Kıyamet gününe yemin ederim.

Nedamet çeken nefse yemin ederim.

İnsan zanneder mi ki Biz; onun kemiklerini bir araya toplayamayız?

Evet, Biz parmak uçlarını bile düzeltmeye kadiriz.

Fakat insan, önündekini yalanlamak ister de;

Kıyamet günü de ne zamanmış? diye sorar.

Göz kamaştığında,

Ay tutulduğunda,

Güneş ve ay bir araya getirildiğinde,

O gün, insan; kaçacak yer nerede? der.

Hayır, hiç bir sığınak yoktur.

O gün, herkesin duracağı yer, ancak Rabbının huzurudur.

O gün, önde ve sonda ne yaptıysa insana bildirilir.

Daha doğrusu insan, kendi kendinin şahididir.

Ma'zeretlerini sayıp dökse de.

Onu acele etmen için dilini onunla beraber oynatma.

Şüphesiz onu toplamak ve okutmak Bize aittir.

Öyleyse Biz, onu okuduğumuz vakit; sen, onun okunuşunu dinle.

Sonra şüphesiz onu açıklamak da Bize aittir.

Hayır, bilakis siz, çabuk geçeni seversiniz.

Ve ahireti bırakırsınız.

Bir takım yüzler o gün parlayacak,

Rabblarına bakacaklardır.

Bir takım yüzler de asıktır.

Belkemiğinin kırılacağını anlar.

Dikkat edin, köprücük kemiğine bir dayandığı zaman;

Çare bulacak kim? denir.

Ve ayrılık vaktinin geldiğini anlar.

Bacak da bacağa dolaşır.

O gün; sevk, yalnız Rabbınadır.

Tasdik etmemişti, namaz da kılmamıştı.

Fakat yalanlamış, yüz çevirmişti.

Sonra da salına salına kendinden yana olanlara gitmişti.

Yazıklar olsun sana, yazıklar.

Yine yazıklar olsun sana, yazıklar.

İnsan kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanır?

O, akıtılan bir meni damlası değil miydi?

Sonra kan pıhtısı olmuş; sonra, onu insan biçimine koyup yaratmış ve düzeltmiştir.

Ve ondan erkek, dişi iki cins yaratmıştır.

Şimdi O; ölüleri diriltmeye kadir değil midir?