Yâ eyyuhen nâsuttekû rabbekum, inne zelzeletes sâati şey’un azîm(azîmun).


1. yâ eyyuhâ : ey
2. en nâsu : insanlar
3. ittekû (nâsu ittekû) : takva sahibi olun
4. rabbe-kum : (sizin) Rabbiniz
5. inne : muhakkak
6. zelzelete : sarsılma, şiddetli sarsıntı
7. es sâati : saat
8. şey'un : bir şey
9. azîmun : azîm, büyük

Yevme teravnehâ tezhelu kullu murdıatin ammâ erdaat ve tedau kullu zâti hamlin hamlehâ ve teren nâse sukârâ ve mâ hum bi sukârâ ve lâkinne azâballâhi şedîd(şedîdun).


1. yevme : o gün
2. teravne-hâ : onu görürsünüz
3. tezhelu : unutup bırakır, ilgilenemez
4. kullu : bütün hepsi
5. murdıatin : emziren kadın
6. ammâ (an mâ) : onlardan (o şeylerden)
7. erdaat : emzirdi
8. ve tedau : ve bırakır, doğurur
9. zâti : sahip oldu
10. hamlin : yük
11. hamle-hâ : onu taşıdı (taşıdığı)
12. ve terâ : ve görürsün
13. en nâse : insanlar
14. sukârâ : sarhoşlar
15. ve mâ hum bi : ve onlar değiller
16. ve lâkinne : ve lâkin, fakat
17. azâballâhi (azâbe allâhi) : Allah'ın azabı
18. şedîdun : şiddetli

Ve minen nâsi men yucâdilu fîllâhi bi gayri ilmin ve yettebiu kulle şeytânin merîd(merîdin).


1. ve min en nâsi : ve insanlardan bir kısmı
2. men : kimse, kişi
3. yucâdilu : mücadele edecek
4. fîllâhi (fî allâhi) : Allah hakkında
5. bi gayri : olmaksızın
6. ilmin : bir bilgi, bir ilim
7. ve yettebiu : ve tâbî olur
8. kulle : bütünüyle,hepsi, tamamen
9. şeytânin : şeytan
10. merîdin : çok azgın

Kutibe aleyhi ennehu men tevellâhu fe ennehu yudılluhu ve yehdîhi ilâ azâbis saîr(saîri).


1. kutibe : yazıldı, farz kılındı
2. aleyhi : ona, onun üzerine
3. enne-hu : onun olduğu
4. men : kimse, kişi
5. tevellâ-hu : ona döndü
6. fe : o zaman, böylece
7. yudıllu-hu : onu dalâlete düşürür
8. ve yehdî-hi : ve onu ulaştırır, götürür
9. ilâ : ... e
10. azâbi es saîri : cehennem azabı

Yâ eyyuhen nâsu in kuntum fî raybin minel ba’si fe innâ halaknâkum min turâbin summe min nutfetin summe min alakatin summe min mudgatin muhallekatin ve gayri muhallekatin li nubeyyine lekum, ve nukırru fîl erhâmi mâ neşâu ilâ ecelin musemmen summe nuhricukum tıflen summe li teblugû eşuddekum ve minkum men yuteveffâ ve minkum men yuraddu ilâ erzelil umuri li keylâ ya’leme min ba’di ilmin şey’â(şey’an), ve terel arda hâmideten fe izâ enzelnâ aleyhel mâehtezzet ve rabet ve enbetet min kulli zevcin behîc(behîcin).


1. yâ eyyuhâ en nâsu : ey insanlar
2. in kuntum : eğer siz iseniz
3. : içinde, vardır
4. raybin : şüphe
5. min el ba'si : beas edilmekten, tekrar diriltilmekten
6. fe : o zaman, böylece
7. innâ : hiç şüphesiz biz, muhakkak ki biz
8. halaknâ-kum : sizi yarattık
9. min turâbin : topraktan
10. summe : sonra
11. min nutfetin : bir damla sudan, nutfeden
12. min alakatin : alakadan (bir noktadan asılı duran şeyden), (rahim cidarına bir noktadan asılı duran embriyo)
13. min mudgatin : bir çiğnemlik et görüntüsündeki ceninden
14. muhallekatin : halkedilmiş, yaradılışı şekillendirilmiş
15. ve gayri muhallekatin : ve yaradılışı tamamlanmamış, şekillendirilmemiş
16. li nubeyyine : beyan etmemiz için, beyan edelim diye
17. lekum : sizin için, size
18. ve nukırru (karre) (ekarri) : ve durdururuz, tutarız (yerleşti, karar kıldı, durdu) (ikrar ettirdi, durdurdu)
19. fî el erhâmi : rahimlerde, rahimler içinde
20. mâ neşâu : dilediğimiz şeyi
21. ilâ ecelin : bir süreye kadar
22. musemmen : isimlendirilmiş, belirlenmiş
23. nuhricu-kum : sizi çıkaracağız
24. tıflen : çocuk (bebek) olarak
25. li teblugû : erişmeniz (ulaşmanız) için
26. eşudde-kum : sizin en kuvvetli (erginlik) çağınız
27. ve min-kum men : ve sizden bir kısmınız
28. yuteveffâ : vefat ettirilir
29. yuraddu : geri döndürülür
30. ilâ erzeli el umuri : ömrünün en rezil çağına, ihtiyarlık çağına
31. li keylâ ya'leme : bilmemesi için
32. min ba'di ilmin : ilimden sonra
33. şey'an : bir şey
34. ve terâ el arda : ve arzı (yeryüzünü) görürsün
35. hâmideten : kurumuş olarak
36. izâ : olduğu zaman
37. enzelnâ : biz indirdik
38. aleyhâ : onun üzerinde
39. el mâe : su
40. ihtezzet : hareketlendi
41. ve rabet : ve kabardı (hacmi arttı)
42. ve enbetet : ve (bitki) yetiştirdi
43. min kulli : hepsinden
44. zevcin : eş, zevce
45. behîcin : güzel

Zâlike bi ennallâhe huvel hakku ve ennehu yuhyil mevtâ ve ennehu alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).


1. zâlike : işte bu, bu
2. bi enne allâhe : muhakkak ki Allah
3. huve : o
4. el hakku : hak, gerçek
5. ve enne-hu : ve muhakkak ki o
6. yuhyi : diriltir
7. el mevtâ : ölü
8. alâ : üzere, üzerinde, ... e
9. kulli şey'in : herşey
10. kadîrun : kaadir, gücü yeten

Ve ennes sâate âtiyetun lâ raybe fîhâ ve ennallâhe yeb’asu men fîl kubûr(kubûri).


1. ve enne : ve olduğunu
2. es sâate : o saat, kıyâmet saati
3. âtiyetun : gelecektir
4. lâ raybe : şek, şüphe yok
5. fî-hâ : orada
6. ve enne allâhe : ve Allah'ın ... olduğu
7. yeb'asu : beas edecek, diriltecek
8. men : kimse, kişi
9. : içinde, vardır
10. el kubûri : kabirler

Ve minen nâsi men yucâdilu fîllâhi bi gayri ilmin ve lâ huden ve lâ kitâbin munîr(munîrin).


1. ve min en nâsi : ve insanlardan bir kısmı
2. men : kimse, kişi
3. yucâdilu : mücadele edecek
4. fîllâhi (fî allâhi) : Allah hakkında
5. bi gayri : olmaksızın
6. ilmin : bir bilgi, bir ilim
7. ve lâ huden : ve hidayet eden, hidayetçi
8. ve lâ kitâbin : ve bir kitap olmadan
9. munîrin : aydınlatıcı, nurlandırıcı

Sâniye ıtfihî li yudılle an sebîlillâh(sebîlillâhi), lehu fid dunyâ hızyun ve nuzîkuhu yevmel kıyâmeti azâbel harîk(harîkı).


