Ey inananlar! Anlaşmalarınıza sadık kalın! Haram kılındığı size bildirilenler dışında, davarların (deve, sığır, koyun vb. gibi büyük ve küçükbaş kurbanlık hayvanların) eti size helâl kılınmıştır. Şu kadar var ki, ihram halinde iken de av avlamak helâl değildir. Allah dilediği şekilde hükmeder.

Ey inananlar! Allah'ın (ibadet için) koyduğu sembollere (dini işaretlere) ve kutsal (hac) ayına ve süslenmiş kurbanlıklara ve Rablerinin lütuf ve rızasını isteyerek Mescid-i Haram'a koşanlara karşı saygısızlık etmeyin! Ancak hac göreviniz bittikten sonra serbestçe avlanabilirsiniz. Sizi Mescid-i Haram'dan alıkoyanlara karşı öfkeniz, saldırganlık yapmanıza yol açmasın! Kötülüğü ve düşmanlığı artırmada değil, erdemi ve ilahi sorumluluk bilincini geliştirmede birbirinizle yardımlaşın. Muhakkak ki, Allah'ın azabı (emrini ciddiye almayanlara karşı) çok şiddetlidir.

Size şunlar haram kılındı: Kendiliğinden ölen hayvan (leş), kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına kesilen hayvan, bir de henüz canı üzerinde iken yetişip kesemediğiniz boğulmuş, darbe sonucu ölmüş, yuvarlanmış, başka bir hayvan tarafından (boynuzlanma ile) öldürülmüş, yırtıcı hayvanlar tarafından parçalanmış hayvanlar; ancak yetişip kestiğiniz hayvan müstesna. Bir de dikili taşlar üzerinde (cahiliyet devrinde taşlara hürmeten) kesilenler, fal okları ile kısmet aramanız. İşte bunları yapmak (doğru) yoldan çıkıştır. Artık bugün inkârcılar dininizi söndürmekten ümitlerini kestiler. Öyleyse onlardan korkmayın, bana karşı gelmekten sakının. İşte bugün sizin dininizi kemale erdirdim ve üzerinizdeki nimetimi tamamladım. Sizin için din olarak İslâm'ı beğendim/seçtim. Kim günaha meyletmeksizin açlıktan bunalıp çaresiz kalırsa, haram olan etlerden yiyebilir. Çünkü Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

(Ey Resulüm!) Kendilerine neyin helal kılındığını sana sorarlar. De ki: “Bütün temiz şeyler size helal kılındı.” Allah'ın size öğrettiği gibi öğretip yetiştirdiğiniz avcı hayvanların (sizin için) yakaladıklarından (öldürseler bile) üzerlerine Allah'ın adını anarak (besmele çekerek) yiyin. Allah'a karşı sorumluluk bilinciyle yaşayın. Şüphesiz ki Allah, hesabı çabuk görendir.

Bugün size temiz olan yiyecekler helal kılındı. Kendilerine kitap verilenlerin (İslam'a uygun avladığı ve kestiği) yiyecekleri size helaldir ve sizin (kestiğiniz) yiyecekler de onlara helâldir. İffetli ve hür mümin kadınlar ile sizden önce kendilerine kitap verilen iffetli kadınlar zinaya ve metreslik ilişkisine başvurmaksızın namuslu biçimde mehirlerini ver(ip nikah kıydığınız)dığınız takdirde size helâldir. Kim iman etmeyi reddederse yaptığı ameller boşa gitmiştir, o kimse ahirette hüsrana uğrayanlardandır.

Ey inananlar! Namaza kalkacağınız zaman yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi ve başlarınızı mesh edip her iki topuğa kadar da ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüp iseniz, iyice (tepeden tırnağa) yıkanarak temizlenin. Hasta olursanız veya yolculukta bulunursanız veya biriniz abdest bozmaktan (def-i hacetten) gelir veya kadınlara dokunur (cinsel ilişkide bulunur) da su bulamazsanız, o zaman temiz bir toprağa yönelin. Onunla yüzlerinizi ve ellerinizi mesh edin (teyemmüm edin). Allah, size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez. Fakat O, şükredesiniz diye, sizi tertemiz yapmak ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak ister.

