ın)dan kurtardık.

O firavun ki, şüphesiz o, haddi aşanlardan ve büyüklük taslayanlardandı.

Ve andolsun ki Biz, onları (İsrailoğullarını) ilim üzerine âlemlere seçtik (üstün kıldık).

Ve onlara, içinde apaçık imtihan olan âyetlerden (mucizelerden) verdik.

Gerçekten onlar, mutlaka diyecekler ki.

(Bizim ölümümüz) sadece ilk ölümümüzdür. Ve biz, neşrolunacak (tekrar diriltilecek) değiliz.

Siz doğru söyleyenlerseniz, o halde babalarımızı (geri) getirin.

Onlar mı yoksa Tubba’nın kavmi ve onlardan öncekiler mi daha hayırlı? Biz onları helâk ettik. Çünkü onlar mücrimlerdi.

Ve gökleri ve yeri ve ikisi arasındakileri, oyun olsun diye yaratmadık.

İkisini de haktan başka bir şey ile yaratmadık (ikisini de hak ile yarattık). Ve lâkin onların çoğu bilmezler.

Muhakkak ki fasıl günü, onların hepsinin belirlenmiş vaktidir.

O gün, dosttan dosta (hiç)bir şey fayda vermez. Ve onlara yardım olunmaz.

Ancak Allah’ın rahmet (Rahîm esmasıyla tecelli) ettiği kimse hariç. Muhakkak ki O, Azîz’dir, Rahîm’dir.

Muhakkak ki zakkum ağacı.

Günahkârların yemeğidir.

Erimiş maden gibi karınlarında kaynar.

Kaynar suyun kaynaması gibi.

Onu tutun (yakalayın)! Hemen cehennemin ortasına sürükleyin.

Sonra başının üstüne azap olarak kaynar su dökün.

(Azabı) tat! (Hani) sen, gerçekten azîzdin ve kerimdin (kendini öyle zannediyordun).

Muhakkak ki bu azap, sizin şüphe ettiğiniz şeydir.

Muhakkak ki takva sahipleri, mutlaka emin makamlardadır.

Cennetlerde ve pınarlarda.

Karşılıklı ipekten ve atlastan giysiler giyerler.

İşte, böyle. Ve onları, iri gözlü huriler ile evlendiririz.

Orada emniyet içinde her çeşit meyveden isterler.

Orada ilk ölümden başka ölüm tatmazlar. Ve (Allah, böylece) onları cehennem azabından korumuştur.

Senin Rabbinden fazl (lütuf) olarak işte bu, (en büyük kurtuluş) fevz-ül azîmdir.

İşte böylece O’nu (Kur’ân-ı Kerim’i), senin lisanın ile kolaylaştırdık. Umulur ki onlar tezekkür ederler.

Artık gözle (bekle)! Muhakkak ki onlar da (bekleyenler) gözleyenlerdir.