Elif lâm mîm.


1. :

Tilke âyâtul kitâbil hakîm(hakîmi).


1. tilke : bu
2. âyâtu : âyetler
3. el kitâbi : kitap
4. el hakîmi : hikmetli

Huden ve rahmeten lil muhsinîn(muhsinîne).


1. huden : hidayet, hidayete erdiren
2. ve rahmeten : ve rahmet
3. li el muhsinîne : muhsinler için

Ellezîne yukîmûnes salâte ve yu’tûnez zekâte ve hum bil âhıreti hum yûkinûn(yûkinûne).


1. ellezîne : ki onlar
2. yukîmûne : ikame ederler
3. es salâte : salat, namaz
4. ve yu'tûne : ve verirler
5. ez zekâte : zekât
6. ve hum : ve onlar
7. bi el âhıreti : ahirete (hayattayken Allah'a ulaşma gününe)
8. hum : onlar
9. yûkinûne : kesin olarak inanırlar

Ulâike alâ huden min rabbihim ve ulâike humul muflihûn(muflihûne).


1. ulâike : işte onlar
2. alâ huden : hidayet üzerinde
3. min rabbi-him : Rab'lerinden
4. ve ulâike : ve işte onlar
5. hum : onlar
6. el muflihûne : felâha erenler, kurtuluşa erenler

Ve minen nâsi men yeşterî lehvel hadîsi li yudılle an sebîlillâhi bi gayri ilmin ve yettehızehâ huzuvâ(huzuven), ulâike lehum azâbun muhîn(muhînun).


1. ve min : ve ...den, ...dan
2. en nâsi : insanlar
3. men : kimse, kişi
4. yeşterî : satın alırlar
5. lehve : boş, lüzumsuz şeyler
6. el hadîsi : söz
7. li yudılle : saptıracak, dalâlette bırakacak
8. an sebîli allâhi : Allah'ın yolundan
9. bi gayri : olmaksızın
10. ilmin : bir bilgi, bir ilim
11. ve yettehıze-hâ : ve onu edinirler
12. huzuven : alay konusu
13. ulâike : işte onlar
14. lehum : onlarındır, onlar için vardır
15. azâbun : bir azap
16. muhînun : horlayıcı, alçaltıcı

Ve izâ tutlâ aleyhi âyâtunâ vellâ mustekbiren ke en lem yesma’hâ ke enne fî uzuneyhi vakrâ(vakran), fe beşşirhu bi azâbin elîm(elîmin).


1. ve izâ tutlâ : ve okunduğu zaman
2. aleyhi : ona, onun üzerine
3. âyâtu-nâ : âyetlerimiz
4. vellâ : geri döndü, kaçtı
5. mustekbiren : kibirlenerek
6. ke : gibi
7. en : olmak
8. lem yesma'-hâ : onu işitmedi (işitmiyor)
9. ke enne : sanki, gibi
10. : içinde, vardır
11. uzuney-hi : onun iki kulağı
12. vakran : vakra, işitmeyi engelleyen bir sistem, ağırlık
13. fe : o zaman, böylece
14. beşşir-hu : onu müjdele
15. bi : ile, ... e
16. azâbin : azap
17. elîmin : acı, elîm

İnnellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti lehum cennâtun na’îm(na’îmi).


1. inne : muhakkak
2. ellezîne : ki onlar
3. âmenû : îmân ettiler
4. ve amilû es sâlihâti : ve ıslâh edici amel (nefs tezkiyesi) yaptılar
5. lehum : onlarındır, onlar için vardır
6. cennâtun : cennetler
7. na'îmi : naîm (ni'metleri bol olan)

Hâlidîne fîhâ, va’dallâhi hakkâ(hakkan), ve huvel azîzul hakîm(hakîmu).


1. hâlidîne : ebedî kalacak olanlar
2. fî-hâ : orada
3. va'de allâhi : Allah'ın vaadi
4. hakkan : bir hakk olarak
5. ve huve : ve o
6. el azîzu : azîz, üstün
7. el hakîmu : hüküm ve hikmet sahibi

Halakas semâvâti bi gayri amedin terevnehâ ve elkâ fîl ardı revâsiye en temîde bikum ve besse fîhâ min kulli dâbbeh(dâbbetin), ve enzelnâ mines semâi mâen fe enbetnâ fîhâ min kulli zevcin kerîm(kerîmin).


