İnsanlar için hesap görme vakti yaklaştığı halde onlar hâlâ gaflet içinde gerçeğe yüz çeviriyorlar.

(2-3) Rablerinden kendilerine ne zaman yeni bir öğüt (ve ihtar) gelse, onlar bunu, hep alaya alırlar. (Hem de) kalpleri eğlenceye dalarak (dinlerler). Zulme sapanlar, (aralarında) gizlice şöyle fısıldaşırlar: “Bu Muhammed, sadece sizin gibi bir insan değil mi? Öyleyse, göz göre göre büyüye mi kapılacaksınız?”

(2-3) Rablerinden kendilerine ne zaman yeni bir öğüt (ve ihtar) gelse, onlar bunu, hep alaya alırlar. (Hem de) kalpleri eğlenceye dalarak (dinlerler). Zulme sapanlar, (aralarında) gizlice şöyle fısıldaşırlar: “Bu Muhammed, sadece sizin gibi bir insan değil mi? Öyleyse, göz göre göre büyüye mi kapılacaksınız?”

(Peygamber onlara) dedi ki: “Rabbim gökte ve yerde olan her sözü bilir. O, (her şeyi) hakkıyla işitendir, (her şeyi) hakkıyla bilendir.”

Onlar dediler ki: “Hayır, Muhammed'in söyledikleri karmakarışık düşlerdir, bu sözler onun uydurmasıdır. Hayır, o bir şairdir. Öyle değilse bize daha önceki peygamberlerin gösterdiklerine benzer bir mucize göstersin.”

(Resulüm!) Onlardan önce (yaptıkları yüzünden) helâk ettiğimiz hiçbir memleket halkı iman etmedi de şimdi bunlar mı iman edecek?

Biz senden önce de kendilerine vahyettiğimiz bir takım erkekleri peygamber olarak gönderdik. Eğer bilmiyorsanız bilenlere sorun!

Biz, onları yemek yemeyen cesetler olarak yaratmadık. Onlar (dünyada) ebedi kalıcı da (ölümsüz de) değillerdir.

Sonra onlara verdiğimiz sözü yerine getirdik. Hem kendilerini ve hem de dilediğimiz kimseleri kurtardık. (Hakka karşı direnmede) haddi aşanları ise helâk ettik.

Andolsun ki, biz, size içinde şeref ve itibarınız bulunan bir kitap indirdik. Hâlâ aklınızı kullan(arak ondan yararlan)mayacak mısınız?

Biz, zulmeden nice memleketleri kırıp geçirdik ve onlardan sonra da başka toplumlar yarattık.

Onlar, azabımızın gelip çattığını fark ettiklerinde oralardan uzaklaşıp kaçıyorlardı.

(Onlara:) “Kaçmayın, o içinde şımartıldığınız bolluğa ve yurtlarınıza dönün. Çünkü siz sorguya çekileceksiniz” (denildi).

(Kurtulamayacaklarını anlayınca onlar da:) “Yazıklar olsun bize! Biz gerçekten kendimize zulmetmişiz” dediler.

Onların bu feryatları, biz onları biçilmiş ekin, sönmüş bir ateş (kül) haline getirinceye kadar devam etti.

Biz göğü, yeri ve ikisi arasındaki varlıkları bir oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık.

Eğer bir eğlence edinmek isteseydik, onu kendi katımızdan edinirdik (irademizin eseri olurdu). Ne var ki biz böyle (bütün bunları eğlenmeniz için) yapmadık.

Hayır, biz hakkı batılın üzerine fırlatırız da onun beynini parçalar; bir de bakarsın ki batıl yok oluvermiştir. (Allah'a) yakıştırdığınız sıfatlardan dolayı yazıklar olsun size!

(19-20) Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. O'nun katındakiler, O'na ibadet etmekte büyüklüğe kapılmazlar ve yorgunluk da duymazlar. Hiç ara vermeksizin gece gündüz O'nun sınırsız kudret ve yüceliğini anıp dururlar.

