A1L30R200. Bu (harfler/rakamlar) kitabın ve apaçık Kuran’ın mucizesidir.

İnkar edenler, keşke Müslüman olsaydık diye arzulayacaklardır.

Bırak onları, yesinler, eğlensinler ve umutlarıyla oyalansınlar; mutlaka öğreneceklerdir.

Biz hiçbir topluluğu belirlenmiş bir yazgı olmaksızın yok etmeyiz.

Hiçbir toplum belirlenmiş süresini ne geçebilir, ne de gerisinde kalır.

Dediler ki: “Ey kendisine mesaj (zikr) indirilmiş olan, sen bir delisin.”

“Doğru sözlü isen bize melekleri getirsene.”

Biz melekleri ancak belli bir amaç için göndeririz, o zaman da kimseye süre tanınmaz.

Kuşkusuz mesajı biz, evet biz indirdik ve onu koruyacak da elbette yine biziz.

Senden önce, geçmiş topluluklara da elçiler gönderdik.

Onlara her ne zaman bir elçi geldiyse onu alaya aldılar.

İşte suçluların kalbine böyle (bir tavrı) sokarız.

Nitekim, onu onaylamazlar. Kendilerinden öncekilerin yasası (sünneti) de böyleydi.

Onlara gökten bir kapı açsak ve onun içinde yükselecek olsalardı,

“Gözlerimiz sarhoş edildi, büyülendik“ diyeceklerdi.

Gökte galaksiler yerleştirdik ve gözleyenler için onları süsledik.

Ve onları her kovulmuş sapkından koruduk.

Ancak onlardan kulak hırsızlığı eden olursa onu alevli bir ateş mermisi kovalar.

Yeryüzünü genişletip içine sağlam dağlar yerleştirdik ve orada her şeyi mükemmel bir ölçüye göre bitirdik.

Orada hem sizin için ve hem sizin beslemediğiniz yaratıklar için yaşanacak bir ortam oluşturduk.

Hiçbir şey yoktur ki onun hazineleri bizim yanımızda olmasın, ancak biz onu belirlenmiş bir ölçüyle indiririz.

Rüzgarı aşılayıcı olarak gönderdik; gökten bir su indirip sizi onunla suladık. Oysa siz onu depo edemezdiniz.

Biz, elbette biz diriltir ve öldürürüz, sonunda her şeyin sahibi olarak kalacak olan yine biziz.

İlerleyenlerinizi de biliriz, geride kalanları da biliriz.

Onları, senin Efendin toplayacak. O Bilgedir, Bilendir.

İnsanı, kurumuş, yıllanmış balçıktan yarattık.

Cinleri de önceden, içe işleyen parlak ateşten yarattık.

Efendin meleklere, “Kurumuş, yıllanmış balçıktan bir insan yaratacağım“ demişti.

“Onu düzenleyip ona ruhumdan üflediğimde hemen onun için secdeye varın“ demişti.

Tüm melekler topluca secde ettiler;

Ancak Sapkın (İblis) hariç. Secde edenlerle beraber olmayı red etti.

Dedi ki: “Seni secde edenlerle beraber olmaktan alıkoyan şey nedir, İblis?“

Dedi ki: “Kurumuş, yıllanmış balçıktan yarattığın insana secde edecek değilim.”

“Öyleyse çık oradan; sen kovuldun!“

“Yargı gününe kadar laneti hakettin“ dedi.

“Efendim, dirilecekleri güne kadar beni ertele“ dedi.

Dedi ki: “Tamam, sen ertelendin“

“Bilinen vaktin gününe kadar…“

Dedi ki: “Efendim, beni yoldan çıkarttığın için, onları yeryüzünde ayartıp topluca saptıracağım.”

“Kendilerini sadece sana adayanlar hariç.”

Dedi ki: “İşte benim değişmez yasam budur.”

“Elbette, sadece bana hizmet edenlere karşı bir gücün yoktur. Ancak sana uyan sapıklara gücün yeter.”

“Cehennem hepsinin buluşma yeridir.”

“Onun yedi kapısı vardır ve her bir kapı için onlardan belli bir pay vardır.”

Erdemliler ise bahçeler ve pınarlar içindedir.

Oraya barış ve güvenlik içinde girin.

