Kıyâmet gününe yemîn ederim!

(Pişmanlık duyup) dâimâ kendini kınayan nefse de yemîn ederim (ki öldükten sonradiriltileceksiniz)!

İnsan, kendisinin kemiklerini aslâ bir araya getiremeyeceğimizi mi sanıyor?

Evet! (Bir araya getiririz!) (Biz) onun parmak uçlarını (parmak izlerine varıncaya kadar) düzenlemeye (eski hâline getirmeye) gücü yetenleriz.

Fakat insan önünde(ki gelecekte) de günâh işlemek ister.

'O kıyâmet günü ne zaman?' diye (alay ederek) sorar.

(7-9) Fakat; göz kamaştığı, ay tutulduğu (ışığı giderildiği) ve güneşle ay bir araya getirildiği zaman!

(7-9) Fakat; göz kamaştığı, ay tutulduğu (ışığı giderildiği) ve güneşle ay bir araya getirildiği zaman!

(7-9) Fakat; göz kamaştığı, ay tutulduğu (ışığı giderildiği) ve güneşle ay bir araya getirildiği zaman!

O gün insan: 'Kaçacak yer nerede?' der!

Hayır! Sığınacak bir yer yoktur!

O gün varıp durulacak yer, ancak Rabbinin huzûrudur.

O gün insan, (yapıp) öne sürdüğü ve (yapmayıp) geri bıraktığı (herşeyi)nden haberdâr edilir.

(14-15) Daha doğrusu insan, (kurtulmak için, bütün) ma'zeretlerini ortaya atsa da, kendi nefsine (bizzat kendisi) şâhiddir!

(14-15) Daha doğrusu insan, (kurtulmak için, bütün) ma'zeretlerini ortaya atsa da, kendi nefsine (bizzat kendisi) şâhiddir!

(Habîbim, yâ Muhammed! Cebrâîl sana vahyi bitirmeden) onu (Kur’ân’ı) acele(ezber) etmek için, dilini onunla kımıldatma!

Şübhesiz ki onu (senin kalbinde) toplamak ve onu (sana) okutmak bize âiddir.

O hâlde onu (sana) okuduğumuz zaman, artık (sen) onun okunuşunu ta'kib et!

Sonra şübhesiz onu açıklamak da bize âiddir.

Hayır! Doğrusu (siz) âcil olanı (dünya hayâtını) seviyorsunuz.

Ve âhireti bırakıyorsunuz.

Nice yüzler vardır ki, o gün (âhirette) parlaktırlar!

Rablerine nazar edicidirler! (Allah’ın cemâlini görmeye mazhar olurlar!)

Nice yüzler de vardır ki, o gün buruşuktur!

(Çünki) kendilerinin bel kıran bir belâya uğratılacaklarını sezerler (iyice anlarlar)!

(26-27) Hayır! (Can) köprücük kemiklerine dayandığı zaman: 'Var mı (bu hastaya) bir okuyacak (tedâvi edecek) kişi?' denilir.

(26-27) Hayır! (Can) köprücük kemiklerine dayandığı zaman: 'Var mı (bu hastaya) bir okuyacak (tedâvi edecek) kişi?' denilir.

Ve (o can çekişen kimse ise,) şübhesiz bunun (artık dünyadan) ayrılış olduğunu sezer.

Ve bacak bacağa dolaşır!

O gün sevk olunacak yer, ancak Rabbinin huzûrudur.

Çünki (o insan) ne (peygamberi ve Kur’ân’ı) tasdîk etti, ne de namaz kıldı.

Fakat yalanladı ve yüz çevirdi.

Sonra da çalımlana çalımlana âilesine gitti.

Sana daha lâyıktır (bu azab), daha lâyık!

Sonra (tekrar tekrar) sana daha lâyıktır (bu azab), daha lâyık!

İnsan, başıboş bırakılacağını mı sanıyor?

(O,) akıtılan bir menîden bir nutfe (hakir bir damla sudan süzülmüş hulâsa) değil miydi?

Sonra bir alaka oldu da, (Allah onu insan şeklinde) yarattı ve (a'zâlarını)düzenledi.

Derken ondan erkek ve dişi, iki eş kıldı.

Bu(nları yapan), ölüleri diriltmeye kadir değil midir?