Elif lâm râ. Şunlar Kitabın ve apaçık Kur'an'ın âyetleridir.

Bir zaman gelir ki nankörlük edenler, "Keşke müslüman olsaydılar" diye arzu ederler.

Bırak onlar yesinler, eğlensinler; arzu onları oyalasın. Yakında (yaptıklarının kötü sonucunu) bileceklerdir.

Biz hiçbir kenti yok etmedik ki, onun mutlaka bilinen bir yazısı olmasın (helâk ettiğimiz her ülkenin yazılmış, tesbit edilmiş bir süresi vardır. O süre dolunca onları yok etmişizdir).

Hiçbir millet ne süresini geçebilir, ne de (ondan) geri kalır (her kavim mutlaka, kendileri için belirtilmiş sürede helâk olur).

Dediler ki: "Ey kendisine Zikir (Kitap) indirilmiş olan, sen mutlaka cinlenmişsin!"

"Eğer doğrulardansan, bize melekleri getirsene!"

Biz, melekleri ancak hak ile (hikmet gereğince) indiririz, o zaman da kendilerine asla göz açtırılmaz, (derhal işleri bitirilir, mahvolup giderler).

O Zikri (Kitap)ı biz indirdik biz; ve O'nun koruyucusu da elbette biziz!

Andolsun, senden önceki milletlerin kolları içine de elçiler gönderdik.

Onlara hiçbir elçi gelmezdi ki, onunla alay etmesinler.

İşte biz o(Tanrı Zikri)ni suçluların kalblerine böyle sokarız.

Kendilerinden öncekilerin sünneti (inkârcıların mahvedileceği yasası) geçtiği halde yine de ona inanmazlar.

Onlara gökten bir kapı açsak da oraya çıkacak olsalardı:

"Herhalde gözlerimiz döndürüldü, biz büyülenmiş bir topluluğuz," derlerdi.

Andolsun biz, gökte burçlar yaptık. Ve onu bakanlar için süsledik.

Ve onu, her recim (taşlanmış, kovulmuş uydurma sözler atan) şeytândan koruduk.

Ancak kulak hırsızlığı eden olursa, onu da parlak bir ışın kovalar.

Arzı da yaydık, oraya sağlam dağlar attık ve orada ölçülü mütenâsib şeyler bitirdik.

Orada sizin için ve (beslediğinizi sandığınız, fakat aslında) sizin beslemediğiniz kimseler için geçimlikler var ettik.

Hiçbir şey yoktur ki onun hazineleri, bizim yanımızda olmasın, ama biz onu, bilinen bir miktar ile indiririz.

Rüzgârları, aşılayıcı olarak gönderdik de gökten su indirdik, böylece sizi suladık. Onu depolayan siz değilsiniz.

Biziz, elbette biz ki, yaşatır, öldürürüz; gerçek vâris olan da biziz (her fâninin mülkü bize geçer. Ölmeyen, dâimâ kalan yalnız biziz).

Andolsun, sizden önce geçenleri de bildik, sonra gelenleri de bildik.

Gerçekten onları toplayacak olan, Rabbindir. O hükümdardır, bilendir.

Andolsun biz insanı pişmemiş çamurdan, değişmiş cıvık balçıktan yarattık.

Cinne gelince onu da (insandan) daha önce, (vücudun gözeneklerine) nüfuz eden kavurucu ateşten yarattık.

Bir zaman Rabbin meleklere demişti ki: "Ben kupkuru çamurdan, değişken balçıktan bir insan yaratacağım!"

"Onu düzenle(yip insan şekline koydu)ğum ve ona ruhumdan üflediğim zaman hemen ona secdeye kapanın!"

Meleklerin hepsi topluca secde ettiler.

Yalnız İblis, secde edenlerle beraber olmayı kabul etmedi.

(Allâh): "Ey İblis, nen var ki, sen secde edenlerle beraber olmadın?" dedi.

(İblis): "Ben bir çamurdan, değişken bir balçıktan yarattığın insana secde edemem!" dedi.

(Allâh): "Öyleyse çık oradan (meleklerin içinden çık), dedi, çünkü sen kovuldun!"

"Tâ cezâ gününe kadar üzerine lâ'net edilecektir!"

(İblis): "Rabbim," dedi "bâri tekrar dirilecekleri güne kadar beni(m canımı almayı) ertele!"

(Allâh): "Haydi," dedi, "sen ertelenmişlerdensin!"

"O bilinen vaktin gününe kadar!"

(İblis): "Rabbim, dedi, beni azdırmandan ötürü andolsun ki, ben de yer yüzünde onlara (günâhları) süsleyeceğim ve onların hepsini azdıracağım.

Ancak içlerinden kendilerine ihlas verilen kulların hâriç. (Benim azdırmam, onları etkilemez.)

(Allâh) buyurdu ki: "İşte bana varan doğru yol budur."

"Benim hâlis kullarıma karşı senin bir gücün yoktur. Ancak sana uyan azgınlar(ı azdırabilirsin)".

Cehennem o (şeytâna uya)nların hepsinin buluşma yeridir.

Onun yedi kapısı vardır. Her kapıya, onlardan bir bölüm ayrılmıştır.

(Şeytâna uymaktan, küfür ve isyândan) korunanlar ise cennetlerde, pınar başlarındadırlar.

(Onlara): "Oraya esenlikle, güven içinde girin!" (denilir).