1. sâniye ıtfi-hî : ona yan çizer, kibirlenip onu eğip büker
2. li yudılle : saptıracak, dalâlette bırakacak
3. an sebîli allâhi : Allah'ın yolundan
4. lehu : ona ait, onun
5. fî ed dunyâ : dünyada
6. hızyun : rezillik
7. ve nuzîku-hu : ve ona tattıracağız
8. yevme el kıyâmeti : kıyâmet günü
9. azâbe : azap
10. el harîkı : yakıcı

Zâlike bimâ kaddemet yedâke ve ennallâhe leyse bi zallâmin lil abîd(abîdi).


1. zâlike : işte bu, bu
2. bimâ : şey ile
3. kaddemet : takdim etti
4. yedâke : senin iki elin
5. ve enne allâhe : ve Allah'ın ... olduğu
6. leyse : değil
7. bi zallâmin : zalim, zulmedici
8. li el abîdi : kullar için, kullara

Ve minen nâsi men ya’budullâhe alâ harf(harfın), fe in asâbehu hayrunıtmeenne bih(bihî), ve in asâbethu fitnetuninkalebe alâ vechihî, hasired dunyâ vel âhıreh(âhırete), zâlike huvel husrânul mubîn(mubînu).


1. ve min en nâsi : ve insanlardan bir kısmı
2. men : kimse, kişi
3. ya'budu allâhe : Allah'a ibadet eder
4. alâ harfın : bir ucundan, az, gönülsüz
5. fe : o zaman, böylece
6. in asâbe-hu : eğer ona isabet ederse
7. hayrun : hayırlı, daha hayırlı
8. ıtmeenne : tatmin olur
9. bi-hî : onunla
10. ve in asâbet-hu : ve eğer ona isabet ederse
11. fitnetun : bir fitne, bir imtihan
12. inkalebe : döner
13. alâ vechi-hî : onun yüzüne
14. hasire ed dunyâ : dünya hüsrandadır
15. ve el âhırete : ve ahiret
16. zâlike : işte bu, bu
17. huve : o
18. el husrânu : hüsran
19. el mubînu : açıkça, açık

Yed’û min dûnillâhi mâ lâ yedurruhû ve mâ lâ yenfeuh(yenfeuhu), zâlike huved dalâlul baîd(baîdu).


1. yed'û : davet ediyor
2. min dûni allâhi : Allah'tan başka
3. : olmadı
4. lâ yedurru-hû : ona zarar vermez
5. ve mâ : ve şey
6. lâ yenfeu-hu : ona yarar, fayda vermez
7. zâlike : işte bu, bu
8. huve : o
9. ed dalâlu : dalâlet
10. el baîdu : uzak

Yed’û le men darruhû akrabu min nef’ıh(nef’ıhî), le bi’sel mevlâ ve le bi’sel aşîr(aşîru).


1. yed'û : davet ediyor
2. le men : elbette, mutlaka o kimseler
3. darru-hû : onun zararı
4. akrabu : daha yakın
5. min nef'ı-hî : onun faydasından
6. le bi'se : ne kötü
7. el mevlâ : mevlâ, dost, yardımcı
8. ve le bi'se : ve elbette kötü
9. el aşîru : arkadaş

İnnallâhe yudhılullezîne âmenû ve amilûs sâlihâti cennâtin tecrî min tahtihel enhâr(enhâru), innallâhe yef’alu mâ yurîd(yurîdu).


1. inne allâhe : muhakkak ki Allah
2. yudhılu : dahil eder
3. ellezîne âmenû : âmenû olanlar, Allah'a ulaşmayı dileyenler, îmân edenler
4. ve amilû es sâlihâti : ve ıslâh edici amel (nefs tezkiyesi) yaptılar
5. cennâtin : cennetler
6. tecrî : akar
7. min tahti-hâ : onun altından
8. el enhâru : nehirler, ırmaklar
9. yef'alu : yapar
10. mâ yurîdu : dilediği şeyi

Men kâne yezunnu en len yensurehullâhu fîd dunyâ vel âhıreti felyemdud bi sebebin iles semâi summel yakta’ felyenzur hel yuzhibennekeyduhu mâ yagîz(yagîzu).


1. men : kimse, kişi
2. kâne : oldu
3. yezunnu : zanneder
4. en len yensure-hu : ona asla yardım etmez
5. allâhu : Allah
6. fî ed dunyâ : dünyada
7. ve el âhıreti : ve ahirette
8. felyemdud (fe li yemdud) : böylece, o zaman uzatsın
9. bi sebebin : sebebi, vesileyi, aracı (bir irtibat vesilesini)
10. ilâ es semâi : semaya
11. summe : sonra
12. li yakta' : kessin
13. felyenzur (fe li yenzur) : o zaman baksın
14. hel :
15. yuzhibenne : giderir
16. keydu-hu : onun tuzağı, hilesi
17. mâ yagîzu : öfkelendiği şey

Ve kezâlike enzelnâhu âyâtin beyyinâtin ve ennallâhe yehdî men yurîd(yurîdu).


1. ve kezâlike : ve bunun gibi, böylece
2. enzelnâ-hu : onu indirdik
3. âyâtin : âyetler
4. beyyinâtin : beyan edilenler, beyyineler, deliller
5. ve ennallâhe (enne allâhe) : ve muhakkak Allah
6. yehdî : hidayet eder
7. men yurîdu : dilediği kimseyi, dilediğini

İnnellezîne âmenû vellezîne hâdû ves sâbiîne ven nasârâ vel mecûse vellezîne eşrekû innallâhe yafsılu beynehum yevmel kıyâmeh(kıyâmeti), innallâhe alâ kulli şey’in şehîd(şehîdun).


1. inne ellezîne : muhakkak ki, hiç şüphesiz onlar
2. âmenû : îmân ettiler
3. ve ellezîne : ve o kimseler, onlar
4. hâdû : yahudiler
5. ve es sâbiîne : ve meleklere veya yıldızlara tapanlar
6. ve en nasârâ : ve hristiyanlar
7. ve el mecûse : ve ateşe tapanlar
8. eşrekû : şirk koştular
9. inne allâhe : muhakkak ki Allah
10. yafsılu : (fasıl fasıl) ayırır
11. beyne-hum : onların araları
12. yevme el kıyâmeti : kıyâmet günü
13. alâ : üzere, üzerinde, ... e
14. kulli şey'in : herşey
15. şehîdun : şâhid

E lem tera ennallâhe yescudu lehu men fis semâvâti ve men fîl ardı veş şemsu vel kameru ven nucûmu vel cibâlu veş şeceru ved devabbu ve kesîrun minen nâs(nâsi), ve kesîrun hakka aleyhil azâb(azâbu), ve men yuhinillâhu fe mâ lehu min mukrim(mukrimin), innallâhe yef’alu mâ yeşâ’(yeşâu).(SECDE ÂYETİ)


1. e lem tera : görmedin mi
2. enne allâhe : muhakkak ki Allah
3. yescudu : secde eder
4. lehu : ona ait, onun
5. men : kimse, kişi
6. fî es semâvâti : semâlarda, göklerde
7. ve men fî el ardı : ve yeryüzünde bulunan kimseleri
8. ve eş şemsu : ve güneş
9. ve el kameru : ve ay
10. ve en nucûmu : ve yıldızlar
11. ve el cibâlu : ve dağlar
12. ve eş şeceru : ve ağaçlar
13. ve ed devabbu : ve (yürüyen) hayvanlar
14. ve kesîrun : ve çoğu
15. min en nâsi : insanlardan
16. hakka : hak, gerçek, bihakkın, tam gerektiği gibi
17. aleyhi : ona, onun üzerine
18. el azâbu : azap
19. ve men : ve kim
20. yuhinillâhu (vehene) : Allah zayıf düşürür (alçaltır) (zayıf düşürdü)
21. fe : o zaman, böylece
22. : olmadı
23. min mukrimin : (ikram edenlerden) bir ikram eden
24. inne allâhe : muhakkak ki Allah
25. yef'alu : yapar
26. mâ yeşâu : dilediği şey

Hâzâni hasmânihtesamû fî rabbihim fellezîne keferû kuttıat lehum siyâbun min nâr(nârin), yusabbu min fevkı ruûsihumul hamîm(hamîmu).


