El-Hâkka (gerçekleşecek olan)!

Nedir o gerçekleşecek olan?

O gerçekleşecek olanın (o kıyâmetin) ne olduğunu, sana ne bildirdi?

Semûd ve Âd (kavimleri), çarpacak olan o felâketi (kıyâmeti) yalanlamıştı.

Semûd (kavmin)e gelince, işte o azgın hâdise (tahammülü imkânsız o korkunç ses)ile helâk edildiler!

Amma Âd (kavmi) ise, artık (onlar da) uğultulu, şiddetli bir kasırga ile mahvedildiler!

Onu (o kasırgayı, Allah) yedi gece sekiz gündüz ardı ardına (köklerini kazırcasına)onların üzerine musallat etti; nitekim (orada olsaydın) o kavmi orada yere yıkılmış bir hâlde görürdün; sanki onlar, içi boş hurma kütükleri gibi olmuşlardı!

Şimdi onlardan geriye kalmış bir şey görebilir misin?

Fir'avun ve ondan öncekiler ve altüst olan (şehir)ler(in halkı olan Lût kavmi) de o günah (şirk) ile geldi.

Öyle ki Rablerinin elçisine isyân ettiler de (Allah) onları (şiddeti gittikçe) artan bir yakalayışla yakalayıverdi!

(Nûh tûfânında her tarafı) su bastığında, şübhesiz ki biz sizi akıp giden (gemi)de taşıdık.

Tâ ki onu sizin için bir ibret yapalım ve belleyici kulaklar, onu bellesin!

(13-15) Artık Sûr’a bir üfleyişle üflendiği, yer ve dağlar kaldırılıp bir darbe ile birbirine çarpıl(arak darmadağın edil)dikleri zaman, işte o gün olacak olan olmuş (kıyâmet kopmuş)tur!

(13-15) Artık Sûr’a bir üfleyişle üflendiği, yer ve dağlar kaldırılıp bir darbe ile birbirine çarpıl(arak darmadağın edil)dikleri zaman, işte o gün olacak olan olmuş (kıyâmet kopmuş)tur!

(13-15) Artık Sûr’a bir üfleyişle üflendiği, yer ve dağlar kaldırılıp bir darbe ile birbirine çarpıl(arak darmadağın edil)dikleri zaman, işte o gün olacak olan olmuş (kıyâmet kopmuş)tur!

Ve gök yarılmıştır; artık o gün o, (pek çürük ve) zayıftır!

Melek(ler) onun (göğün) etrâfındadır. Ve o gün Rabbinin arşını, onların üstünde olan sekiz (melek) taşır.

O gün (hesâb için Rabbinize) arz olunursunuz; sizden hiçbir sır, gizli kalmaz!

(19-20) İşte kitâbı sağ eline verilen kimseye gelince, (sevinerek) der ki: 'Alın, kitâbımı okuyun; doğrusu ben, hesâbımla karşılaşacak kimse olduğumu gerçekten sezmiştim(bilmiştim)!' der.

(19-20) İşte kitâbı sağ eline verilen kimseye gelince, (sevinerek) der ki: 'Alın, kitâbımı okuyun; doğrusu ben, hesâbımla karşılaşacak kimse olduğumu gerçekten sezmiştim(bilmiştim)!' der.

Artık o, hoşnud bir hayat içindedir!

Yüksek bir Cennette!

Meyveleri yakın (toplaması kolay)!

(Onlara denilir ki:) 'Geçmiş günlerde (dünyada) işlediğiniz (sâlih ameller)e karşılık olarak âfiyetle yiyin, için!'

Hâlbuki kitâbı sol eline verilene gelince, artık (o) şöyle der: 'Keşke bana kitâbım verilmeseydi!'

'Ve hesâbımın ne olduğunu bilmeseydim!'

'Keşke o (ölüm) işimi bitirmiş olsaydı!'

'Malım bana fayda vermedi!'

'Saltanatım benden yok olup gitti!'

(Allah, Cehennem bekçilerine şöyle buyurur:) 'Tutun onu, hemen kendisini bağlayın!'

'Sonra Cehenneme atın onu!'

'Sonra hemen onu, boyu yetmiş arşın olan bir zincire vurun!'

'Çünki o, yüce Allah’a inanmazdı!'

'Yoksulu doyurmaya da teşvîk etmezdi!'

'Artık, ona bugün burada yakın bir dost yoktur!'

'İrinden başka bir yiyeceği de yoktur!'

'Onu ancak günahkârlar (kâfirler) yer!'

Artık yemîn ederim, görmekte olduklarınıza!

Ve göremiyor olduklarınıza!

Şübhesiz ki o (Kur’ân), çok şerefli bir elçinin (peygamberin, vahiyden ibâret)sözüdür.

Hem o, bir şâir sözü değildir! Ne kadar az îmân ediyorsunuz!

(O,) bir kâhin sözü de değildir! Ne kadar az ibret alıyorsunuz!

(O,) âlemlerin Rabbi tarafından indirilmedir.

(44-45) Eğer (o peygamber), bize isnâd ederek bazı sözler uydursaydı, (biz) onu mutlaka kuvvet(li bir azab)la yakalardık!

(44-45) Eğer (o peygamber), bize isnâd ederek bazı sözler uydursaydı, (biz) onu mutlaka kuvvet(li bir azab)la yakalardık!

Sonra elbette onun can damarını keserdik!

O takdirde (de) sizden hiçbir kimse ondan (bunu) men' ediciler değildir.

Ve şübhesiz ki o (Kur’ân), takvâ sâhibleri için elbette bir nasîhattir.

Ve şübhesiz ki biz, içinizden (onu) yalanlayanlar olduğunu gerçekten biliyoruz.

Ve şübhesiz ki o, kâfirler için (âhirette) elbette bir pişmanlıktır.

Ve (yine) şübhesiz ki o, kat'î gerçeğin ta kendisidir!

O hâlde yüce Rabbinin ismiyle (سُحْاَنَ رَبِّيَ الْعَظ۪يمِ diyerek) tesbîh et!