El hamdu lillâhillezî halakas semâvâti vel arda ve cealez zulumâti ven nûr(nûra), summellezîne keferû bi rabbihim ya’dilûn(ya’dilûne).


1. el hamdu : hamd, övgü, sena, manevî ni'metlere şükür
2. li allâhi : Allah'a ait, Allah için
3. ellezî : o ki, ki o
4. halaka : yarattı
5. es semâvâti : semalar, gökler
6. ve el arda : ve arz, yeryüzü
7. ve ceale : ve kıldı, yaptı, var etti
8. ez zulumâti : zulmetler, karanlıklar
9. ve en nûra : ve nur, aydınlık
10. summe : sonra
11. ellezîne keferû : inkâr edenler
12. bi rabbi-him : Rab'lerine
13. ya'dilûne : adil, eş, denk tutuyorlar

Huvellezî halakakum min tînin summe kadâ ecelâ(ecelen), ve ecelun musemmen indehu summe entum temterûn(temterûne).


1. huve ellezî : O ki
2. halaka-kum : sizi yarattı
3. min tînin : (özel bir) topraktan, nemli topraktan
4. summe : sonra
5. kadâ : oldu
6. ecelen : bir ecel, zaman dilimi, vade
7. ve ecelun : ve ecel
8. musemmen : isimlendirilmiş, belirlenmiş
9. inde-hu : onun yanında, katında
10. entum : sizi
11. temterûne : şüphe ediyorsunuz

Ve huvallâhu fîs semâvâti ve fîl ard(ardı), ya’lemu sırrakum ve cehrekum ve ya’lemu mâ teksibûn(teksibûne).


1. ve huve allâhu : ve O Allah
2. fî es semâvâti : semâlarda, göklerde
3. ve fî el ardı : ve arzda, yeryüzünde
4. ya'lemu : bilir
5. sırra-kum : sizin sırrınızı, gizlinizi, gizlediğinizi
6. ve cehre-kum : ve sizin açıkladığınızı
7. ve ya'lemu : ve bilir
8. mâ teksibûne : kazanacağınız şeyi

Ve mâ te’tîhim min âyetin min âyâti rabbihim illâ kânû anhâ mu’rıdîn(mu’rıdîne).


1. ve mâ te'tî-him : ve onlara gelmez (gelmemiştir)
2. min âyetin : bir âyet (âyetten)
3. min âyâti : âyetlerden
4. rabbi-him : kendi Rab'leri, onların Rabbi
5. illâ kânû : ...'den başka olmadılar (...olmasınlar)
6. an-hâ : ondan, oradan
7. mu'rıdîne : yüz çeviren kimseler

Fe kad kezzebû bil hakkı lemmâ câehum, fe sevfe ye’tîhim enbâû mâ kânû bihî yestehziûn(yestehziûne).


1. fe kad kezzebû : böylece yalanlamışlardı
2. bi el hakkı : hak ile, gerçekle
3. lemmâ câe-hum : onlara geldiği zaman
4. fe sevfe : o taktirde yakında
5. ye'tî-him : onlara gelecek
6. enbâû : haberler
7. : olmadı
8. kânû : oldular
9. bi-hî : onunla
10. yestehziûne : alay ediyorlar

E lem yerev kem ehleknâ min kablihim min karnin mekkennâhum fîl ardı mâ lem numekkin lekum ve erselnâs semâe aleyhim midrâren ve cealnâl enhâra tecrî min tahtihim fe ehleknâhum bi zunûbihim ve enşe’nâ min ba’dihim karnen âharîn(âharîne).


1. e lem yerev : görmüyorlar mı
2. kem ehleknâ : nice, kaç tane helâk ettik
3. min kabli-him : onlardan önce
4. min karnin : nesillerden
5. mekkennâ-hum : onları yerleştirdik
6. fî el ardı : yeryüzünde
7. mâ lem numekkin : yerleştirmediğimiz bir şekilde
8. lekum : sizin için, size
9. ve erselnâ : ve gönderdik
10. es semâe : semâ, gökyüzü
11. aleyhim : onlara, onların üzerine
12. midrâren : bol yağmurlu olarak
13. ve cealnâ : ve yaptık, kıldık
14. el enhâra : nehirler
15. tecrî : akar
16. min tahti-him : onların altından
17. fe ehleknâ-hum : fakat onları helâk ettik
18. bi zunûbi-him : günahları ile, günahları sebebiyle
19. ve enşe'nâ : ve inşa ettik, yarattık
20. min ba'di-him : onlardan sonra
21. karnen âharîne : başka, diğer nesiller

Ve lev nezzelnâ aleyke kitâben fî kırtâsin fe le mesûhu bi eydîhim le kâlellezîne keferû in hâzâ illâ sihrun mubîn(mubînun).


1. ve lev nezzelnâ : ve eğer indirseydik
2. aleyke kitâben : sana yazılı olarak, kitap olarak
3. fî kırtâsin : kâğıtta
4. fe le mesûhu : böylece ona gerçekten deyseler (dokunsalar)
5. bi eydî-him : elleriyle
6. le kâle : mutlaka dedi (derdi)
7. ellezîne keferû : inkâr edenler
8. in hâzâ illâ : bu ancak
9. sihrun mubînun : apaçık bir sihir

Ve kâlû lev lâ unzile aleyhi melek(melekun), ve lev enzelnâ meleken, le kudıyel emru summe lâ yunzarûn(yunzarûne).


1. ve kâlû : ve dediler
2. lev lâ : eğer olmasaydı
3. unzile : indirildi
4. aleyhi : ona, onun üzerine
5. melekun : bir melek
6. ve lev enzelnâ : ve şâyet biz indirseydik
7. meleken : bir melek
8. le kudıye : mutlaka yerine getirilirdi, bitirilirdi
9. el emru : emir, iş
10. summe : sonra
11. lâ yunzarûne : inzar edilmez, bekletilmez, mühlet verilmez

Ve lev cealnâhu meleken le cealnâhu raculen ve le lebesnâ aleyhim mâ yelbisûn(yelbisûne).


1. ve lev cealnâ-hu : ve şayet onu var etseydik, yapsaydık
2. meleken : bir melek
3. le cealnâ-hu : mutlaka onu yapardık
4. raculen : bir erkek şeklinde, suretinde
5. ve le lebesnâ : ve mutlaka şüphe ettirirdik
6. aleyhim : onlara, onların üzerine
7. mâ yelbisûne : şüphe ettikleri şey

Ve lekadistuhzie bi rusulin min kablike fe hâka billezîne sehırû minhum mâ kânû bihî yestehziûn(yestehziûne).


1. ve lekad : ve andolsun
2. istuhzie : alay edildi
3. bi rusulin : resûller ile
4. min kabli-ke : senden önce
5. fe hâka : böylece kuşattı
6. bi ellezîne : onlara
7. sehırû : alay ettiler
8. min-hum : onlardan
9. mâ kânû : değillerdi, olmadılar
10. bi-hi : onunla
11. yestehziûne : alay ediyorlar

Kul sîrû fîl ardı summenzurû keyfe kâne âkıbetul mukezzibîn(mukezzibîne).


1. kul : de, söyle
2. sîrû : gezin, dolaşın
3. fî el ardı : yeryüzünde
4. summe unzurû : sonra bakın (görün)
5. keyfe kâne : nasıl oldu
6. âkıbetu : âkibet, son, sonuç
7. el mukezzibîne : yalancılar

Kul li men mâ fîs semâvâti vel ard(ardı), kul lillâh(lillâhi), ketebe alâ nefsihir rahmete, le yecmeannekum ilâ yevmil kıyâmeti lâ raybe fîhi, ellezîne hasirû enfusehum fe hum lâ yu’minûn(yu’minûne).


1. kul : de, söyle
2. li men : kimse(ler) için
3. mâ fî es semâvâti : semalardaki, göklerdeki şeyler
4. ve el ardı : ve arz, yeryüzü
5. kul li allâhi : Allah için, Allah'ın
6. ketebe : yazdı
7. alâ nefsi-hi : kendi nefsi üzerine, kendi üzerine
8. er rahmete : rahmet
9. le yecmea- enne-kum : sizi mutlaka toplayacak
10. ilâ yevmi : gününe kadar
11. el kıyâmeti : kıyamet
12. lâ reybe fî- hi : onda şüphe yok
13. ellezîne : ki onlar
14. hasirû : hüsrana düşürdüler
15. enfuse-hum : kendileri
16. fe hum : artık onlar
17. lâ yu'minûne : âmenû olmazlar (Allah'a ulaşmayı dilemezler)

Ve lehu mâ sekene fîl leyli ven nehâr(nehâri), ve huves semîul alîm(alîmu).


1. ve lehu : ve onun vardır
2. mâ sekene : bulunan şey(ler)
3. fî el leyli : gecenin içine
4. ve en nehâri : ve gündüz
5. ve huve : ve o
6. es semîu : hakkıyla işiten
7. el alîmu : en iyi bilen

Kul e gayrallâhi ettehızu veliyyen fâtırıs semâvâti vel ardı ve huve yut’ımu ve lâ yut’am(yut’amu), kul innî umirtu en ekûne evvele men esleme ve lâ tekûnenne minel muşrikîn(muşrikîne).


1. kul : de, söyle
2. e gayra : ...başka mı?
3. allâhi : Allah
4. ettehızu : edinirim
5. veliyyen : veli olarak, dost olarak
6. fâtırı : yaratan
7. es semâvâti : semalar, gökler
8. ve el ardı : ve arz, yeryüzü
9. ve huve : ve o
10. yut'ımu : yedirir, doyurur
11. ve lâ yut'amu : ve yedirilmez, doyurulmaz
12. kul innî : de ki muhakkak ki ben
13. umirtu : emir olundum, emrolundum
14. en ekûne : olmak (benim olmam)
15. evvele : evvel, ilk
16. men esleme : teslim olan kimse
17. ve lâ tekûne enne : ve olmamak
18. min : den
19. el muşrikîne : müşrik erkekler

Kul innî ehâfu in asaytu rabbî azâbe yevmin azîm(azîmin).


1. kul : de, söyle
2. innî : muhakkak ki ben
3. ehâfu : korkarım
4. in asaytu : eğer, şâyet asi olursam, isyan edersem
5. rabbî : Rabbim
6. azâbe : azap
7. yevmin : gün
8. azîmin : azîm, büyük

Men yusraf anhu yevme izin fe kad rahimehu, ve zâlikel fevzul mubîn(mubînu).