1. hâzâni : bu ikisi
2. hasmâni : iki hasımdır
3. ıhtesamû : mücâdele ettiler
4. : içinde, vardır
5. rabbi-him : kendi Rab'leri, onların Rabbi
6. fe ellezîne : artık onların
7. keferû : inkâr ettiler
8. kuttıat : yarıldı (parçalandı)
9. lehum : onlarındır, onlar için vardır
10. siyâbun : elbiseler
11. min nârin : ateşten
12. yusabbu : dökülür, dökülecek
13. min fevkı : üstünden
14. ruûsi-hum : onların başları
15. el hamîmu : kaynar su

Yusheru bihî mâ fî butûnihim vel culûd(culûdu).


1. yusheru : eritilecek
2. bihî : ona
3. : olmadı
4. : içinde, vardır
5. butûni-him : (onların) karınları
6. ve el culûdu : ve derileri, ciltleri

Ve lehum makâmıu min hadîd(hadîdin).


1. ve lehum : ve onlar için (vardır)
2. makâmıu : kamçılar
3. min hadîdin : demirden

Kullemâ erâdû en yahrucû minhâ min gammin uîdû fîhâ ve zûkû azâbel harîk(harîkı).


1. kullemâ : her zaman, her defa
2. erâdû : istediler
3. en yahrucû : çıkmak
4. min-hâ : on(lar)dan, oradan (orada)
5. min gammin : üzüntüden
6. uîdû : iade edildiler, döndürüldüler
7. fî-hâ : orada
8. ve zûkû : ve tadın
9. azâb el harîkı : yakıcı azap

İnnallâhe yudhılullezîne âmenû ve amilus sâlihâti cennâtin tecrî min tahtihel enhâru yuhallevne fîhâ min esâvira min zehebin ve lu’luâ(lu’luen), ve libâsuhum fîhâ harîr(harîrun).


1. inne allâhe : muhakkak ki Allah
2. yudhılu ellezîne : o kimseleri dahil eder
3. âmenû : îmân ettiler
4. ve amilu es sâlihâti : ve salih ameller (nefs tezkiyesi) yapanlar
5. cennâtin : cennetler
6. tecrî min tahti-hâ : onun altından akar
7. el enhâru : nehirler, ırmaklar
8. yuhallevne : süslenirler
9. fîhâ min esâvira : orada bileziklerden
10. min zehebin : altından
11. ve lu'luen : ve inciler
12. ve libâsu-hum : ve onların elbiseleri
13. fî-hâ harîrun : orada ipektir

Ve hudû ilet tayyibî minel kavli ve hudû ilâ sırâtıl hamîd(hamîdi).


1. ve hudû : ve hidayet edildiler (yöneltildiler, ulaştırıldılar)
2. ilâ et tayyibî : temize, iyiye, güzele
3. min el kavli : sözlerden, sözler
4. ilâ sırât el hamîdi : hamid olan yola

İnnellezîne keferû ve yasuddûne an sebîlillâhi vel mescidil harâmillezî cealnâhu lin nâsi sevâenil âkıfu fîhi vel bâd(bâdı), ve men yurid fîhi bi ilhâdin bi zulmin nuzıkhu min âzâbin elîm(elîmin).


1. inne ellezîne : muhakkak ki, hiç şüphesiz onlar
2. keferû : inkâr ettiler
3. ve yasuddûne : ve engel olurlar, men ederler, alıkoyarlar
4. an sebîli allâhi : Allah'ın yolundan
5. ve el mescidi el harâmi : ve Mescid-i Haram
6. ellezî : o ki, ki o
7. cealnâ-hu : onu kıldık
8. li en nâsi : insanlar için, insanlara
9. sevâen : eşit, müsavi, aynı, bir
10. el âkıfu : devamlı kalanlar, devamlı ikamet edenler
11. fî-hi (el âkıfu fîhi) : orada (yerliler)
12. ve el bâdı : ve çölden gelenler, dışardan gelenler
13. ve men yurid : ve kim ister(se), isteyen kimse(ler)
14. fî-hi : onun hakkında, onun içinde, onda
15. bi ilhâdin : (Hakk yolundan) saptırarak
16. bi zulmin : zulümler sebebiyle
17. nuzık-hu : ona tattırırız, tattıracağız
18. min âzâbin : azaptan
19. elîmin : acı, elîm

Ve iz bevve’nâ li ibrâhîme mekânel beyti en lâ tuşrik bî şey’en ve tahhir beytiye lit tâifîne vel kâimîne ver rukkais sucûd(sucûdi).


1. ve iz bevve'nâ : ve indirdiğimiz (gösterdiğimiz) zaman
2. li ibrâhîme : İbrâhîm'e
3. mekâne el beyti : evin mekânı, Kâbe'nin yeri
4. en lâ tuşrik : senin şirk koşmaman
5. : bana, benim için
6. şey'en : bir şey
7. ve tahhir : ve temizle, temiz tut
8. beytiye : evim
9. li et tâifîne : tavaf edenler için
10. ve el kâimîne : ve kaim olanlar, ayakta duranlar
11. ve er rukkai : ve rükû edenler
12. es sucûdi : secde edenler

Ve ezzin fîn nâsi bil hacci ye’tûke ricâlen ve alâ kulli dâmirin ye’tîne min kulli feccin amîk(amîkın).


1. ve ezzin : ve ilân et
2. fî en nâsi : insanlar içinde, arasında
3. bi el hacci : haccı
4. ye'tû-ke : sana gelsinler
5. ricâlen : yürürken
6. ve alâ : ve üzerine
7. kulli : hepsi, her
8. dâmirin : develer
9. ye'tîne : gelirler, yaparlar
10. min kulli : hepsinden
11. feccin : dağ yolu
12. amîkın : uzak

Li yeşhedû menâfia lehum ve yezkurusmallâhi fî eyyâmin ma’lûmâtin alâ mâ rezakahum min behîmetil en’âm(en’âmi), fe kulû minhâ ve at’ımul bâisel fakîr(fakîre).


1. li yeşhedû : şahit olsunlar
2. menâfia : menfaat, fayda, yarar
3. lehum : onlarındır, onlar için vardır
4. ve yezkur ismi allâhi : ve Allah'ın ismini ansınlar
5. fî eyyâmin : günlerde
6. ma'lûmâtin : malûm olan, bilinen, belli
7. alâ mâ : şey üzerine, şeye
8. rezaka-hum : onlara rızık verdi
9. min behîmeti el en'âmi : yürüyen (dört ayaklı) hayvanlardan
10. fe : o zaman, böylece
11. kulû : yeyin
12. min-hâ : on(lar)dan, oradan (orada)
13. ve at'ımû : ve doyurunuz
14. el bâise el fakîre : muhtaç fakir

Summel yakdû tefesehum vel yûfû nuzûrahum vel yettavvefû bil beytil atîk(atîkı).


1. summe : sonra
2. el yakdû : kada etsinler, yerine getirsinler (gidersinler)
3. tefese-hum : kirlerini
4. ve li yûfû : ve ifa etsinler, yerine getirsinler
5. nuzûra-hum : nezirlerini, adaklarını
6. ve li yettavvefû : ve tavaf etsinler
7. bi el beyti el atîkı : Beyt-i Atik'i, eski (ilk) ev, Kâbe

Zâlike ve men yuazzım hurumâtillâhi fe huve hayrun lehu inde rabbih(rabbihî), ve uhıllet lekumul en’âmu illâ mâ yutlâ aleykum fectenibûr ricse minel evsâni vectenibû kavlez zûr(zûri).


