Her türlü övgü, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah'ın hakkıdır. Buna rağmen inkârcılar, başka güçleri Rableri ile eş tutarlar!

Odur sizi çamurdan (balçıktan) yaratan ve sonra (sizin için) bir ömür tayin eden. Bir de O'nun katında muayyen bir ecel (kıyamet günü) vardır. Ama hala şüphe edip duruyorsunuz.

Göklerde ve yerde gerçek ilah (hakiki mabud) sadece Allah'tır. (O) sizin gizlediğinizi de açığa vurduğunuzu da bilir. (İyi ve kötü) kazandıklarınızı/yaptıklarınızı da bilir.

Böyle iken, onlara ne zaman Rablerinin mesajlarından bir mesaj gelse, mutlaka ondan yüz çevirirlerdi.

Şimdi de kendilerine gelmiş olan bu hakikati de böyle yalanlıyorlar. Ama zaman içinde, o kendisiyle alay ettikleri şeyin (acı) haberleri onlara gelecektir.

Onlardan önceki nice kuşakları (yaptıklarından dolayı) helak ettiğimizi görmediler mi? Oysa o kuşaklara size vermemiş olduğumuz derecede geniş yerleşme ve yaşama imkânları verdik. Yurtlarına gökten bol yağmurlar yağdırdık. Ayakları altından nehirler akıttık. Fakat işledikleri günahlar yüzünden onları yok ederek arkalarından başka kuşaklar meydana getirdik.

(Ey Resulüm!) Eğer sana kâğıda yazılmış bir kitap indirmiş olsaydık ve onu elleriyle tutsalardı, yine de o inkârcılar: “Muhakkak ki bu, apaçık bir sihirdir” diyeceklerdi.

Ve onlar dediler ki: “Muhammed'e bir melek indirilseydi ya.” Ama bir melek indirmiş olsaydık (o da kıyamet meleği olurdu), muhakkak ki (o zaman da) her şeyin hükmü verilip bitmiş olurdu ve onlara (pişmanlık için) başka bir fırsat tanınmazdı.

Eğer Peygamberi, biz bir melek yapsaydık, yine de onu bir adam (şeklinde) yapardık ve onları yine düştükleri kuşkuya düşürürdük.

Andolsun ki, senden önceki peygamberlerle de alay edilmişti ama ne var ki, onları küçümseyen kimseleri, (sonunda) alay edip durdukları şeyin kendisi mahvetti.

De ki: “Yeryüzünde dolaşın ve hakikati yalanlayanların sonlarının ne olduğuna bir bakın!”

De ki: “Göklerde ve yerde olanlar kimindir?” De ki  “Allah'ındır.” O, affetmeyi kendisine ilke edinmiştir. O, (varlığı) her türlü şüphenin üstünde olan kıyamet günü hepinizi mutlaka bir araya toplayacaktır. Ama (aklını kullanmayarak) kendilerini hüsrana uğratanlar, işte onlar inanmayanlardır.

Gece ve gündüzün içinde barınan her şey O'nundur. Ve O'dur yalnızca her şeyi hakkıyla duyan ve hakkıyla bilen.

De ki: “Göklerin ve yerin yaratıcısı olan, (yarattıklarını) beslediği hâlde beslenmeye ihtiyacı olmayan Allah'tan başkasını mı dost edineceğim?” Yine de ki: “Bana, (Allah'a) teslim olanların öncüsü olmam emredildi” ve “Sakın Allah'a ortak koşanlardan olma!” (buyruldu).

De ki: “Eğer ben, Rabbime karşı saygısızlık edersem, cidden büyük bir günün azabından korkarım!”

O gün kim azaptan kurtarılırsa, gerçekten Allah ona merhamet etmiştir. İşte bu da apaçık bir kurtuluştur.

Eğer Allah, (yaptıklarından dolayı) sana bir zarar dokundurursa, onu O'ndan başka giderecek hiç bir güç yoktur. Ve eğer sana bir hayır dokundurursa (onu O'ndan başka engelleyecek yoktur). Çünkü O, her şeye gücü yetendir.

O, kullarının üstünde eşsiz kudret ve yetki sahibidir. O, mutlak hüküm ve hikmet sahibidir, her şeyden hakkıyla haberdardır.

De ki: “Şahitlik bakımından hangi şey daha büyüktür?” (Cevap olarak) de ki: “Allah benimle sizin aranızda (peygamberliğime en büyük) şahittir. Bu Kur'an bana, onunla sizi ve eriştiği herkesi uyarayım diye vahyolundu. Siz, Allah ile beraber başka ilâhlar olduğuna şahitlik mi ediyorsunuz?” (cevaben) de ki: “Ben şahitlik etmem.” Yine de ki: “O, ancak tek bir ilâhtır ve muhakkak ki ben sizin Allah'a ortak koştuğunuz şeylerden uzağım.”

Kendilerine kitap verdiğimiz (Yahudi ve Hıristiyanlar), o (Muhammed')i öz çocuklarını tanıdıkları gibi tanırlar/bilirler. (Aklını kullanmayarak) kendilerini hüsrana uğratanlar var ya, işte onlar inanmazlar.

Allah'a karşı yalan uydurup iftira düzenden veya O'nun ayetlerini yalanlayandan daha zalim kim olabilir? Hiç şüphesiz zalimler kurtuluşa eremezler/isteklerine ulaşamazlar.

O gün onların hepsini bir araya toplayacağız ve o zaman, Allah'tan başka şeylere ilahlık yakıştıranlara: “İddia edip durduğunuz ortaklarınız nerede?” diye soracağız.

Sonra onların: “Rabbimiz Allah'a yemin ederiz ki; bizler müşriklerden değildik,” demelerinden başka çareleri kalmaz.

Bak, kendilerine karşı nasıl yalan söylediler ve düzmekte oldukları hayalleri nasıl onları yüzüstü bıraktı.

Onların bir kısmı seni dinler (inanmak istedikleri için değil, fitne çıkarmak için kulak kabartırlar). Buna karşı biz de (kötüye yorumlamamaları için) kalpleri üzerine perdeler, kulaklarına da ağırlık koyarız. Onlar hakikatin bütün işaretlerini görseler yine de inanmazlar. Bundan ötürü sana geldiklerinde seninle tartışırlar ve inkârcılar: “Bu (Kur'an) eskilerin masallarından başka bir şey değildir” derler.