Göğüslerindeki kötü duyguları kaldırırız; kardeşçe karşılıklı yerleştirilmiş koltuklar üzerindedirler.

Orada onlara hiçbir yorgunluk dokunmaz ve oradan çıkarılacak da değillerdir.

Kullarıma haber ver ki ben Bağışlayıcıyım, Rahimim.

Ve azabım da çok acı bir azaptır.

Onlara İbrahim’in konuklarından haber ver.

Onun yanına varıp, “Selam!“ demişlerdi. O da, “Biz sizden korkuyoruz“ demişti.

“Endişelenme, biz sana bilgin bir oğul müjdesini veriyoruz“ demişlerdi.

“İyice yaşlanmışken beni mi müjdeliyorsunuz! Beni ne ile müjdeliyorsunuz?“ dedi.

“Sana gerçeği müjdeledik, umudunu kesme“ dediler.

“Sapıtmışlardan başka Efendisinin rahmetinden kim umut keser?“ dedi.

“Ey elçiler, göreviniz nedir?“ dedi.

“Biz, suçlu bir topluma gönderildik;“

“Ancak Lut’un ailesi hariç. Hepsini kurtaracağız.”

“Yalnız karısı hariç; onun geride kalanlardan olmasını kararlaştırdık“ dediler.

Elçiler Lut’un ailesine geldiklerinde

“Siz, bizce tanınmayan bir topluluksunuz“ dedi.

Dediler ki: “Onların kuşkulandıkları şeyi sana getirdik.”

“Sana gerçeği getirdik, biz elbette doğru konuşuyoruz.”

“Geceleyin ailenle birlikte çık. Arkalarından izle ve hiçbiriniz arkaya bakmasın. Size emredilen yere gidin.”

‘Şu halk, sabahleyin yok edilecektir’ şeklindeki emri kendisine bildirdik.

Kent halkı neşe içinde geldiler.

“Bunlar konuklarımdır, sakın beni utandırmayın.”

“ALLAH’tan korkun, beni rezil etmeyin!“ dedi.

“İnsanlarla diyalog kurmaktan seni menetmemiş miydik?“ dediler.

“İşte benim kızlarım“ dedi, “İlla da istiyorsanız!“

Ne yazık ki onlar, sarhoşlukları içinde bocalıyorlardı.

Tan ağarırken onları felaketli bir gürültü yakaladı.

Onun altını üstüne getirdik. Üzerlerine çamurdan yapılmış sert taşlar indirdik.

Bunda, inceleyip araştıranlar için dersler vardır.

Ve o yol üzerinde durmaktadır.

Bunda, gerçeği onaylayanlar için bir işaret vardır.

Gerçekten Orman Halkı da zalimlerden idi.

Onlardan öc aldık. Her ikisi de belgelenmiştir.

Mağara Halkı da elçileri yalanladı.

Kendilerine ayetlerimizi verdik, fakat ondan yüz çevirdiler.

Dağlardan güvenli evler yontuyorlardı.

Sabahleyin onları da o korkunç gürültü yakaladı.

Kazandıklarının hiçbiri onları kurtaramadı.

Biz, gökleri, yeri ve aralarındaki şeyleri belli bir amaç için yarattık. O an elbette gelecektir, öyleyse onlara güzel ve yumuşak davran.

Efendin elbette Yaratandır, Bilendir.

Biz sana yedi çifti ve büyük Kuran’ı verdik.

Onlardan bazılarına verdiklerimizi kıskanma ve onlardan ötürü de üzülme. Gerçeği onaylayanlara kanatlarını indir.

De ki: “Ben apaçık bir uyarıcıyım.”

Aynı şekilde o bölücülerle de ilgileneceğiz.

Onlar ki Kuran’ı parçalara ayırdılar.

Efendine and olsun ki, hepsinden soracağız,

Yaptıkları şeylerden.

Öyleyse sana emredileni açıkça ortaya koy ve müşriklere de aldırma.

Alay edenlere karşı biz sana yeteriz.

Onlar ki ALLAH ile beraber başka tanrılar oluşturdular. Yakında bilecekler.

Söylediklerinden ötürü göğsünün daraldığını biliyoruz.

Efendini yüceltip coşkuyla an ve yerlere kapan.

Efendine hizmet et ki kesin bir onaya sahip olasın.