1. zâlike : işte bu, bu
2. ve men yuazzım : ve kim hürmet ederse, yüceltirse
3. hurumâti allâhi : Allah'ın haramları
4. fe : o zaman, böylece
5. huve : o
6. hayrun : hayırlı, daha hayırlı
7. lehu : ona ait, onun
8. inde rabbi-hi : onun Rabbi katında, yanında
9. ve uhıllet : ve helâl kılındı
10. lekum : sizin için, size
11. el en'âmu : büyükbaş hayvanlar
12. illâ : ancak, sadece
13. mâ yutlâ : okunan şeyler
14. aleykum : size, sizi
15. fe ictenibû : artık, bundan sonra içtinap edin, kaçının
16. er ricse : azap, ceza
17. min el evsâni : putlardan
18. ve ictenibû : ve içtinap edin, kaçının
19. kavle : söylediklerini
20. ez zûri : yalan

Hunefâe lillâhi gayre muşrikîne bih(bihî), ve men yuşrik billâhi fe ke ennemâ harre mines semâi fe tahtafuhut tayru ev tehvî bihir rîhu fî mekânin sahîk(sahîkın).


1. hunefâe : hanifler
2. li allâhi : Allah'a ait, Allah için
3. gayre : başka
4. muşrikîne : müşrikler, şirk koşanlar
5. bi-hî : onunla
6. ve men yuşrik : ve kim şirk koşarsa
7. bi allâhi : Allah'a
8. fe : o zaman, böylece
9. ke ennemâ : sanki, gibi
10. harre : (yüksekten) düştü
11. min es semâi : semadan, gökyüzünden
12. tahtafu-hu : onu kapar
13. et tayru : kuş(lar)
14. ev : veya
15. tehvî bi-hi : onu indirir
16. er rîhu : şiddetli rüzgâr
17. : içinde, vardır
18. mekânin : mekân, yer
19. sahîkın : uzak

Zâlike ve men yuazzım şeâirallâhi fe innehâ min takvâl kulûb(kulûbi).


1. zâlike : işte bu, bu
2. ve men yuazzım : ve kim hürmet ederse, yüceltirse
3. şeâire allâhi : Allah'ın şeriatları, şartları, hükümleri
4. fe : o zaman, böylece
5. inne-hâ : muhakkak ki o
6. min takvâ : takvadan
7. el kulûbi : kalpler

Lekum fîhâ menâfiu ilâ ecelin musemmen summe mahılluhâ ilel beytil atîk(atîki).


1. lekum : sizin için, size
2. fî-hâ : orada
3. menâfiu : menfaatler, yararlar, faydalar
4. ilâ ecelin : bir süreye kadar
5. musemmen : isimlendirilmiş, belirlenmiş
6. summe : sonra
7. mahıllu-hâ : onun yeri
8. ilâ el beyti el atîki : Beyt-i Atik (eski ev)'e, Kâbe'ye

Ve li kulli ummetin cealnâ menseken li yezkurûsmallâhi alâ mâ razakahum min behîmetil en’âm(en’âmi), fe ilâhukum ilâhun vâhıdun fe lehû eslimû ve beşşiril muhbitîn(muhbitîne).


1. ve li kulli : ve bütün, hepsi, ..... için vardır
2. ummetin : ümmet
3. cealnâ : kıldık, yaptık
4. menseken : mensek, usul
5. li yezkurû isme allâhi : Allah'ın ismini zikretsinler
6. alâ : üzere, üzerinde, ... e
7. mâ razaka-hum : onları rızıklandırdığı şey(ler)
8. min behîmeti : yürüyen (dört ayaklı) hayvanlardan (deve, koyun, sığır cinsinden)
9. el en'âmi : hayvanlar
10. fe : o zaman, böylece
11. ilâhu-kum : sizin ilâhınız
12. ilâhun : ilâh
13. vâhıdun : tek, bir tane
14. lehu : ona ait, onun
15. eslimû : teslim olun
16. ve beşşir : ve müjdele
17. el muhbitîne : muhbitler, kalplerine ihbat konmuş olanlar

Ellezîne izâ zukirallâhu vecilet kulûbuhum vas sâbirîne alâ mâ esâbehum vel mukîmis salâti ve mimmâ razaknâhum yunfikûn(yunfikûne).


1. ellezîne : ki onlar
2. izâ zukire allâhu : Allah zikredildiği zaman
3. vecilet : ürperdi, titredi, cezbelendi
4. kulûbu-hum : onların kalpleri
5. ve es sâbirîne : ve sabredenler
6. alâ : üzere, üzerinde, ... e
7. mâ esâbe-hum : onlara isabet eden şeyler, musîbetler
8. ve el mukîmi es salâti : ve namazı ikame edenler
9. ve mimmâ (min mâ) : ve o şeyden, ondan
10. razaknâ-hum : onları rızıklandırdık
11. yunfikûne : infâk ederler, (Allah yolunda)

Vel budne cealnâhâ lekum min şeâirillâhi lekum fîhâ hayr(hayrun), fezkurûsmallâhi aleyhâ savâff(savâffe), fe izâ vecebet cunûbuhâ fe kulû minhâ ve at’ımûl kânia vel mu’terr(mu’terra), kezâlike sahharnâhâ lekum leallekum teşkurûn(teşkurûne).


1. ve el budne : deve ve sığır cinsi hayvanlar
2. cealnâ-hâ : biz onu kıldık
3. lekum : sizin için, size
4. min şeâiri allâhi : Allah'ın şiarından (emirlerinden, farzlarından)
5. fî-hâ : orada
6. hayrun : hayırlı, daha hayırlı
7. fezkurûsmallâhi : öyleyse Allah'ın adını zikredin
8. aleyhâ : onun üzerinde
9. savâffe : saf halinde duranlar
10. fe : o zaman, böylece
11. izâ vecebet : düştüğü zaman
12. cunûbu-hâ : yanları üzerine
13. kulû : yeyin
14. min-hâ : on(lar)dan, oradan (orada)
15. ve at'ımû : ve doyurunuz
16. el kânia : kanaatkâr olan, istemeyen
17. ve el mu'terra : ve isteyen
18. kezâlike : işte böylece, bunun gibi
19. sahharnâ-hâ : onu musahhar kıldık, ona boyun eğdirdik
20. lealle-kum : umulur ki böylece siz
21. teşkurûne : şükredersiniz

Len yenâlellâhe luhûmuhâ ve lâ dimâuhâ ve lâkin yenâluhut takvâ minkum, kezâlike sahharahâ lekum li tukebbirûllâhe alâ mâ hedâkum, ve beşşiril muhsinîn(muhsinîne).


1. len yenâle allâhe : asla Allah'a ulaşmaz
2. luhûmu-hâ (lahm) : onların etleri (et)
3. ve lâ dimâu-hâ (dem) : ve kanları olmaz (kan)
4. ve lâkin : ve lâkin, fakat
5. yenâlu-hu : ona ulaşır
6. et takvâ : takva (sahibi olmak)
7. min-kum : sizden
8. kezâlike : işte böylece, bunun gibi
9. sahhara-hâ : onu musahhar kıldı, ona boyun eğdirdi
10. lekum : sizin için, size
11. li tukebbirû allâhe : Allah'ı tekbir etmeniz için
12. alâ : üzere, üzerinde, ... e
13. mâ hedâ-kum : sizi hidayete erdirdiği şey
14. ve beşşir : ve müjdele
15. el muhsinîne : muhsinler, ahsen olanlar (fizik vücudunu teslim edenler)

İnnallâhe yudâfiu anillezîne âmenû, innallâhe lâ yuhıbbu kulle havvânin kefûr(kefûrin).