Onlar (hem insanları) Kuran'dan alıkoyarlar ve hem de kendileri de ondan uzak dururlar. Böylece yalnız kendilerini mahvederler ve (üstelik) bunu da idrak etmezler.

Onların ateşin karşısında durdurulup: “Ah, keşke dünyaya geri gönderilsek de bir daha Rabbimizin ayetlerini yalanlamasak ve inananlardan olsak!” dediklerini bir görsen!

Hayır, önceden saklı tuttukları (şirk ve küfür gibi) şeyler kendilerine açıklandı(ğı için böyle söylüyorlar). Eğer (hayata) geri döndürülmüş olsalardı, kendilerine yasaklanmış olan şeye yine dönerlerdi. Zira onlar geçekten yalancıdırlar!

Ve onlar derler ki: “Bu dünyadaki hayatımızın ötesinde başka bir şey yoktur ve öldükten sonra da dirilmeyeceğiz!”

Onları Rablerinin huzuruna çıkarıldıkları zamanı görsen! Allah, onlara: “Bu (ahiret hayatı) gerçek değil miymiş?” diye sorar. Onlar: “Rabbimiz hakkı için, evet” derler. Allah da onlara: “O halde inkârcılığınızdan dolayı azabı çekiniz bakalım” buyurur.

Allah'a kavuşmayı yalanlayanlar gerçekten kaybetmişlerdir. Nihayet kıyamet ansızın gelip çattığı zaman; yüklerini sırtlarına yüklenerek: “Orada yaptığımız eksiklerden dolayı yazıklar olsun bize!” diyecekler. Dikkat edin, o yüklenip taşıdıkları şeyler ne kötüdür!

Bu dünya hayatı, bir oyundan, eğlenceden ve geçici bir zevkten başka bir şey değildir. Ama ahiret hayatı, Allah'a karşı sorumluluk bilinciyle yaşayanlar için çok daha güzeldir. Öyleyse hala akıllanmayacak mısınız?

Onların sözlerinin seni üzdüğünü biliyoruz. Aslında onların yalanladığı sen değilsin. Bu zalimlerin inkâr ettiği, aslında Allah'ın mesajlarıdır.

Andolsun ki, senden önce nice peygamberler yalanlandı ve bizden yardım gelinceye kadar bütün düzmece ithamlara ve kendilerine yapılan eziyetlere sabırla katlandılar. Çünkü hiçbir güç Allah'ın kelimelerini (yardım vaadini) değiştiremez. Andolsun ki gönderilen (o peygamber)lerin kıssalarından bazıları sana ulaşmıştır.

Eğer onların (imandan) yüz çevirmeleri sana ağır geldiyse, elinden geliyorsa yerkürenin derinliklerine inen bir kanal ya da göğe çıkaracak bir merdiven bul da onlara başka bir delil getir. Eğer Allah dileseydi (onlar isteseydi), onları doğru yolda bir araya getirirdi. O halde (onların gereksiz tekliflerine uyarak) sakın cahillerden olma!

Ancak (iyi niyetle) dinleyenler bu daveti kabul ederler. (Kalben) ölmüş olanlara gelince, onları(ın kalplerini) ancak Allah diriltebilir, en sonunda da hepsi O'na dönecektir.

“Ona (Muhammed'e), Rabbinden bir mucize indirilseydi ya” dediler. (Onlara) de ki: “Allah'ın böyle bir mucize indirmeye gücü yeter.” Fakat onların çoğu (gerçekleri) bilmez.

Yerde hareket eden hiçbir hayvan ve kanatları ile (havada) uçan hiç bir kuş yoktur ki (yaratılış ve yaşayış itibariyle) sizin gibi bir toplum teşkil etmesinler. Biz hiçbir şeyi o kitabın dışında bırakmadık. Sonra bunlar, Rablerinin huzurunda toplanacaklardır.

Mesajlarımızı yalanlayanlar, karanlıklar içinde kalmış sağır ve dilsizlerdir. Allah dilediği kimseyi (niyet ve eylemlerine göre) sapıklıkta bırakır, dilediği kimseyi de doğru yola iletir.

De ki: “Düşündünüz mü hiç; eğer size Allah'ın azabı gelirse ya da (kıyamet) saati ansızın gelip çatarsa, Allah'tan başkasına mı yalvarır/sığınırsınız? Doğru kimseler iseniz haydi söyleyin (bakalım!).”

Hayır! Sadece O'na yalvarırsınız. O da dilerse, kaldırılmasını istediğiniz belayı kaldırır da siz, ortak koştuğunuz/putlaştırdığınız şeyleri unutursunuz.

Andolsun ki, senden önceki ümmetlere de elçiler gönderdik. Ardından boyun eğsinler (tevbe etsinler) diye onları darlık ve hastalıklarla cezalandırdık.

Hiç olmazsa kendilerine baskımız geldiği vakit yalvarsalardı. Fakat kalpleri katılaştı, şeytan da bütün yaptıklarını kendilerine güzel gösterdi.

Onlar kendilerine yapılan uyarıları unutunca (önce) bütün nimetlerin kapılarını yüzlerine açtık, nihayet sahip oldukları (bol) nimetler yüzünden şımarıklığa/günaha kapıldıklarında kendilerini ansızın, kıskıvrak yakalayıverdik de bütün ümitleri suya düştü!

Ve (sonunda), zulmeden (inkârda ve isyanda ısrar eden) o toplumların kökü kesildi. Bütün övgüler yalnız âlemlerin Rabbi olan Allah'adır.

De ki: “Eğer Allah kulaklarınızı sağır, gözlerinizi kör etse ve kalplerinize de mühür vursa, acaba Allah'tan başka hangi ilâh bunları size geri verebilir?” Bak nasıl ayetleri ayrıntılı bir şekilde açıklıyoruz, sonra onlar hala yüz çeviriyorlar!

De ki: “Allah'ın azabı ansızın veya açıkça başınıza gelse durumunuz ne olur, söyler misiniz?” (O zaman hiç) zalim halktan başkası yok edilir mi?

