Her şeyin hakikati, gerçeği, yalın gerçek ortaya çıkacak. Hesap ve ceza gerçekleşecek.

Ne büyük, ne dehşetli bir şey gerçekleşecek!

Bu gerçekle, kıyametle ilgili bizden başka seni bilgilendiren mi var? Ne büyük, ne dehşetli bir manzara.

Semûd ve Âd, gülle gibi başlarına düşüp beyinlerini parçalayacak felâketi, âlemdeki düzenin bozularak yıldızların ve gezegenlerin çarpışacağı gündeki felâketi, Kıyamet’i yalanladılar.

Semûd kavmi şiddetli gürleme halinde, âni bir sarsıntı ile yok edildi.

Âd kavmi ise, gürültülü ve dehşetli bir fırtına ile yok edildi.

Allah o fırtınayı, kasırgayı üzerlerine yedi gece sekiz gündüz musallat etmişti. O kavmin, orada, içi boş hurma kütükleri gibi yere serilmiş olduğunu gözünde canlandırabilirsin.

Bak, onlardan bir iz, bir eser görebiliyor musun şimdi?

Firavun, devlet adamları ve hânedanı, ondan öncekiler, altı üstüne getirilen beldeler de, hep o hatayı işlediler.

Hep, Rablerinin görevlendirdiği Rasule saygı göstermediler, inanmadılar, tebliğlerini kabul etmediler, sünnetlerini uygulamadılar, karşı geldiler. Allah da, onları daha ağır cezalarla cezalandırdı.

Doğrusu, sular kabarınca, sizi gemilerde biz taşıdık.

Bunları size bir ibret yapalım da, anlayıp değerlendirebilecek kimselerin kulaklarında kalmaya devam etsin istedik.

Sûra bir kere üfürüldüğü zaman, olacak olur.

Yeryüzü ve dağlar kaldırılıp dehşetle bir defa çarpışarak, un ufak edildiği, lavlar fışkırdığı zaman olacak olur.

İşte o gün olacak olur.

Gök yarılmış, o gün çökmüştür.

Melekler göğün etrafındadır. O gün, Rabbinin Arş’ını, sınırsız kudret ve iktidar makamını, bunların üstünde sekiz melek taşır.

O gün hesaplarınızın görülmesi için Allah’ın huzuruna çıkarılırsınız. Gizli hiçbir haliniz kalmaz.

Amel defteri sağından verilen:'Alın kitabımı okuyun.'der.

'Ben kesinlikle hesabımla karşılaşacağımı, sorguya çekileceğimi anlamış ve hazırlanmıştım.'

Artık o beğendiği bir hayattadır.

Yüce cennetlerde, yüksek konaklardadır.

Cennetin meyvaları da sarkmıştır, kolayca devşirilir.

'Geçmiş günlerdeki iyi amellerinize, peşin olarak önceden gönderdiklerinize karşılık, afiyetle yeyin için.' denir.

Amel defteri solundan verilen ise:'Keşke bana kitabım, sicilim verilmeseydi.' der.

'Hesabımın ne olduğunu bilmeseydim.'

'Keşke, ölümle her iş bitmiş olsaydı.'

'Malım bana hiçbir fayda sağlamadı.'

'Saltanatım, iktidarım, gücüm de benden alındı, yok olup gitti.'

'Onu yakalayın, ellerini boynuna bağlayın.'

'Kaynayan köpüren büyük ateşe, Cehennem’e yaslayın.'

'Önce onu, yetmiş arşın uzunluğunda bir zincire vurun, Cehennem’e öyle sokun.'

Çünkü o, ulu Allah’a iman etmezdi.

Çevresi, çaresi olmayan yoksulun karnını doyurmaya teşvik etmezdi.

Bugün burada, onun candan bir dostu da yok.

Kanlı irinden başka ona yiyecek de yok.

Kanlı irini ancak günahkârlar yiyebilir.

Başka söze gerek yok! Andolsun gördüklerinize, kavrayabildiklerinize.

Andolsun görmediklerinize, kavrayamadıklarınıza!

Kur’ân şerefli, asil bir Rasulün ağzından size ulaşan, ilâhî bir kelâmdır.

Kur’ân şâir sözü değildir. İnananlarınız ve inandığınız şeyler ne kadar da az.

Kur’ân kâhin sözü de değildir. Kuran üzerinde ne kadar da az düşünüyor, az öğüt alıyorsunuz!

O, âlemlerin, bütün varlıkların Rabbi tarafından bölüm bölüm indirilmiştir.

Peygamber bizim adımıza, bazı sözler uydursaydı, engellerdik.

Hakka-meşrûiyyete riayet gereği, ondan peygamberlik görevini alır, onu engellerdik.

Sonra onun, kesinlikle şah damarını, iliğini keser atardık.

O vakit, sizden hiç biriniz buna engel de olamazdınız, onu savunamazdınız da.

Kur’ân, Allah’a sığınıp, emirlerine yapışarak günahlardan arınıp, azaptan korunanlar, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkarak şahsiyetli davranan, dinî ve sosyal görevlerinin bilincinde olan mü’minler için bir öğüttür, bir uyarıdır.

Biz içinizde Kur’ân’ı yalanlayanların bulunduğunu elbette biliyoruz.

Kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar eden kâfirler, mü’minlerin elde ettikleri mükâfatı gördükleri zaman, inanıp uygulamadıkları için, Kur’ân onların içinde bir özlem, acı bir pişmanlık sebebi olacaktır.

Kur’ân, şüphe götürmez doğru bilgiler içeren hak bir kitaptır.

Öyleyse, yüce Rabbinin adını tesbih et, zikre devam et.