1. inne allâhe : muhakkak ki Allah
2. yudâfiu : defeder (uzaklaştırır)
3. an ellezîne : kimselerden, onlardan
4. âmenû : îmân ettiler
5. lâ yuhıbbu : sevmez
6. kulle : bütünüyle,hepsi, tamamen
7. havvânin : hain olanlar
8. kefûrin : kâfirler

Uzine lillezîne yukâtelûne bi ennehum zulim(zulimû), ve innallâhe alâ nasrihim le kadîr(kadîrun).


1. uzine : izin verildi
2. li ellezîne : için, o kimseler (onlar için)
3. yukâtelûne : savaşıyorlar
4. bi enne-hum : onların ..... olması sebebi ile
5. zulimû : zulmedildiler, zulme maruz kaldılar
6. ve inne allâhe : ve muhakkak ki Allah
7.   :
8. le : mutlaka, elbette, muhakkak

Ellezîne uhricû min diyârihim bi gayri hakkın illâ en yekûlû rabbunallâh(rabbunallâhu), ve lev lâ def’ullâhin nâse ba’dahum bi ba’dın lehuddimet savâmıu ve biyaun ve salavâtun ve mesâcidu yuzkeru fîhesmullâhi kesîrâ(kesîran), ve le yansurennallâhu men yansuruh(yansuruhu), innallâhe le kaviyyun azîz(azîzun).


1. ellezîne : ki onlar
2. uhricû : çıkarıldılar
3. min diyâri-him : kendi yurtlarından
4. bi gayri : olmaksızın
5. hakkın : haklı
6. illâ : ancak, sadece
7. en yekûlû : demeleri
8. rabbunallâhu (rabunâ allahu) : bizim Rabbimiz Allah
9. ve lev lâ : ve eğer olmasaydı
10. def'ullâhi en nâse : Allah'ın insanları defetmesi
11. ba'da-hum bi ba'dın : onları birbirleriyle
12. le : mutlaka, elbette, muhakkak
13. huddimet : yıkıldı, harap oldu
14. savâmıu : (rahiplerin) mabetleri, manastırlar
15. ve biyaun : ve (hristiyanların) kiliseleri
16. ve salavâtun : ve (yahudilerin) havraları
17. ve mesâcidu : ve (müslümanların) mescidleri
18. yuzkeru : zikredilir
19. fîhesmullâhi (fîhâ ismullâhi) : içinde Allah'ın ismi
20. kesîran : çok
21. ve le : ve elbette, mutlaka
22. yansurennallâhu : Allah yardım eder
23. men : kimse, kişi
24. yansuru-hu : ona yardım etti
25. innallâhe (inne allâhe) : muhakkak ki Allah
26. kaviyyun : güçlü, kuvvetli
27. azîzun : azîz, üstün

Ellezîne in mekkennâhum fîl ardı ekâmûs salâte ve âtevuz zekâte ve emerû bil ma’rûfi ve nehev anil munker(munkeri), ve lillâhi âkıbetul umûr(umûri).


1. ellezîne : ki onlar
2. in : eğer
3. mekkennâ-hum : onları yerleştirdik
4. fî el ardı : yeryüzünde
5. ekâmû es salâte : namazı ikame ettiler (ederler, kılarlar)
6. ve âtevu ez zekâte : ve zekâtı verdiler (verirler)
7. ve emerû : ve emrettiler (emrederler)
8. bi el ma'rûfi : iyilikle, bilinen şekilde, örfe tâbî olarak
9. ve nehev : ve nehyettiler (nehyederler, yasaklarlar)
10. an el munkeri : münkerden, kötülükten
11. ve li allâhi : ve Allah içindir, Allah'ındır
12. âkıbetu : âkibet, son, sonuç
13. el umûri : işler

Ve in yukezzibûke fe kad kezzebet kablehum kavmu nûhın ve âdun ve semûd(semûdun).


1. ve in : ve ise, sadece, doğrusu
2. yukezzibû-ke : seni yalanlıyorlar
3. fe : o zaman, böylece
4. kad : oldu, olmuştu
5. kezzebet : yalanladı
6. kable-hum : onlardan önce
7. kavmu nûhın : Nuh kavmi
8. ve âdun : ve Adn (kavmi)
9. ve semûdun : ve Semud (kavmi)

Ve kavmu ibrâhîme ve kavmu lût(lûtın).


1. ve kavmu ibrâhîme : ve İbrâhîm kavmi
2. ve kavmu lûtın : ve Lut kavmi

Ve ashâbu medyen(medyene), ve kuzzibe mûsâ fe emleytu lil kâfirîne summe ehaztuhum, fe keyfe kâne nekîr(nekîri).


1. ve ashâbu medyene : ve Medyen halkı
2. ve kuzzibe : ve yalanlandı
3. mûsâ : Musa
4. fe emleytu : o zaman mühlet verdim
5. li el kâfirîne : kâfirler için, kâfirlere
6. summe : sonra
7. ehaztu-hum : onları helâk ettim, aldım, yakaladım
8. fe : o zaman, böylece
9. keyfe kane : nasıl oldu
10. nekîri : cezalandırmam

Fe ke eyyin min karyetin ehleknâhâ ve hiye zâlimetun fe hiye hâviyetun alâ urûşihâ ve bi’rin muattalatin ve kasrın meşîd(meşîdin).


1. fe ke eyyin : böylece niceleri gibi
2. min karyetin : bir yeri, bir ülkeyi
3. ehleknâ-hâ : biz onu helâk ettik
4. ve hiye : ve o
5. zâlimetun : zulmetmek, zulüm işlemek, zalimdir
6. fe hiye : artık o
7. hâviyetun alâ : üzerine yıkılmış, çökmüş halde
8. urûşi-hâ : onun çardakları
9. ve bi'rin : ve kuyu
10. muattalatin : terkedilmiş, boş
11. ve kasrın : ve köşkler, saraylar
12. meşîdin : yüksek bina

E fe lem yesîrû fîl ardı fe tekûne lehum kulûbun ya’kılûne bihâ ev âzânunyesmeûne bihâ, fe innehâ lâ ta’mal ebsâru ve lâkin ta’mal kulûbulletî fîs sudûr(sudûri).


1. e fe lem yesîrû : dolaşmıyorlar mı, dolaşmazlar mı (dolaşmadılar mı)
2. fî el ardı : yeryüzünde
3. fe tekûne : o taktirde, böylece sen olursun
4. lehum : onlarındır, onlar için vardır
5. kulûbun : kalpler
6. ya'kılûne : akıl ederler
7. bi-hâ : onu
8. ev : veya
9. âzânun : kulaklar
10. yesmeûne : işitirler
11. fe inne-hâ : artık muhakkak ki o (orası)
12. lâ ta'mâ : âmâ (kör) değildir
13. el ebsâru : görme hassaları (gözler)
14. ve lâkin : ve lâkin, fakat
15. ta'mâ : âmâdır (kördür)
16. el kulûbu :
17.   :

Ve yesta’cilûneke bil azâbi ve len yuhlifallâhu va’deh(va’dehu), ve inne yevmen inde rabbike ke elfi senetin mimmâ teuddûn(teuddûne).


1. ve yesta'cilûne-ke : ve senden acele (acil) istiyorlar
2. bi el azâbi : azabı
3. ve len yuhlife allâhu : ve Allah asla dönmez (mutlaka yerine getirir)
4. va'de-hu : onun vaadi
5. ve inne : ve hiç şüphesiz, muhakkak
6. yevmen : gün
7. inde : yanında, katında
8. rabbi-ke : senin Rabbin
9. ke : gibi
10. elfi : 1000 (bin)
11. senetin : sene
12. mimmâ (min mâ) : şeyden
13. teuddûne : saydığınız, sayıyorsunuz (adetlendiriyorsunuz)

Ve ke eyyin min karyetin emleytu lehâ ve hiye zâlimetun summe ehaztuhâ, ve ileyyel masîr(masîru).