Biz, elçilerimizi yalnızca müjdeci ve uyarıcı olarak göndeririz. O halde, iman edip doğru ve yararlı işler yapanlar ne korkacaklar ne de üzüleceklerdir.

Ayetlerimizi yalanlayanlara gelince; onlar günah işlemeyi adet edindiklerinden dolayı azaba çarptırılacaklardır.

De ki: “Ben size Allah'ın hazineleri benimdir” demiyorum. Ben (kendiliğimden) insanın kavrayış alanının ötesindeki bilinmeyenleri de bilmem. Size: “Ben meleğim de demiyorum. Sadece bana indirilen vahye uyuyorum.” (Yine) de ki: “Görmeyenle gören bir olur mu? Hiç düşünmüyor musunuz?”

Kendileri için Allah'tan başka ne bir dost, ne de bir şefaatçi bulunmaksızın, Rablerinin huzurunda toplanmaktan korkanları, Allah'a karşı gelmekten sakınsınlar diye, onunla (Kur'an ile) uyar

Sırf Rablerinin rızasını isteyerek sabah akşam O'na yalvaran (fakir)leri, (inkârcılar istiyor diye) yanından kovma! (Sen fakirlerle berabersin diye ekâbir takımı iman etmese de) onların hesabından sana (hiçbir sorumluluk) düşmez ve senin hesabından da onlara bir şey düşmez. Bu yüzden onları kovarsan zalimlerden olursun.

Böylece: “Allah içimizden bunlara mı lütufta bulundu?” demeleri için onlardan bir kısmını diğerleriyle işte böyle denedik. Allah, şükredenleri daha iyi bilmez mi?

Ayetlerimize inananlar yanına geldikleri zaman onlara de ki: “Selam olsun size! Rabbiniz rahmeti kendine ilke edindi. Sizden her kim bilmeyerek bir kötülük işleyip de sonra arkasından tevbe eder ve kendini düzeltirse, (bilmiş olun ki) O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”

Günah işleyenlerin yolu açıkça belli olsun diye ayetlerimizi, işte böyle ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.

(İnkârcılara) de ki: “Sizin, Allah'tan başka taptığınız şeylere kulluk etmem bana kesinlikle yasaklandı. (Yine) de ki: “Ben sizin arzularınıza uymam. (Uyarsam) o takdirde sapmış olurum, hidayete erenlerden olmam.”

De ki: “Ben Rabbimden gelen kesin bir delile dayanıyorum, siz ise onu yalanladınız. Bir an önce gerçekleşmesini istediğiniz azap da benim yetkimde değildir. Egemenlik, Allah'ın tekelindedir. O gerçeği açıklar ve O ayırt edici hükmü verenlerin en hayırlısıdır.”

De ki: “O çabuk gelmesini istediğiniz azap benim elimde olsaydı, aramızdaki iş çoktan sonuçlanmış olurdu. (Fakat) Allah zalimleri(n azap vaktini) en iyi bilendir.”

Yaratılmış varlıkların idrakini aşan şeylerin anahtarları Onun katındadır. Onları Allah'tan başka kimse bilemez. O, karada ve denizde olan her şeyi bilir. O'nun haberi olmadan bir yaprak dahi düşmez. Yeraltı tabakalarının karanlıkları içindeki tek bir tane, yaş ve kuru hiç bir şey yoktur ki O'nun apaçık fermanında bulunmasın.

Geceleyin (uyutarak) sizi ölü (gibi) yapan, sonra (kendisi tarafından) tespit edilen ömrü tamamlamak üzere sizi (uyandırarak) her gün hayata geri döndüren ve gündüzün ne yaptığınızı bilen O'dur. En sonunda O'na döndürüleceksiniz. Ve o zaman (dünyada) yaptığınız bütün her şeyi size gösterecektir.

O, kullarının üstünde yegâne kudret ve tasarruf sahibidir. Üzerinize (bütün) amellerinizi yazıp muhafaza eden “hafeze” melekleri gönderir. Nihayet sizden birinize ölüm vakti geldiğinde elçilerimiz onun canını alır ve onlar vazifelerinde asla kusur etmezler.

Sonra o canları alınanlar, gerçek takipçileri olan Allah'ın huzuruna getirilirler. Doğrusu, nihai hüküm yalnız O'nundur. Ve O, hesabı en hızlı görendir.

De ki: “Bizi bu durumdan kurtarırsa andolsun şükredenlerden olacağız, diye boyun büküp ürpererek O'na yakardığınızda, karanın ve denizin karanlıklarından/tehlikelerinden sizi kim kurtarıyor?”

De ki: “(Yalnızca) Allah, sizi bundan ve başka her türlü sıkıntıdan kurtarabilir, ama siz hala O'ndan başka güçlere ilahlık yakıştırıyorsunuz!”

De ki: “Yalnız O'dur size üstünüzden (gökten) veya ayaklarınızın altından (yerden) bir azap göndermeğe, ya da sizi gruplar halinde birbirinize düşürmeğe ve kiminizin şiddetini kiminize tattırmaya gücü yeten.” Bak, iyice anlasınlar diye, mesajları nasıl her yönüyle açıklıyoruz!

O (Kur'an) hak olduğu halde, kavmin onu yalanladı. Onlara şöyle de: “Ben, sizin davranışınızdan sorumlu değilim.”

(Kur'an'daki) her haberin gerçekleşeceği bir zaman vardır. Yakında siz de gerçeği bileceksiniz.

Ayetlerimiz hakkında alay yollu söz edenleri gördüğün zaman, onlar başka bir konuya geçinceye kadar onlardan yüz çevir (tavır koy, uzak dur). Eğer onlardan yüz çevirme işini, şeytan sana unutturursa, hatırladıktan sonra hemen kalk ve o zalimler kavmi ile beraber oturma!

Allah'a karşı sorumluluk bilinciyle yaşayanlara, o (inanmaya)nların hesabından dolayı bir sorumluluk yoktur. Fakat (günahkârlar) Allah'a karşı gelmekten sakınırlar diye onlara nasihat etmek gerekir.