Allah'ın üzerinizdeki (İslam) nimetini ve “İşittik ve itaat ettik” dediğinizde sizi, kendisiyle bağladığı sözünü (misakını) hatırlayın! Allah'a karşı sorumluluk bilinciyle yaşayın. Şüphesiz Allah, sinelerin özünde olanı hakkıyla bilendir.

Ey inananlar! Allah için adaleti (hakkı) ayakta tutun ve adaletle şahitlik eden kimseler olun! Sakın herhangi bir gruba karşı duyduğunuz kin, sizi adaletsiz davranmaya sevk etmesin! Adil olunuz! Allah'a karşı sorumluluk bilinci duymaya en yakın olan davranış budur. Allah'a karşı gelmekten sakının! Hiç kuşkusuz Allah, bütün yaptıklarınızdan haberdardır.

Allah, inandıktan sonra iyi işler yapanlara günahlarının bağışlanacağını ve büyük bir mükâfatın onların olacağını vaat etmiştir.

İnkâr edip ayetlerimizi yalanlayanlar var ya; işte onlar cehennemliklerdir.

Ey inananlar! Allah'ın size olan nimetini hatırlayın! Hani bir topluluk size el uzatmaya yeltenmişti de, O (Allah), onların ellerini sizden çekmişti. Allah'ın emirlerine uygun yaşayın. İnananlar yalnız Allah'a güvensinler.

Andolsun ki, Allah İsrailoğullarından sağlam söz almıştı. Onlardan (kavimlerinin hallerini bilen güvenilir) on iki temsilci seçip (Kenan diyarına) göndermiştik. Allah, şöyle buyurmuştu: “(Ey İsrailoğulları!) Ben sizinle beraberim. Andolsun ki, eğer namazı kılar, zekâtı verir ve peygamberlerime inanır, onları desteklerseniz ve Allah'a güzel bir borç verirseniz (Allah yolunda harcama yaparsanız) elbette sizin kötülüklerinizi örterim ve andolsun sizi, içinden ırmaklar akan cennetlere koyarım. Ama bundan sonra sizden kim inkâr ederse, mutlaka o, dosdoğru (hak) yoldan sapmıştır.”

Verdikleri sözlerden caydıkları için onları lanetledik ve kalplerini katılaştırdık. Onlar (Tevrat'taki) kelimelerin anlamlarını değiştirirler, kendilerine verilen öğütleri tahrif ederler. Pek azı dışında, onlardan sürekli ihanet görürsün. Yine de onları bağışla, yaptıklarına aldırış etme! Hiç şüphesiz Allah iyi davrananları sever.

“Biz Hristiyan'ız” diyenlerden de sağlam söz almıştık. Ama onlar da uyarıldıkları şeylerden bir nasip almayı unuttular. Bu sebeple, biz de aralarına kıyamet gününe kadar sürecek düşmanlık ve kini salıverdik. Allah, yaptıklarını onlara bildirecek!

Ey Ehli Kitab! Size Kitap (Tevrat)'tan gizlemekte olduğunuz birçok şeyi açıklayan ve birçoğundan da (değinmeden) geçiveren Resulümüz gelmiştir. İşte size Allah'tan bir nur ve apaçık bir kitap (Kur'an) gelmiştir.

Allah, rızasını gözetenleri bu kitap (Kur'an) sayesinde selamet/kurtuluş yollarına iletir. Onları kendi izniyle karanlıklardan aydınlığa çıkarır ve doğru yola ulaştırır.

Yemin olsun ki, “Allah, Meryem'in oğlu Mesih'tir!” diyenler (şirke girip) kâfir olmuşlardır. De ki: “Eğer Allah, Meryem oğlu İsa'yı ve onun annesini ve yeryüzündeki herkesi yok etmek isteseydi O'na kim engel olabilirdi? Zira göklerin, yerin ve onlar arasında bulunan her şeyin hükümranlığı Allah'a aittir. O dilediğini yaratır. Allah her şeye gücü yetendir!”