(19-20) Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. O'nun katındakiler, O'na ibadet etmekte büyüklüğe kapılmazlar ve yorgunluk da duymazlar. Hiç ara vermeksizin gece gündüz O'nun sınırsız kudret ve yüceliğini anıp dururlar.

Yoksa onlar, yerden birtakım ilahlar edindiler de, onlar mı (ölüleri) diriltecekler?

Eğer göklerde ve yerde Allah'tan başka ilâhlar olsaydı, kesinlikle göklerin ve yerin düzeni bozulurdu. Demek ki, Arş'ın Rabbi olan Allah, onların nitelemelerinden uzaktır, yücedir.

(Allah,) yaptıklarından sorumlu tutulmaz (O'na kimse hesap soramaz), oysa onlar sorguya çekilirler.

Yoksa O'ndan başka ilahlar mı edindiler? Onlara de ki: “Bu konudaki delilinizi ortaya koyunuz. Bu kitap, gerek benimle birlikteki inananlara yönelik direktifleri ve gerekse benden önceki peygamberlere ilişkin bilgileri içeriyor.” Hayır, onların çoğu gerçeğin ne olduğunu bilmeksizin ona sırt çevirirler.

Senden önce hiçbir peygamber göndermedik ki ona: “Şüphesiz, benden başka hiçbir ilâh yoktur. Öyleyse bana ibadet edin!” diye vahyetmiş olmayalım.

(Onlar ise:) “Rahman (olan Allah) evlat edindi” dediler. Hâşâ, O bundan uzaktır. Onların evlat dedikleri, Allah'ın şerefli kullarıdır.

Onlar, O'ndan önce (Allah kendilerine konuşma hakkı vermeden) söz söylemezler ve hep O'nun emriyle iş görürler.

Allah, onların yaptıklarını da yapacaklarını da bilir. Onlar, O'nun razı olduğu kimselerden başkasına şefaat etmezler ve hepsi O'na olan saygılarından titrerler.

İçlerinden her kim, “Allah'tan başka ben de şüphesiz bir ilâhım” derse, böylesini cehennemle cezalandırırız. İşte biz zalimleri böyle cezalandırırız.

İnkârcılar, göklerin ve yerin (başlangıçta bir madde halinde) tek bir bütün olduğunu ve bizim sonradan onu (büyük bir patlama ile) ikiye ayırdığımızı ve yaşayan her şeyi sudan yarattığımızı görmüyorlar mı? Hala inanmayacaklar mı?

Onları sarsmasın diye yeryüzüne dağları yerleştirdik. Yolu bulmaları için onda geniş geçitler (yollar) açtık.

Gökyüzünü de korunmuş bir tavan yaptık. Onlar ise oradaki, (Allah'ın varlığını gösteren) delillerden yüz çevirmektedirler.

O, geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı yaratandır. (Onların) her biri bir yörüngede yüzmektedir.

(Ey Resulüm!) Biz senden önce de hiçbir insana (dünyada) ebedîlik vermedik. Sen ölürsün de onlar ebedî mi kalırlar?

Her nefis ölümü tadacaktır. Biz sizi bir imtihan olarak, şerle de, hayırla da deniyoruz ve (sonunda) bize döndürüleceksiniz.

İnkâr edenler seni gördükleri zaman ancak alaya alırlar: “Bu mudur ilâhlarınızı diline dolayan?” derler. Hâlbuki kendileri Rahman (olan Allah)'ın kitabını inkâr ediyorlar.

İnsan çok aceleci (tez canlı) yaratılmıştır. Size yakında mesajlarımı(n işaret ettiği azap gerçeğini) göstereceğim. Şimdi benden (azabın) acele gelmesini istemeyin!

Bir de: “Eğer doğru söylüyorsanız, bu tehdit ne zaman gerçekleşecek?” diyorlar.