Dünya hayatının rahatına dalarak eğlenceyi ve geçici zevkleri dinleri haline getiren kimseleri (kendi hallerine) bırak. O Kur'an ile şunu hatırlat ki; bir kimse kazandığı (günah)tan dolayı felakete düşmeye görsün; artık onun için Allah'tan başka ne bir dost, ne de bir şefaatçi vardır. O, (kurtulmak için) bütün varlığını fidye olarak verse, yine de ondan kabul edilmez. Onlar kazandıkları (günahlar) yüzünden felakete sürüklenmiş kimselerdir. İnkâr ettiklerinden dolayı onlar için kaynar sudan ibaret bir içecek ve elem verici bir azap vardır.

De ki: “Allah'ı bırakıp da bize fayda veya zarar veremeyecek olan şeylere mi kulluk edelim? Allah bizi doğru yola ilettikten sonra tekrar geriye mi dönelim? Tıpkı arkadaşları tarafından ‘bize gel' diye doğru yola çağrıldığı halde, şeytanlar tarafından ayartılıp çöl ortasında şaşkın bırakılan kimse gibi mi olalım?” Yine de ki: “Allah'ın gösterdiği yol (İslam), yegâne doğru yoldur. Biz, âlemlerin Rabbine teslim olmakla emrolunduk.”

Bir de (emrolundu ki): “Namazı dosdoğru kılın ve Allah'a karşı gelmekten sakının. Huzuruna varıp toplanacağınız ancak O'dur.”

O'dur gökleri ve yeri bir hakikate göre yaratan. O ne zaman “Ol” dese emri derhal yerine gelir. O'nun sözü haktır. Sur'a üfürüldüğü gün hükümranlık yine O'nun olacaktır. O, görüleni de görülmeyeni de bilendir. O, mutlak hüküm ve hikmet sahibidir, (her şeyden) hakkıyla haberdar olandır.

Hani (bir zamanlar) İbrahim, babası Âzer'e: “Putları tanrılar mı ediniyorsun? Doğrusu ben seni ve kavmini açık bir sapıklık içinde görüyorum” demişti.

Böylece biz İbrahim'e (şirkin çirkinliğini gösterdiğimiz gibi), göklerin ve yerin melekûtunu (muhteşem ve mükemmel varlıklarını) gösteriyorduk ki, kesin inananlardan olsun.

(İbrahim) gecenin karanlığı üzerine çökünce bir yıldız gördü. (Babasının ve kavminin putlara, yıldızlara, aya ve güneşe tapmaları karşısında) “bu imiş Rabbim” dedi. Yıldız batınca da “ben batanları sevmem (ilah edinmem)” dedi.

Sonra, ayın doğduğunu görünce, “(Öyleyse) Rabbim bu ha!” dedi. Ama ay da batınca, “Gerçekten, eğer Rabbim beni doğru yola iletmemiş olsaydı andolsun ki (ben de babam ve kavmim gibi rastgele şeylere taparak) doğru yoldan sapmış kimselerden olurdum!” dedi.

Nihayet güneşi doğarken görünce de: “(Demek) Rabbim budur, zira bu (hepsinden) daha büyüktür” dedi. O da batınca, dedi ki: “Ey kavmim! Ben sizin (Allah'a) ortak koştuğunuz şeylerden uzağım.”

(İbrahim) “Bakın, ben batıl olan her şeyden uzak durarak yüzümü gökleri ve yeri yaratan Allah'a çevirdim ve ben O'ndan başkasına ilahlık yakıştıranlardan değilim!” (dedi).

Kavmi, onunla tartışmaya girişti. (Bunun üzerine) onlara dedi ki: “Beni doğru yola iletmişken, Allah hakkında mı benimle tartışıyorsunuz? Ben, sizin O'na ortak koştuğunuz şeylerden korkmam. Ancak Rabbimin dilediği olur! Rabbimin ilmi her şeyi kuşatmıştır. Hala düşünüp öğüt almayacak mısınız?”

“Hem siz; Allah'ın size hiçbir delil indirmediği şeyleri O'na şirk koşmaktan korkmazken; kendisine şirk koştuğunuz şeylerden ben nasıl korkarım?” Şimdi eğer biliyorsanız, bu iki zümreden hangisi emin olmaya daha layıktır?

İman edip de imanlarını herhangi bir zulümle kirletmeyenler var ya; işte onlardır güven içinde olacak olanlar. Çünkü onlar doğru yolu bulmuşlardır.

İşte bu (şekilde Allah'ı arayıp bulması), kavmine karşı İbrahim'e verdiğimiz delillerimizdir. (Amellerine göre ) dilediğimiz kimselerin derecelerini yükseltiriz. Şüphesiz ki, Rabbin hüküm ve hikmet sahibidir ve her şeyi hakkıyla bilendir.

Biz ona İshak'ı ve (onun oğlu) Yakub'u bağışladık ve her birini hidayete (peygamberliğe) erdirdik. Daha önce Nuh'u ve onun neslinden Davud'u, Süleyman'ı, Eyyub'u, Yusuf'u, Musa'yı ve Harun'u da hidayete erdirmiştik (onlara da peygamberlik vermiştik). İşte iyilik yapanları ve iyi davrananları böyle ödüllendiririz.

Zekeriya'ya, Yahya'ya, İsa'ya ve İlyas'a da (peygamberlik verdik). Onların hepsi de dürüst ve erdemli kimselerdendi.

İsmail'e, Elyesa'ya, Yunus'a ve Lût'a da (peygamberlik verdik).  (kendilerine farklı üstün meziyetler vererek) hepsini âlemlere üstün kıldık.

Onların atalarından, çocuklarından ve kardeşlerinden bazılarına da (aynı şekilde üstün meziyetler verdik). Onları seçtik ve onları doğru yola ilettik.

İşte bu, Allah'ın hidayetidir ki, O, kullarından dilediğini ona eriştirir. Eğer onlar da Allah'a ortak koşsalardı, bütün yaptıkları boşa gidecekti.

Onlar kendilerine kitap, hikmet ve peygamberlik verdiğimiz kimselerdir. Eğer şu (inanmayan)lar bunları tanımayıp inkâr ederlerse, (bilsinler ki biz) yerlerine inkâr etmeyen bir topluluk getiririz.

İşte onlar Allah'ın doğru yola ilettiği kimselerdir. (Ey Muhammed!) Sen de onların yolunu izle ve de ki: “Ben bu tebliğ karşılığında sizden hiçbir ücret istemiyorum. Bu (Kur'an) bütün âlemler için ancak bir öğüttür.”