1. men : kimse, kişi
2. yusraf anhu : ondan uzaklaştırılır, çevrilir
3. yevme izin : izin günü
4. fe kad : o zaman, böylece olmuştu
5. rahime-hu : ona rahmet etti
6. ve zâlike : ve işte bu, bu
7. el fevzu : fevz, kurtuluş
8. el mubînu : açıkça, açık

Ve in yemseskallâhu bi durrin fe lâ kâşife lehu illâ huve, ve in yemseske bi hayrın fe huve alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).


1. ve in : ve ise, sadece, doğrusu
2. yemses-ke : sana dokundurur
3. allâhu : Allah
4. bi durrin : bir darlığı, zararı
5. fe lâ kâşife lehu : artık, o taktirde onu açacak, giderecek yoktur
6. illâ huve : O'ndan başka
7. bi hayrın : hayırlısı
8. fe huve : artık o
9. alâ kulli şey'in : herşeye
10. kadîrun : kaadir, gücü yeten

Ve huvel kâhiru fevka ıbâdihî, ve huvel hakîmul habîr(habîru).


1. ve huve : ve o
2. el kâhiru : kahhar, kahredici, yegâne gâlip
3. fevka : üstün
4. ıbâdi-hi : onun kulları, kulları
5. el hakîmu : hüküm ve hikmet sahibi
6. el habîru : haberdar olan

Kul eyyu şey’in ekberu şehâdeten, kulillâhu şehîdun, beynî ve beynekum ve ûhiye ileyye hâzâl kur’ânu li unzirakum bihî ve men belag(belaga), e innekum le teşhedûne enne meallâhi âliheten uhrâ, kul lâ eşhed(eşhedu), kul innemâ huve ilâhun vâhidun ve innenî berîun mimmâ tuşrikûn(tuşrikûne).


1. kul : de, söyle
2. eyyu şey'in : hangi şey
3. ekberu : en büyük, daha büyük
4. şehâdeten : şahitlik
5. allâhu şehîdun : Allah şahittir
6. beynî : benim aram
7. ve beyne-kum : ve sizin aranızda
8. ve ûhiye : ve vahyolundu
9. ileyye : bana, kendime
10. hâzâ el kur'ânu : bu Kur'ân
11. li unzira-kum : sizi uyarmam için
12. bi-hi : onunla
13. ve men belaga : ve kim erişti, kime ulaştı
14. e inne-kum : siz muhakkak .....mısınız?
15. le teşhedûne : gerçekten şahitlik ediyorsunuz
16. enne mea : beraber olduğuna
17. allâhi : Allah
18. âliheten uhrâ : başka ilâhlar
19. kul lâ eşhedu : de, söyle ben şahitlik yapmam
20. kul innemâ : de, söyle sadece
21. huve ilâhun : o ilâhtır
22. vâhidun : tek, bir
23. ve inne-nî : ve muhakkak ki ben
24. berîun : berî, uzak
25. mimmâ (min mâ) : şeyden
26. tuşrikûne : siz şirk (ortak) koşuyorsunuz

Ellezîne âteynâhumul kitâbe ya’rifûnehu kemâ ya’rifûne ebnâehum ellezîne hasirû enfusehum fe hum lâ yu’minûn(yu’minûne).


1. ellezîne : ki onlar
2. âteynâ-hum : biz onlara verdik
3. el kitâbe : kitap
4. ya'rifûne-hu : ona ariftirler, onu tanırlar
5. kemâ ya'rifûne : ...gibi tanırlar
6. ebnâe-hum : kendi oğulları
7. hasirû : hüsrana düşürdüler
8. enfuse-hum : kendileri
9. ve fe hum : ve artık onlar
10. lâ yu'minûne : âmenû olmazlar (Allah'a ulaşmayı dilemezler)

Ve men azlemu mimmenifterâ alâllâhi keziben ev kezzebe bi âyatihî, innehu lâ yuflihuz zâlimûn(zâlimûne).


1. ve men : ve kim
2. azlemu : daha zalim
3. mimmen (min men) : ondan
4. ifterâ : iftira etti
5. alâ allâhi : Allah'ın üzerine
6. keziben : yalan olarak, yalanla
7. ev kezzebe : veya yalanladı
8. bi âyâti-hî : O'nun âyetlerini
9. inne-hu : muhakkak ki o, çünkü o
10. lâ yuflihu : felâha ulaştırmaz (kurtuluşa eremezler)
11. ez zâlimûne : zâlimler

Ve yevme nahşuruhum cemîan summe nekûlu lillezîne eşrakû eyne şurakâukumullezîne kuntum tez’umûn(tez’umûne).


1. ve yevme : ve o gün
2. nahşuru-hum : onları haşredeceğiz, toplayacağız
3. cemîan : hepsi
4. summe : sonra
5. nekûlu : diyeceğiz
6. li ellezîne : için, o kimseler (onlar için)
7. eşrakû : Allah'a ortak koştular, şirk koştular 7 - yeveddu
8. eyne şurakâu-kum : sizin ortaklarınız nerede
9. ellezîne : ki onlar
10. kuntum : siz iseniz
11. tez'umûne : zanda bulunuyorsunuz

Summe lem tekun fitnetuhum illâ en kâlû vallâhi rabbinâ mâ kunnâ muşrikîn(muşrikîne).


1. summe : sonra
2. lem tekun : olmadı, değil
3. fitnetu-hum : onların fitnesi
4. illâ en kâlû : demekten başka birşey olmadı
5. vallâhi (ve allâhi) : vallahi, Allah'a yemin olsun
6. rabbi-nâ : Rabbimiz
7. mâ kunnâ : biz olmadık
8. muşrikîne : müşrikler, şirk koşanlar

Unzur keyfe kezebû alâ enfusihim ve dalle anhum, mâ kânû yefterûn(yefterûne).


1. unzur : bak
2. keyfe : nasıl
3. kezebû : yalan söylediler
4. alâ enfusi-him : nefslerine, kendilerine karşı
5. ve dalle : ve saptı, uzaklaştı, gitti
6. an-hum : onlardan
7. mâ kânû : değillerdi, olmadılar
8. yefterûne : iftira ediyorlar

Ve minhum men yestemiu ileyke, ve cealnâ alâ kulûbihim ekinneten en yefkahûhu ve fî âzânihim vakrâ(vakran), ve in yerev kulle âyetin lâ yu’minû bihâ, hattâ izâ câuke yucâdilûneke yekûlullezîne keferû in hâzâ illâ esâtîrul evvelîn(evvelîne).


1. ve min-hum : ve onlardan (onların bir kısmı)
2. men : kimse, kişi
3. yestemiu : dinler, işitir
4. ileyke : sana
5. ve cealnâ : ve yaptık, kıldık
6. alâ kulûbi-him : onların kalplerinin üzerine
7. ekinneten : ekinnet, fıkıh etmeyi engelleyen bir sistem
8. en yefkahû-hu : onu fıkıh etmeleri, anlamalarına karşı
9. ve fî âzâni-him : ve onların kulaklarında vardır
10. vakran : vakra, işitmeyi engelleyen bir sistem, ağırlık
11. ve in yerev : ve eğer görseler
12. kulle âyetin : bütün âyetleri
13. lâ yu'minû : inanmazlar, îmân etmezler, mumin olmazlar
14. bi-hâ : onu
15. hattâ izâ câu-ke : hatta sana geldikleri zaman
16. yucâdilûne-ke : seninle mücâdele ederler, tartışırlar
17. yekûlu : der, söyler
18. ellezîne keferû : inkâr edenler
19. in hâzâ illâ : bu ancak
20. esâtîru : satırlar, eskilerin yazdığı şeyler, masallar
21. el evvelîne : evvelkiler, öncekiler

Ve hum yenhevne anhu ve yen’evne anhu, ve in yuhlikûne illâ enfusehum ve mâ yeş’urûn(yeş’urûne).


1. ve hum : ve onlar
2. yenhevne : nehyederler, yasaklar, men ederler
3. an-hu : ondan
4. ve yen'evne : ve uzak dururlar (yüz çevirirler)
5. ve in yuhlikûne : ve eğer helâk ederlerse
6. illâ : ancak, sadece
7. enfuse-hum : kendileri
8. ve mâ yeş'urûne : ve farkında değiller

Ve lev terâ iz vukıfû alân nâri fe kâlû yâ leytenâ nureddu ve lâ nukezzibe bi âyâti rabbinâ ve nekûne minel mu’minîn(mu’minîne).


1. ve lev terâ : ve görsen (görseydin)
2. iz vukıfû : durduruldukları zaman
3. alâ en nâri : ateşe karşı
4. fe kâlû : o zaman dediler
5. yâ leyte-nâ : keşke biz olsaydık
6. nureddu : geri çevriliriz, döndürülürüz
7. ve lâ nukezzibe : ve yalanlamayız
8. bi âyâti : âyetleri
9. rabbi-nâ : Rabbimiz
10. ve nekûne : ve olalım
11. min : den
12. el mu'minîne : mü'minler

Bel bedâ lehum mâ kânû yuhfûne min kabl(kablu),ve lev ruddû le âdû li mâ nuhû anhu ve innehum le kâzibûn(kâzibûne).


1. bel : hayır, bilâkis
2. bedâ lehum : onlara açıklandı
3. mâ kânû : değillerdi, olmadılar
4. yuhfûne : gizliyorlar, saklıyorlar
5. min kablu : önceden, daha önce
6. ve lev ruddû : ve şâyet reddedilseler, geri döndürülseler
7. le âdû : mutlaka geri dönerler
8. li mâ : o şeyi
9. nuhû : nehy edildiler, men edildiler
10. an-hu : ondan
11. ve inne-hum : ve muhakkak onlar
12. le kâzibûne : elbette, gerçekten yalancılar

Ve kâlû in hiye illâ hayâtunâd dunyâ ve mâ nahnu bi meb’ûsîn(meb’ûsîne).


1. ve kâlû : ve dediler
2. in hiye : o ancak, sadece
3. illâ : ancak, sadece
4. hayatu-nâ : bizim hayatımız
5. ed dunyâ : dünya
6. ve mâ nahnu : ve biz değiliz
7. bi meb'ûsîne : beas edilecek (diriltilecek) olanlar

Ve lev terâ iz vukıfû alâ rabbihim, kâle e leyse hâzâ bil hakk(hakkı), kâlû belâ ve rabbinâ, kâle fe zûkûl azâbe bimâ kuntum tekfurûn(tekfurûne).