İnkârcılar, yüzlerinden ve sırtlarından ateşi savamayacakları, kimseden de bir yardım bulamayacakları o günü keşke bilselerdi (de inansalardı)!

Doğrusu o aniden gelecek ve onları şaşırtacaktır. Artık onu geri çevirmeye güçleri yetmeyecek ve onlara mühlet de verilmeyecektir.

(Resulüm!) Andolsun ki, senden önce de birçok peygamberle alay edildi de içlerinden alay edenleri, o alaya aldıkları şey kuşatıverdi.

De ki: “Gece ve gündüz sizi Rahman'dan (Allah'ın azabından) kim koruyabilir?” Fakat yine de onlar, Rablerini anmaktan yüz çeviriyorlar.

Yoksa onların, kendilerini (azabımızdan) koruyacak bizim dışımızda başka ilahları mı var? O sözde ilahlar kendilerine bile yardım edecek güçte olmadıkları gibi bizden de destek göremezler.

Doğrusu biz onlara ve atalarına geniş geçim imkânları bağışladık da uzun yıllar refah içinde yaşadılar. Ama artık görmüyorlar mı ki, biz yeryüzünü çevresinden eksiltiyoruz? Durum böyle iken onlar nasıl galip gelebilirler?

De ki: “Ben sizi ancak vahiy ile uyarıyorum.” Ama sağırlar uyarılsalar da çağrıyı işitmezler.

Andolsun, onlara Rabbinin azabından bir ufak esinti dokunacak olsa hiç tartışmasız; “Yazıklar olsun bize! Gerçekten bizler zulme sapanlarmışız” diyecekler.

Kıyamet günü (öyle) doğru, (öyle hassas) teraziler kuracağız ki, kimse en küçük bir haksızlığa uğratılmayacak. Bir hardal tanesi kadar bile olsa her şeyi tartıya sokacağız. Hesap görücü olarak biz yeteriz.

Andolsun ki biz, Musa ve Harun'a, Allah'a karşı sorumluluk bilinciyle yaşayanlar için doğruyu eğriden ayırmaya yarayan bir ışık ve öğüt olan Tevrat'ı verdik.

O (Allah'a karşı sorumluluk bilinciyle yaşaya)nlar, algı ve tasavvurlarının ötesinde olmasına rağmen Rablerin(in (azabın)dan korkarlar. Onlar kıyamet gününden de korkarlar.

İşte bu (Kur'an) da bizim indirdiğimiz mübarek bir öğüttür. Şimdi siz bunu mu inkâr ediyorsunuz?

Andolsun ki, biz daha önce İbrahim'e de doğru yolu bulma yeteneğini vermiştik. Zaten biz onu(n peygamberliğe ehil olduğunu) biliyorduk.

Hani o, babasına ve kavmine: “Ne bu tapınıp durduğunuz heykeller?” demişti.

(Onlar:) “Biz atalarımızı bunlara tapıyor bulduk” dediler.

(İbrahim:) “Yemin ederim ki siz de, atalarınız da çok açık bir sapıklık içindesiniz” dedi.

(Onlar:) “Bize gerçeği mi getirdin, yoksa sen bizimle eğleniyor musun?” dediler.

“Hayır” dedi (İbrahim). “Sizin Rabbiniz göklerin ve yerin rabbidir. Onları O yaratmıştır ve ben de buna şahitlik edenlerdenim.”

“Allah'a yemin ederim ki, siz arkanızı dönüp gittikten sonra ben putlarınıza muhakkak bir tuzak kuracağım.”

Arkasından o putları kırıp paramparça etti, fakat bilgisine başvursunlar diye en büyük putu sağlam bıraktı.

(Onlar dönünce:) “Kim yaptı bunu ilahlarımıza? (Her kimse) muhakkak o zalimlerden biridir!” dediler.

(Bir kısmı:) “İbrahim denilen bir gencin onları diline doladığını duyduk” dediler.

