Âlemlere bir uyarıcı olsun diye kuluna Furkan'ı (Kur'an'ı) indiren Allah'ın şanı yücedir.

Göklerin ve yerin egemenliği O'na aittir. Soy sop edinmemiştir. Egemenliğinde herhangi bir ortağı yoktur. Her şeyi yaratan ve her şeyi belli bir ölçüye göre düzene koyan O'dur.

(Hakkı inkâra şartlanmış olanlar) O'nu bırakıp hiçbir şey yaratamayan ve zaten kendileri yaratılmış olan, üstelik kendilerine fayda ve zararları dokunmayan, öldürmeye, yaşatmaya ve ölüleri diriltip çıkarmaya güçleri yetmeyen ilâhlar edindiler.

O inkârcılar: “Bu Kur'an Muhammed'in uydurmasıdır, ona başka bir topluluk yardım etmiştir” diyerek yalan söyleyip zulmettiler.

“(Bu Kur'an başkalarından) yazıp aldığı öncekilere ait efsanelerdir. Bunlar ona sabah akşam okunmaktadır” dediler.

De ki: “Onu göklerin ve yerin bütün sırlarını bilen (Allah) indirdi! Doğrusu O, çok bağışlayan, çok merhamet edendir.”

(Yine onlar) dediler ki: “Bu ne biçim peygamberdir ki, (bizim gibi) yemek yiyor ve çarşıda pazarda geziyor? Ona, kendisi ile birlikte uyarma görevi yürüten bir melek indirilseydi ya!”

“Ya da kendisine bir hazine verilseydi veya ürünleri ile beslenebileceği bir bahçesi olsaydı!” (Ayrıca) bu zalimler, (müminlere:) “Sizler, büyülenmiş, akli dengesi bozuk bir adamın peşinden gidiyorsunuz” dediler.

(Ey Resulüm!) Senin hakkında nasıl misaller getirdiler de doğru yoldan saptılar. Artık onlar, (inatları yüzünden doğru) yolu bulamazlar!

Şanı yüce olan (Allah), dilediği takdirde sana ondan daha hayırlısını, altından nehirler akan bahçeleri verir ve senin için köşkler de yapar.

Hayır, onlar kıyameti de yalanladılar. Biz ise o kıyameti yalanlayanlara çılgın alevli bir ateş hazırladık.

(Bu ateş) onları uzak bir yerden görünce onlar onun gazaplı öfkesini ve uğultusunu işitirler.

Elleri boyunlarına bağlanmış olarak cehennemin daracık bir yerine atıldıkları zaman orada, yok olup gitmeyi isterler.

(Kendilerine:) “Bugün bir kere yok olmayı istemeyin, birçok kere yok olmayı isteyin!” (denir).

De ki: “Bu mu daha hayırlıdır yoksa Allah'a karşı sorumluluk bilinciyle yaşayanlara bir mükâfat ve yerleşme yeri olarak vaad edilen ebedi cennet mi?”

Ebedî olarak kalacakları orada onlar için diledikleri her şey vardır. Bu, Rabbinin istenmeye değer bir vaadidir.

(Rabbin) onları ve Allah'ı bırakıp da taptıkları şeyleri bir araya getireceği gün (kendilerine tanrısal nitelikler yakıştırılan bu varlıklara:) “Siz mi saptırdınız benim şu kullarımı, yoksa onlar kendileri mi saptılar” diye sorar.

Onlar şöyle cevap verirler: “Sınırsız kudret ve yüceliğinle seni tenzih ederiz! Senin dışında başka dostlar edinmek bize yakışmaz. Fakat sen onlara ve atalarına o kadar bol nimetler verdin ki; (onlar azıtıp) sonunda seni anmayı unuttular ve yok olmayı hak eden bir topluluk oldular.”

(Bunun üzerine Allah müşriklere der ki:) “İşte düzmece ilahlarınız, sizin sözlerinizi yalanladılar. Artık ne azabımı başınızdan savabilirsiniz ve ne de size yardım edecek birini bulabilirsiniz. Sizden kim zulmederse (Allah'tan başka varlıklara tanrısal nitelikler yüklerse) ona büyük bir azap tattıracağız.”