1. halaka : yarattı
2. es semâvâti : semalar, gökler
3. bi gayri : olmaksızın
4. amedin : direkler
5. terevne-hâ : onu görüyorsunuz
6. ve elkâ : ve bıraktı, koydu, attı
7. fî el ardı : yeryüzünde
8. revâsiye : dağlar
9. en temîde : sarsılması
10. bi-kum : size, sizin için
11. ve besse : ve yaydı
12. fî-hâ : orada
13. min : den
14. kulli : hepsi, her
15. dâbbetin : (yürüyen) hayvanlar
16. ve enzelnâ : ve biz indirdik
17. min es semâi : semadan, gökyüzünden
18. mâen : su
19. fe : o zaman, böylece
20. enbetnâ : yetiştirdik
21. zevcin : eş, zevce
22. kerîmin : kerim, bol, çok çeşit, çeşit çeşit

Hâzâ halkullâhi fe erûnî mâzâ halakallezîne min dûnih(dûnihî), beliz zâlimûne fî dalâlin mubîn(mubînin).


1. hâzâ : bu
2. halku allâhi : Allah'ın yaratması
3. fe : o zaman, böylece
4. erû-nî : bana gösterin
5. mâzâ : ne
6. halaka : yarattı
7. ellezîne : ki onlar
8. min dûni-hi : ondan başka
9. bel : hayır, bilâkis
10. iz : olmuştu, olduğu zaman
11. zâlimûne : zalimler, haksızlık edenler
12. : içinde, vardır
13. dalâlin : dalâlet, yanılgı
14. mubînin : apaçık

Ve lekad âteynâ lukmânel hikmete enişkur lillâh(lillâhi), ve men yeşkur fe innemâ yeşkuru li nefsih(nefsihî), ve men kefere fe innellâhe ganiyyun hamîd(hamîdun).


1. ve lekad : ve andolsun
2. âteynâ : biz verdik
3. lukmân : Lokman
4. el hikmete : hikmet
5. en uşkur : şükretsin
6. li allâhi : Allah'a ait, Allah için
7. ve men : ve kim
8. yeşkur : şükreder
9. fe : o zaman, böylece
10. innemâ : ancak, sadece
11. yeşkuru : şükreder
12. li nefsi-hi : kendi nefsi için
13. kefere : örttü, inkâr etti
14. inne allâhe : muhakkak ki Allah
15. ganiyyun : gani, zengin, muhtaç olmayan
16. hamîdun : hamdedilen

Ve iz kâle lukmânu libnihî ve huve yaızuhu yâ buneyye lâ tuşrik billâh(billâhi), inneş şirke le zulmun azîm(azîmun).


1. ve iz kâle : ve demişti
2. lukmânu : Lokman
3. libni-hî : oğluna
4. ve huve : ve o
5. yaızu-hu : ona vaazeder, öğüt verir
6. yâ buneyye : ey oğul
7. lâ tuşrik : şirk koşma
8. bi allâhi : Allah'a
9. inne : muhakkak
10. eş şirke : şirk
11. le : mutlaka, elbette, muhakkak
12. zulmun : zulümdür
13. azîmun : azîm, büyük

Ve vassaynel insâne bi vâlideyh(vâlideyhi), hamelethu ummuhu vehnen alâ vehnin ve fisâluhu fî âmeyni enişkurlî ve li vâlideyk(vâlideyke), ileyyel masîr(masîru).


1. ve vassaynâ : ve vasiyet ettik, emrettik
2. el insâne : insana
3. bi vâlidey-hi : onun anne ve babasıyla
4. hamelet-hu : ona hamile kaldı
5. ummu-hu : onun annesi
6. vehnen : zorluk
7. alâ : üzere, üzerinde, ... e
8. vehnin : zorluk
9. ve fisâlu-hu : ve onun sütten ayrılması
10. : içinde, vardır
11. âmeyni : iki sene (yıl)
12. enişkurlî (en uşkur lî ) : bana şükretmen
13. ve li vâlidey-ke : ve senin anne babana
14. ileyye : bana, kendime
15. el masîru : varış yeri

Ve in câhedâke alâ en tuşrike bî mâ leyse leke bihî ilmun fe lâ tutı’humâ ve sâhibhumâ fîd dunyâ magrûfen vettebi’ sebîle men enâbe ileyy(ileyye), summe ileyye merciukum fe unebbiukum bi mâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).