“Haydi, getirin onu halkın huzuruna ki çekeceği cezaya onlar da şahit olsun” dediler.

(İbrahim gelince) “Ey İbrahim! Sen mi yaptın bunu ilâhlarımıza?” diye sordular.

(İbrahim:) “Belki şu büyükleri yapmıştır. En iyisi, siz onlara sorun; tabii, eğer konuşmasını biliyorlarsa!” diye cevap verdi.

Bunun üzerine vicdanlarına dönüp (içlerinden kendi kendilerine): “Hiç şüphesiz asıl zalimler sizsiniz siz” dediler.

Fakat sonra yine eski dik kafalılıklarına dönerek İbrahim'e: “Sen de iyi bilirsin ki, bunlar konuşamazlar” dediler.

(66-67) (Bunun üzerine İbrahim) dedi ki: “Öyle ise siz, (hâlâ) Allah'ı bırakıp da, size fayda ve zarar veremeyecek olan şeylere mi tapıyorsunuz? Size de, Allah'ı bir yana bırakıp taptığınız putlarınıza da yuh olsun! Hala akıllanmayacak mısınız?”

(66-67) (Bunun üzerine İbrahim) dedi ki: “Öyle ise siz, (hâlâ) Allah'ı bırakıp da, size fayda ve zarar veremeyecek olan şeylere mi tapıyorsunuz? Size de, Allah'ı bir yana bırakıp taptığınız putlarınıza da yuh olsun! Hala akıllanmayacak mısınız?”

(Onlardan bazıları:) “Eğer yapacağınız bir şey varsa, o da bunu (İbrahim'i) yakmaktır. Böyle yapın da tanrılarınıza sahip çıkın!” dediler.

(Biz de:) “Ey ateş! İbrahim'e karşı serin ve esenlik ol” dedik.

Ona böyle bir tuzak kurmak istediler. Fakat biz tuttuk onları en rezil duruma düşürdük.

(71-72) O'nu da, (kardeşinin oğlu) Lut'u da, gelecek bütün çağlar için bereketli kıldığımız bir beldeye (Şam'a) ulaştırıp kurtardık. Ona İshak'ı ve bir de fazladan (İshak'ın oğlu) Yakub'u bağışladık ve onların hepsinin dürüst ve erdemli insanlar olmalarını sağladık.

(71-72) O'nu da, (kardeşinin oğlu) Lut'u da, gelecek bütün çağlar için bereketli kıldığımız bir beldeye (Şam'a) ulaştırıp kurtardık. Ona İshak'ı ve bir de fazladan (İshak'ın oğlu) Yakub'u bağışladık ve onların hepsinin dürüst ve erdemli insanlar olmalarını sağladık.

Onları bizim emrimizle doğru yolu gösteren önderler yaptık ve kendilerine hayırlar işlemeyi, namazı dosdoğru kılmayı, zekâtı vermeyi (varlıkları paylaşmayı) vahyettik. Onlar sadece bize ibadet eden kullardı (Allah'tan başka hiçbir varlığa tanrısal nitelikler yakıştırmazlardı).

(74-75) Lût'a da bir hikmet (peygamberlik) ve bilgi verdik. Onu, halkı iğrenç işler yapan o kentten kurtardık. Onlar gerçekten çirkin davranışları huy edinmiş kötü bir toplumdu. Ve onu (Lut'u) rahmetimizle kuşattık. Çünkü o gerçekten dürüst ve erdemli kimselerdendi.

(74-75) Lût'a da bir hikmet (peygamberlik) ve bilgi verdik. Onu, halkı iğrenç işler yapan o kentten kurtardık. Onlar gerçekten çirkin davranışları huy edinmiş kötü bir toplumdu. Ve onu (Lut'u) rahmetimizle kuşattık. Çünkü o gerçekten dürüst ve erdemli kimselerdendi.