(Yahudiler:) “Allah insana hiçbir şey indirmemiştir” diyerek Allah'ın azamet ve kudretini bilip anlayamadılar. (Resulüm onlara) de ki: “Musa'nın insanlara bir nur, bir hidayet olarak getirdiği Kitab'ı kim indirdi? Siz onu parçalara ayırarak kâğıtlar haline getirip işinize geleni açıkladınız ve çoğunu gizlediniz. Hâlbuki sizin de, atalarınızın da bilmediği şeyler (Kur'an'la) size öğretilmiştir. (İşte o Kitab'ı indiren de) Allah'tır.” Sonra bırak onları, boş laflarla oyalanıp dursunlar.

Bu (Kur'an), kendinden önceki, ilahi kitapları doğrulayan ve şehirlerin anası durumunda olan (Mekke) halkını ve çevresindeki bütün insanları uyarman için indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Ahirete inananlar ona (Kur'an'a) da inanırlar ve onlar namazlarına da devam ederler.

Allah'a karşı yalan uydurandan yahut kendisine hiçbir şey vahyedilmemişken “Bana da vahyolundu” diyenden ve “Ben de Allah'ın indirdiği ayetlerin benzerini indireceğim” iddiasında bulunandan daha zalim kim olabilir? (Ey Resulüm!) Kendilerini ölüm sancıları içinde bulduklarında ve melekler ellerini uzatarak: “Ruhlarınızı teslim edin! Allah'a gerçek olmayan şeyleri izafe ettiğiniz ve kibre kapılarak O'nun ayetlerine karşı büyüklük tasladığınız için bugün aşağılanma cezası ile cezalandırılacaksınız!” diye o zalimlere seslendiklerini bir görsen!

(Ve Allah şöyle buyuracak:) Andolsun ki, sizi ilk defa yarattığımız gibi, bize yapa yalnız geldiniz. Ve size (hayatta iken) bahşettiğimiz her şeyi arkanızda bıraktınız. Hani, hakkınızda Allah'ın ortakları olduğunu sandığınız (dünyalık menfaatler için gölgesine sığındığınız) şefaatçilerinizi sizinle beraber görmüyoruz. Andolsun ki; aranızdaki bağlar artık kopmuştur. (Çok güvenip itimat ettiğiniz) varlıklar da sizi yüzüstü bırakıp gitmiştir.

Kuşkusuz Allah, tohumu ve meyve çekirdeğini patlatandır. Ölüden diriyi meydana getiren, diriden de ölüyü çıkarandır. İşte Allah budur. O halde nasıl oluyor da haktan uzaklaştırılıyorsunuz?

O, karanlığı yarıp sabahı çıkaran, geceyi dinlenme zamanı, güneşi ve ayı da ince birer hesap ölçüsü kılandır. Bütün bunlar mutlak güç sahibinin, hakkıyla bilenin planlamasıdır.

Karanın ve denizin karanlığında onlara bakıp yolunuzu bulabilesiniz diye yıldızları sizin için var eden O'dur. Gerçekten bilmek ve anlamak isteyen kimseler için âyetlerimizi açıklıyoruz.

Sizi bir candan (Âdem'den) yaratan O'dur. O (sizin her biriniz için yeryüzünde) bir vade ve (öldükten sonra kabir âleminde) bir dinlenme (bekleme) yeri (tayin etmiştir). Biz bu mesajları hakikati kavrayabilecek insanlar için açık ve anlaşılır kılmaktayız.

Gökyüzünden suyu (yağmuru) indiren O'dur. Sonra biz onunla her çeşit bitkiyi çıkarırız. O bitkiden bir filiz, ondan da büyüyüp birbirinin üstüne binmiş taneler, başaklar çıkarırız. Hurma tomurcuklarından sarkan salkımlar, üzüm, zeytin ve nar bahçeleri yetiştiririz. Bunlardan kimi birbirine benzer, kimi benzemez. Her birinin meyvesine, bir ilk meyve verdiğinde bir de tam olgunlaştıkları zaman bakın! Hiç kuşkusuz inananların bunlardan alacakları birçok ders vardır.

Bir de cinleri, (görünmeyen varlıkları) Allah'a ortak koştular. Hâlbuki onları O yaratmıştır. Bilmeden O'na oğullar ve kızlar isnat ettiler. Hâşâ O, onların ileri sürdüğü niteliklerden uzaktır ve şanı yücedir!

Göklerin ve yerin eşsiz yaratıcısı O'dur. O'nun eşi olmadığı halde nasıl (olur da) O'nun bir çocuğu olabilir! Her şeyi O yaratmıştır ve her şeyi hakkıyla bilen O'dur.

İşte sizin Rabbiniz Allah'tır ve O'ndan başka hiçbir ilah yoktur. O, her şeyin yaratıcısıdır. Öyle ise yalnız O'na kulluk edin. O, her şeyi yöneten, görüp gözetendir.

Gözler O'nu algılayamaz ama O, gözleri algılar. O'nun ilmi her şeyin bütün inceliklerine nüfuz eder. O her şeyden haberdardır.

Doğrusu Rabbinizden size (bu ilahi kelam yoluyla) anlama ve kavrama (kabiliyeti) verilmiştir. O halde, kim (gerçeği) görmek isterse kendi lehine ve kim de körlüğü tercih ederse kendi aleyhine davranmış olur. Ve (kalbi katılaşmış olanlara de ki): “Ben de sizin üzerinize bir bekçi değilim (sadece bir tebliğciyim).”

Onlar sana: “Sen iyi ders almışsın” desinler diye ve bir de bilen bir toplum için o (Kur'an')ı açıklayalım diye ayetleri değişik biçimlerde işte böylece açıklıyoruz.

Rabbinden sana vahyolunana uy! O'ndan başka ilah yoktur. Müşriklerden yüz çevir!

Eğer Allah dileseydi onlar (da inanmak isteselerdi) şirk koşmazlardı. Seni onlara bekçi kılmadık. Sen onların yaptıklarından sorumlu da değilsin.

Onların Allah dışında yalvardıkları putlara sövmeyiniz ki, cahillik ederek şaşkınlığa kapılıp Allah'a sövmesinler. Böylece her ümmete davranış ve tutumlarını cazip gösterdik. Sonunda dönüşleri ancak rablerinedir. O, onlara (dünyada) yaptıklarını bütün ayrıntılarıyla anlatacaktır.