1. ve lev terâ : ve görsen (görseydin)
2. iz vukıfû : durduruldukları zaman
3. alâ rabbi-him : Rab'lerinin huzurunda
4. kâle : dedi
5. e leyse hâzâ : bu değil mi?
6. bi el hakkı : hak ile, gerçekle
7. kâlû belâ : dediler, evet, doğrudur
8. ve rabbi-nâ : Rabbimize andolsun
9. fe zûkû : o zaman, öyleyse tadın
10. el azâbe : azap
11. bi-mâ kuntum : sizin olduğunuz şeyler
12. tekfurûne : inkâr ediyorsunuz

Kad hasirallezîne kezzebû bi likâillâh(likâillâhi) hattâ izâ câethumus sâatu bagteten kâlû yâ hasratenâ alâ mâ farratnâ fîhâ ve hum yahmilûne evzârahum alâ zuhûrihim, e lâ sâe mâ yezirûn(yezirûne).


1. kad hasira : hüsrana düştüler
2. ellezîne : ki onlar
3. kezzebû : tekzip ettiler, yalanladılar
4. bi likâi allâhi : Allah'a mülâki olmayı (ölmeden evvel, dünya hayatını yaşarken ruhunu Allah'a ulaştırmayı)
5. hattâ, : hatta, öyle ki
6. izâ câet-hum : onlara geldiği zaman
7. es sâatu : o saat, o vakit
8. bagteten : aniden, ansızın
9. kâlû : dediler
10. yâ hasrate-nâ : bize yazıklar olsun
11. alâ mâ : şey üzerine, şeye
12. farratnâ : günah işledik, aşırı gittik
13. fî hâ : orada
14. ve hum : ve onlar
15. yahmilûne : taşırlar
16. evzâra-hum : (onların) yükleri, (kendi ağırlıkları, günahları)
17. alâ zuhûri-him : sırtlarında
18. e lâ sâe : ne kötü değil mi, öyle değil mi?
19. mâ yezirûne : yüklendikleri şey

Ve mâl hayâtud dunyâ illâ leibun ve lehvun, ve led dârul âhiratu hayrun lillezîne yettekûn(yettekûne), e fe lâ ta’kılûn(ta’kılûne).


1. ve mâ : ve şey
2. el hayâtu ed dunyâ : dünya hayatı
3. illâ : ancak, sadece
4. leibun : bir oyun
5. ve lehvun : ve bir oyalanma, bir eğlence
6. ve le : ve elbette, mutlaka
7. ed dâru el âhiratu : ahiret diyarı, ahiret yurdu
8. hayrun : hayırlı, daha hayırlı
9. li ellezîne : için, o kimseler (onlar için)
10. yettekûne : takva sahibi olurlar
11. e fe lâ ta'kılûne : o halde, hâlâ akıl etmiyor musunuz

Kad na’lemu, innehu le yahzunukellezî yekûlûne fe innehum lâ yukezzibûneke ve lâkinnez zâlimîne bi âyâtillâhi yechadûn(yechadûne).


1. kad na'lemu : biliyorduk
2. inne-hu : muhakkak ki o, çünkü o
3. le yahzunu-ke : elbette seni üzüyor, mahzun ediyor
4. ellezî yekûlûne : onların söyledikleri
5. fe inne- hum : fakat, muhakkak ki onlar
6. lâ yukezzibûne-ke : seni yalanlamıyorlar
7. ve lâkinne : ve lâkin, fakat
8. ez zâlimîne : zalimler
9. bi âyâti allâhi : Allah'ın âyetlerini
10. yechadûne : cihad ediyorlar

Ve lekad kuzzibet rusulun min kablike fe saberû alâ mâ kuzzibû ve ûzû hattâ etâhum nasrunâ, ve lâ mubeddile li kelimâtillâh(kelimâtillâhi), ve lekad câeke min nebeil murselîn(murselîne).


1. ve lekad : ve andolsun
2. kuzzibet : yalanlandı
3. rusulun : resûller, elçiler
4. min kabli-ke : senden önce
5. fe saberû : fakat, o zaman, sabrettiler
6. alâ mâ kuzzibû : yalanlandıkları şey(ler)e
7. ve ûzû : ve eziyet edildiler
8. hattâ : olana kadar, olmadıkça
9. etâ-hum : onlara geldi
10. nasru-nâ : yardımımız
11. ve lâ mubeddile : ve değiştirecek kimse yoktur
12. li kelimâti : kelimeleri
13. allâhi : Allah
14. câe-ke : sana geldi
15. min nebei : haberinden (haberlerinden bir kısmı)
16. el murselîne : murseller, elçiler, gönderilmiş resûller

Ve in kâne kebure aleyke i’râduhum fe inisteta’te en tebtegıye nefekan fîl ardı ev sullemen fîs semâi fe te’tiyehum bi âyetin, ve lev şâallâhu le cemeahum alâl hudâ fe lâ tekûnenne minel câhilîn(câhilîne).


1. ve in kâne : ve eğer, ... oldu ise, ... ise (varsa)
2. kebure : zor, ağır geldi
3. aleyke : sana
4. i'râdu-hum : onların yüz çevirmeleri
5. fe inisteta'te : o taktirde gücün yeterse
6. en tebtegıye : istemeye, aramaya
7. nefekan : bir tünel
8. fî el ardı : yeryüzünde
9. ev sullemen : veya bir merdiven
10. fî es semâi : semaya
11. fe te'tiye-hum bi : böylece, o zaman onlara getir
12. âyetin : ayet, mucize(ler)
13. ve lev şâe : ve eğer, şâyet dilerse, dileseydi
14. allâhu : Allah
15. le cemea-hum : elbette onları toplar
16. alâ el hudâ : hidayet üzere
17. fe lâ tekûnenne : artık sakın olma
18. min el câhilîne : cahillerden

İnnemâ yestecîbullezîne yesmeûn(yesmeûne), vel mevtâ yeb’asuhumullâhu summe ileyhi yurceûn(yurceûne).


1. innemâ : ancak, sadece
2. yestecîbu : icabet eder
3. ellezîne : ki onlar
4. yesmeûne : işitirler
5. ve el mevtâ : ve ölüler
6. yeb'asu-hum : onları diriltir
7. allâhu : Allah
8. summe : sonra
9. ileyhi : ona
10. yurceûne : geri döndürülecekler

Ve kâlû lev lâ nuzzile aleyhi âyetun min rabbihî, kul innallâhe kâdirun alâ en yunezzile âyeten ve lâkinne ekserehum lâ ya’lemûn(ya’lemûne).


1. ve kâlû : ve dediler
2. lev lâ : eğer olmasaydı
3. nuzzile : indirildi
4. aleyhi : ona, onun üzerine
5. âyetun : bir âyet, delil, mucize
6. min rabbi-hi : Rabbinden
7. kul : de, söyle
8. inne allâhe : muhakkak ki Allah
9. kâdirun : kaadir olan, kudret sahibi
10. alâ en yunezzile : indirmeye
11. âyeten : âyet, delil, kanıt
12. ve lâkinne : ve lâkin, fakat
13. eksere-hum : onların çoğu
14. lâ ya'lemûne : bilmiyorlar, bilmezler

Ve mâ min dâbbetin fîl ardı ve lâ tâirin yatîru bi cenâhayhi illâ umemun emsâlukum, mâ farratnâ fîl kitâbi min şey’in summe ilâ rabbihim yuhşerûn(yuhşerûne).


1. ve mâ : ve şey
2. min dâbbetin : yürüyen hayvandan
3. fî el ardı : yeryüzünde
4. ve lâ tâirin : ve kuş yoktur
5. yatîru : uçar
6. bi cenâhayhi : iki kanadı ile
7. illâ umemun : ümmet olmasın
8. emsâlu-kum : sizin gibi
9. mâ farratnâ : eksik bırakmadık
10. fî el kitâbi : kitapta
11. min şey'in : bir şeyden
12. summe : sonra
13. ilâ rabbi-him : Rab'lerine
14. yuhşerûne : haşrolunacaklar, huzurunda toplanacaklar

Vellezîne kezzebû bi âyâtinâ summun ve bukmun fîz zulumât(zulumâti), men yeşâillâhu yudlilhu, ve men yeşe’ yec’alhu alâ sırâtın mustakîm(mustakîmin).


1. ve ellezîne : ve o kimseler, onlar
2. kezzebû : tekzip ettiler, yalanladılar
3. bi âyâti-nâ : âyetlerimizi
4. summun : sağır
5. ve bukmun : ve dilsizdir
6. fî ez zulumâti : karanlıklar içinde
7. men yeşâi : dilediğini, kim(i) dilerse
8. allâhu : Allah
9. yudlil-hu : onu dalâlette bırakır
10. ve men : ve kim
11. yeşe' : dilerse
12. yec'al-hu : onu kılar, yapar
13. alâ : üzere, üzerinde, ... e
14. sırâtın mustakîmin : Sıratı Mustakîm (Allah'a ulaştıran yol)

Kul e raeytekum in etâkum azâbullâhi ev etetkumus sâatu e gayrallâhi ted’ûn(ted’ûne), in kuntum sâdıkîn(sâdıkîne).


1. kul : de, söyle
2. e raeyte-kum : siz (herbiriniz) kendinizi gördünüz mü? Sen halinizi gördün mü? Aczinizi anladın mı? (e raeyte sen gördün mü)
3. in etâ-kum : eğer, şayet size gelse
4. azâbu allâhi : Allah'ın azabı
5. ev etet-kum : veya size gelse
6. es sâatu : o saat, o vakit
7. e gayra allâhi : Allah'tan başkasına mı
8. ted'ûne : dua edersiniz, yalvarırsınız
9. in kuntum : eğer siz iseniz
10. sâdıkîne : sadıklar, doğru söyleyenler

Bel iyyâhu ted’ûne fe yekşifu mâ ted’ûne ileyhi in şâe ve tensevne mâ tuşrikûn(tuşrikûne).


1. bel : hayır, bilâkis
2. iyyâ-hu : sadece, yalnızca O'na
3. ted'ûne : dua edersiniz, yalvarırsınız
4. fe yekşifu : artık, o giderir (açar)
5. mâ ted'ûne : dua ettiğiniz şey
6. ileyhi : ona
7. in şâe : eğer dilerse
8. ve tensevne : ve unutuyorsunuz
9. mâ tuşrikûne : şirk (ortak) koştuğunuz şeyler

Ve lekad erselnâ ilâ umemin min kablike fe ehaznâhum bil be’sâi ved darrâi leallehum yetedarraûn(yetedarraûne).


1. ve lekad : ve andolsun
2. erselnâ : biz gönderdik
3. ilâ umemin : ümmetlere
4. min kabli-ke : senden önce
5. fe ehaznâ-hum : o zaman biz onları yakaladık, uğrattık
6. bi el be'sâi : azaba, fakirliğe, sıkıntıya
7. ve ed darrâi : ve darlık, zorluk, zaruret
8. lealle-hum : umulur ki böylece onlar
9. yetedarraûne : yalvarırlar

Fe lev lâ iz câehum be’sunâ tedarraû ve lâkin kaset kulûbuhum ve zeyyene lehumuş şeytânu mâ kânû ya’melûn(ya’melûne).


