Ey peygamber! Sana savaşlarda elde edilen enfâl hakkında sorarlar. De ki: Bütün ganimetler Allah'a ve O'nun elçisine aittir. Öyleyse yolunuzu, Allah'ın kitabıyla bulmaya çalışın, birbirinizle aranızı düzeltip kardeşlik bağlarını canlı tutun. Eğer gerçekten inanan kimselerseniz, Allah'ın ve peygamberin buyruklarına uyun.

Gerçek mü'minler o kimselerdir ki, her ne zaman Allah'tan söz edilse, kalpleri korkuyla titrer ve kendilerine, her ne zaman O'nun ayetleri onlara okunduğunda, imanları artar ve Rablerine daima güvenip, dayanırlar.

Onlar ki, namazlarında devamlı ve kararlıdırlar; kendilerine rızık olarak bahşettiğimiz şeylerden başkalarının yararına harcarlar.

İşte böyleleridir gerçekten inanmış olanlar. Rablerinin katında dereceler, bağışlanma ve çok değerli bir rızık vardır onlara...

Nitekim Rabbin hak uğrunda, seni savaşmak üzere evinden çıkarmıştı da, mü'minlerden bir kısmı, bundan hoşlanmamış, isteksizlik göstermişlerdi.

Herşey açıkça ortaya çıktıktan sonra bile, sanki kendileri göz göre göre, ölüme sürükleniyorlarmış gibi seninle hak olan cihad konusunda tartışıyorlardı.

Hani Allah iki düşman topluluğundan birisinin, sizin elinize düşeceği konusunda size söz vermişti; sizlerse güçsüz, silahsız olan kervan topluluğunun, elinize düşmesini arzu ediyordunuz. Allah da, sözleriyle hakkın hak olduğunu göstermek ve kendisinden gelen gerçekleri örtbas edenlerin, kökünü kazımak istiyordu.

Böylece Allah, hakkın her zaman hak olduğunu, batılın da daima değersiz ve geçersiz olduğunu ortaya koyacaktı. Bu husus günaha gömülüp gidenlerin hoşuna gitmese bile.

Hani, yardım için Rabbinize yalvarıp yakarmıştınız da, O da bunun üzerine, size şöyle cevap vermişti: “Size birbiri ardından inen bin melekle yardım edeceğim.”

Allah bu yardımı yalnızca, bir müjde olsun diye ve onunla kalplerinizin yatışması için yapmıştı. Yardım ancak Allah'tandır. Çünkü Allah her zaman ve her yerde güçlüdür, yaptığı her işi yerli yerince yapandır.

O vakit Allah sizi, kendisinden bir eminlik olmak üzere, hafif bir uykuya daldırmıştı. Sizi, kullanacağınız o su ile tertemiz yapmak, şeytanın içinize attığı kötü düşünce pisliğini sizden gidermek, kalplerinizi iyice hakka bağlamak ve ayaklarınızı kaydırmayıp, sağlam tutmak için, gökten üzerinize su indirmişti.

Hani Rabbin meleklere: “Şüphesiz ben sizinle beraberim. Haydi iman eden o mücahidleri, benim şu sözümle yüreklendirin” mesajını vahyetmişti. “Allah'tan gelen gerçekleri örtbas edenlerin kalplerine, korku salacağım. Öyleyse ey mü'minler, onların boyunlarını vurun, parmaklarını kırın.”

Bu onların Allah'a ve peygamberine karşı gelmelerindendir. Kim Allah'a ve peygamberine karşı gelirse bilsin ki, Allah'ın azabı çok zorludur.

Ey Allah'ın düşmanları! Bu sizin içindir. Haydi öyleyse tadın onu; ve bilin ki, Allah'tan gelen gerçekleri örtbas edenleri ateşli bir azap beklemektedir.

Siz ey iman edenler! Allah'tan gelen gerçekleri örtbas edenlerle, toplu halde karşılaştığınızda, onlara arkanızı dönüp kaçmayın.