1. ve ke eyyin : ve niceleri gibi
2. min karyetin : bir yeri, bir ülkeyi
3. emleytu : ben mühlet (süre) verdim
4. lehâ : onda, onun
5. ve hiye : ve o
6. zâlimetun : zulmetmek, zulüm işlemek, zalimdir
7. summe : sonra
8. ehaztu-hâ : onu aldım (yakaladım)
9. ve ileyye : ve bana
10. el masîru : varış yeri

Kul yâ eyyuhen nâsu innemâ ene lekum nezîrun mubîn(mubînun).


1. kul : de, söyle
2. yâ eyyuhâ en nâsu : ey insanlar
3. innemâ : ancak, sadece
4. ene : ben
5. lekum : sizin için, size
6. nezîrun : bir nezir, uyarıcı
7. mubînun : açıkça, apaçık

Fellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti lehum magfiretun ve rızkun kerîm(kerîmun).


1. fe : o zaman, böylece
2. ellezîne : ki onlar
3. âmenû : îmân ettiler
4. ve amilû es sâlihâti : ve ıslâh edici amel (nefs tezkiyesi) yaptılar
5. lehum magfiretun : onlar için mağfiret
6. ve rızkun : ve rızık (vardır)
7. kerîmun : kerim, bol

Vellezîne seav fî âyâtinâ muâcizîne ulâike ashâbul cehîm(cehîmi).


1. ve ellezîne : ve o kimseler, onlar
2. seav : çalıştı, çaba harcadı
3. fî âyâti-nâ : âyetlerimiz hakkında
4. muâcizîne : aciz bırakanlar
5. ulâike : işte onlar
6. ashâbu el cehîmi : alevli ateş (cehennem) halkı

Ve mâ erselnâ min kablike min resûlin ve lâ nebiyyin illâ izâ temennâ elkaş şeytânu fî umniyyetih(umniyyetihî), fe yensehullâhu mâ yulkış şeytânu summe yuhkimullâhu âyâtih(âyâtihî), vallâhu alîmun hakîm(hakîmun).


1. ve mâ erselnâ : ve biz göndermedik
2. min kabli-ke : senden önce
3. min resûlin : bir resûl, bir elçi
4. ve lâ nebiyyin : ve bir nebî, bir peygamber yoktur
5. illâ : ancak, sadece
6. izâ temennâ : temenni ettiği zaman, dilediği zaman
7. elka eş şeytânu : şeytan ilka eder, ulaştırır
8. fî umniyyeti-hî : onun dileğinin, temennisinin içine
9. fe yensehu allâhu : o zaman Allah kaldırır, iptal eder, nesheder
10. : olmadı
11. yulkı : ilka eder, ulaştırır
12. eş şeytânu : şeytan
13. summe : sonra
14. yuhkimu allâhu : Allah muhkem kılar, sağlamlaştırır
15. âyâti-hî : kendi âyetleri
16. vallâhu (ve allahu) : ve Allah
17. alîmun : en iyi bilen
18. hakîmun : hakîm, hüküm ve hikmet sahibi

Li yec’ale mâ yulkış şeytânu fitneten lillezîne fî kulûbihim maradun vel kâsiyeti kulûbuhum, ve innez zâlimîne le fî şikâkın baîd(baîdin).


1. li yec'ale : kılmak içindir
2. mâ yulkı : şey(ler) ilka eder, ulaştırır
3. eş şeytânu : şeytan
4. fitneten : fitne, imtihan
5. li ellezîne : için, o kimseler (onlar için)
6. fî kulûbi-him : onların kalplerinin içine, kalplerine
7. maradun : maraz, hastalık
8. ve el kâsiyeti : ve kasiyet, kararma
9. kulûbu-hum : onların kalpleri
10. ve inne : ve hiç şüphesiz, muhakkak
11. ez zâlimîne : zalimler
12. le : mutlaka, elbette, muhakkak
13. fî şikâkın : ayrılık içinde
14. baîdin : uzak

Ve li ya’lemellezîne ûtûl ilme ennehul hakku min rabbike fe yu’minû bihî fe tuhbite lehu kulûbuhum, ve innallâhe le hâdillezîne âmenû ilâ sırâtın mustakîm(mustakîmin).


1. ve li ya'leme : ve bilmesi için
2. ellezîne : ki onlar
3. ûtu el ılme : ilim verildi
4. ennehu : onun olduğu
5. el hakku : hak, gerçek
6. min rabbi-ke : senin Rabb'inden
7. fe yu'minû : böylece îmân ederler
8. bihî : ona
9. fe tuhbite (ahbete) : böylece ihbat eder, mutmain olur (huşû duydu, mutmain oldu)
10. lehu : ona ait, onun
11. kulûbu-hum : onların kalpleri
12. ve innallâhe (inne allâhe) : ve muhakkak Allah
13. le : mutlaka, elbette, muhakkak
14. hâdi : hidayete erdiren
15. ellezîne âmenû : âmenû olanlar, Allah'a ulaşmayı dileyenler, îmân edenler
16. ilâ sırâtın mustakîmin : Sıratı Mustakîm'e, Allah'a ulaştıran yola

Ve lâ yezâlullezîne keferû fî miryetin minhu hattâ te’tiyehumus sâatu bagteten ev ye’tiyehum azâbu yevmin akîm(akîmin).


1. ve lâ yezâlu : ve zail olmaz, devam eder
2. ellezîne keferû : inkâr edenler
3. fî miryetin : şüphe içinde, şüphede
4. min-hu : ondan
5. hattâ : olana kadar, olmadıkça
6. te'tiye-hum : onlara gelir
7. es sâatu : o saat, o vakit
8. bagteten : aniden, ansızın
9. ev : veya
10. ye'tiye-hum : onlara gelir
11. azâbu : azap
12. yevmin : gün
13. akîmin : kısır, verimsiz, hedefine ulaşamamış, sona eren

El mulku yevme izin lillâh(lillâhi), yahkumu beynehum, fellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti fî cennâtin naîm(naîmi).


1. el mulku : melik, hükümdar
2. yevme izin : izin günü
3. li allâhi : Allah'a ait, Allah için
4. yahkumu : hükmedecek, hüküm verecek
5. beyne-hum : onların araları
6. fe : o zaman, böylece
7. ellezîne âmenû : âmenû olanlar, Allah'a ulaşmayı dileyenler, îmân edenler
8. ve amilû es sâlihâti : ve ıslâh edici amel (nefs tezkiyesi) yaptılar
9. fî cennâtin naîmi : naîm cennetleri içinde

Vellezîne keferû ve kezzebû bi âyâtinâ fe ulâike lehum azâbun muhîn(muhînun).


1. ve ellezîne : ve o kimseler, onlar
2. keferû : inkâr ettiler
3. ve kezzebû : ve yalanladılar
4. bi âyâti-nâ : âyetlerimizi
5. fe : o zaman, böylece
6. ulâike : işte onlar
7. lehum : onlarındır, onlar için vardır
8. azâbun : bir azap
9. muhînun : horlayıcı, alçaltıcı

Vellezîne hâcerû fî sebîlillâhi summe kutilû ev mâtû le yerzukannehumullâhu rızkan hasenâ(hasenen), ve innallâhe le huve hayrur râzikîn(râzikîne).


1. ve ellezîne : ve o kimseler, onlar
2. hâcerû : hicret ettiler
3. fî sebîli allâhi : Allah'ın yolunda
4. summe : sonra
5. kutilû : öldürüldüler
6. ev : veya
7. mâtû : öldüler
8. le yerzukanne-hum : mutlaka onları rızıklandıracaktır
9. allâhu : Allah
10. rızkan hasenen : güzel bir rızık
11. ve inne allâhe : ve muhakkak ki Allah
12. le huve : gerçekten o
13. hayru : en hayırlı
14. er râzikîne : rızık verenler

Le yudhılennehum mudhalen yerdavneh(yerdavnehu), ve innallâhe le alîmun halîm(halîmun).