Senden önce gönderdiğimiz bütün peygamberler de şüphesiz yemek yerler, çarşıda pazarda gezerlerdi. (Ey insanlar!) Sizi birbiriniz için imtihan aracı kıldık ki, (bakalım) sabredecek misiniz? Rabbin, (her şeyi) hakkıyla görendir.

Bize kavuşmayı (hesap günü huzurumuza gelmeyi) ummayanlar: “Bize ya melekler indirilmeliydi, ya da Rabbimizi görmeliydik” dediler. Andolsun ki, onlar kendilerini büyük görerek (büyüklük taslayarak) azgınlıkta son derece ileri gittiler.

Melekleri görecekleri günde, o günahkârlara hiçbir müjdeli haber yoktur. Ve o gün (melekler onlara:) “Sevinmek size haramdır, haram!” diyecekler.

Onların (dünyada hayır namına) yaptıkları her işin üzerine varıp, hepsini toz duman edeceğiz (çünkü iman olmadan hiçbir şeyin değeri yoktur).

O gün cennet halkının kalacakları çok hayırlı, dinlenecekleri yer çok güzel olacaktır.

O gün gök parçalanarak beyaz bulut kümelerine dönüşecek ve melekler gruplar halinde inecektir.

O gün, gerçek egemenliğin (yalnızca) Rahman (olan Allah)'a ait olduğu (bütün açıklığıyla ortaya çıkacak) ve inkârcılar için çok zor bir gün olacaktır.

(27-29) O gün; zalim kimse parmaklarını ısırarak: “Ne olurdu ben de peygamberle beraber bir yol tutsaydım da keşke falanı dost edinmeseydim! Yazıklar olsun bana! Andolsun ki, Kur'an bana geldikten sonra beni ondan o saptırdı. Zaten şeytan, insanı (ayarttıktan sonra) yalnız ve yardımcısız bırakır” diyecek.

(27-29) O gün; zalim kimse parmaklarını ısırarak: “Ne olurdu ben de peygamberle beraber bir yol tutsaydım da keşke falanı dost edinmeseydim! Yazıklar olsun bana! Andolsun ki, Kur'an bana geldikten sonra beni ondan o saptırdı. Zaten şeytan, insanı (ayarttıktan sonra) yalnız ve yardımcısız bırakır” diyecek.

(27-29) O gün; zalim kimse parmaklarını ısırarak: “Ne olurdu ben de peygamberle beraber bir yol tutsaydım da keşke falanı dost edinmeseydim! Yazıklar olsun bana! Andolsun ki, Kur'an bana geldikten sonra beni ondan o saptırdı. Zaten şeytan, insanı (ayarttıktan sonra) yalnız ve yardımcısız bırakır” diyecek.

(O gün) Peygamber: “Ey Rabbim! Kavmim şu Kur'an'ı terk edilmiş bir şey hâline getirdi” diyecek.

(Ey Muhammed!) Biz böylece her peygamberin karşısına azılı günahkâr bir düşman çıkardık. Yol gösterici ve yardımcı olarak Rabbin (sana) yeter.

İnkârcılar: “Kur'an ona bir defada toptan indirilseydi ya!” dediler. Biz, Kur'an'la senin kalbini pekiştirmek için onu böyle kısım kısım indirdik ve onu ağır ağır okuduk.

Hangi soruyla karşına çıkarlarsa çıksınlar, biz sana mutlaka asıl doğru olan neyse onu ve en güzel açıklamayı getiririz.

O yüzüstü (süründürülerek) cehenneme atılacak olanlar var ya; işte en kötü yer onların yeridir ve en sapık yol da onların yoludur.

Andolsun ki, biz Musa'ya Kitab'ı (Tevrat'ı) verdik ve kardeşi Harun'u görevinde ona yardımcı kıldık.

Onlara: “Ayetlerimizi yalanlayan topluluğa gidin” dedik. Nihayet (hakka karşı inadına direndikleri için) onları (suda) batırıp yok ettik.

Nuh kavmini de peygamberlerini (inadına) yalanladıkları zaman suda boğduk ve kendilerini insanlar için bir ibret yaptık. Biz zalimlere acı veren bir azap hazırlamışızdır.

Ad ve Semud toplumunu da, Ress halkını ve bunların arasında (gelip geçen) daha nice (günahkâr) nesilleri de (yaptıkları yüzünden topluca cezalandırdık).