Çünkü o gün, bir savaş taktiği gözetmeksizin, ya da bir başka mü'minler gurubuyla birleşme amacı gütmeksizin, her kim ki o gün arkasını dönüp kaçarsa, bilsin ki mutlaka Allah'ın gazabını üzerine çekmiş olacak ve varacağı yer de cehennem olacaktır. Ne kötü bir varış yeridir orası.

Ve şunu iyi bilin ki, ey mü'minler! Düşmanı öldüren siz değildiniz, Allah'tı onları öldüren. Onlara attığın zaman sen atmadın, ama Allah attı. Bu da Allah'ın güzel bir denemeyle mü'minleri denemesi içindi. Şüphesiz ki Allah, herşeyi iştendir, bilendir.

İşte bu denemeydi Allah'ın istediği, Allah kendisinden gelen gerçekleri örtbas edenlerin düzenlerini, hep yıpratarak boşa çıkarandır.

Ey Mekkeliler! Sizler zafer mi istiyordunuz? İşte zafer aleyhinize neticelenmiştir. Eğer küfürden ve düşmanlıktan vazgeçerseniz, bu sizin kendi iyiliğinize olacaktır. Her ne kadar çok da olsa, cemaatiniz size fayda etmeyecektir. Çünkü bilin ki, Allah ancak inananlarla beraberdir.

Ey mü'minler! Allah'a ve rasulüne itaat edin, bağlılık gösterin ve artık O'nun mesajını işitmiş olduğunuz halde O'ndan yüz çevirmeyin.

Ve böylece dinleyip kulak asmadıkları halde, işittik diyen münafıklar gibi olmayın.

Gerçek şu ki, Allah katında yeryüzünde hareket eden canlıların en kötüsü ve en bayağısı; aklını kullanamadığı için Allah ve elçisinin buyruklarına karşı sağır ve dilsiz olanlardır.

Eğer Allah onlarda iyi bir hal görseydi, onların mutlaka duyup işitmelerini sağlardı. Kaldı ki, onların hakkı duyup, işitmelerini sağlasaydı, dikbaşlı tutumları içinde, kuşkusuz yine haktan yüz çevirirlerdi.

Ey iman edenler! Sizi canlandıracak, size hayat verecek, sizi düzeltecek mesajlara çağırdığı zaman, Allah ve elçisinin mesajına uyun ve bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer ve kişinin yöneleceği yöne göre kalbini o tarafa çevirir veya kişinin arzu ve eğilimlerinin yaptırmaya yönelttiği şeylerden alıkoyup caydırabilir. Sonuçta hepiniz O'nun yanında toplanacaksınız.

Felaketler yönündeki imtihan ve belalara karşı uyanık ve duyarlı olun ki, o felaketler sizden yalnız varlık gayesine aykırı hareket edenlere musallat olmaz, hepinize ulaşır ve hepinizi perişan eder. Biliniz ki Allah'ın azabı şiddetlidir.

Ve yeryüzünde azınlıkta, zayıf ve aciz durumda olduğunuzda insanların, sizi kapıp götürmesinden korktuğunuz günleri hatırlayın ki, O Allah sizi himaye etti, yardımıyla güç verip destekledi ve geçiminiz için temiz ve hoş rızıklardan bahşetti ki, sonunda şükredesiniz.

O halde ey iman edenler! Allah'a ve elçiye karşı hainlik etmeyin. Bilip dururken kendi emanetlerinize, hainlik eder misiniz?

Biliniz ki, mallarınız ve çocuklarınız ancak sizin için bir sınavdır. En büyük mükafat ise Allah katındadır.

Ey iman edenler! Yolunuzu Allah'ın kitabıyla bulmaya çalışırsanız, O size hakkı batıldan ayırmaya yarayan bir ölçü, yani ahlaki ve manevi planda değerlendirme yeteneği verecek ve kötülüklerinizi silip örtecek, sizi bağışlayacaktır. Çünkü Allah bağış ve cömertliğinde sınırı olmayandır.