1. fe lev lâ : böylece olmaz mıydı
2. iz câe-hum : onlara geldiği zaman
3. be'su-nâ : azâbımız, darlığımız, sıkıntımız
4. tedarraû : yalvarıp yakarırsınız
5. ve lâkin : ve lâkin, fakat
6. kaset : kasiyet bağladı, katılaştı
7. kulûbu-hum : onların kalpleri
8. ve zeyyene : ve süsledi, güzel gösterdi
9. lehum : onlarındır, onlar için vardır
10. eş şeytânu : şeytan
11. mâ kânû : değillerdi, olmadılar
12. ya'melûne : yapıyorlar

Fe lemmâ nesû mâ zukkirû bihî fetahnâ aleyhim ebvâbe kulli şey’in, hattâ izâ ferihû bimâ ûtû, ehaznâhum bagteten fe izâhum mublisûn(mublisûne).


1. fe lemmâ : olunca, olduğu zaman
2. nesû : unuttular
3. mâ zukkirû bi-hî : onunla hatırlatıldıkları (uyarıldıkları) şeyi
4. fetahnâ : biz açtık
5. aleyhim : onlara, onların üzerine
6. ebvâbe : kapılar
7. kulli şey'in : herşey
8. hattâ : olana kadar, olmadıkça
9. izâ ferihû : ferahladıkları zaman, ferahlayınca, sevinince
10. bimâ ûtû : verildikleri şey(ler) ile
11. ehaznâ-hum : onları yakaladık (aldık)
12. bagteten : aniden, ansızın
13. fe izâ-hum : artık, o zaman onlar
14. mublisûne : ümitlerini kesen kimseler oldular, ümitlerini kestiler

Fe kutia dâbirul kavmillezîne zalemû, vel hamdu lillâhi rabbil âlemîn(âlemîne).


1. fe kutia : böylece kesildi, kurutuldu
2. dâbiru : ardı, gerisi
3. el kavmi : kavim, topluluk
4. ellezîne : ki onlar
5. zalemû : zulmettiler
6. ve el hamdu : ve hamd
7. li allâhi : Allah'a ait, Allah için
8. rabbi : Rab
9. el âlemîne : âlemler

Kul e raeytum in ehazallâhu sem’akum ve ebsârakum ve hateme alâ kulûbikum men ilâhun gayrullâhi ye’tîkum bihî, unzur keyfe nusarriful âyâti summe hum yasdifûn (yasdifûne).


1. kul : de, söyle
2. e raeytum : gördünüz mü, (aczinizi) anladınız mı?
3. in ehaze : eğer, şayet alsa
4. allâhu : Allah
5. sem'a-kum : sizin işitme hassanızı
6. ve ebsâra-kum : ve sizin görme hassanızı
7. ve hateme : ve mühürledi
8. alâ kulûbi-kum : sizin kalplerinizin üzerini
9. men : kimse, kişi
10. ilâhun : ilâh
11. gayru allâhi : Allah'tan başka
12. ye'tî-kum bi-hi : onu size getirir
13. unzur : bak
14. keyfe : nasıl
15. nusarrifu : açıklıyoruz
16. el âyâti : âyetler
17. summe hum : sonra onlar
18. yasdifûne : yüz çeviriyorlar

Kul e raeytekum in etâkum azâbullâhi bagteten ev cehreten hel yuhleku illâl kavmuz zâlimûn(zâlimûne).


1. kul : de, söyle
2. e raeyte-kum : siz (herbiriniz) kendinizi gördünüz mü? Sen halinizi gördün mü? Aczinizi anladın mı? (e raeyte sen gördün mü)
3. in etâ-kum : eğer, şayet size gelse
4. azâbu allâhi : Allah'ın azabı
5. bagteten : aniden, ansızın
6. ev cehreten : veya açıkça
7. hel :
8. yuhleku : helâk edilir
9. illâ el kavmu : kavimden başkası
10. ez zâlimûne : zâlimler

Ve mâ nursilul murselîne illâ mubeşşirîne ve munzirîn(munzirîne), fe men âmene ve asleha fe lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne).


1. ve mâ nursilu : ve göndermeyiz
2. el murselîne : murseller, elçiler, gönderilmiş resûller
3. illâ mubeşşirîne : müjdeleyiciler olmaktan başka
4. ve munzirîne : ve uyarıcılar
5. fe men âmene : artık kim îmân etti, âmenû oldu, Allah’a ulaşmayı diledi (mürşidin Allah'a davetine uydu)
6. ve asleha : ve ıslâh oldu (nefs tezkiyesi yaptı)
7. fe lâ havfun : artık korku yoktur
8. aleyhim : onlara, onların üzerine
9. ve lâ hum : ve onlar değildir, olmazlar
10. yahzenûne : mahzun olurlar

Vellezîne kezzebû bi âyâtinâ yemessuhumul azâbu bimâ kânû yefsukûn(yefsukûne).


1. ve ellezîne : ve o kimseler, onlar
2. kezzebû : tekzip ettiler, yalanladılar
3. bi âyâti-nâ : âyetlerimizi
4. yemessu-hum : onlara dokunacak
5. el azâbu : azap
6. bi mâ kânû : olmaları sebebiyle, dolayısıyla
7. yefsukûne : fıska düşüyorlar, îmândan sonra küfre düşüyorlar

Kul lâ ekûlu lekum indî hazâinullâhi ve lâ a’lemul gaybe ve lâ ekûlu lekum innî melek(melekun), in ettebiu illâ mâ yûhâ ileyy(ileyye), kul hel yestevîl a’mâ vel basîr(basîru), e fe lâ tetefekkerûn(tetefekkerûne).


1. kul : de, söyle
2. lâ ekûlu lekum : size demiyorum, söylemiyorum
3. indî : benim yanımda
4. hazâinu allâhi : Allah'ın hazineleri
5. ve lâ a'lemu : ve ben bilmem
6. el gaybe : gayb, bilinmeyen
7. ve lâ ekûlu : ve demiyorum, söylemiyorum
8. lekum : sizin için, size
9. innî melekun : gerçekten, muhakkak ki ben bir meleğim
10. in ettebiu : ben ancak tâbî olurum (eğer tâbî olursam)
11. illâ mâ yuhâ : sadece, ancak vahyedilen şeye
12. ileyye : bana, kendime
13. hel yestevî : eşit, bir olur mu?
14. el a'mâ : görmeyen, kör, âmâ
15. ve el basîru : ve basiretle gören
16. e fe : öyle mi, öyle ki
17. lâ tetefekkerûne : tefekkür etmiyorsunuz

Ve enzir bihillezîne yehâfûne en yuhşerû ilâ rabbihim leyse lehum min dûnihî veliyyun ve lâ şefîun leallehum yettekûn(yettekûne).


1. ve enzir : ve uyar, ikaz et
2. bi-hi : onunla
3. ellezîne yehâfûne : korkan kimseler
4. en yuhşerû : haşrolmak
5. ilâ rabbi-him : Rab'lerine
6. leyse lehum : onların yoktur
7. min dûni-hî : ondan başka
8. veliyyun : bir dost
9. ve lâ şefîun : ve şefaat eden yoktur
10. lealle-hum : umulur ki böylece onlar
11. yettekûne : takva sahibi olurlar

Ve lâ tatrudillezîne yed’ûne rabbehum bil gadâti vel aşiyyi yurîdûne vechehu, mâ aleyke min hısâbihim min şey’in ve mâ min hısâbike aleyhim min şey’in fe tatrudehum fe tekûne minez zâlimîn(zâlimîne).


1. ve : ve
2. lâ tatrudi : kovma
3. ellezîne : ki onlar
4. yed'ûne : çağırır, davet eder
5. rabbe-hum : Rab'lerine
6. bi el gadâti : sabah ile, sabah vakti
7. ve el aşiyyi : ve akşam
8. yurîdûne : isterler, istiyorlar
9. veche-hu : vechini, fizik vücudunu
10. mâ aleyke : senin üstüne değil, yoktur
11. min hısâbi-him : onların hesaplarından
12. min şey'in : bir şeyden
13. ve mâ : ve şey
14. min hısâbi-ke : senin hesabından
15. aleyhim : onlara, onların üzerine
16. fe tatrude-hum : artık onları kovarsan
17. fe tekûne : o taktirde, böylece sen olursun
18. min ez zâlimîne : zalimlerden

Ve kezâlike fetennâ ba’dahum bi ba’din li yekûlû e hâulâi mennallâhu aleyhim min beyninâ, e leysallâhu bi a’leme biş şâkirîn(şâkirîne).


1. ve : ve
2. kezâlike : işte böylece, bunun gibi
3. fetennâ : biz imtihan ettik
4. ba'da-hum : onların bir kısmı
5. bi ba'din (ba'da-hum bi ba'din) : bazıları ile (onları birbirleri ile)
6. li yekûlû : derler diye
7. e hâulâi : bunlar mı
8. menne allâhu : Allah ni'metlendirdi
9. aleyhim : onlara, onların üzerine
10. min beyni-nâ : aramızdan
11. e leyse : değil mi, öyle değil mi
12. allâhu : Allah
13. bi a'leme : en iyi bilir
14. bi eş şâkirîne : şükredenleri

Ve izâ câekellezîne yu’minûne bi âyâtinâ fe kul selâmun aleykum ketebe rabbukum alâ nefsihir rahmete ennehu men amile minkum sûen bi cehâletin summe tâbe min ba’dihî ve asleha fe ennehu gafûrun rahîm(rahîmun).


1. ve izâ : ve o zaman, olunca
2. câe-ke : sana geldi
3. ellezîne yu'minûne : îmân eden kimseler
4. bi âyâti-nâ : âyetlerimizi
5. fe kul : o zaman de, söyle
6. selâmun aleykum : selâm üzerinize olsun
7. ketebe : yazdı
8. rabbu-kum : Rabbiniz
9. alâ nefsi-hi : kendi nefsi üzerine, kendi üzerine
10. er rahmete : rahmet
11. enne-hu : onun olduğu
12. men amile : kim yapar
13. min-kum : sizden
14. sûen : kötülük
15. bi cehâletin : cahillik ile
16. summe : sonra
17. tâbe : tövbe etti (mürşidin önünde)
18. min ba'di-hî : ondan sonra
19. ve asleha : ve ıslâh oldu (nefs tezkiyesi yaptı)
20. fe enne-hu : o taktirde, muhakkak ki o
21. gafûrun : gafur olan, mağfiret eden
22. rahîmun : çok merhametli, rahmet gönderen

Ve kezâlike nufassılul âyâti ve li testebîne sebîlul mucrimîn(mucrimîne).