Bunların her birine (akıllarını başlarına alsınlar diye eskilerden) misaller getirdik. (Fakat öğüt almayarak inadına küfürde ısrar ettikleri için) hepsini kırıp geçirdik.

Andolsun ki, (Kureyş müşrikleri ticaret için Şam'a giderken) belâ yağmuruna tutulan (Lut kavminin Sodom) şehrine de uğramışlardı. Peki, orada olup biteni (ibret için) fark etmediler mi? Doğrusu onlar öldükten sonra diriltileceklerini hiç düşünmezler.

(41-42) Seni gördükleri zaman, seninle yalnızca alay ediyorlar ve “Allah'ın, peygamber olarak gönderdiği bu mudur? Eğer onlara (putlarımıza) sıkıca sarılmasaydık, bizi neredeyse tanrılarımızdan uzaklaştıracaktı!” (diyorlar.) Fakat azabı gördükleri zaman (doğru) yoldan uzaklaşan kişinin kim olduğunu bilecekler!

(41-42) Seni gördükleri zaman, seninle yalnızca alay ediyorlar ve “Allah'ın, peygamber olarak gönderdiği bu mudur? Eğer onlara (putlarımıza) sıkıca sarılmasaydık, bizi neredeyse tanrılarımızdan uzaklaştıracaktı!” (diyorlar.) Fakat azabı gördükleri zaman (doğru) yoldan uzaklaşan kişinin kim olduğunu bilecekler!

Heva ve hevesini tanrı edinen kimseyi gördün mü? Şimdi onun üzerine sen mi vekil olacaksın (da onu Allah'ın azabından koruyacaksın)?

Yoksa sen onların çoğunun (söz) dinleyeceklerini yahut akıllarını kullanacaklarını mı sanıyorsun? Onlar hayvanlar gibidirler, belki yol bakımından onlardan daha şaşkındırlar.

(45-46) Görmez misin, Rabbin gölgeyi (akşama doğru) nasıl uzatıyor. Eğer dileseydi, onu olduğu gibi bırakırdı (dünyayı durdururdu). Sonra biz, güneşi de, o gölge üzerine bir delil yaptık. Sonra onu (uzayan gölgeyi) yavaş yavaş (dünyanın dönmesiyle) kendimize çektik (kısalttık).

(45-46) Görmez misin, Rabbin gölgeyi (akşama doğru) nasıl uzatıyor. Eğer dileseydi, onu olduğu gibi bırakırdı (dünyayı durdururdu). Sonra biz, güneşi de, o gölge üzerine bir delil yaptık. Sonra onu (uzayan gölgeyi) yavaş yavaş (dünyanın dönmesiyle) kendimize çektik (kısalttık).

O, geceyi size bir örtü, uykuyu istirahat zamanı ve gündüzü de hareket ve çalışma vakti yapandır.

(48-49) (Yağmur) rahmetinin önünden rüzgârları müjdeci olarak gönderen O'dur. Evet, böylece gökten tertemiz suyu biz indiriyoruz. (Amacımız) bu su ile ölü (kupkuru) bir yöreyi canlandırmak, yarattığımız çok sayıda hayvanın ve insanın su ihtiyacını karşılamaktır.

(48-49) (Yağmur) rahmetinin önünden rüzgârları müjdeci olarak gönderen O'dur. Evet, böylece gökten tertemiz suyu biz indiriyoruz. (Amacımız) bu su ile ölü (kupkuru) bir yöreyi canlandırmak, yarattığımız çok sayıda hayvanın ve insanın su ihtiyacını karşılamaktır.

Andolsun ki, o (yağmur)u, memleketler arasında taksim ettik ki, (insanlar) düşünüp ders alsınlar. Ama insanların çoğu nankörlükte direndiler.

(Ey Resulüm!) Dileseydik her memlekete/kasabaya bir uyarıcı gönderirdik (ve böylece yükünü hafifletirdik).

(Ama seni âlemlere rahmet olarak gönderdik) o halde sakın inkârcılara boyun eğme! (Kur'an'a dayanarak) olanca gücünle onlarla mücadele et.

O, birinin suyu lezzetli ve tatlı, diğerininki tuzlu ve acı olan iki denizi salıverip aralarına da görünmez bir perde ve karışmalarını önleyici bir engel koyandır.

İnsanı (nutfe olarak) sudan yaratıp da ondan soy sop ve hısımlık meydana getiren O'dur. Senin Rabbin, her şeye hakkıyla gücü yetendir.