(76-77) Nuh'u da hatırla! Hani o bir dua etmişti de duasını kabul edip onu da, ev halkını da büyük bir felâket ve sıkıntıdan kurtarmıştık. Ayetlerimizi yalanlayanlara karşı ona yardım etmiştik. Şüphesiz onlar kötü bir toplumdu. Bu yüzden biz de onları topyekûn suda boğduk.

(76-77) Nuh'u da hatırla! Hani o bir dua etmişti de duasını kabul edip onu da, ev halkını da büyük bir felâket ve sıkıntıdan kurtarmıştık. Ayetlerimizi yalanlayanlara karşı ona yardım etmiştik. Şüphesiz onlar kötü bir toplumdu. Bu yüzden biz de onları topyekûn suda boğduk.

Davut ve Süleyman'ı da hatırla! Hani bir vakit bir kavmin koyunlarının yayıldığı ekin tarlası hakkında hüküm veriyorlardı ve biz de onların hükmüne şahittik.

Biz çözüm getirecek hükmü Süleyman'a kavratmıştık. Zaten her birine hükümdarlık ve ilim vermiştik. Davut ile birlikte, Allah'a tespih etsinler diye dağları ve kuşları onun emrine verdik. Bunları yapan bizdik.

Bir de Davud'a, savaş sıkıntılarınızdan sizi koruması için zırh yapma sanatını öğrettik. Artık (bütün bunlar için) şükredecek misiniz?

Süleyman'ın hizmetine de güçlü esen rüzgârı verdik. Rüzgâr, onun emriyle içinde bereketler yarattığımız yere eser giderdi. Biz her şeyi hakkıyla biliriz.

Ayrıca (inci için) derin sulara dalan ve başka işler yapan bazı şeytanları da Süleyman'ın emrine verdik. Biz onları (onun için) gözetim altında tutuyorduk.

Ve Eyyub'u (da hatırla ki) o: “Ey Rabbim! Bir derde yakalandım. Sen merhametlilerin en merhametlisisin!” diye yalvarmıştı.

Biz de onun duasını kabul edip kendisinde dert namına ne varsa gidermiştik. Tarafımızdan bir rahmet ve kullukta bulunanlar için de bir ibret olmak üzere ona ailesini ve onlarla beraber bir mislini daha vermiştik.

İsmail'i, İdris'i ve Zülkifl'i de (hatırla! Bunların) hepsi sabredenlerdendi.

Onların hepsini rahmetimizle kuşatmıştık. Gerçekten de onlar dürüst ve erdemli kimselerdi.

Zünnûn'u (balık sahibi/Yunus'u) da (hatırla!) Hani öfkelenerek (halkından ayrılıp) gitmişti de kendisini asla sıkıştırmayacağımızı sanmıştı. Derken (balığın karnında) karanlıklar içinde: “Senden başka hiçbir ilâh yoktur. Seni eksikliklerden uzak tutarım. Ben gerçekten (nefsine) zulmedenlerden oldum” diye yalvarmıştı.

Biz de duasını kabul edip kendisini kederden kurtarmıştık. İşte biz inananları böyle kurtarırız.

Zekeriya'yı da hatırla! Hani o, Rabbine: “Rabbim! Beni tek başıma (çocuksuz) bırakma! (Gerçi) en hayırlı mirasçı sensin, her şey sonunda sana kalacaktır” diye yalvarmıştı.

Biz de onun duasını kabul buyurduk ve eşini kendisi için, (doğurmaya) elverişli kılarak ona Yahya'yı bağışladık. Gerçekten onlar, hayır işlerinde koşuşurlar, (rahmetimizi) umarak ve (azabımızdan) korkarak bize dua ederlerdi. Onlar bize derin saygı duyan kimselerdi.

Irzını korumuş olan kadını (Meryem'i) de hatırla! Ona ruhumuzdan üflemiştik. Kendisini de, oğlunu da âlemlere birer delil yapmıştık.