1. ve in : ve ise, sadece, doğrusu
2. câhedâ-ke : ikisi seninle cihad etti, mücâdele etti
3. alâ : üzere, üzerinde, ... e
4. en tuşrike : senin şirk koşman
5. bî mâ : şey ile
6. leyse : değil
7. leke : seni
8. bi-hî : onunla
9. ilmun : ilim, bilgi
10. fe : o zaman, böylece
11. lâ tutı'-humâ : onlara (o ikisine) itaat etme
12. ve sâhib-humâ : ve ikisini sahip ol
13. fî ed dunyâ : dünyada
14. magrûfen : iyilikle, ma'rufla, güzellikle
15. vettebi' (ve ittebi') : ve tâbî ol
16. sebîle : yol
17. men : kimse, kişi
18. enâbe : yöneldi
19. ileyye : bana, kendime
20. summe : sonra
21. merciu-kum : sizin dönüşünüz
22. unebbiu-kum : size haber veririm
23. bi mâ : şeye
24. kuntum : siz iseniz
25. ta'melûne : yaptıklarınız şeylerden

Yâ buneyye innehâ in teku miskâle habbetin min hardalin fe tekun fî sahretin ev fîs semâvâti ev fîl ardı ye’ti bihâllâh(bihâllâhu), innellâhe latîfun habîr(habîrun).


1. : ey
2. buneyye : oğlum, oğulcuğum, yavrum
3. inne-hâ : muhakkak ki o
4. in : eğer
5. teku : olur
6. miskâle : ölçü, ağırlık, miktar, kadar
7. habbetin : tane, tohum
8. min hardalin : hardaldan, hardal
9. fe : o zaman, böylece
10. tekun : olur
11. : içinde, vardır
12. sahretin : kaya
13. ev : veya
14. fî es semâvâti : semâlarda, göklerde
15. fî el ardı : yeryüzünde
16. ye'ti : gelir
17. bi-hi : onunla
18. allâhu : Allah
19. inne allâhe : muhakkak ki Allah
20. latîfun : lâtiftir, lütuf sahibidir
21. habîrun : (çok iyi) haberdar olan

Yâ buneyye ekımıs salâte ve’mur bil ma’rûfi venhe anil munkeri vasbir alâ mâ esâbek(esâbeke), inne zâlike min azmil umûr(umûri).


1. : ey
2. buneyye : oğlum, oğulcuğum, yavrum
3. ekımı : ikame et
4. es salâte : salat, namaz
5. ve'mur : ve emret
6. bi : ile, ... e
7. el ma'rûfi : ma'rûf
8. venhe : nehyet, yasakla, mani ol
9. an el munkeri : münkerden, kötülükten
10. vasbir (ve ısbır) : ve sabret
11. alâ : üzere, üzerinde, ... e
12. mâ esâbe-ke : sana isabet eden şey
13. inne : muhakkak
14. zâlike : işte bu, bu
15. min azmi : azmedilecek (mutlaka yapılması gereken şeylerden)
16. el umûri : işler

Ve lâ tusa’ir haddeke lin nâsi ve lâ temşi fîl ardı merahâ(merahan) innellâhe lâ yuhıbbu kulle muhtâlin fehûr(fehûrin).


1. ve lâ tusa'ir : ve çevirme
2. hadde-ke : yanağını
3. li en nâsi : insanlar için, insanlara
4. ve lâ temşi : ve yürüme
5. fî el ardı : yeryüzünde
6. merahan : böbürlenerek
7. inne allâhe : muhakkak ki Allah
8. lâ yuhıbbu : sevmez
9. kulle : bütünüyle,hepsi, tamamen
10. muhtâlin : çalımla yürüyen
11. fehûrin : övünen, kendini metheden

Vaksid fî meşyike vagdud min savtik(savtike), inne enkerel asvâti le savtul hamîr(hamîri).


1. vaksid : ve orta bir yol tut, mütevazi ol
2. : içinde, vardır
3. meşyi-ke : yürüyüşün
4. vagdud : ve kıs, eksilt
5. min savti-ke : sesinden
6. inne : muhakkak
7. enkere : en çirkin, en nekir olan
8. el asvâti : sesler
9. le : mutlaka, elbette, muhakkak
10. savtu : ses
11. el hamîri : merkep

E lem terev ennellâhe sehhare lekum mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ardı ve esbega aleykum niamehu zâhireten ve bâtıneh(bâtıneten), ve minen nâsi men yucâdilu fîllâhi bi gayri ilmin ve lâ huden ve lâ kitâbin munîr(munîrin).