Onların göğüslerindeki kini çıkarıp atmışızdır; (hepsi) kardeşler olarak divanlar üzerinde karşı karşıya oturur (sohbet eder)ler.

Orada onlara hiçbir yorgunluk dokunmaz ve onlar oradan çıkarılacak da değillerdir.

(Ey Muhammed), kullarıma haber ver: İşte ben öyle bağışlayan, öyle esirgeyenim.

Fakat benim azâbım da çok acı bir azâbdır.

Onlara İbrâhim'in konuklarından haber ver;

Onun yanına girmişler: "Selâm" demişlerdi. O da: "Biz sizden korkuyoruz." dedi.

"Korkma dediler, biz sana bilgin bir çocuk(un olacağını) müjdeleriz!"

"Bana ihtiyarlık dokunduktan sonra mı beni müjdelediniz? Ne tuhaf bir şey ile müjdeliyorsunuz beni?" dedi.

"Sana gerçeği müjdeledik, umut kesenlerden olma!" dediler.

"Sapıklardan başka kim Rabbinin rahmetinden umut keser?" dedi.

(İbrâhim gelenlerin Hak elçileri melekler olduklarını anlayınca): "Ey elçiler, dedi, işiniz nedir?"

"Biz suç işleyen bir kavme gönderildik," dediler.

Yalnız Lût âilesi suçlu değildir. Biz onların hepsini kurtaracağız."

"Ancak karısı hâriç. Onun da (suçlularla beraber) kalanlardan olmasını uygun gördük."

Elçiler Lût âilesine geldiklerinde:

(Lût): "Siz hiç tanınmamış kimselersiniz!" dedi.

Dediler ki: "Doğrusu, biz onların, hakkında şüphe ettikleri((tanrı azâbı)nı sana getirdik,"

"Sana gerçeği getirdik, biz elbette doğru söyleyenleriz!"

"Hemen gecenin bir parçasında âileni yürüt, sen de arkalarından git, içinizden hiç kimse ardına dönüp bakmasın. Emredildiğiniz yere gidin!"

Ona: "Şunlar sabaha girerlerken arkaları kesilecektir!" buyruğunu bildirdik.

(Lût kavminin oturduğu Sodom) Kent(inin) halkı, (Lût'un genç konuklarını duyup) sevinerek geldiler.

(Lût onlara): "Bunlar benim konuğumdur, dedi, beni mahcubetmeyin!"

"(Ne olur), Allah'tan korkun, beni rezil etmeyin!"

"Seni âlemlerden (başkalarının işine karışmaktan) menetmemiş miydik?" dediler.

"Eğer yapacaksanız, işte kızlarım." dedi.

Senin ömrüne andolsun ki, onlar, sarhoşlukları içinde bocalıyorlardı.

Güneşin doğma zamanına girerlerken korkunç ses onları yakaladı.

O kentin üstünü altına getirdik ve üzerlerine de çamurdan pişmiş taşlar yağdırdık.

Şüphesiz bunda işâretten anlayanlara (nice) ibretler vardır.

Ve o (kent, herkesin gelip geçtiği) bir yol üzerinde durmaktadır.

Elbette bunda inananlar için bir ibret vardır.

Gerçekten Eyke halkı da zâlim kimselerdi.

Onlardan da öcümüzü aldık, her ikisi de (Sodom da, Eyke de) hâlâ (yol üzerinde, gözler) ön(ün) de apaçık durmaktadır.

Andolsun Hicr halkı (Semûd kavmi) de peygamberleri yalanladılar.

Onlara âyetlerimizi verdik, ama onlardan yüz çeviriyorlardı.

Dağlardan güvenli evler yontuyorlardı.

Sabaha girerlerken onları da (o) korkunç ses yakaladı.

Kazandıkları, kendilerinden hiçbir şeyi savamadı.

Biz gökleri yeri ve bunlar arasında bulunanları hak ile yarattık; (gerçeğin ortaya çıkacağı) o sâ'at, mutlaka gelecektir! Şimdi sen güzel bir hoşgörü ile hareket et.

Yaratan, bilen ancak Rabbindir..

Andolsun sana ikililerden yedi ve bu büyük Kur'ân'ı verdik.

Onlardan bazı çiftlere (sınıflara) verdiğimiz dünyâlığa gözlerini dikme ve (sana inanmadıkları için) onlara üzülme. Mü'minlere kanadını indir, (onlara karşı mütevâzi, şefkatli davran).

Ve: "Ben, ancak ben, apaçık bir uyarıcıyım!" de.

(Siz bilirsiniz, inanmazsanız Allâh'ın azâbı başınıza inecektir.) Tıpkı o bölücülere (veya and içenlere) indirdiğimiz gibi (sizin başınıza da azâb indiririz)!

Onlar ki Kur'ân'ı bölük bölük ettiler.

Senin Rabbin hakkı için biz onların hepsine mutlaka soracağız:

Yaptıkları şeylerden.

Sen emrolunduğun şeyi açıkça söyle ve ortak koşanlara aldırma.

O alay edenlere karşı biz sana yeteriz.

O, Allâh ile beraber başka tanrı tutanlar, yakında (yaptıklarının sonucunu) bileceklerdir!

Andolsun onların söylediklerine senin göğsünün daraldığını (canının sıkıldığını) biliyoruz.

Sen Rabbini hamd ile tesbih et (O'nu övecek sözlerle an, subhanallahi velhamdulillah de) ve secde edenlerden ol.

Ve Rabbine kulluk et ki sana yakin gelsin (kesin bilgiye eresin)!