1. ve kezâlike : ve bunun gibi, böylece
2. nufassılu : ayrı ayrı açıklıyoruz
3. el âyâti : âyetler
4. ve li : ve .... için
5. testebîne : tespit olsun, belli olsun, açığa çıksın
6. sebîlu : sebîl, yol
7. el mucrimîne : mücrimler, suçlular

Kul innî nuhîtu en a’budellezîne ted’ûne min dûnillâh(dûnillâhi), kul lâ ettebiu ehvâekum kad dalaltu izen ve mâ ene minel muhtedîn(muhtedîne).


1. kul : de, söyle
2. innî : muhakkak ki ben
3. nuhîtu : nehyolundum, men edildim
4. en a'bude : kul olmak
5. ellezîne : ki onlar
6. ted'ûne : dua edersiniz, yalvarırsınız
7. min : den
8. dûni : başka
9. allâhi : Allah
10. lâ ettebiu : ben tâbî olmam
11. ehvâe-kum : sizin hevesleriniz
12. kad dalaltu : dalâlette olmuş olurum
13. izen : öyle olunca, aksi halde
14. ve mâ ene : ve ben olmam
15. min el muhtedîne : hidayete erenlerden

Kul innî alâ beyyinetin min rabbî, ve kezzebtum bihî, mâ indî mâ testa’cilûne bihî, inil hukmu illâ lillâh(lillâhi), yakussul hakka ve huve hayrul fâsılîn(fâsılîne).


1. kul : de, söyle
2. innî : muhakkak ki ben
3. alâ beyyinetin : bir delil üzerinde
4. min rabbî : Rabbimden
5. ve kezzebtum : ve siz yalanladınız
6. bi-hi : onunla
7. mâ indî : benim indimde (yanımda) değil
8. mâ testa'cilûne : sizin acele ettiğiniz şey
9. in el hukmu : ancak hüküm
10. illâ li allâhi : sadece, ancak Allah'ındır
11. yakussu : o kıssa eder, anlatır,
12. el hakka : hakk, gerçek
13. ve huve : ve o
14. hayru : en hayırlı
15. el fâsılîne : (hakkı bâtıldan) fasıl fasıl ayıranlar

Kul lev enne indî mâ testa’cilûne bihî le kudıyel emru beynî ve beynekum, vallâhu a’lemu biz zâlimîn(zâlimîne).


1. kul : de, söyle
2. lev : eğer, ise
3. enne : olduğunu
4. indî : benim yanımda
5. : olmadı
6. testa'cilûne : siz acele ediyorsunuz
7. bi-hi : onunla
8. le kudıye : mutlaka yerine getirilirdi, bitirilirdi
9. el emru : emir, iş
10. beynî : benim aram
11. ve beyne-kum : ve sizin aranızda
12. ve allâhu : ve Allah
13. a'lemu : daha iyi bilir
14. bi ez zâlimîn : zâlimleri

Ve indehu mefâtihul gaybi lâ ya’lemuhâ illâ huve, ve ya’lemu mâ fîl berri vel bahr(bahri), ve mâ teskutu min varakatin illâ ya’lemuhâ ve lâ habbetin fî zulumâtil ardı ve lâ ratbin ve lâ yâbisin illâ fî kitâbin mubîn(mubînin).


1. ve inde-hu : ve onun yanında
2. mefâtihu : anahtarlar
3. el gaybi : gayb, bilinmeyen
4. lâ ya'lemu-hâ : onu bilmez
5. illâ huve : O'ndan başka
6. ve ya'lemu : ve bilir
7. mâ fî : var olan şey
8. el berri ve el bahri : kara ve deniz
9. ve mâ teskutu : ve düşmez
10. min varakatin : bir yaprak(tan), bir yaprak
11. illâ : ancak, sadece
12. ya'lemu-hâ : onu bilir
13. ve lâ habbetin : ve bir tane, bir habbe yoktur
14. fî zulumâti : karanlıklar içinde
15. el ardı : arz, yeryüzü
16. ve lâ ratbin : ve yaş, nemli, rutubetli (bir şey) yoktur
17. ve lâ yâbisin : ve kuru (bir şey) yoktur
18. illâ fî : içinde olmasın, bulunmasın
19. kitâbin mubînin : Kitab-ı Mübîn, açıklanmış kitap, herşeyin yazılı olduğu kitap

Ve huvellezî yeteveffâkum bil leyli ve ya’lemu mâ cerahtum bin nehâri summe yeb’asukum fîhi li yukdâ ecelun musemmâ(musemmen), summe ileyhi merciukum summe yunebbiukum bimâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).


1. ve huve : ve o
2. ellezî : o ki, ki o
3. yeteveffâ-kum : sizi vefat ettirir
4. bi el leyli : geceleyin, gece
5. ve ya'lemu : ve bilir
6. mâ cerahtum : kazandığınız şeyler
7. bi en nehâri : gündüzleyin
8. summe : sonra
9. yeb'asu-kum : sizi beas eder, diriltir, gönderir
10. fî hi : onun hakkında
11. li yukdâ : olması için, takdir edilenin tamamlanması için
12. ecelun : bir zaman, ömür
13. musemmâ : isimlendirilmiş, belirlenmiş
14. ileyhi : ona
15. merciu-kum : sizin dönüşünüz
16. yunebbiu-kum : size haber verecek
17. bi-mâ : şey ile, sebebiyle
18. kuntum : siz iseniz
19. ta'melûne : yaptıklarınız şeylerden

Ve huvel kâhiru fevka ibâdihî ve yursilu aleykum hafazah(hafazaten), hattâ izâ câe ehadekumul mevtu teveffethu rusulunâ ve hum lâ yuferritûn(yuferritûne).


1. ve huve : ve o
2. el kâhiru : kahhar, kahredici, yegâne gâlip
3. fevka : üstün
4. ibâdi-hi : (O'nun) kulları
5. ve yursilu : ve gönderir
6. aleykum : size, sizi
7. hafazaten : muhafaza edici (koruyucu olarak)
8. hattâ : olana kadar, olmadıkça
9. izâ câe : geldiği zaman
10. ehade-kum : sizden birisi
11. el mevtu : ölüm
12. teveffet-hu : onu vefat ettirir
13. rusulu-nâ : resullerimiz
14. ve hum : ve onlar
15. lâ yuferritûne : kusur etmezler

Summe ruddû ilâllâhi mevlâhumul hakk(hakkı), e lâ lehul hukmu ve huve esraul hâsibîn(hâsibîne).


1. summe : sonra
2. ruddû : döndürülürdüler, çağırılırdılar
3. ilâ allâhi : Allah'a, Allah'a ait
4. mevlâ-hum : onların mevlâsı, velîsi, dostu
5. el hakkı : hak
6. e lâ : değil mi, (öyle) değil mi
7. lehu : ona ait, onun
8. el hukmu : hüküm
9. ve huve : ve o
10. esrau : en seri, en hızlı
11. el hâsibîne : hesap görenler

Kul men yuneccîkum min zulumâtil berri vel bahri ted’ûnehu tedarruan ve hufyeh(hufyeten), le in encânâ min hâzihî le nekûnenne mineş şâkirîn(şâkirîne).


1. kul : de, söyle
2. men : kimse, kişi
3. yuneccî-kum : sizi kurtarır
4. min zulumâti : karanlıklardan
5. el berri ve el bahri : kara ve deniz
6. ted'ûne-hu : ona dua edersiniz
7. tedarruan : yalvararak
8. ve hufyeten : ve gizli olarak, gizlice
9. le : mutlaka, elbette, muhakkak
10. in : eğer
11. encâ-nâ : bizi kurtar
12. min hâzihî : bundan
13. le nekûne enne : biz mutlaka oluruz
14. min : den
15. eş şâkirîne : şükredenler

Kulillâhu yuneccîkum minhâ ve min kulli kerbin summe entum tuşrikûn(tuşrikûne).


1. kul : de, söyle
2. allâhu : Allah
3. yuneccî-kum : sizi kurtarır
4. min-hâ : on(lar)dan, oradan (orada)
5. ve min : ve ...den, ...dan
6. kulli : hepsi, her
7. kerbin : sıkıntı, keder
8. summe : sonra
9. entum : sizi
10. tuşrikûne : siz şirk (ortak) koşuyorsunuz

Kul huvel kâdiru alâ en yeb’ase aleykum azâben min fevkıkum ev min tahti erculikum ev yelbisekum şiyean ve yuzîka ba’dakum be’se ba’d(ba’dın), unzur keyfe nusarrıful âyâti leallehum yefkahûn(yefkahûne).


1. kul : de, söyle
2. huve : o
3. el kâdiru : kaadir, muktedir, gücü yeter
4. alâ : üzere, üzerinde, ... e
5. en yeb'ase : göndermeye
6. aleykum : size, sizi
7. azâben : azap
8. min fevkı-kum : sizin üstünüzden
9. ev min tahti : veya altından
10. erculi-kum : sizin ayaklarınız
11. ev yelbise-kum : veya sizi (birbirinize) katar
12. şiyean : kısım kısım, bölük bölük
13. ve yuzîka : ve tattırır
14. ba'da-kum : bazınızı, bir kısmınızı
15. be'se : kuvvet, güç
16. ba'dın : bazı, bir kısmı
17. unzur : bak
18. keyfe : nasıl
19. nusarrıfu : açıklıyoruz
20. âyâti : âyetler
21. lealle-hum : umulur ki böylece onlar
22. yefkahûne : fıkıh ediyorlar, anlıyorlar

Ve kezzebe bihî kavmuke ve huvel hakk(hakku),kul lestu aleykum bi vekîl(vekîlin).


1. ve kezzebe : ve yalanladı
2. bi-hi : onunla
3. kavmu-ke : senin kavmin
4. ve huve : ve o
5. el hakku : hak, gerçek
6. kul : de, söyle
7. lestu : ben değilim
8. aleykum : size, sizi
9. bi vekîlin : bir vekil

Li kulli nebein mustekar(mustekarrun), ve sevfe ta’lemûn(ta’lemûne).


1. li kulli : hepsi için, herbiri için vardır
2. nebein : haber
3. mustekarrun : kararlaştırılmışolan, karar kılma,
4. ve sevfe : ve yakında
5. ta'lemûne : biliyorsunuz

Ve izâ raeytellezîne yahûdûne fî âyâtinâ fe a’rıd anhum hattâ yahûdû fî hadîsin gayrihî, ve immâ yunsiyennekeş şeytânu fe lâ tak’ud ba’dez zikrâ meal kavmiz zâlimîn(zâlimîne).