Yahudi ve Hıristiyanlar: “Biz Allah'ın çocuklarıyız ve sevdikleriyiz” dediler. De ki: “Peki, günahlarınızdan ötürü ne diye sizi cezalandırıyor? Hayır, siz de O'nun yarattıklarından birer beşersiniz. O, kullarından (niyet ve eylemlerine göre) dilediğini bağışlar, dilediğini cezalandırır. Göklerin, yerin ve bunların arasındakilerin tümünün mülkü Allah'ındır. (Sonunda) dönüş ancak O'nadır.”

Ey Ehl-i Kitap (Yahudi ve Hıristiyanlar)! Peygamberlerin arası kesildiğinde (size peygamber gelmediğinde): “(Kıyamette:) “Bize müjdeleyici ve uyarıcı gelmedi” dersiniz diye, işte size, gerçekleri açıklayan, müjdeleyici ve uyarıcı elçimiz gelmiştir. Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.

Bir zamanlar Musa, kavmine şöyle demişti: “Ey kavmim! Allah'ın size lütfettiği nimetini hatırlayın! Hani O, içinizden peygamberler çıkarmıştı. Size hakimiyet ve özgürlük vermişti ve (diğer) toplumlardan hiçbirine vermediğini size lütfetmişti.”

“Ey halkım! Allah'ın size vaat ettiği kutsal topraklara (Kudüs ve Şam gibi yerlere) girin ama geri dönmeyin, yoksa kaybedenlerden olursunuz!”

Onlar: “Ey Musa! Orada zorba bir millet vardır, onlar oradan çıkmadıkça biz oraya girmeyeceğiz, eğer çıkarlarsa, biz de gireriz” demişlerdi.

(Bunun üzerine) Allah'ın nimetine mazhar olan ve (O'na karşı) sorumluluk bilinciyle yaşayanlardan iki kişi: “Onların üzerine kapıdan girin!” dediler. “Unutmayın, siz oraya girerseniz galip geleceksiniz! Ve eğer gerçekten inanıyorsanız Allah'a güvenmelisiniz!”

İsrailoğulları şöyle dediler: “Ey Musa, o zalimler orada iken biz hiç bir zaman oraya giremeyiz. Artık sen ve Rabbin beraber gidin de ikiniz savaşın. Biz mutlaka burada oturacağız.”

Musa: “Ya Rabbi, ben kendimden ve kardeşimden başkasına söz geçiremiyorum. Artık bizimle bu itaatsiz, bu yoldan çıkmış topluluk arasında sen hükmünü ver!” dedi.

Allah: “Öyleyse, bu (topraklar) onlara kırk yıl boyunca yasaklanmıştır. Bu süre içinde yeryüzünde sersem sersem dolaşsınlar. Sen artık bu sapkın halk için kendini üzme!” buyurdu.

(Ey Muhammed!) Onlara Âdem'in iki oğlunun gerçeğe dayalı hikâyesini anlat. Hani ikisi birer kurban sunmuşlardı da birinin (Habil'in) kurbanı kabul edilmiş, öbürününki kabul edilmemişti. Kurbanı kabul edilmeyen (Kabil) kardeşine: “Yemin ederim ki seni öldüreceğim” deyince (Habil da): “Allah, ancak kendisine karşı sorumluluk bilinciyle yaşayanlardan (kurbanı) kabul eder” demişti.

(Habil, kardeşi Kabil'e): “Andolsun ki beni öldürmek üzere elini bana uzatırsan, ben seni öldürmek için sana elimi uzatmam, çünkü ben, Âlemlerin Rabbi olan Allah'(ın azabın)dan korkarım.”

“(Beni öldürürsen) dilerim ki, sen, hem benim günahımı hem de kendi günahını (birlikte) yüklenip ateşe atılacaklardan olasın. Zalimlerin cezası işte budur” (dedi).