1. e :
2. lem terev : görmediniz
3. ennallâhe (enne allâhe) : Allah'ın ... yaptığına
4. sehhare : musahhar kıldı, emrine amade kıldı
5. lekum : sizin için, size
6. : olmadı
7. fî es semâvâti : semâlarda, göklerde
8. ve mâ : ve şey
9. fî el ardı : yeryüzünde
10. ve esbega : ve tamamladı
11. aleykum : size, sizi
12. niame-hu : ni'metlerini
13. zâhireten : zahir olan, açık, görünen
14. ve bâtıneten : ve bâtın olan, gizli, görünmeyen
15. ve min en nâsi : ve insanlardan bir kısmı
16. men : kimse, kişi
17. yucâdilu : mücadele edecek
18. fîllâhi (fî allâhi) : Allah hakkında
19. bi gayri : olmaksızın
20. ilmin : bir bilgi, bir ilim
21. ve lâ huden : ve hidayet eden, hidayetçi
22. ve lâ kitâbin : ve bir kitap olmadan
23. munîrin : aydınlatıcı, nurlandırıcı

Ve izâ kîle lehumuttebiû mâ enzelallâhu kâlû bel nettebiu mâ vecednâ aleyhi âbâenâ, e ve lev kâneş şeytânu yed’ûhum ilâ azâbis saîr(saîri).


1. ve izâ : ve o zaman, olunca
2. kîle : denildi
3. lehum : onlarındır, onlar için vardır
4. ittebiû : tâbî olun
5. : olmadı
6. enzele : indirdi
7. allâhu : Allah
8. kâlû : dediler
9. bel : hayır, bilâkis
10. nettebiu : biz tâbî oluruz
11. vecednâ : biz bulduk
12. aleyhi : ona, onun üzerine
13. âbâe-nâ : babalarımız, atalarımız
14. e :
15. ve lev kâne : ve şayet olsa bile
16. eş şeytânu : şeytan
17. yed'û-hum : onları çağırıyor
18. ilâ azâbi : azaba
19. es saîri : alevli ateş (cehennem)

Ve men yuslim vechehu ilâllâhi ve huve muhsinun fe kadistemseke bil urvetil vuskâ, ve ilâllâhi âkibetul umûr(umûri).


1. ve men : ve kim
2. yuslim : teslim eder
3. veche-hu : vechini, fizik vücudunu
4. ilâllâhi (ilâ allâhi) : Allah'a ait
5. ve huve : ve o
6. muhsinun : muhsin, ahsen olan
7. fe : o zaman, böylece
8. kad : oldu, olmuştu
9. istemseke : tutundu
10. bi : ile, ... e
11. el urveti el vuskâ : sağlam kulp
12. ve ilâllâhi (ilâ allâhi) : ve Allah'a
13. âkibetu : sonu, akıbeti
14. el umûri : işler

Ve men kefere fe lâ yahzunke kufruh(kufruhu), ileynâ merciuhum fe nunebbiuhum bi mâ amil(amilû), innallâhe alîmun bi zâtis sudûr(sudûri).


1. ve men : ve kim
2. kefere : örttü, inkâr etti
3. fe : o zaman, böylece
4. lâ yahzun-ke : seni üzmesin (mahzun etmesin)
5. kufru-hu : onun küfrü, inkârı
6. ileynâ : bize
7. merciu-hum : onların dönüşleri
8. nunebbiu-hum : onlara haber vereceğiz
9. bi mâ : şeye
10. amilû : yaptılar
11. innallâhe (inne allâhe) : muhakkak ki Allah
12. alîmun : en iyi bilen
13. bi zâti es sudûri : sinelerin sahip olduğu, sinelerde olan

Numettiuhum kalîlen summe nadtarruhum ilâ azâbin galîz(galîzin).


1. numettiu-hum : onları metalandırırız
2. kalîlen : az
3. summe : sonra
4. nadtarru-hum : onları maruz bırakırız
5. ilâ azâbin : azaba
6. galîzin : çok şiddetli, ağır

Ve le in seeltehum men halakas semâvâti vel arda le yekûlunnellâh(yekûlunnellâhu), kulil hamdulillâh(hamdulillâhi), bel ekseruhum lâ ya’lemûn(ya’lemûne).