1. ve izâ : ve o zaman, olunca
2. raeyte : sen gördün
3. ellezîne : ki onlar
4. yahûdûne : (konuşmaya) dalarlar
5. fî âyâti-nâ : âyetlerimiz hakkında
6. fe a'rıd : artık yüz çevir
7. an-hum : onlardan
8. hattâ : olana kadar, olmadıkça
9. yahûdû fî hadîsin : söze dalarlar (söze geçerler)
10. gayri-hi : ondan başka
11. ve immâ : ve amma
12. yunsiyenne-ke : sana unutturur
13. eş şeytânu : şeytan
14. fe lâ tak'ud : artık oturma
15. ba'de : sonra
16. ez zikrâ : zikir, hatırlama
17. mea el kavmi : kavim ile, topluluk ile beraber
18. ez zâlimîne : zalimler

Ve mâ alâllezîne yettekûne min hısâbihim min şey’in ve lâkin zikrâ leallehum yettekûn(yettekûne).


1. ve mâ : ve şey
2. alâ : üzere, üzerinde, ... e
3. ellezîne : ki onlar
4. yettekûne : takva sahibi olurlar
5. min hisâbi-him : onların hesabından
6. min şey'in : bir şeyden
7. ve lâkin : ve lâkin, fakat
8. zikrâ : zikir, hatırlatma
9. lealle-hum : umulur ki böylece onlar

Ve zerillezînettehazû dînehum leiben ve lehven ve garrathumul hayâtud dunyâ ve zekkir bihî en tubsele nefsun bimâ kesebet, leyse lehâ min dûnillâhi veliyyun ve lâ şefîun, ve in ta’dil kulle adlin lâ yu’haz minhâ, ulâikellezîne ubsilû bimâ kesebû, lehum şarâbun min hamîmin ve azâbun elîmun bimâ kânû yekfurûn(yekfurûne).


1. ve zeri : ve bırak, terket
2. ellezîne : ki onlar
3. ittehazû : edindiler
4. dîne-hum : onların dînleri, dînleri
5. leiben : oyun
6. ve lehven : ve eğlence
7. garrat-hum : onları aldattı
8. el hayâtu : hayat
9. ed dunyâ : dünya
10. ve zekkir : ve hatırlat
11. bi-hi : onunla
12. en tubsele : helâk olmak (olması)
13. nefsun : bir nefs, bir kimse
14. bi mâ : şeye
15. kesebet : kazandı
16. leyse lehâ : onun yoktur
17. min dûni allâhi : Allah'tan başka
18. veliyyun : bir dost
19. ve lâ şefîun : ve şefaat eden yoktur
20. ve in : ve ise, sadece, doğrusu
21. ta'dil : adaletle öder, fidye verir
22. kulle adlin : bütün (adalet için verilen) fidyeler (fidyelerin hepsi)
23. lâ yu'haz : alınmaz
24. min-hâ : on(lar)dan, oradan (orada)
25. ulâike : işte onlar
26. ubsilû : helâk oldular
27. kesebû : kazandılar, (dereceler) kazandılar
28. lehum : onlarındır, onlar için vardır
29. şarâbun : içecek (içilen şey)
30. min hamîmin : kaynar sudan
31. ve azâbun elîmun : ve (elîm) acı azap
32. kânû : oldular
33. yekfurûne : inkâr ediyorlar

Kul e ned’û min dûnillâhi mâ lâ yenfeunâ ve lâ yadurrunâ ve nureddu alâ a’kâbinâ ba’de iz hedânâllâhu kellezîstehvethuş şeyâtînu fîl ardı hayrâne lehû ashâbun yed’ûnehû ilâl hude’tinâ, kul inne hudâllâhi huvel hudâ, ve umirnâ li nuslime li rabbil âlemîn(âlemîne).


1. kul : de, söyle
2. e ned'û : dua mı edelim
3. min dûni allâhi : Allah'tan başka
4. : olmadı
5. lâ yenfeu-nâ : bize fayda vermez
6. ve lâ yadurru-nâ : ve bize zarar vermez
7. ve nureddu : ve döndürülürüz
8. alâ a'kâbi-nâ : topuklarımızın üzerinde
9. ba'de : sonra
10. iz hedâ-nâ allâh : Allah bizi hidayete erdirmişti
11. ke ellezî istehvet-hu : kandırdığı kimse gibi
12. eş şeyâtînu : şeytanlar
13. fî el ardı : yeryüzünde
14. hayrâne : şaşkın
15. lehu : ona ait, onun
16. ashâbun : arkadaşlar
17. yed'ûne-hu : onu çağırırlar
18. ilâ el hudâ : hidayete
19. i'ti-nâ : bize gel
20. kul inne : de ki, muhakkak ki
21. hudâ allâhi : Allah'ın hidayetidir (Allah'ın Kendisine ulaştırmasıdır)
22. huve el hudâ : o hidayettir
23. ve umir-nâ : ve biz emrolunduk
24. li nuslime : teslim olmamızla (teslim olmakla)
25. rabbi el âlemîne : âlemlerin Rabbine

Ve en ekîmûs salâte vettekûhu, ve huvellezî ileyhi tuhşerûn(tuhşerûne).


1. ve en ekîmû : ve ikame etmek
2. es salâte : salat, namaz
3. ve ittekû-hu : ona karşı takva sahibi olun
4. ve huve ellezî : ve ... olan o'dur
5. ileyhi : ona
6. tuhşerûne : haşrolunacaksınız

Ve huvellezî halakas semâvâti vel arda bil hakk(hakkı), ve yevme yekûlu kun fe yekûn(yekûnu), kavluhul hakk(hakku), ve lehul mulku yevme yunfehu fîs sûr(sûri), âlimul gaybi veş şehâdeh(şehâdeti), ve huvel hakîmul habîr(habîru).


1. ve huve : ve o
2. ellezî halaka : ki o yaratandır
3. es semâvâti : semalar, gökler
4. ve el arda : ve arz, yeryüzü
5. bi el hakkı : hak ile, gerçekle
6. ve yevme : ve o gün
7. yekûlu : der, söyler
8. kun : ol
9. fe yekûn : hemen, derhal olur
10. kavlu-hu el hakku : onun sözü haktır
11. ve lehu el mulku : ve mülk (hükümranlık) onundur
12. yevme : o gün
13. yunfehu : üfürülür
14. fî es sûri : sur'a
15. âlimu el gaybi : gaybı bilen
16. ve eş şehâdeti : ve müşahede edilen, görünen
17. el hakîmu : hüküm ve hikmet sahibi
18. el habîru : haberdar olan

Ve iz kâle ibrâhîmu li ebîhi âzere, e tettehizu esnâmen âliheh(âliheten), innî erâke ve kavmeke fî dalâlin mubîn(mubînin).


1. ve iz kâle : ve demişti
2. ibrâhîmu : İbrâhîm
3. li ebî-hi : babasına
4. âzere : Azer
5. e tettehizu : ediniyor musun?
6. esnâmen : putlar
7. âliheten : ilâhlar
8. in-nî : muhakkak ki ben
9. erâ-ke : seni görüyorum
10. ve kavme-ke : ve senin kavmini
11. fî dalâlin : dalâlette
12. mubînin : apaçık

Ve kezâlike nurî ibrâhîme melekûtes semâvâti vel ardı ve li yekûne minel mûkınîn(mûkınîne).


1. ve kezâlike : ve bunun gibi, böylece
2. nurî : biz gösteriyoruz
3. ibrâhîme : İbrâhîm
4. melekûte : düzen, hükümranlık, idare
5. es semâvâti : semalar, gökler
6. ve el ardı : ve arz, yeryüzü
7. ve li yekûne : ve olması için
8. min el mûkınîne : yakîn hasıl edenlerden

Fe lemmâ cenne aleyhil leylu raâ kevkebâ(kevkeben), kâle hâzâ rabbî, fe lemmâ efele kâle lâ uhıbbul âfilîn(âfilîne).


1. fe lemmâ : olunca, olduğu zaman
2. cenne : örttü, bürüdü
3. aleyhi el leylu : gece onun üzerini
4. raâ : gördü
5. kevkeben : bir yıldız
6. kâle : dedi
7. hâzâ : bu
8. rabbî : Rabbim
9. efele : kaybolup gitti, battı
10. lâ uhibbu : ben sevmem
11. el âfilîne : kaybolup giden

Fe lemmâ rael kamere bâzigan kâle hâzâ rabbî, fe lemmâ efele kâle le in lem yehdinî rabbî le ekûnenne minel kavmid dâllîn(dâllîne).


1. fe lemmâ : olunca, olduğu zaman
2. rae el kamere : ay'ı gördü
3. bâzigan : doğarken
4. kâle : dedi
5. hâzâ : bu
6. rabbî : Rabbim
7. efele : kaybolup gitti, battı
8. le in : gerçekten eğer
9. lem yehdi-nî : beni hidayete erdirmez
10. le ekûne enne : ben mutlaka olurum
11. min el kavmi ed dâllîne : dalâlette olan kavimden

Fe lemmâ raeş şemse bâzigaten kâle hâzâ rabbî, hâzâ ekber(ekberu), fe lemmâ efelet kâle yâ kavmî innî berîun mimmâ tuşrikûn(tuşrikûne).


1. fe lemmâ : olunca, olduğu zaman
2. rae eş şemse : güneşi gördü
3. bâzigaten : doğarken
4. kâle hâzâ : dedi, bu
5. rabbî : Rabbim
6. hâzâ : bu
7. ekberu : en büyük, daha büyük
8. efelet : kaybolup gitti, battı
9. kâle : dedi
10. yâ kavmî : ey kavmim
11. innî : muhakkak ki ben
12. berîun : berî, uzak
13. min mâ tuşrikûne : sizin şirk (ortak) koştuğunuz şeylerden

İnnî veccehtu vechiye lillezî fataras semâvâti vel arda hanîfen ve mâ ene minel muşrikîn(muşrikîne).


1. innî : muhakkak ki ben
2. veccehtu : döndüm, döndürdüm
3. vechiye : vechimi, fizik vücudumu
4. li ellezî : ki ona
5. fatara es semâvâti : semâları, gökleri yarattı
6. ve el arda : ve arz, yeryüzü
7. hanîfen : hanîf olarak, tek Allah'a inanarak
8. ve mâ ene : ve ben olmam
9. min el muşrikîne : müşriklerden, Allah'a şirk koşanlardan

Ve hâccehu kavmuhu, kâle e tuhâccûnnî fîllâhi ve kad hedâni, ve lâ ehâfu mâ tuşrikûne bihî illâ en yeşâe rabbî şey’â(şeyen), vesia rabbî kulle şey’in ilmâ(ilmen), e fe lâ tetezekkerûn(tetezekkerûne).