Onlar kesin bir dille Allah adına yemin ederek, eğer kendilerine bir mucize gelirse ona (ilahi kelama) mutlaka inanacaklarını söylediler. De ki: “Mucizeler sırf Allah'ın tekelindedir.” Hem bilmiyor musunuz ki, eğer o mucizeler gelse, onlar yine inanmayacaklar.

(Kötü niyetlerinden dolayı) biz onların kalplerini ve gözlerini (hakikatten) ters döndürürüz de ilkin ona iman etmedikleri gibi (mucize geldikten sonra da inanmazlar) biz de onları azgınlıkları içinde bırakırız da bocalar dururlar.

Eğer, onlara gerçekten melekleri indirseydik, ölüler kendileriyle konuşsaydı ve her şeyi karşılarına toplasaydık, Allah dilemedikçe (kendileri de istemedikçe), onlar yine de inanmayacaktı. Fakat onların çoğu (yaptıkları cahilliğin kendilerini nereye götüreceğini) bilmezler.

İşte böylece biz, her peygambere, insan ve cin şeytanlarından bir düşman kıldık. Onlardan bazısı bazısını aldatmak için yaldızlı sözler fısıldarlar. Rabbin dileseydi (onlar da inat etmeseydi) bunu yapmazlardı. Öyleyse onları uydurdukları iftiralarıyla baş başa bırak.

Bir de (şeytanlar), ahirete inanmayanların gönülleri bu yaldızlı sözlere meyletsin, onlardan hoşlansınlar ve işleyecekleri günahları işlesinler diye (bu fısıldamayı yaparlar).

(De ki:): “O, size Kitab'ı açıklanmış olarak indirmiş iken O'ndan başka bir hakem mi arayayım?” Kendilerine kitap verdiklerimiz(den Yahudi ve Hristiyan alimleri) de, hiç kuşkun olmasın ki o (Kur'an')ın, gerçekten Rabbin tarafından indirilmiş olduğunu bilirler.

Rabbinin sözü doğruluk ve adalet bakımından tamdır. O'nun sözlerini/kelimelerini değiştirebilecek yoktur. O, (her şeyi) hakkıyla işitendir, (her şeyi) hakkıyla bilendir.

Yeryüzündekilerin çoğunluğuna uyarsan, seni Allah yolundan saptırırlar. Onlar zandan başkasına uymazlar. Bundan dolayıdır ki onlar hiçbir şey yapmayıp sadece yalan yanlış söylerler.

Muhakkak ki senin Rabbin, evet O, kimin O'nun yolundan saptığını ve kimin doğru yolda olduğunu en iyi bilendir.

O halde O'nun ayetlerine iman ediyorsanız, Allah'ın adı anılarak kesilen hayvanlardan yiyin.

Size ne oluyor da üzerine Allah'ın adı anılarak kesilen hayvanların etlerinden yemiyorsunuz? Oysa Allah çaresizlik sonucu yemek zorunda kaldıklarınız dışında, size haram kıldığı etleri ayrıntılı biçimde açıkladı. Birçokları bilmeden keyfi arzularına uyarak insanları yoldan çıkarırlar. Hiç kuşkusuz Rabbin haddi aşanları çok iyi bilmektedir.

Günahın aşikâre olanını da gizlisini de bırakın. Çünkü günah işleyenler; kazandıkları (günahlar) yüzünden cezalandırılacaklardır.

Üzerinde Allah'ın adı anılmayan hayvanlardan yemeyin! Çünkü bu davranış (başkası adına kurban kesmek, putlar adına hayvan boğazlamak) tam bir yoldan çıkıştır. Bir de şeytanlar kendi dostlarına sizinle mücadele etmeleri için telkinde bulunurlar. Onlara boyun eğerseniz şüphesiz siz de Allah'a ortak koşmuş olursunuz.

(Manen) ölü iken (yani imandan mahrum durumdayken) dirilttiğimiz ve kendisine insanlar arasında yürüyebileceği bir ışık tuttuğumuz kimse, karanlıklar içinde kalıp ondan hiç çıkamayacak durumdaki kimse gibi olur mu? İşte kâfirlere yaptıkları çirkinlikler böyle süslü gösterilmiştir.

Ve işte böylece biz, her kasaba ve şehrin günahkârlarını -orada hileli düzenler kursunlar diye- (fırsat verip) oranın ileri gelenleri durumuna getirdik. Oysa onlar, hileli düzeni ancak kendilerine kurarlar da bunun farkına varmazlar.

Onlara ne zaman bir ayet gelse, derler ki: “Allah'ın elçilerine verilenin bir benzeri bize de verilene kadar biz kesin olarak inanmayacağız.” Allah, elçiliğini kime vereceğini daha iyi bilir. Bu şekilde günah işleyenlere, kurdukları hileli düzenleri nedeniyle Allah katından bir aşağılama ve çok şiddetli bir azap isabet edecektir.

Allah, her kimi (iyi niyetinden dolayı) doğruya erdirmek isterse, onun kalbini İslâm'a açar. Kimi de (kötü niyetinden dolayı) sapıklıkta bırakmak isterse, onun da kalbini göğe yükseliyormuş gibi dar ve sıkıntılı kılar. Allah iman etmeyenlerin üstüne, işte böylece pislik/azap bırakır.

Bu (İslâm dini), Rabbinin dosdoğru yoludur. Gerçekten biz, âyetlerimizi, düşünen bir topluluk için geniş geniş açıkladık.

O (hayat koordinatlarını Kur'an'a göre belirleye)nlere Rableri katında barış ve esenlik yurdu (cennet) vardır. O (Allah), yaptıklarından dolayı onların dostudur.

O gün (Allah), onların hepsini huzurunda toplayacak ve: “Ey cinler (şeytanlar) topluluğu! İnsanların çoğunu yoldan çıkardınız” (diyecek). Onların insanlardan dostları da şöyle diyecekler: “Rabbimiz! Biz birbirimizden faydalandık. Nihayet bize tayin ettiğin vademize ulaştık.” O (Allah) da buyuracak ki: “Sizin durağınız cehennemdir. Allah aksini dilemedikçe orada ebedi olarak kalacaksınız.” Şüphesiz Rabbin tam hüküm ve hikmet sahibidir, her şeyi bilendir.