1. ve le in : ve eğer gerçekten olursa
2. seelte-hum : onlara sordun
3. men : kimse, kişi
4. halaka : yarattı
5. es semâvâti : semalar, gökler
6. ve el arda : ve arz, yeryüzü
7. le : mutlaka, elbette, muhakkak
8. yekûlunnellâhu : "Allah" derler
9. kuli : de
10. el hamdu : hamd, övgü, sena, manevî ni'metlere şükür
11. lillâhi (li allâhi) : Allah için, Allah'a
12. bel : hayır, bilâkis
13. ekseru-hum : onların çoğu
14. lâ ya'lemûne : bilmiyorlar, bilmezler

Lillâhi mâ fîs semâvâti vel ard(ardı), innallâhe huvel ganiyyul hamîd(hamîdu).


1. lillâhi (li allâhi) : Allah için, Allah'a
2. : olmadı
3. fî es semâvâti : semâlarda, göklerde
4. ve el ardı : ve arz, yeryüzü
5. innallâhe (inne allâhe) : muhakkak ki Allah
6. huve : o
7. el ganiyyu : gani, zengin, ihtiyacı olmayan
8. el hamîdu : hamdedilen

Ve lev enne mâ fîl ardı min şeceretin aklâmun vel bahru yemudduhu min ba’dihî seb’atu ebhurin mâ nefidet kelimâtullâh(kelimâtullâhi), innellâhe azîzun hakîm(hakîmun).


1. ve lev enne : ve şayet, eğer olsa
2. : olmadı
3. fî el ardı : yeryüzünde
4. min şeceretin : ağaçlardan
5. aklâmun : kalemler
6. ve el bahru : ve deniz
7. yemuddu-hu : ona ekler
8. min ba'dihî : ondan başka
9. seb'atu : yedi (7) adet
10. ebhurin : denizler
11. mâ nefidet : bitmez, tükenmez
12. kelimâtullâhi (kelimâtu allâhi) : Allah'ın kelimeleri
13. innallâhe (inne allâhe) : muhakkak ki Allah
14. azîzun : azîz, üstün
15. hakîmun : hakîm, hüküm ve hikmet sahibi

Mâ halkukum ve lâ ba’sukum illâ ke nefsin vâhıdeh(vâhıdetin), innallâhe semîun basîr(basîrun).


1. mâ halku-kum : sizin yaratılmanız değil
2. ve lâ ba'su-kum : ve sizin diriltilmeniz değil
3. illâ : ancak, sadece
4. ke : gibi
5. nefsin : nefs, kişi
6. vâhıdetin : bir tek
7. innellâhe (inne allâhe) : muhakkak ki Allah
8. semîun : hakkıyla işiten, en iyi işiten
9. basîrun : hakkıyla gören

E lem tere ennallâhe yûlicul leyle fîn nehâri ve yûlicun nehâre fîl leyli, ve sehhareş şemse vel kamere kullun yecrî ilâ ecelin musemmen ve ennallâhe bi mâ ta’melûne habîr(habîrun).


1. e :
2. lem tere : görmedin
3. ennallâhe (enne allâhe) : Allah'ın ... yaptığına
4. yûlicu : girdirir, sokar
5. el leyle : gece
6. fî en nehâri : gündüzün içine
7. ve yûlicu : ve girdirir, sokar
8. en nehâre : gündüz
9. fî el leyli : gecenin içine
10. ve sehhare : ve emri altına aldı
11. eş şemse : güneş
12. ve el kamere : ve ay
13. kullun : hepsi
14. yecrî : akar gider (hareket eder)
15. ilâ ecelin : bir süreye kadar
16. musemmen : isimlendirilmiş, belirlenmiş
17. ve ennallâhe (enne allâhe) : ve muhakkak Allah
18. bi mâ : şeye
19. ta'melûne : yaptıklarınız şeylerden
20. habîrun : (çok iyi) haberdar olan

Zâlike bi ennellâhe huvel hakku ve enne mâ yed’ûne min dûnihil bâtılu ve ennallâhe huvel aliyyul kebîr(kebîru).


1. zâlike : işte bu, bu
2. bi enne : sebebi ile
3. allâhe : Allah
4. huve : o
5. el hakku : hak, gerçek
6. ve enne : ve olduğunu
7. : olmadı
8. yed'ûne : çağırır, davet eder
9. min dûni-hi : ondan başka
10. el bâtılu : bâtıl, boş olan, yanlış olan
11. ve ennellâhe (enne allâhe) : ve muhakkak ki Allah
12. el aliyyu : âlâ, çok ulu, çok yüce
13. el kebîru : kebir, büyük

E lem tere ennel fulke tecrî fîl bahri bi ni’metillâhi li yuriyekum min âyâtih(âyâtihî) inne fî zâlike le âyâtin li kulli sabbârin şekûr(şekûrin).