Sonunda (Kabil) nefsine uyarak kardeşini (Habil'i) öldürmeğe kalktı ve onu öldürdü. Böylece ziyana uğrayanlardan oldu.

Sonra Allah, ona kardeşinin ölmüş cesedini nasıl örtüp gizleyeceğini göstermek için (Kabil'e) yeri eşeleyen bir karga gönderdi. (Bundan ibret alan Kabil:) “Yazıklar olsun bana! Şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini gömemiyor muyum?” dedi. Artık (iş işten geçmiş, Kabil yaptıklarına) pişmanlık duyanlardan olmuştu.

İşte bu yüzdendir ki İsrailoğullarına (Tevrat'ta) şöyle bildirmiştik: “Kim bir canı, başka bir cana ya da yeryüzünde fesat çıkarmasına karşılık olmaksızın öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir adamın hayatını kurtarırsa sanki bütün insanların hayatını kurtarmış olur.” Andolsun ki; onlara, peygamberlerimiz apaçık delillerle geldiler. Sonra, onlardan birçoğu, bu ayet ve mucizeler geldikten sonra, yine de yeryüzünde fesat çıkarmaya ve azgınlık etmeye devam ettiler.

Allah'a ve Resulü'ne savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuk/anarşi çıkarmaya çalışanların cezası; ancak öldürülmeleri yahut asılmaları veya ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi yahut o yerden (yurtlarından) sürülmeleridir. Bu (cezalar) dünyada onlar için bir rezilliktir. Ahirette de onlara büyük bir azap vardır.

Ancak onları ele geçirmenizden önce (kendiliğinden teslim olup) tevbe edenler bunun dışındadır. Artık Allah'ın çok bağışlayıcı, çok merhamet edici olduğunu bilin.

Ey inananlar! Allah'a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun. O'na (Hak ve rızasını kazandıracak faaliyetler göstererek) daha yakın olmaya çalışın ve O'nun yolunda (İslam'ın hayatımıza hâkimiyeti için) gayret gösterin ki kurtuluşa eresiniz.

İnkârcılar, yeryüzünde ne varsa hepsine, hatta bir misli fazlasına sahip olsalar da kıyamet gününün azabından kurtulmak için tamamını fidye olarak verecek olsalar, onlardan yine kabul edilmez. Onlara çok acıklı bir azap vardır.

Onlar orada ateşten çıkmak/kurtulmak isterler fakat çıkamaz/kurtulamazlar. Onlar için devamlı bir azap vardır.

Erkek hırsız ve kadın hırsızın, yaptıklarından ötürü Allah tarafından ibret verici bir ceza olarak, (şartların oluşmasından sonra) ellerini kesin. Allah mutlak galiptir, yegane hüküm ve hikmet sahibidir.

Her kim de işlediği (hırsızlık) zulmünün arkasından tevbe edip durumunu düzeltirse kuşkusuz, Allah onun tevbesini kabul eder. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

Bilmez misin ki göklerin ve yerin mülkü Allah'a aittir. O, kullarından (niyet ve eylemlerine göre) dilediğine azap eder, dilediğini bağışlar. Allah her şeye gücü yetendir.

Ey Resul! Kalpleri iman etmediği halde ağızdan “inandık” diyen (münafık)larla (Yahudilerden oluşmuş) küfür yarışçıları seni üzmesin! O Yahudilerden, sürekli yalan dinleyen ve senin karşına çıkmayan bir grubun sözlerini tutanlar vardır. Onlar kitaptaki kelimelerin yerlerini ve anlamlarını değiştirirler. “Size şu hüküm verilirse alın, o verilmezse kaçının” derler. Allah, (kötü niyet ve eylemlerinden dolayı) kimin düştüğü sapıklıkta kalmasını isterse, artık sen onu Allah'ın elinden kurtaramazsın. (Kendileri istemediği için) Allah da onların kalplerini temizlemek istememiştir. Dünyada onlar için bir rezillik, ahirette ise büyük bir azap vardır.