Ve hatırla ey peygamber! Allah'tan gelen gerçekleri örtbas etmeye şartlanmış olanlar, seni tebliğden alıkoyup durdurmak yani tutuklamak, öldürmek, yahut sürgün etmek için sana karşı nasıl tuzaklar kuruyorlardı. Onlar hep böyle tertipler peşinde koşarlarken, Allah onların bu düzenlerini boşa çıkarıverdi, çünkü Allah bütün tuzak kuranların üstündedir.

Kendilerine her ne zaman ayetlerimiz okunsa, “Artık işittik, istesek şüphesiz biz kendimiz de bu tür sözler söyleyebiliriz, eskilerin masallarından başka birşey değildir bunlar” derlerdi.

Ve bir de şöyle derlerdi: “Ey Allah'ımız! Eğer bu gerçekten senin katından indirilen gerçeğin kendisi ise, o zaman gökten taş yağdır başımıza, yahut daha can yakıcı bir azap çıkar karşımıza.”

Oysa ey peygamber! Sen onların arasında iken, Allah onlara azap edecek değildir. Ve onların arasında bulunan mü'minler, Allah'tan bağışlanmalarını isterlerken yine Allah onlara azap edici değildir.

Ey peygamber! Sen aralarından ayrıldıktan sonra, Allah onlara ne diye azap etmeyecek? Onlar, Mescidi Haram'da, müslümanların ibadet etmelerine engel oluyorlar ve onlar Mecidi Haram'ın gerçek ve layık koruyucuları değildirler. O'nun gerçek koruyucuları ve dostları, yolunu Allah ve kitabıyla bulmaya çalışan müslümanlardır. Ne var ki onların çoğu bunun farkında değillerdir.

Ve bu yüzden de onların, bu Allah'ın evi yanındaki tapınmaları, yalnızca ıslık çalmak ve el çırpmaktan başkası değildir. Siz ey inanmayanlar! Gerçekleri örtbas etmenizin bir karşılığı olarak, tadın azabı öyleyse.

Bakın Allah'tan gelen gerçekleri örtbas edenler, insanları Allah yolundan çevirmek için, mallarını nasıl da harcıyorlar ve daha da harcayacaklar. Ta ki, bu harcamaları kendileri için, yürek acısı olacak ve sonra da yenilmiş olacaklar. Allah'tan gelen gerçekleri örtbas etmekte direnen bu kimseler, topluca cehenneme tıkılacaklardır.

Böylece Allah murdarı temizden, yani Allah'tan gelen gerçeklere inanmayıp, örtbas eden inkârcıyı mü'minden ayırt etsin de, murdarı ve kötüyü birbiri üstüne yığıp, hepsini toptan cehenneme yerleştirsin içindir. İşte her bakımdan aldanmış olacak olanlar böyleleridir.

Ey peygamber! Allah'tan gelen gerçekleri örtbas edenlere söyle ki, eğer inkâr, inat ve azgınlıktan vazgeçerlerse, geçmiş günahları bağışlanacaktır. Eğer geçmişteki hatalı durum ve davranışlarına dönecek olurlarsa, o zaman geçmişte kendileri gibi olanların başına gelenleri, hatırlat onlara.

Yeryüzünde fitne kalmayıncaya ve insanların Allah'ın dininin egemenliğini kabul etmelerine kadar onlarla savaşın. Eğer inkâr ve fitneden vazgeçer direnmeyi bırakırlarsa bilin ki, Allah onların edip eylediği herşeyi görmektedir.

Ve bütün bunlara rağmen, onlar yine de haktan yüz çevirirlerse, artık bilin ki Allah, sizin dostunuz ve yardımcınızdır. O ne güzel dost ve ne eşsiz bir yardımcıdır.