(Ama yine de bazı insanlar,) Allah'ı bırakıp, kendilerine yarar sağlamayacak, zarar da veremeyecek şeylere tapınıp dururlar. (Gerçek) inkârcı Rabbine karşı sırtını dönen kişidir!

Biz seni sadece müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.

De ki: “Ben buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Ancak, Rabbine doğru bir yol tutmak isteyen kimseler olmanızı istiyorum.”

Öyleyse hiç ölmeyen, daima diri olan (Allah'a) güven ve O'nu överek tesbih et. Kimse kullarının günahlarından O'nun kadar haberdar değildir.

Gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri altı günde (evrede) yaratan ve kudret ve hükümranlık tahtına kurulan O'dur. O'nun rahmeti boldur. (Eğer bilmiyorsan) O'nu bir bilene sor!

Onlara: “Rahman (olan Allah)'a secde edin denildiğinde “Rahman da nedir (kimdir)?” Senin bize emrettiğine mi secde edeceğiz?” derler ve bu onların nefretini artırır.

Göğe burçlar (takımyıldızları) yerleştiren, orada bir ışık kaynağı (güneş) ve aydınlatıcı bir ay yaratan (Allah')ın şanı çok yücedir.

O, öğüt almak isteyen ve çok şükredici olmayı dileyen kimseler için geceyi ve gündüzü birbiri ardınca getirendir.

Rahman'ın has kulları, yeryüzünde vakar ve tevazu ile yürüyen kimselerdir. Cahiller onlara laf attıkları zaman (tartışmadan), “selâm!” der geçerler.

Onlar, gecenin derinliklerinde secdeye vararak ve kıyama durarak, Rablerini anarlar.

(65-66) Onlar, şöyle yakarırlar: “Ey Rabbimiz! Bizden cehennem azabını uzaklaştır, gerçekten onun azabı ebedi bir felakettir! Şüphesiz, ne kötü bir durak ve ne kötü bir konaktır orası.”

(65-66) Onlar, şöyle yakarırlar: “Ey Rabbimiz! Bizden cehennem azabını uzaklaştır, gerçekten onun azabı ebedi bir felakettir! Şüphesiz, ne kötü bir durak ve ne kötü bir konaktır orası.”

Onlar, harcadıkları zaman, saçıp savurmadıkları gibi, cimrilik de etmezler. İkisi arasında doğru olanı yaparlar.

Onlar, Allah ile beraber başka bir ilâha kulluk etmeyen, haksız yere Allah'ın haram kıldığı cana kıymayan ve zina etmeyen kimselerdir. Kim bunları yaparsa günahının cezasını bulur.

Kıyamet günü onun azabı kat kat artırılır ve horlanmış olarak orada ebedî kalır.

Ancak, tevbe edip doğru yola dönen, iman edip dürüst ve erdemli davranışlar ortaya koyan kimseler bunun dışındadır. Allah, böylelerinin kötülüklerini güzelliğe dönüştürür. Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

Kim tevbe eder ve faydalı işler yaparsa, şüphesiz o, Allah'a, tevbesi kabul edilmiş olarak döner.

Onlar öyle kişilerdir ki, yalan yere şahitlik etmezler, boş ve anlamsız şeylerle (uğraşan kimselerle) karşılaştıkları zaman yanlarından vakarla geçip giderler.

Onlar, kendilerine Rablerinin ayetleri hatırlatıldığı zaman, onlara kör ve sağır kesilmezler (kayıtsız kalmazlar).

Onlar: “Ey Rabbimiz! Eşlerimizi ve çocuklarımızı bize göz aydınlığı kıl ve bizi Allah'a karşı sorumluluk bilinciyle yaşamak isteyenlere önder eyle!” diye dua ederler.

İşte onlar, sabretmelerine karşılık cennetin yüksek makamlarıyla mükâfatlandırılacaklar ve orada esenlik dileği ve selâmla karşılanacaklardır.

Orada ebedî kalacaklardır. Orası, ne güzel bir karargâh, (ne güzel) bir ikametgâhtır!

(Ey Muhammed!) De ki: “Duanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin ki! (Ey inkârcılar!) Sizler Allah'ın ayetlerini yalanladığınız için azap hiçbir zaman yakanızı bırakmayacaktır.”