1. ve hâcce-hu : ve onunla tartıştı
2. kavmu-hu : onun kavmi
3. kâle : dedi
4. e tuhâccûn-nî : benimle tartışıyor musunuz
5. fî allâhi : Allah hakkında
6. ve kad hedâ-ni : ve beni hidayete erdirmişti
7. ve lâ ehâfu : ve ben korkmuyorum, korkmam
8. mâ tuşrikûne : şirk (ortak) koştuğunuz şeyler
9. bi-hi : onunla
10. illâ : ancak, sadece
11. en yeşâe : onun dilemesi
12. rabbî : Rabbim
13. şey'en : bir şey
14. vesia : (geniştir) kapladı, kuşattı, kapsadı
15. kulle şey'in : herşeyi
16. ilmen : ilim olarak, ilim ile
17. e fe lâ tetezekkerûne : hâlâ tezekkür etmez misiniz

Ve keyfe ehâfu mâ eşraktum ve lâ tehâfûne ennekum eşraktum billâhi mâ lem yunezzıl bihî aleykum sultânâ(sultânen), fe eyyul ferîkayni ehakku bil emn(emni), in kuntum ta’lemûn(ta’lemûne).


1. ve keyfe : ve nasıl
2. ehâfu : korkarım
3. mâ eşraktum : sizin şirk koştuğunuz şeyler
4. ve lâ tehâfûne : ve siz korkmuyorsunuz
5. enne-kum eşraktum : siz şirk koştunuz (sizin ortak koştuğunuz)
6. bi allâhi : Allah'a
7. mâ lem yunezzil : bir şey indirmedi
8. bi-hi : onunla
9. aleykum : size, sizi
10. sultânen : sultân, delil
11. fe eyyu el ferîkayni : artık, iki fırkadan, iki gruptan, iki taraftan hangisi
12. ehakku : daha çok hak sahibi
13. bi el emni : emin olma, güvenilir olma, emniyette olma
14. in kuntum : eğer siz iseniz
15. ta'lemûne : biliyorsunuz

Ellezîne âmenû ve lem yelbisû îmanehum bi zulmin ulâike lehumul emnu ve hum muhtedûn(muhtedûne).


1. ellezîne âmenû : âmenû olanlar, Allah'a ulaşmayı dileyenler, îmân edenler
2. ve lem yelbisû : ve karıştırmazlar
3. îmane-hum : îmânlarını
4. bi zulmin : zulümler sebebiyle
5. ulâike : işte onlar
6. lehum el emnu : onlar emindirler
7. ve hum : ve onlar
8. muhtedûne : hidayete eren (kimse)lerdir

Ve tilke huccetunâ âteynâhâ ibrâhîme alâ kavmihî, nerfeu deracâtin men neşâu, inne rabbeke hakîmun alîm(alîmun).


1. ve tilke : ve işte o, bu (bunlar)
2. huccetu-nâ : bizim delilimiz, delillerimiz
3. âteynâ-hâ : ona verdik
4. ibrâhîme : İbrâhîm
5. alâ kavmi-hî : onun kavmine karşı
6. nerfeu : yükseltiriz, arttırırız
7. deracâtin : dereceler
8. men neşâu : dilediğimiz kimse(ler)
9. inne : muhakkak
10. rabbe-ke : senin Rabbin
11. hakîmun : hakîm, hüküm ve hikmet sahibi
12. alîmun : en iyi bilen

Ve vehebnâ lehû ishâka ve ya’kûb(ya’kûbe), kullen hedeynâ ve nûhâ(nûhan) hedeynâ min kablu ve min zurriyyetihî dâvude ve suleymâne ve eyyûbe ve yûsufe ve mûsâ ve hârûn(hârûne) ve kezâlike neczîl muhsinîn(muhsinîne).


1. ve vehebnâ : ve biz hibe ettik (ihsanda bulunduk) bağışladık
2. lehu : ona ait, onun
3. ishâka : İshak (A.S)
4. ve ya'kûbe : ve Yâkub
5. kullen : hepsini
6. hedeynâ : hidayete erdirdik
7. ve nûhan : ve Nuh (A.S)
8. min kablu : önceden, daha önce
9. ve min zurriyyeti-hi : ve onun soyundan, zürriyetinden
10. dâvude : Davud (A.S)
11. ve suleymâne : ve Hz. Süleyman
12. ve eyyûbe : ve Hz. Eyyüb
13. ve yûsufe : ve Yusuf (A.S)
14. ve mûsâ : ve Mûsâ (A.S)
15. ve hârûn : ve Hârun (A.S)
16. ve kezâlike : ve bunun gibi, böylece
17. neczî el muhsinîne : muhsinleri mükâfatlandırırız

Ve zekeriyyâ ve yahyâ ve îsâ ve ilyâs(ilyâse), kullun mines sâlihîn(sâlihîne).


1. ve zekeriyyâ : ve Zekeriya (A.S)
2. ve yahyâ : ve Yahya (A.S)
3. ve îsâ : ve Hz. Îsâ
4. ve ilyâs : ve İlyas (A.S)
5. kullun : hepsi
6. min es sâlihîne : salihlerden, salâha ulaşmışlardan

Ve ismâîle velyesea ve yûnuse ve lûtâ(lûtan), ve kullen faddalnâ alâl âlemîn(âlemîne).


1. ve ismâîle : ve İsmail'e
2. ve ilyesea : ve İlyasea (A.S)
3. ve yûnuse : ve Hz. Yunus
4. ve lûtan : ve Lut (A.S)
5. ve kullen : ve hepsi
6. faddalnâ : biz faziletli kıldık, üstün kıldık
7. alâ el âlemîne : âlemlere

Ve min âbâihim ve zurriyyâtihim ve ihvânihim, vectebeynâhum ve hedeynâhum ilâ sırâtın mustekîm(mustekîmin).


1. ve min âbâi-him : ve onların babalarından, atalarından
2. ve zurriyyâti-him : ve onların zürriyetlerinden, nesillerinden
3. ve ihvâni-him : ve onların kardeşlerinden
4. ve ictebeynâ-hum : ve onları seçtik
5. ve hedeynâ-hum : ve onları hidayet ettik, ulaştırdık
6. ilâ sırâtın mustekîmin : Sıratı Mustakîm'e

Zâlike hudallâhi yehdî bihî men yeşâu min ibâdihî, ve lev eşrakû le habita anhum mâ kânû ya’melûn(ya’melûne).


1. zâlike : işte bu, bu
2. hudâ allâhi : Allah'ın hidayetidir (Allah'ın Kendisine ulaştırmasıdır)
3. yehdî : hidayet eder
4. bi-hi : onunla
5. men yeşâu : dilediği kişi
6. min ibâdi-hi : onun kullarından
7. ve lev : ve şâyet, eğer
8. eşrakû : Allah'a ortak koştular, şirk koştular 7 - yeveddu
9. le habita : elbette boşa gitti, heba oldu
10. an-hum : onlardan
11. mâ kânû : değillerdi, olmadılar
12. ya'melûne : yapıyorlar

Ulâikellezîne âteynâhumul kitâbe vel hukme ven nubuvveh(nubuvvete), fe in yekfur bihâ hâulâi fe kad vekkelnâ bihâ kavmen leysû bihâ bi kâfirîn(kâfirîne).


1. ulâike ellezîne : işte o kimseler, onlar
2. âteynâ-hum el kitâbe : onlara, kendilerine kitap verdik
3. ve el hukme : ve hikmet
4. ve en nubuvvete : ve nebilik, peygamberlik
5. fe in : fakat eğer
6. yekfur : inkâr eder
7. bi-hâ : onu
8. hâulâi : bunlar
9. fe kad : o zaman, böylece olmuştu
10. vekkelnâ : vekil kıldık, vekil ettik (ederdik)
11. kavmen : kavim, topluluk
12. leysû bi-hâ bi kâfirîne : onu inkâr etmeyecek

Ulâikellezîne hedâllâhu, fe bi hudâhumuktedih, kul lâ es’elukum aleyhi ecrâ(ecren), in huve illâ zikrâ lil âlemîn(âlemîne).


1. ulâike ellezîne : işte o kimseler, onlar
2. hedâ allâhu : Allah hidayete erdirdi
3. fe bi hudâ-hum(u) ıktedih : öyleyse onların hidayetine tâbî ol
4. kul : de, söyle
5. lâ es'elu-kum : sizden istemiyorum
6. aleyhi : ona, onun üzerine
7. ecren : ecir, karşılık, mükâfat
8. in huve : o ise
9. illâ : ancak, sadece
10. zikrâ : zikir, hatırlatma
11. li el âlemîne : âlemler için

Ve mâ kaderûllâhe hakka kadrihî iz kâlû mâ enzelallâhu alâ beşerin min şey’in, kul men enzelel kitâbellezî câe bihî mûsâ nûren ve huden lin nâsi tec’alûnehu karâtîse tubdûnehâ ve tuhfûne kesîrâ(kesîran), ve ullimtum mâ lem ta’lemû entum ve lâ âbâukum, kulillâhu summe zerhum fî havdıhim yel’abûn(yel’abûne).


1. ve mâ kaderû allâhe : ve onlar Allah'ı takdir edemediler
2. hakka : hak, gerçek, bihakkın, tam gerektiği gibi
3. kadri-hi : onun kadrini
4. iz kâlû : demişlerdi
5. mâ enzele allâhu : Allah indirmedi
6. alâ : üzere, üzerinde, ... e
7. beşerin : beşer, insan
8. min şey'in : bir şeyden
9. kul : de, söyle
10. men : kimse, kişi
11. enzele : indirdi
12. el kitâbe : kitap
13. ellezî : o ki, ki o
14. câe- bi : ile geldi, getirdi
15. hi : onu
16. mûsâ : Musa
17. nûren (nûran) : bir nur
18. ve huden : ve hidayet edici, hidayet eden
19. li en nâsi : insanlar için, insanlara
20. tec'alûne-hu : onu yapıyorsunuz
21. karâtîse : sayfalar, kâğıtlar (kırtasiye)
22. tubdûne-hâ : onu açıklıyorsunuz
23. ve tuhfûne : ve gizliyorsunuz
24. kesîran : çok
25. ve ullimtum : ve size öğretildi
26. : olmadı
27. lem ta'lemû : siz bilmiyorsunuz
28. entum : sizi
29. ve lâ : ve olmaz, olmasın
30. âbâu-kum : babalarınız
31. kul allâhu : "Allah" de
32. summe : sonra
33. zer-hum : onları bırak
34. : içinde, vardır
35. havdı-him : onların dalması
36. yel'abûne : oynuyorlar, oyalanıyorlar

Ve hâzâ kitâbun enzelnâhu mubârakun musaddıkullezî beyne yedeyhi ve li tunzire ummel kurâ ve men havlehâ, vellezîne yu’minûne bil âhirati yu’minûne bihî ve hum alâ salâtihim yuhâfizûn(yuhâfizûne).