Bilesiniz ki, savaşta ganimet olarak her ne ki ele geçirdiyseniz, onun beşte biri Allah'a ve Rasûl'e, yakın akrabaya, yetimlere, ihtiyaç içinde olanlara ve yolda kalmışlara aittir. Gözetmeniz gereken ölçü budur. Eğer Allah'a ve hakkın batıldan ayrıldığı, iki topluluğun savaşta karşı karşıya geldiği gün, kulumuza indirdiğimize inanıyorsanız ki, işte o gün tanık olduğunuz gibi, Allah'ın gücü herşeye yeter.

Sizin Bedir vadisinin bir ucunda, onların da öteki ucunda ve kervanında sizden aşağılarda olduğu o günü hatırlayın ve düşünün ki, eğer daha önce onlarla savaş konusunda sözleşmiş olsaydınız, belirlenen vakitte orada bulunmak hususunda görüş ayrılığına düşerdiniz. Ama Allah yapılmasını irade buyurduğu işi yerine getirmek için sizi, Bedir savaşı meydanında böyle buluşturdu ki, yok olup gidecek olan açık bir delille yok olsun, yaşayacak olan da yine apaçık delili gözüyle gördükten sonra hayatta kalsın. Şüphesiz ki Allah herşeyi işitir ve bilir.

Hatırla o vakti ki, Allah rüyanda onları sana az gösteriyordu. Eğer onları çok gösterseydi, muhakkak ki, yılgınlık duyacak ve tutulacak yol hakkında anlaşmazlığa düşecektiniz. Ama Allah sizi böyle bir duruma düşmekten kurtardı. Çünkü O, insanların kalplerinde ne varsa, onun hakkında mutlak bilgi sahibidir.

İşte böylece savaşta karşı karşıya geldiğinizde, onları gözünüze az gibi gösterdi, tıpkı sizi de onların gözünde azalttığı gibi ki, böylece Allah yapılmasını istediği bir işi, gerçekleştirmiş olsun. Çünkü bütün olayların gidişi, başlangıç ve sonuç olarak hep gelip Allah'a dayanır.

Ey iman edenler! Savaşmak üzere çıkan bir düşman topluluğu ile karşılaştığınız vakit korkmayın, sıkı durun, Allah'ı çokça anın ki, kurtuluş ve başarıya erişesiniz.

Allah'a ve Rasûlüne itaat edin, sakın birbirinizle çekişmeyin, yoksa yılgınlığa kapılırsınız da cesaretiniz sönüverir. Zor durumlarda ve her türlü sıkıntılara karşı dirençli olun, gerçekten Allah zorluğa göğüs gerip sıkıntılara katlananlarla beraberdir.

İnsanların gözlerini kamaştıran bir gösteriş içinde ve çalım satarak insanları Allah yolundan alıkoymak için yurtlarından çıkan, Mekke'li kâfirler gibi olmayın. Oysa Allah onların edip eylediği herşeyi, sınırsız kuşatmış bulunuyordu.

Güya şeytan o zaman, onlara tüm yapıp ettiklerini güzel ve yerinde gösterip: “Bu gün, kimse sizinle baş edemez; çünkü ben de sizin arkanızdayım” demişti. Fakat iki ordu birbirinin görüş alanına girer girmez, topukları üzerinde geri dönüp; “Yoo” dedi “Ben sizden sorumlu değilim. Çünkü bakın sizin görmediğiniz bir şeyi görüyorum ben ve doğrusu Allah'tan korkuyorum. Çünkü Allah gerçekten azabında çok çetin ve çok şiddetlidir.”

O zaman münafıklarla, kalplerinde hastalık bulunanlar: “Bu adamları dinleri yanlış yola götürüyor” diyorlardı. Ama Allah'a güvenip dayanan kişiye gelince o bilir ki, Allah mutlaka her yaptığını yerli yerince yapan ve en yüce iktidar sahibi olandır.

Allah kendinden gelen gerçekleri örtbas etmekte olanları, ölüme sürüklediği zaman bir görebilseydin. Melekler onların yüzlerine, sırtlarına vurarak, yakıp kavuran azabı tadın bakalım diyecekler.