İşte böylece işledikleri günahlar yüzünden zalimlerin bir kısmını diğer bir kısmının peşine takarız (inatları yüzünden birbirlerini felakete götürürler).

Ey cin ve insan topluluğu! Size ayetlerimi anlatan ve bu günle (kıyametle) sizi uyaran içinizden peygamberler gelmedi mi? Onlar da: “Kendi aleyhimize şahitlik ederiz” derler. Böylece dünya hayatı onları aldatmış olur ve kâfir olduklarına dair kendi aleyhlerine şahitlik ederler.

Gerçek şu ki: Bir toplumun fertleri (doğru ile eğrinin anlamından) habersiz olduğu sürece Rabbin o toplumu yaptığı yanlışlıklardan dolayı asla yok etmez.

Herkes için, yaptıklarına göre dereceler vardır. Rabbin onların yaptıklarından habersiz değildir.

Rabbin zengindir (hiçbir şeye muhtaç değildir, her şey O'na muhtaçtır), rahmet sahibidir. Dilerse sizi yok eder ve sizi başka bir toplumun soyundan yarattığı gibi sizden sonra da yerinize dilediği bir toplumu yaratır.

Şüphe yok ki size vaat edilen o (hesaplaşma günü) mutlaka gelecektir. Siz, onu engelleyemezsiniz.

De ki: “Ey kavmim! Elinizden geleni yapın, ben de elimden geleni yapacağım. Yakında kimin nihai başarıya ulaşacağını göreceksiniz!” Şu muhakkak ki, zalimler asla mutluluğa erişemezler.

Onlar, Allah'ın yarattığı ekinlerden ve hayvanlardan O'na sınırlı bir pay ayırdılar. Asılsız saplantıları uyarınca: “Bu Allah'ın, bu da O'na koştuğumuz ortakların payıdır” dediler. Fakat ortakların payı Allah'a geçmezken, Allah'ın payı (Allah zengindir diye) bu ortaklara geçebiliyor. Ne kötü hüküm veriyorlar.

Bir de Allah'a ortak koştukları varlıklara veya güçlere olan inançları, Allah'tan başka şeylere ilahlık yakıştıranların çoğuna çocuklarını öldürmelerini (bile) güzel gösterir ve böylece onları yok olmaya ve inançlarında şaşkınlığa götürür. Şayet Allah, dileseydi (onları kendi iradelerine bırakmasaydı) bunu yapamazlardı. Artık sen, onları uydurdukları yalanları ile baş başa bırak.

Onlar, (asılsız iddialarda bulunarak) dediler ki: “Bunlar yasaklanmış hayvanlar ve ekinlerdir. Onları bizim dilediklerimizden başkası yiyemez. (Şunlar da) sırtları (binilmesi ve yük yüklenmesi) yasaklanmış hayvanlardır.” Bir kısım hayvanları da keserken üzerlerine Allah'ın adını anmazlar. (Bütün bunları) Allah'a iftira ederek yaparlar. Bu iftiraları sebebiyle Allah onları cezalandıracaktır.

Yine dediler ki: “Şu hayvanların karınlarında olanlar yalnız erkeklerimize aittir, kadınlarımıza ise haram kılınmıştır. Şayet (yavru) ölü doğarsa, o zaman (kadın erkek) hepsi onda ortaktır.” Allah bu değerlendirmelerinin cezasını verecektir. Şüphesiz ki O, hüküm ve hikmet sahibidir, (her şeyi) hakkıyla bilendir.

Bilgisizlik yüzünden beyinsizce (kız) çocuklarını öldürenler ve Allah'ın kendilerine (helal olarak) verdiği rızkı Allah'a iftira ederek haram sayanlar, gerçekten hüsrana uğramışlardır. Onlar sapkınlığa düşmüşler ve doğru yolu bulamamışlardır.

Çardaklı ve çardaksız (üzüm) bağları/bahçeleri, tatları çeşit çeşit hurmaları, ekinleri, birbirine benzer ve benzemez biçimde zeytin ve narları yaratan O'dur. Meyve verdikleri zaman onların meyvelerinden yiyin ve hasat edildiği zaman da hakkını (öşrünü ve sadakasını) verin. İsraf etmeyin! Çünkü Allah israf edenleri sevmez.

Hayvanlardan yük taşıyanı ve tüyünden döşek yapılanı yaratan O'dur. Allah'ın size rızık olarak verdiği şeylerden yiyin, şeytanın ardına düşmeyin (haram yemeyin)! Şüphesiz o sizin için apaçık bir düşmandır.

(Allah), sekiz çift hayvan yarattı. (Erkek ve dişi olarak) koyundan iki, keçiden de iki. (Ey Muhammed!) De ki: “Allah iki erkeği mi haram kıldı, yoksa iki dişiyi mi? Yoksa iki dişinin rahimlerinde bulunan yavruları mı? Eğer doğru söyleyenler iseniz bana ilme/bilgiye dayanarak haber verin.”

Deveden de iki, sığırdan da iki (yarattı.) De ki: “O bunların erkeklerini mi, dişilerini mi, yoksa bu iki dişinin rahimlerinde bulunan yavruları mı haram kıldı? Yoksa Allah'ın size böyle vasiyet ettiğine tanık mı oldunuz?” Bilgisizce insanları saptırmak için Allah'a karşı yalan uydurandan daha zalim kim olabilir? Şüphesiz Allah o zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.

De ki: “Bana vahyedilenlerde leş, akan kan, iğrenç bir şey olan domuz eti, üzerinde Allah'tan başka bir ismin anıldığı kurban dışında yenmesi yasak olan hiçbir şey görmüyorum. Kim de çaresiz kalırsa açgözlüce saldırmadan ve zaruri ihtiyacını da aşmadan (isteksiz olarak yerse bunda bir sakınca yoktur). Çünkü, şüphesiz Rabbin çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”

Biz, Yahudilere tırnaklı hayvanların hepsini haram kıldık. Sığır ve koyunların ise, sırtlarında veya bağırsaklarında bulunanlar, ya da kemiklerine karışanlar dışındaki içyağlarını (yine) onlara haram kıldık. İşte böyle, azgınlıkları sebebiyle onları cezalandırdık. Biz elbette doğru söyleriz/sözümüzde dururuz!

