Gerçek olan kıyâmet.

Nedir gerçek olan kıyâmet?

Ve nedir bildiren sana ki nedir gerçek kıyâmet?

Yalanladı Semûd ve Âd, insanların başına kopan, akıllarını dağıtan kıyâmeti.

Derken Semûd, helâk edildi taşkınlığıyla.

Ve ama Âd, helâk edildi müthiş bir ses çıkaran, yıkıp götüren, silip süpüren soğuk bir kasırgayla.

Onu, yedi gece ve sekiz gün, birbiri ardınca mûsâllat etti onlara, o topluluğa baksaydın görürdün ki bu kadar zamân içinde yıkılıvermişler yerlere, sanki içleri kof hurma kütükleriymiş onlar.

Artık görebilir misin, var mı onlardan kalanlar?

Ve Firavun ve ondan önce şehirleri altüst olanlar da suçlar işlemişlerdi.

Derken Rablerinin peygamberine isyân etmişlerdi de onları gittikçe artan bir azapla helâk etmişti.

Şüphe yok ki akıp giden gemide taşıdık sizi sular köpürüp coşunca.

Bu, size bir öğüt ve ibret olsun ve belleyip unutmayan kulaklarda kalsın diye.

Sûra bir kerecik üfürülünce.

Ve yeryüzü ve dağlar, bir kerecik birbirlerine çarpıp dağılınca.

İşte o gün ansızın kopacak kıyâmet kopar.

Ve gök yarılır, o gün bitkin bir hâle gelir.

Melekler, etrafında toplanırlar ve Rabbinin arşını o gün, onların üstünde, sekiz melek taşır.

O gün ahvâliniz öylesine meydana çıkarılır ki hiçbir şeyiniz gizli kalmaz.

Derken kimin kitabı, sağ yanından verilirse artık der ki: Gelin, işte okuyun kitabımı.

Zâten ben biliyordum ki kıyâmet günü kavuşacağım hesâbıma.

Artık o, razı olduğu bir yaşayış, bir zevk içindedir.

Yüce cennettedir.

Meyveleri pek yakındır.

Yiyin için, âfiyetler olsun, geçmiş günlerdeki yaptıklarınızın karşılığı olarak.

Ve ama kimin kitabı, sol yanından verilirse artık der ki: Keşke verilmeseydi kitabım.

Ve keşke bilmeseydim, nedir hesabım.

Keşke ölümle olup bitseydi her işim.

Bir fayda vermedi bana mallarım.

Helâk olup gitti gücüm, kuvvetim.

Tutun onu da zincirle bağlayın.

Sonra koca cehenneme atın.

Sonra da onu, boyu yetmiş zirâ, bir zincire vurun.

Şüphe yok ki o, pek ulu Allah'a inanmazdı.

Ve yoksulun yiyeceğine bakmazdı.

Artık bugün, ona, burada bir dost yok.

Ve irinden başka bir yemek de yok.

Onu da ancak suçlular yer.

Artık iş, sizin sandığınız gibi değil, andolsun gördüğünüze.

Ve görmediğinize.

Şüphe yok ki bu, kerem sâhibi bir elçinin sözü elbet.

Ve bu, şâir sözü değil, ne de az inanırsınız.

Ve kâhin sözü de değil, ne de az düşünürsünüz.

Âlemlerin Rabbinden indirilmiştir.

Ve eğer bize isnâd ederek bâzı lâflar etseydi.

Elbette onu kudretimizle alırdık.

Sonra da elbette şah damarını çeker koparırdık.

Artık buna mâni olamazdı sizden hiçbir kimsecik.

Ve şüphe yok ki Kur'ân, çekinenlere öğüttür.

Ve şüphe yok ki biz, elbette biliriz, sizden, yalanlayanlar vardır.

Ve şüphe yok ki Kur'ân, kâfirlere âdetâ bir hasrettir.

Ve şüphe yok ki o, elbette gerçeğin ta kendisidir.

Artık pek ulu Rabbinin adını anarak tenzîh et onu.