1. e lem tere : görmüyor musun
2. enne : olduğunu
3. el fulke :
4. tecrî : akar
5. fî el bahri : denizde
6. bi : ile, ... e
7. ni'metillâhi (ni'meti allâhi) : Allah'ın ni'meti
8. li : ... e, için
9. yuriye-kum : size gösterir
10. min âyâti-hi : (onun) âyetlerinden
11. inne : muhakkak
12. fî zâlike : bunda
13. le : mutlaka, elbette, muhakkak
14. âyâtin : âyetler
15. li kulli : hepsi için, herbiri için vardır
16. sabbârin : sabredenler
17. şekûrin : şükredenler

Ve izâ gaşiyehum mevcun kez zuleli deavûllâhe muhlisîne lehud dîn(dîne), fe lemmâ neccâhum ilel berri fe minhum muktesıd(muktesidun), ve mâ yechadu bi âyâtinâ illâ kullu hattârin kefûr(kefûrin).


1. ve izâ : ve o zaman, olunca
2. gaşiye-hum : onları kapladı
3. mevcun : dalga
4. ke : gibi
5. ez zuleli : (karanlık) gölgeler
6. deavûllâhe (deavû allâhe) : Allah'a dua ettiler
7. muhlisine : muhlisler, halis kılanlar
8. lehu : ona ait, onun
9. ed dîne : dîn
10. fe : o zaman, böylece
11. lemmâ : olduğu zaman
12. neccâ-hum : onları kurtardı
13. ilel berri (ilâ el berri) : karaya
14. min-hum : onlardan
15. muktesidun : mutedil davrananlar (aşırı gitmeyenler)
16. ve mâ yechadu : ve bilerek inkâr etmez
17. bi âyâti-nâ : âyetlerimizi
18. illâ : ancak, sadece
19. kullu : bütün hepsi
20. hattârin : çok gaddar
21. kefûrin : kâfirler

Yâ eyyuhen nâsuttekû rabbekum vahşev yevmen lâ yeczî vâlidun an veledihî ve lâ mevlûdun huve câzin an vâlidihî şey’â(şey’en) inne va’dallâhi hakkun fe lâ tegurrennekumul hayâtud dunyâ, ve lâ yagurrennekum billâhil garûr(garûru).


1. yâ eyyuhâ : ey
2. en nâsu : insanlar
3. ittekû : takva sahibi olun
4. rabbe-kum : (sizin) Rabbiniz
5. vahşev : ve korkun
6. yevmen : gün
7. lâ yeczî : karşılık vermez
8. vâlidun : baba
9. an veledi-hi : onun çocuğundan
10. ve lâ mevlûdun : ve çocuk değildir
11. huve : o
12. câzin : karşılığını veren
13. an vâlidi-hi : onun babasından
14. şey'en : bir şey
15. inne : muhakkak
16. va'dallâhi (va'de allâhi) : Allah'ın vaadi
17. hakkun : hak, gerçek
18. fe : o zaman, böylece
19. lâ tegurrenne-kum : sakın sizi aldatmasın
20. el hayâtu ed dunyâ : dünya hayatı
21. ve lâ yagurrenne-kum : ve sakın sizi aldatmasın
22. billâhi (bi allâhi) : Allah'a
23. el garûru : gurur, tagut

İnnallâhe indehu ilmus sâah(sâati), ve yunezzilul gays(gayse), ve ya’lemu mâ fîl erhâm(erhâmi), ve mâ tedrî nefsun mâzâ teksibu gadâ(gaden), ve mâ tedrî nefsun bi eyyi ardın temût(temûtu), innallâhe alîmun habîr(habîrun).


1. innallâhe (inne allâhe) : muhakkak ki Allah
2. inde-hu : onun yanında, katında
3. ilmu es sâati : saatin ilmi, bilgisi
4. ve yunezzilu : ve indiriyor
5. el gayse : yağmur
6. ve ya'lemu : ve bilir
7. : olmadı
8. fî el erhâmi : rahimlerde, rahimler içinde
9. ve mâ tedrî : ve idrak etmez, idrak edemez, bilmez, bilemez
10. nefsun : bir nefs, bir kimse
11. mâzâ : ne
12. teksibu : kazanır
13. gaden : yarın
14. bi eyyi : hangi, nerede
15. ardın : arz, yeryüzü
16. temûtu : ölür
17. alîmun : en iyi bilen
18. habîrun : (çok iyi) haberdar olan