1. le yudhılenne-hum : muhakkak onları dahil edecektir, girdirecektir
2. mudhalen : dahil edilen yer, girilen yer, makam, giriş
3. yerdavne-hu : ondan razı olurlar
4. ve inne allâhe : ve muhakkak ki Allah
5. le : mutlaka, elbette, muhakkak
6. alîmun : en iyi bilen
7. halîmun : halîm olan, yumuşak muamele eden

Zâlik(zâlike), ve men âkabe bi misli mâ ûkıbe bihî summe bugıye aleyhi le yansurennehullâh(yansurennehullâhu), innallâhe le afuvvun gafûr(gafûrun).


1. zâlike : işte bu, bu
2. ve men : ve kim
3. âkabe : ikab etti, karşılık verdi, ceza verdi
4. bi misli : benzeri, gibi
5. : olmadı
6. ûkıbe : ikab edildi, cezalandırıldı, haksızlık yapıldı
7. bihî : ona
8. summe : sonra
9. bugıye : azgınlık yapıldı, haksızlık yapıldı (haklarına tecavüz edildi)
10. aleyhi : ona, onun üzerine
11. le yansuru enne-hu allâhu : mutlaka Allah ona yardım eder
12. innallâhe (inne allâhe) : muhakkak ki Allah
13. le : mutlaka, elbette, muhakkak
14. afuvvun : affeden(dir)
15. gafûrun : gafur olan, mağfiret eden

Zâlike bi ennallâhe yûlicul leyle fîn nehâri ve yûlicun nehâre fîl leyli ve ennallâhe semîun basîr(basîrun).


1. zâlike : işte bu, bu
2. bi enne : sebebi ile
3. allâhe : Allah
4. yûlicu : girdirir, sokar
5. el leyle : gece
6. fî en nehâri : gündüzün içine
7. ve yûlicu : ve girdirir, sokar
8. en nehâre : gündüz
9. fî el leyli : gecenin içine
10. ve enne allâhe : ve Allah'ın ... olduğu
11. semîun : hakkıyla işiten, en iyi işiten
12. basîrun : hakkıyla gören

Zâlike bi ennallâhe huvel hakku ve enne mâ yed’ûne min dûnihî huvel bâtılu ve ennallâhe huvel aliyyul kebîr(kebîru).


1. zâlike : işte bu, bu
2. bi enne : sebebi ile
3. allâhe : Allah
4. huve : o
5. el hakku : hak, gerçek
6. ve enne : ve olduğunu
7. : olmadı
8. yed'ûne : çağırır, davet eder
9. min dûni-hî : ondan başka
10. el bâtılu : bâtıl, boş olan, yanlış olan
11. ve enne allâhe : ve Allah'ın ... olduğu
12. el aliyyu : âlâ, çok ulu, çok yüce
13. el kebîru : kebir, büyük

E lem tere ennallâhe enzele mines semâi mâen fe tusbihul ardu muhdarreh(muhdarreten), innallâhe latîfun habîr(habîrun).


1. e lem tere : görmüyor musun
2. enne allâhe : muhakkak ki Allah
3. enzele : indirdi
4. min es semâi : semadan, gökyüzünden
5. mâen : su
6. fe tusbihu : böylece olur
7. el ardu : arz, yeryüzü, toprak
8. muhdarreten : yeşermiş, yeşillenmiş
9. inne allâhe : muhakkak ki Allah
10. latîfun : lâtiftir, lütuf sahibidir
11. habîrun : (çok iyi) haberdar olan

Lehu mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ard(ardı), ve innallâhe le huvel ganiyyul hamîd(hamîdu).


1. lehu : ona ait, onun
2. : olmadı
3. fî es semâvâti : semâlarda, göklerde
4. ve mâ : ve şey
5. fî el ardı : yeryüzünde
6. ve inne allâhe : ve muhakkak ki Allah
7. le huve : gerçekten o
8. el ganiyyu : gani, zengin, ihtiyacı olmayan
9. el hamîdu : hamdedilen

E lem tere ennallâhe sahhara lekum mâ fîl ardı vel fulke tecrî fîl bahri bi emrih(emrihî), ve yumsikus semâe en tekaa alel ardı illâ bi iznih(iznihî), innallâhe bin nâsi le raûfun rahîm(rahîmun).


1. e lem tere : görmüyor musun
2. enne allâhe : muhakkak ki Allah
3. sahhara : musahhar (emre amade) kıldı
4. lekum : sizin için, size
5. : olmadı
6. fî el ardı : yeryüzünde
7. ve el fulke : ve gemiler
8. tecrî : akar
9. fî el bahri : denizde
10. bi emri-hi : onun emrine
11. ve yumsiku (emseke) : ve tutar (tuttu)
12. es semâe : semâ, gökyüzü
13. en tekaa : düşmek
14. alel ardı (alâ el ardı) : yeryüzünde
15. illâ : ancak, sadece
16. bi izni-hi : onun izni ile
17. innallâhe (inne allâhe) : muhakkak ki Allah
18. bi en nâsi : insanlara
19. le raûfun : elbette, mutlaka rauftur (şefkatli, çok merhametli)
20. rahîmun : çok merhametli, rahmet gönderen

Ve huvellezî ahyâkum summe yumîtukum summe yuhyîkum, innel insâne le kefûr(kefûrun).


1. ve huve ellezî : ve ... olan o'dur
2. ahyâ-kum : sizi diriltti
3. summe : sonra
4. yumîtu-kum : sizi öldürecek
5. yuhyî-kum : sizi diriltecek
6. inne : muhakkak
7. el insâne : insana
8. le : mutlaka, elbette, muhakkak
9. kefûrun : nankör olur

Li kulli ummetin cealnâ menseken hum nâsikûhu fe lâ yunâziunneke fîl emri ved’u ilâ rabbik(rabbike), inneke le alâ huden mustekîm(mustekîmin).


1. li kulli ummetin : her ümmete, bütün ümmetlere
2. cealnâ : kıldık, yaptık
3. menseken : mensek, usul
4. hum : onlar
5. nâsikû-hu : onu mensek yapanlar (yaparlar, yapsınlar)
6. fe lâ yunâziunne-ke : öyleyse seninle niza etmesinler, çekişmesinler
7. fî el emri : emir hakkında
8. ved'u : davet et
9. ilâ rabbi-ke : efendine
10. inne-ke : muhakkak ki sen
11. le : mutlaka, elbette, muhakkak
12. alâ huden : hidayet üzerinde
13. mustekîmin : istikamet üzere olan, Allah'a götüren

Ve in câdelûke fe kulillâhu a’lemu bimâ ta’melûn(ta’melûne).


1. ve in : ve ise, sadece, doğrusu
2. câdelû-ke : seninle mücâdele ettiler
3. fe kulillâhu (kul allâhu) : o taktirde de ki Allah
4. a'lemu : daha iyi bilir
5. bimâ : şey ile
6. ta'melûne : yaptıklarınız şeylerden

Allâhu yahkumu beynekum yevmel kıyâmeti fîmâ kuntum fîhi tahtelifûn(tahtelifûne).


1. allâhu : Allah
2. yahkumu : hükmedecek, hüküm verecek
3. beyne-kum : sizin aranızda
4. yevme el kıyâmeti : kıyâmet günü
5. fîmâ : hakkında
6. kuntum : siz iseniz
7. fîhi tahtelifûne : onun hakkında ihtilâf ettiğiniz

E lem ta’lem ennallâhe ya’lemu mâ fis semâi vel ard(ardı), inne zâlike fî kitâb(kitâbin), inne zâlike alâllâhi yesîr(yesîrun).