“İşte bu sizin ellerinizle işlediğiniz günahların karşılığıdır. Yoksa Allah asla kullarına haksızlık yapmaz.”

Firavun yandaşlarının ve onlardan önce yaşayıp gidenlerin başlarına gelen şey, bunların da başına gelecek. Onlar Allah'ın ayetlerinin, gerçek olduğunu örtbas etmeye kalkıştılar ve Allah da bu günahlarından dolayı, onları kıskıvrak yakaladı… Çünkü Allah'ın kuvveti, herşeyi çepeçevre kuşatmış olup, hak edenlere karşı da, cezası çetin ve yıldırıcıdır.

Bu gerçek böyledir. Çünkü Allah bir topluma bahşettiği nimeti, o toplum kendi gidişini değiştirmedikçe, asla değiştirip elinden almaz ve bilin ki, Allah herşeyi işiten ve herşeyi bilendir.

Firavun yandaşlarının ve onlardan önce yaşayıp gidenlerin başlarına ne geldiyse, bunların da başına benzeri gelecek. Onlar Rablerinin ayetlerine, yalan gözüyle bakmışlardı ve bu yüzden biz de onları bu günahlarına karşılık helak ettik, boğuverdik o Firavun ve yandaşlarını. Çünkü onların hepsi yaratılış gayelerine aykırı davranan kimselerdi.

Gerçek şu ki, Allah katında yaratıkların en bayağısı, Allah'tan gelen gerçekleri örtbas eden ve sonuç olarak inanmayan kimselerdir.

O inanmayanlar kendileriyle antlaşma yaptığında, hiç çekinmeden her defasında yaptıkları antlaşmayı bozan kimselerdir.

Onları savaşta karşında bulursan, arkalarından gelenler için öyle yıldırıcı bir ders ver ki, belki berikiler ibret alırlar.

Beri yandan eğer kendisiyle antlaşma yapmış bulunduğun bir topluluğun, hainlik etmesinden kaygı duyman için ortada makul sebebler varsa sen de buna bir karşılık olarak onlarla, yaptığın antlaşmayı bozup yüzlerine at. Çünkü Allah asla hainleri sevmez.

Bunun için Allah'tan gelen gerçekleri örtbas edenler, Allah'tan kaçıp kurtulacaklarını sanmasınlar. Yani O'nun istediği şeyin gerçekleşmesine, asla engel olamayacaklardır.

O halde onlara karşı toplayabildiğiniz kadar kuvvet ve savaş atları hazırlayın ki, bununla hem Allah'ın, hem de sizin düşmanınız olan bu insanları, hem de sizin bilmediğiniz, ama Allah'ın bildiği başka düşmanları yıldırıp caydırabilesiniz; ve bilin ki, Allah yolunda her ne sarfederseniz, size bütünüyle ödenecek ve size haksızlık yapılmayacaktır.

Ama onlar eğer barıştan yana eğilim gösterirlerse, sen de barıştan yana ol ve Allah'a güven. Çünkü O, gerçekten herşeyi işiten ve herşeyi bilendir.

Ama barış yanlısı gözükmekle, niyetleri sadece seni aldatmaksa, o zaman bil ki Allah sana yeter. O'dur seni yardımıyla ve mü'minlerle destekleyen.

İnanmış kimselerin kalplerini, O bağdaştırdı, kaynaştırdı. O inanmış kimseler ki uğrunda, yeryüzündeki herşeyi toptan harcasaydın, onların kalplerini birbirine ısındırıp kaynaştıramazdın; ama işte Allah onları biraraya getirdi. Gerçekten de Allah yaptığı herşeyi yerli yerince yapar ve en yüce iktidar sahibidir.

Ey peygamber! Allah sana da yeter, sana uyan inanmış kişilere de.

