Kasem ederim kıyâmet gününe;

Yine kasem ederim pişmankâr nefse ki, (muhakkak öldükten sonra dirileceksiniz).

İnsan sanır ki, biz, kemikleri bir araya getiremeyiz?

(Değil yalnız kemikleri bir araya getirmek), daha doğrusu biz o insanın parmak uçlarını (dünyada olduğu gibi düzeltib) toplamağa da kadiriz;

Fakat insan, fenalığını önüne sürmek ister.

(Alay ederek) sorar: “- Kıyâmet günü ne zaman?”

(Allah buyurmuştur ki): Göz, (dehşetten) ne vakit ki dikilir,

Ay tutulur,

Güneş ile ay bir araya toplanır,

O gün insan der ki, kaçacak yer nerede?

Hayır, (o kâfire) hiç bir sığınak yok.

Ancak Rabbinedir o gün dönüb kararlaşmak...

O gün insan işlediği ve işlemediği amellerle uyarılır, (yaptığı ve yapmadığı her şey kendisine anlatılır ve hesaba çekilir.)

Doğrusu insan, nefsine karşı murakabeci bir şahiddir.

Bütün mazeretlerini ortaya dökse de, (yine nefsinde gerçeği bilir. İnsan tamamen kendini kontrol edebilecek durumdadır.)

(Ey Rasûlüm, vahy daha tamamlanmadan) ona acele ederek, (kelimeleri kaçırmıyayım diye) dilini onunla depretme;

Çünkü O Kur’an’ı (kalbinde) toplamak ve dilinde okuyuşunu sağlamak bize aiddir.

Biz onu (Cebrâil dili ile) okuduk mu, sen onun okunuşunu takib et.

Sonra onu açıklamak da muhakkak bize aiddir.

Hayır hayır, doğrusu siz, peşini (dünya zevklerini) seviyorsunuz;

Ve ahireti bırakıyorsunuz. (onu kazanmak için çalışmıyorsunuz).

Nice yüzler vardır ki, o gün (kıyamette) güzelliği ile parıldar.

(O yüzler) Rablerine bakarlar.

Nice yüzler de vardır ki, o gün somurub kararmıştır.

(Böyle kararmış yüzler, başlarına gelecek felâketle) bel kemiklerinin kırılacağını anlar.

Hayır hayır, (dünya ahirete tercih edilemez). Can köprücük kemiklerine dayanınca,

(Yanında bulunanlar tarafından) denilir ki: “- (Bunu) tedavi edecek bir doktor kim var?”

(Ruhu köprücük kemiklerine dayanmış olan bu kimse, artık dünyadan) gerçek olarak kendisi için ayrılış olduğunu anlamıştır.

(Ölümün şiddetinden de) bacak bacağa dolanmıştır.

O gün dönüş, Rabbinedir ancak...

(O kâfir Ebu Cehil Kur’an’ı ve Peygamberi) tasdik etmedi, namaz da kılmadı.

Ancak yalan söyledi ve (itaat etmekten) yüz çevirdi.

Sonra da böbürlene böbürlene (dünyada) ehline gitti.

Azab olsun sana, (Ey Ebu Cehil), azab gerek!...

Sonra yine azab olsun sana, azab gerek!

Sanır mı insan, başı boş bırakılacak?

Dökülen meniden bir nutfe değil mi idi?

Sonra meniden bir kan pıhtısı olmuş da, Allah onu yarattı, derken (insan) biçimine koydu.

Nihayet o meniden erkek ve dişi iki eş yarattı.

Bunları yaratan ölüleri diriltmeye kadir değil mi? (Şübhesiz ki buna da kadirdir).