1. e lem ta'lem : bilmiyor musun
2. enne allâhe : muhakkak ki Allah
3. ya'lemu : bilir
4. : olmadı
5. fî es semâi : semaya
6. ve el ardı : ve arz, yeryüzü
7. inne : muhakkak
8. zâlike : işte bu, bu
9. fî kitâbin : bir kitaptadır
10. alâ allâhi : Allah'ın üzerine
11. yesîrun : azdır (kolaydır)

Ve ya’budûne min dûnillâhi mâ lem yunezzil bihî sultânen ve mâ leyse lehum bihî ılm(ılmun), ve mâ liz zâlimîne min nasîr(nasîrin).


1. ve ya'budûne : ve kulluk ediyorlar, ibadet ediyorlar
2. min dûni allâhi : Allah'tan başka
3. : olmadı
4. lem yunezzil : indirmedi (indirilmedi)
5. bihî sultânen : ona bir sultan, bir delil
6. ve mâ : ve şey
7. leyse : değil
8. lehum : onlarındır, onlar için vardır
9. bihî : ona
10. ılmun : bir ilim
11. li ez zâlimîne : zalimler için
12. min nasîrin : bir yardımcı

Ve izâ tutlâ aleyhim âyâtunâ beyyinâtin ta’rifu fî vucûhillezîne keferûl munker(munkere), yekâdûne yestûne billezîne yetlûne aleyhim âyâtinâ, kul e fe unebbiukum bi şerrin min zâlikum, en nâr(nâru), vaadehallâhullezîne keferû, ve bi’sel masîr(masîru).


1. ve izâ tutlâ : ve okunduğu zaman
2. aleyhim : onlara, onların üzerine
3. âyâtu-nâ : âyetlerimiz
4. beyyinâtin : beyan edilenler, beyyineler, deliller
5. ta'rifu : tanırsın
6. fî vucûhi : yüzlerinde
7. ellezîne keferû : inkâr edenler
8. el munkere : münker, sıkıntı
9. yekâdûne : neredeyse, az kalsın
10. yestûne : saldırırlar
11. billezîne : o kimseleri
12. yetlûne : okuyorlar
13. âyâti-nâ : bizim âyetlerimiz
14. kul : de, söyle
15. e fe unebbiu-kum : o zaman size haber vereyim mi
16. bi şerrin : daha kötüsünü, şerr olanı
17. min zâlikum : bundan
18. en nâru : ateş
19. vaadehallâhu (vaade-hâ allâhu) : Allah onu vaadetti
20. ve bi'se : ve ne kötü
21. el masîru : varış yeri

Yâ eyyuhen nâsu duribe meselun festemiû leh(lehu), innellezîne ted’ûne min dûnillâhi len yahlukû zubâben ve levictemeû leh(lehu), ve in yeslubhumuz zubâbu şey’en lâ yestenkızûhu minh(minhu), daufat tâlibu vel matlûb(matlûbu).


1. yâ eyyuhâ en nâsu : ey insanlar
2. duribe meselun : bir misal, bir örnek verildi
3. festemiû (fe istemiû) : artık dinleyin
4. lehu : ona ait, onun
5. inne : muhakkak
6. ellezîne ted'ûne : dua ettikleriniz, taptıklarınız
7. min dûni allâhi : Allah'tan başka
8. len yahlukû : asla yaratamazlar
9. zubâben : bir sinek
10. ve lev ictemeû : ve biraraya gelseler, toplansalar bile
11. ve in : ve ise, sadece, doğrusu
12. yeslub-hum (selebe) : onlardan (bir şey) kapıp kaçar (kapıp kaçtı)
13. ez zubâbu : sinek
14. şey'en : bir şey
15. lâ yestenkızû-hu : onu kurtaramazlar
16. min-hu : ondan
17. daufa : zayıf, aciz
18. et tâlibu : talep eden, isteyen
19. ve el matlûbu : ve (kendisinden) talep edilen, istenen

Mâ kaderûllâhe hakka kadrih(kadrihî), innallâhe le kaviyyun azîz(azîzun).


1. mâ kaderû allâhe : Allah'ı takdir edemediler
2. hakka : hak, gerçek, bihakkın, tam gerektiği gibi
3. kadri-hi : onun kadrini
4. inne allâhe : muhakkak ki Allah
5. le : mutlaka, elbette, muhakkak
6. kaviyyun : güçlü, kuvvetli
7. azîzun : azîz, üstün

Allâhu yastafî minel melâiketi rusulen ve minen nâs(nâsi), innallâhe semîun basîr(basîrun).


1. allâhu : Allah
2. yastafî : seçer
3. min el melâiketi : meleklerden
4. rusulen : resûller, elçiler
5. ve min en nâsi : ve insanlardan bir kısmı
6. inne allâhe : muhakkak ki Allah
7. semîun : hakkıyla işiten, en iyi işiten
8. basîrun : hakkıyla gören

Ya’lemu mâ beyne eydîhim ve mâ halfehum, ve ilallâhi turceul umûr(umûru).


1. ya'lemu : bilir
2. mâ beyne eydî-him : onların elleri arasında olan şeyler, onların önlerindeki
3. ve mâ halfe-hum : ve onların arkalarında olan şeyler
4. ve ilâllâhi (ilâ allâhi) : ve Allah'a
5. turceu : döndürülür
6. el umûru : emirler, işler

Yâ eyyuhâllezîne âmenûrkeû vescudû va’budû rabbekum vef’alûl hayre leallekum tuflihûn(tuflihûne). (Secde Ayeti)


1. yâ eyyuhâ ellezîne : ey o kimseler
2. âmenûrkeû (âmenû irkeû) : âmenû olanlar, rükû edin
3. vescudû (ve uscudû) : ve secde edin
4. va'budû (ve u'budû) : ve kul olun
5. rabbe-kum : (sizin) Rabbiniz
6. vef'alûl hayre(ve if'alû el hayre) : ve hayır işleyin
7. leallekum : umulur ki böylece siz
8. tuflihûne : felâha, kurtuluşa erersiniz

Ve câhidû fillâhi hakka cihâdih(cihâdihî), huvectebâkum ve mâ ceale aleykum fid dîni min harac(haracin), millete ebîkum ibrâhîm(ibrâhîme), huve semmakumul muslimîne min kablu ve fî hâzâ li yekûner resûlu şehîden aleykum ve tekûnû şuhedâe alen nâs(nâsi), fe ekîmûs salâte ve âtuz zekâte va’tesımû billâh(billâhi), huve mevlâkum, fe ni’mel mevlâ ve ni’men nasîr(nasîru).


1. ve câhidû : ve cihad edin
2. fî allâhi : Allah hakkında
3. hakka : hak, gerçek, bihakkın, tam gerektiği gibi
4. cihâdi-hi : onun cihadı
5. huve ictebâ-kum : o sizi seçti
6. ve mâ ceale : ve kılmadı, yapmadı
7. aleykum : size, sizi
8. fî ed dîni : dînde
9. min haracin : bir güçlük
10. millete : topluluk, dîn
11. ebî-kum : sizin babanız
12. ibrâhîme : İbrâhîm
13. huve : o
14. semma-kum : sizi isimlendirdi
15. el muslimîne : müslümanlar, teslim olanlar
16. min kablu : önceden, daha önce
17. ve fî hâzâ : ve bunda
18. li yekûne er resûlu : resûl olsun diye
19. şehîden : şahit
20. ve tekûnû : ve olun
21. şuhedâe : şahitler
22. alâ en nâsi : insanlara
23. fe ekîmû es salâte : o halde namazı ikame edin
24. ve âtu ez zekâte : ve zekâtı verin
25. va'tesımû (ve ı'tesımû) : ve tutunun, sarılın
26. bi allâhi : Allah'a
27. mevlâ-kum : sizin mevlânız, dostunuz
28. fe ni'me el mevlâ : öyleyse ne güzel dost
29. ve ni'me en nasîru : ve ne güzel yardımcı