Ey peygamber! İnananları savaşmaya teşvik et. Sizden zor durumlara göğüs germesini bilen yirmi kişi çıkarsa, bunlar ikiyüz kişiye bedeldir. Sizden böyle yüz kişi çıkarsa, Allah'tan gelen gerçekleri örtbas etmeye kalkışanlardan bin kişiye bedeldir. Çünkü onlar her gerçeği ve bu savaştaki gerçekleri anlayamayan bir topluluktur.

Ama yine de Allah, şimdilik yükünüzü hafifletmiş bulunuyor. Çünkü zayıf olduğunuzu biliyor. Şöyle ki: Sizden eğer zor durumlarda, sabretmesini bilen yüz kişi çıkarsa, bunlar ikiyüz kişiyi yenip alteder ve sizden böyle bin kişi çıkarsa, Allah'ın izniyle ikibin kişiyi yenip altedebilir. Çünkü Allah zor durumlarda göğüs gerip dirençli davrananlarla beraberdir.

Yeryüzünde küfrün belini kırıp, tam hakimiyet sağlamadıkça hiçbir peygambere esir almak yakışık almaz. Siz bu dünyanın geçici kazançlarını istiyorsunuz. Ama Allah, sizin için ahiretteki cenneti elde etmenizi istiyor. Çünkü Allah en yüce iktidar sahibi olup, yaptığı herşeyi yerli yerince yapandır.

Allah tarafından, önceden buyurulmuş böyle bir ilke olmasaydı, aldığınız bütün bu esirler yüzünden, başınıza mutlaka büyük bir azap çökerdi.

Artık savaşta elde ettiğiniz ganimetlerden, helal ve temiz olarak kullanın ve yolunuzu Allah'ın kitabıyla bulmaya çalışın, şüphesiz ki Allah, çok bağışlayan ve acıyandır.

Ey peygamber! Elinizdeki esirlere de ki: Eğer Allah, kalplerinizde bir hayır olduğunu bilirse size sizden alınan fidyeden daha değerlisini verir ve sizi bağışlar. Çünkü Allah çok bağışlayan ve çok acıyandır.

Ve eğer o esirler fidye ödemeyip, sahte müslüman olmak gibi bir hainliğe yeltenirlerse unutmasınlar ki, daha önce Allah'a da ihanet etmişlerdi de, bu yüzden Allah inananları, onlara karşı galip getirmişti. Çünkü Allah, herşeyi bilen ve yaptığı herşeyi yerli yerince yapandır.

Öte yandan iman edip, hicret edenler ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla çaba gösterip duran kimselere ve hicret edenlere kol kanat açıp yardım edenlere gelince; işte bunlar gerçekten birbirlerinin dostudurlar. Fakat inanmış oldukları halde, sizin bölgenize göç etmemiş olan kimselere gelince; hicret edene kadar onların korunup gözetilmesinden siz hiçbir zaman sorumlu değilsiniz. Eğer onlar din hususunda sizden yardım isterlerse, yardım etmek üstünüze borçtur, yeter ki bu yardım kendileriyle aranızda antlaşma bulunan bir topluluğa karşı olmasın. Çünkü Allah yaptığınız herşeyi görmektedir.

Bütün bunlarla birlikte unutmayın ki, Allah'tan gelen gerçekleri örtbas edenler, birbirlerinin yardımcıları ve dostlarıdır. Siz de birbirinizle öylece dost ve yardımcı olmaz iseniz, yeryüzünde fitne ve büyük bir karışıklık baş gösterecektir.

İman edip hicret eden ve Allah yolunda elinden gelen her türlü çabayı sarfeden kimselerle, onlara kol kanat gerip yardım eden kimseler: İşte bunlardır gerçekten inanan kimseler, onlar için bağışlanma ve bereketli rızıklar vardır.

Sonradan iman edip te hicret eden ve Allah yolunda sizinle çaba sarfedenlere gelince, bunlar da sizdendirler; ama Allah'ın kitabına göre akrabalık bağıyla birbirine bağlı olan akrabalar, birbirlerine daha da yakındırlar, miraslarını paylaşacak kadar. Allah herşeyi hakkıyla bilendir.