1. ve hâzâ : ve bu
2. kitâbun : bir kitap
3. enzelnâ-hu : onu indirdik
4. mubârakun : kutsal, mübarek
5. musaddıku ellezî : onları doğrulayan, tasdik eden
6. beyne : arasında
7. yedey-hi (beyne yedey-hi) : onun iki eli (elleri arasında (önlerinde))
8. ve li tunzire : ve uyarman için
9. umme el kurâ : şehirlerin anası
10. ve men havle-hâ : ve onun etrafındakiler
11. ve ellezîne : ve o kimseler, onlar
12. yu'minûne : îmân ederler
13. bi el âhırati : ahirete
14. bi-hi : onunla
15. ve hum : ve onlar
16. alâ salâti-him : namazlarını
17. yuhâfizûne : muhafaza ederler

Ve men azlemu mimmenifterâ alâllâhi keziben ev kâle ûhıye ileyye ve lem yûha ileyhi şey’un ve men kâle se unzilu misle mâ enzelallâh(enzelallâhu), ve lev terâ iziz zâlimûne fî gamerâtil mevti vel melâiketu bâsitû eydîhim, ahricû enfusekum, el yevme tuczevne azâbel hûni bimâ kuntum tekûlûne alâllâhi gayral hakkı ve kuntum an âyâtihi testekbirûn(testekbirûne).


1. ve men : ve kim
2. azlemu : daha zalim
3. mim men ifterâ : iftira eden kimseden
4. alâ âllâhi : Allah'a karşı
5. keziben : yalan olarak, yalanla
6. ev : veya
7. kâle : dedi
8. ûhıye : vahyolundu
9. ileyye : bana, kendime
10. ve lem yûha : ve vahyolunmadı
11. ileyhi : ona
12. şey'un : bir şey
13. se-unzilu : yakında indireceğim
14. misle : benzer, gibi
15. mâ enzele allâhu : Allah indirmedi
16. ve lev : ve şâyet, eğer
17. terâ : görürsün
18. iz ez zâlimûne : o zaman zalimleri
19. fî gamerâti el mevti : ölümün şiddetinde
20. ve el melâiketu : ve melekler
21. bâsitû : uzatarak
22. eydî-him, : onların elleri, elleri
23. ahricû : çıkarın
24. enfuse-kum : kendi nefsleriniz, kendiniz
25. el yevme : bugün
26. tuczevne : karşılık (ceza) göreceksiniz
27. azâb el hûni : alçaltıcı bir azap
28. bi-mâ : şey ile, sebebiyle
29. kuntum : siz iseniz
30. tekûlûne : söylüyorsunuz
31. alâ allâhi : Allah'ın üzerine
32. gayra el hakkı : haklı olmaksızın, haksız olarak
33. ve kuntum : ve siz idiniz, oldunuz
34. an âyâti-hi : O'nun âyetlerinden, âyetlerine
35. testekbirûne : kibirleniyorsunuz

Ve lekad ci’timûnâ furâdâ kemâ halaknâkum evvele merratin ve teraktum mâ havvelnâkum verâe zuhûrikum, ve mâ nerâ meakum şufeâekumullezîne zeamtum ennehum fîkum şurakâu, lekad tekattaa beynekum ve dalle ankum mâ kuntum tez’umûn(tez’umûne).


1. ve lekad : ve andolsun
2. ci'timû-nâ : bize geldiniz
3. furâdâ : fertler olarak, tek tek
4. kemâ : gibi
5. halaknâ-kum : sizi yarattık
6. evvele : evvel, ilk
7. merratin : defa
8. ve teraktum : terkettiniz, bıraktınız
9. : olmadı
10. havvelnâ-kum : size verdik, lütfettik
11. verâe zuhûri-kum : (sizin) arkanızda
12. ve mâ nerâ : ve görmüyoruz
13. mea-kum : sizinle beraber
14. şufeâe-kum : sizin şefaatçileriniz
15. ellezîne : ki onlar
16. zeamtum : siz zannettiniz
17. enne-hum : onların ..... olduğunu
18. fî-kum : sizin içinizde
19. şurakâu : ortaklar
20. lekad : andolsun ki
21. tekattaa : bağlar parçalanıp, koparılmış
22. beyne-kum : sizin aranızda
23. ve dalle : ve saptı, uzaklaştı, gitti
24. an-kum : sizden
25. mâ kuntum : siz olursunuz, bulunursunuz
26. tez'umûne : zanda bulunuyorsunuz

İnnallâhe fâlikul habbi ven nevâ, yuhrıcul hayye minel meyyiti ve muhricul meyyiti minel hayy(hayyi), zâlikumullâhu fe ennâ tu’fekun(tu’fekune).


1. inne allâhe : muhakkak ki Allah
2. fâliku el habbi : taneyi yarıp çıkaran
3. ve en nevâ : ve çekirdek
4. yuhricu : çıkarır
5. el hayye : diri, canlı
6. min el meyyiti : ölüden
7. ve muhricu el meyyiti : ve ölüyü çıkaran
8. min el hayyi : canlıdan
9. zâlikum allâhu : işte bu Allah
10. fe ennâ : öyleyse nasıl
11. tu'fekune : çevriliyorsunuz, döndürülüyorsunuz

Fâlikul ısbâh(ısbâhı), ve cealel leyle sekenen veş şemse vel kamere husbânâ(husbânen), zâlike takdîrul azîzil alîm(alîmi).


1. fâliku el ısbâhı : sabahı yarıp çıkaran
2. ve ceale el leyle : ve geceyi kıldı (yaptı)
3. sekenen : bir sukûn (dinlenme) vakti
4. ve eş şemse : ve güneş
5. ve el kamere : ve ay
6. husbânen : bir ölçü olarak, hesaplama ünitesi, hesap vasıtası
7. zâlike : işte bu, bu
8. takdîru : takdiri, hükmü
9. el azîzi : azîz, üstün, izzetli
10. el alîmi : âlim, en iyi bilen

Ve huvellezî ceale lekumun nucûme li tehtedû bihâ fî zulumâtil berri vel bahr(bahri), kad fassalnâl âyâti li kavmin ya’lemûn(ya’lemûne).


1. ve huve ellezî : ve ... olan o'dur
2. ceale : kıldı, yaptı
3. lekum en nucûme : sizin için yıldızlar
4. li tehdedû : hidayete ermeniz için, yol bulmanız için
5. bi-hâ : onu
6. fî zulumâti el berri : karanın karanlıklarında
7. ve el bahr : ve deniz
8. kad : oldu, olmuştu
9. fassalnâ el âyâti : âyetleri birer birer, detayları ile açıkladık
10. li kavmin : bir kavim için, bir kavme, bir topluluğa
11. ya'lemûne : bilirler

Ve huvellezî enşeekum min nefsin vâhıdetin fe mustekarrun ve mustevdaun, kad fassalnâl âyâti li kavmin yefkahûn(yefkahûne).


1. ve huve ellezî : ve ... olan o'dur
2. enşee-kum : sizi yarattı
3. min nefsin : bir nefsten
4. vâhıdetin : bir tek
5. fe mustekarrun : böylece bir kararlı kalma yeri vardır
6. ve mustevdaun : ve bir emanet yeri
7. kad : oldu, olmuştu
8. fassalnâ el âyâti : âyetleri birer birer, detayları ile açıkladık
9. li kavmin : bir kavim için, bir kavme, bir topluluğa
10. yefkahûne : fıkıh ediyorlar, anlıyorlar

Ve huvellezî enzele mines semâi mâen, fe ahracnâ bihî nebate kulli şey’in fe ahracnâ minhu hadıran, nuhricu minhu habben muterâkibâ(muterâkiben), ve minen nahli min tal’ıhâ kınvânun dâniyetun ve cennâtin min a’nâbin vez zeytûne ver rummâne muştebihen ve gayra muteşâbih(muteşâbihin), unzurû ilâ semerihî izâ esmere ve yen’ıhî, inne fî zâlikum le âyâtin li kavmin yu’minûn(yu’minûne).


1. ve huve ellezî : ve ... olan o'dur
2. enzele : indirdi
3. min es semâi mâen : semâdan su
4. fe ahracnâ : böylece çıkardık
5. bi-hi : onunla
6. nebate : bitki, nebat
7. kulli şey'in : herşey
8. min-hu : ondan
9. hadıran : bir yeşillik
10. nuhricu : çıkarıyoruz, çıkarırız
11. habben : tane(ler)
12. muterâkiben : üst üste olan
13. ve min en nahli : hurma ağacından
14. min tal'ı-hâ : onun tomurcuğundan
15. kınvânun : hurma salkımları
16. dâniyetun : sarkıtılmış
17. ve cennâtin : bahçeler, bostanlar
18. min a'nâbin : üzümlerden
19. ve ez zeytûne : ve zeytinler
20. ve er rummâne : ve nar(lar)
21. muştebihen : benzeyen
22. ve gayra muteşâbihin : ve benzemeyen
23. unzurû : bakın
24. ilâ semeri-hî : onun meyvesine
25. izâ esmere : meyve (ürün, semere) verdiği zaman
26. ve yen'ı-hî : ve onun olgun hali
27. inne : muhakkak
28. fî zâlikum : bunlarda vardır
29. le âyâtin : elbette âyetler, kanıtlar, deliller
30. li kavmin : bir kavim için, bir kavme, bir topluluğa
31. yu'minûne : îmân ederler

Ve cealû lillâhi şurakâel cinne ve halakahum ve harakû lehu benîne ve benâtin bi gayri ilm(ilmin), subhânehu ve teâlâ ammâ yasifûn(yasifûne).


1. ve cealû : kıldılar
2. li allâhi : Allah'a ait, Allah için
3. şurakâe el cinne : cinleri ortak kıldılar, ortak koştular
4. ve halaka-hum : ve onları yarattı
5. ve harakû : ve yalan uydurdular
6. lehu : ona ait, onun
7. benîne : oğullar
8. benâtin : ve kızlar
9. bi gayri : olmaksızın
10. ilmin : bir bilgi, bir ilim
11. subhâne-hu : o sübhandır, münezzehtir
12. ve teâlâ : ve yücedir