Kıyamet Günü'nü tanıklığa çağırırım!

İnsan vicdanının kınayan sesini tanıklığa çağırırım!

İnsan, (onu tekrar diriltip) kemiklerini yeniden bir araya getiremeyeceğimizi mi sanıyor?

Hayır, kesinlikle! Onu parmak uçlarına kadar yeniden var etmeye kadiriz!

Ama yine de insan, önüne serilmiş olan şeyi inkara kalkışır,

ve (istihza ile) sorar: "Şu Kıyamet Günü ne zaman gelecekmiş?"

Ama (o Gün,) gözler korku ile açıldığında,

ve ay karanlığa gömüldüğünde,

ve güneş ile ay bir araya getirildiğinde,

o Gün insan haykıracak: "(Eyvah!) Nereye kaçayım?"

Hayır! Bir sığınak yok (senin için, ey insan)!

O Gün bütün yolların varış yeri, Rabbinin katı olacak!

O Gün insana, yaptığı ve yapmadığı her şey bildirilecek:

hayır, aslında insan, kendi aleyhine şahitlik yapacak,

mazeretler bulup kendi (yaptıkları)nı gizlemeye çalışsa bile.

(Vahyin sözlerini tekrarlarken) dilini hızla oynatıp durma;

çünkü onu (senin kalbine) yerleştirmek ve (gerektiğinde) okutturmak Bizim işimizdir.

Böylece, onu telaffuz ettiğimiz zaman, kelimelerini (bütün zihnini vererek) takip et,

sonra onun anlamını açıklamak da Bize düşer.

(Çoğunuz) bu geçici hayatı seviyorsunuz,

ama öteki dünyayı (ve Hesap Günü'nü) hiç düşünmüyorsunuz!

Bazı yüzler o Gün mutlulukla parlayacak,

Rablerine bakarken;

ve o Gün bazı yüzler ümitsizlikle kararacak,

çatırdatan bir felaketin başlarına gelmek üzere olduğunu bilerek.

Ne zaman ki, (son nefes, ölen birinin) boğazına gelip düğümlenir,

ve insanlar: "(onu kurtaracak) bir hekim yok mu?" diye sorarlar;

kendisi de bilir ki bu ayrılma vaktidir,

ve ölüm sancıları ile örülmektedir:

işte o zaman gidişinin Rabbine doğru olduğunu hisseder!

(Artık son pişmanlık fayda etmez) çünkü (yaşadığı sürece) hakikati kabul etmedi ve (aydınlığa kavuşmak için) namaz kılmadı;

tam tersine, hakikati yalanladı ve (ondan) uzaklaştı,

ve sonra böbürlenerek geldiği yere döndü.

(Ama ey insan, akibetin geliyor her dakika) yakınına, daha da yakınına,

yakınına, daha da yakınına!

İnsan, başıboş bırakılacağını ve dilediği gibi hareket edebileceğini mi sanır?

O, bir zamanlar (sadece) akıtılan bir meni damlası değil miydi,

ve sonra döllenmiş hücre; bu safhada Allah (onu) yaratmış ve olması gerektiği gibi şekil vermişti,

ve ondan iki cinsi, erkeği ve dişiyi var etmişti?

Öyleyse, Allah, ölüyü hayata yeniden döndüremez mi?