(Ey Resulüm!) Eğer seni yalanlarlarsa de ki: “Rabbiniz geniş bir rahmet sahibidir. Bununla beraber O'nun azabı, suçlular topluluğundan uzaklaştırılamaz.”

Putperestler diyecekler ki: “Eğer Allah dileseydi Ondan başkasına ilahlık yakıştırmazdık, atalarımız da (öyle yapmazdı) ve (Onun izin verdiği) hiçbir şeyi de yasaklamazdık.” Onlardan öncekiler de aynı şekilde (peygamberleri) yalanladılar ve sonunda azabımızı tattılar. De ki: “Yanınızda bize açıklayacağınız bir bilgi var mı? Siz zandan/kuruntudan başka bir şeye uymuyorsunuz ve siz sadece yalan söylüyorsunuz.”

De ki: “En kesin delil, Allah'ın tekelindedir. Eğer O dileseydi (sizler de isteseydiniz), hepinizi doğru yola iletirdi.”

De ki: “(Haram saydıklarınız hakkında) Allah'ın bunu haram kıldığına tanıklık edecek şahitlerinizi haydi getirin!” Eğer şahitlik ederlerse, sen onlarla beraber şahitlik etme! Bizim mesajlarımızı yalanlayanların ve ahirete de inanmayanların heveslerine uyma! Onlar başkalarını Rablerine eşit tutuyorlar (onlara bağlanıyorlar).

De ki: “Gelin, Rabbinizin size neleri haram kıldığını ben söyleyeyim: O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın! Anaya-babaya iyilik edin. Fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin! (Allah buyuruyor ki:) Sizin de onların da rızkını biz veririz. Kötülüğün gizlisine de, açığına da yaklaşmayın! Hak ile olmadıkça, Allah'ın haram kıldığı bir cana kıymayın!” İşte (Allah), aklınızı kullanasınız diye size bunları emretti.

Bir de erginlik çağına girinceye kadar en uygun tarzın dışında yetim malına yaklaşmayın! Ölçüyü tartıyı tam ve denk yapın! (Biz) hiçbir kimseye taşıyabileceğinden fazlasını yüklemeyiz. Ve bir görüş belirttiğinizde, yakın akrabanız olsa da, adil olun (taraf gözetmeyin). Allah'a karşı taahhütlerinize (daima) riayet edin! Öğüt alırsınız diye (Allah) size bunları emretti.

İşte benim dosdoğru yolum (İslam) budur, bu yola uyunuz. Sakın sizi Allah'ın yolundan ayrı düşürecek yollara girmeyiniz! İşte (Allah), kötülüklerden sakınasınız diye size bu direktifi verdi.

Sonra iyilik edenlere yönelik nimetimiz tamama ersin, her şey ayrıntılı biçimde açıklansın, doğru yol kılavuzu ve rahmet olsun diye Musa'ya Tevrat'ı verdik. Olur ki Rablerinin huzuruna çıkacaklarına inanırlar.

Bu (Kur'an) bizim indirdiğimiz kutsal bir kitaptır. Merhamet edilmeniz, ona uymanıza ve kötülüklerden sakınmanıza bağlıdır.

“Bizden önceki iki ümmete (Yahudiler ile Hıristiyanlara) kitap indirildi ve biz onların okuduklarından habersiz kaldık” demeyesiniz diye o (Kur'an')ı size indirdi.

Veya: “Bize de o kitap indirilseydi; muhakkak ki onlardan daha fazla hidayete ererdik” demeyesiniz diye işte size, Rabbinizden apaçık bir delil, bir hidayet ve bir rahmet gelmiştir. Artık Allah'ın ayetlerini yalanlayandan ve onlardan yüz çevirenden daha zalim kim olabilir? Biz, ayetlerimizden yüz çevirenleri bu yüzden azabın kötüsüyle cezalandıracağız.

Yoksa onlar, meleklerin kendilerine görünmesini yahut (bizzat) Rabbinin veya O'ndan bazı işaretlerin gelmesini mi bekliyorlar? (Ama) Rabbinin (kesin) işaretlerinin ortaya çıkacağı gün iman etmenin, daha önce inanmamış yahut inandığı halde bir hayır yapmamış olan kimseye hiçbir yararı olmaz. De ki: “Bekleyin (öyleyse ahiret gününü), biz de bekliyoruz!”

İnançlarının bütünlüğünü bozarak gruplara, fırkalara ayrılanlara gelince; onlar için yapabileceğin bir şey yoktur. Onların işi Allah'a aittir. Zamanı geldiğinde Allah onlara vaktiyle yaptıklarını gösterecektir.

Kim (Allah'a) bir iyilikle gelirse ona on kati verilir. Kim de bir kötülükle gelirse ancak misliyle cezalandırılır ve onlara haksızlık yapılmaz.

De ki: “Şüphesiz Rabbim beni doğru yola, dosdoğru dine, Allah'ı birleyen İbrahim'in dinine iletti. O, (hiçbir zaman) Allah'tan başka şeylere ilahlık yakıştıranlardan olmadı.”

De ki: “Benim namazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm hep âlemlerin Rabbi olan Allah içindir.”

“O'nun hiçbir ortağı yoktur. Ve ben bununla memur oldum ve ben Müslüman olanların ilkiyim.”

De ki: “Ben, Allah'tan başka bir Rab mi arayacağım? Hâlbuki O, her şeyin Rabbidir. İnsanların yaptığı eylemler yalnızca kendilerini ilgilendirir ve hiçbir günahkar başkasının (işlediği günah) yükünü taşımaz (hiç kimseye başkasının sorumluluğu yüklenmez). Zamanı gelince hepiniz Rabbinize döneceksiniz. Artık O, size hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyleri haber verecektir.”

O (Allah), sizi dünyaya mirasçı yapmış ve kiminizi kiminizden derecelerle üstün kılmıştır ki bahşettiği şeyler aracılığıyla sizi imtihan edebilsin. Şüphe yok ki Rabbiniz ceza vermede hızlıdır ve şüphe yok ki O, gerçekten çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.