İşte bu sizin ümmetiniz bir tek ümmettir (tevhid dini, bütün peygamberlerde tek bir dindir). Ben de (sizin) Rabbinizim. Onun için sadece bana kulluk edin.

Fakat insanlar inanç birliğinden ayrılarak çeşitli gruplara bölündüler. Ama hepsi sonunda bize döneceklerdir.

Artık her kim, bir mü'min olarak faydalı eylemlerde bulunmuşsa, onun bu çabası asla ziyan edilmeyecektir. Çünkü hiç kuşkusuz biz, bunu onun lehine kaydetmekteyiz.

Helak et(meye hükmet)tiğimiz bir memleket için (kurtuluş) imkânsızdır. Hiç şüphesiz onlar, (hayata ve imana) bir daha geri dönmeyeceklerdir.

Nihayet (kıyamet alametlerinden olan) Ye'cüc ve Me'cüc'ün önü açıldığı zaman her tepeden akın ederler.

Gerçek vaadin (kıyamet gününün) eşiğine gelindiğinde inkârcıların bakışları dehşetten donakalacak ve “Yazıklar olsun bize! Doğrusu biz bu ana karşı hep umursamazlık göstermiştik. Biz gerçekten kendimize zulmeden kimselerden olduk” (diyecekler).

Hiç şüphesiz, siz ve Allah'tan başka kulluk ettikleriniz cehennem yakıtısınız. Siz (hep beraber) oraya (cehenneme) varacaksınız.

Eğer onlar ilâh olsalardı oraya varmazlardı. Hâlbuki hepsi orada ebedî kalacaklardır.

Onlar için orada bir inleme ve soluma vardır! Ve onlar orada hiçbir şey duymayacaklardır.

Daha önce (güzel ve faydalı eylemlerinden dolayı) akıbetlerinin iyi olacağını takdir ettiğimiz kimselere gelince; işte onlar cehennemden uzak tutulacaklardır.

Onlar onun (cehennemin) hışıltısını bile duymazlar. Canlarının istediği nimetler içinde (orada) ebedî olarak kalırlar.

(Diriliş gününün uyandıracağı) o benzeri olmayan büyük korku bile onları kaygılandırmayacak. Çünkü melekler böylelerini: “Size vaadedilen (mutlu) gün işte bugündür!” sözleriyle karşılayacaklardır.

O gün gökleri kitabın sayfalarını dürer gibi düreceğiz. (Sonra) ilkin başlayıp yarattığımız gibi, yeniden yaratacağız ki, bu bizim için verilmiş bir sözdür. Biz (bunu) mutlaka yapacağız.

Andolsun, Zikir'den (Tevrat'tan) sonra Zebur'da da: “Yeryüzüne (dünyaya) muhakkak benim iyi kullarım varis olacaktır” diye yazmıştık.

Şüphesiz bunda Allah'a kulluk eden bir toplum için yeterli bir mesaj vardır.

Ve (bunun içindir ki, ey Peygamber!) Biz seni yalnızca, bütün âlemlere rahmetimizin bir vesilesi olarak gönderdik.

De ki: “Bana ancak, ilâhınızın yalnızca bir tek ilâh olduğu vahyolunuyor. Hala Müslüman olmayacak mısınız?”

Eğer yüz çevirirlerse de ki: “Size (her şeyi) yeterli ölçüde bildirdim. Size söz verilen şeyin (hesap gününün) yakın mı, yoksa uzak mı olduğunu bilemem.”

“Şüphesiz O, sözün açığa vurulanını da bilir, gizlediklerinizi de bilir.”

“Bilmiyorum! Belki bu (hesap gününün gecikmesi) sizin için bir imtihan ve bir vakte kadar yararlanmadır.”

(Peygamber) dedi ki: “Ey Rabbim! (Onlarla aramızda) adaletle hüküm ver! Bizim Rabbimiz, sizin bunca isnat ve iftiralarınıza karşı yegâne sığınılacak Rahman (olan Allah)'dır.”