Onlar, yalanı çok dinleyen, haramı çok yiyenlerdir. Eğer sana gelirlerse, ister aralarında hüküm ver, ister onlardan yüz çevir. Onlardan yüz çevirecek olursan, sana asla hiçbir zarar veremezler. Eğer hükmedecek olursan, aralarında adaletle hükmet. Çünkü Allah, âdil davrananları sever.

Ve seni nasıl hakem tayin ediyorlar? Hâlbuki içinde Allah'ın (zina eden evlilerin taşlanması) hükmü bulunan Tevrat onların yanındadır. Hem bundan sonra (senin hükmüne razı olmayarak) yüz çevirirler. Onlar (aslında) inanan kimseler değillerdir.

Gerçekten biz, içinde hidayet ve nur (hükümler ve öğütler) bulunan Tevrat'ı indirdik. Kendilerini Allah'a teslim etmiş (olan) peygamberler, Yahudilere onunla hükmederlerdi. Bir de Allah dostları ve ilim adamları (hahamlar) da Allah'ın kitabını korumaya memur edilmeleri ve üzerine şahit olmaları itibarıyla onunla hüküm verirlerdi. Artık (Ey İsrailoğulları) insanlardan değil, ben(im azabım)dan korkun ve benim ayetlerimi önemsiz bir menfaat karşılığında satmayın! Kim Allah'ın indirdiği hükümlerle hükmetmezse onlar inkârcıların ta kendileridir.

Biz (Tevrat'ta onlara şöyle) yazdık: “Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş. Yaralar da kısastır (her yaralama misli ile cezalandırılır). Kim bu hakkından vazgeçerse o da kendi günahlarına kefaret olur (bu bağışlama günahlarını örter). Kim Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar zalimlerin ta kendileridir.

Kendinden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı olarak peygamberlerin izleri üzerine (daha sonra da), Meryem oğlu İsa'yı gönderdik. Biz, ona, Allah'a karşı sorumluluk bilinciyle yaşayanlara bir rehber ve bir öğüt olarak Tevrat'tan (o güne) kalanı tasdik eden, içinde rehberlik ve aydınlık bulunan İncil'i verdik.

O halde İncil'e inananlar da Allah'ın onda indirdiğiyle hükmetsin. Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar yoldan çıkmış günahkârların tâ kendileridir.

Sana da (Ey peygamber!) senden önceki (İlahi) kitap(ların asılların)ı tasdik edici ve onlara gözcü/koruyucu olmak üzere Hak olan Kitab'ı (Kur'an'ı) indirdik. O halde (seni hakem seçtikleri taktirde) sen de Allah'ın indirdiği ile aralarında hükmet! Gerçek olan sana gelmişken onların heveslerine uyma! Her biriniz için bir şeriat, bir yol tayin ettik. Eğer Allah dileseydi sizi bir tek ümmet yapardı, fakat bu, verdikleriyle sizi denemesi içindir. O halde iyiliklere koşun! Hepinizin dönüşü Allah'adır. O hakkında ayrılığa düştüğünüz şeyleri size bildirecektir.

(Ey Resulüm!) Aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet! Onların arzu ve heveslerine uyma! Allah'ın sana indirdiğinin bir kısmında seni şaşırtmalarından sakın. Eğer yüz çevirirlerse, bilmiş ol ki, Allah bazı günahlarından dolayı onları felakete uğratmak istiyor, Şüphe yok ki, insanların çoğu (dini kendi arzularına uydurmalarından dolayı) ilâhî sınırları aşmışlardır.

Yoksa onlar (İslâm öncesi) cahiliye idaresini mi arıyorlar? İyi anlayan bir toplum için, hüküm ve hükümranlığı Allah'tan daha güzel kim vardır?

Ey inananlar! Yahudileri ve Hıristiyanları dost (sırdaş) edinmeyin. Zira onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. İçinizden onları dost tutanlar, onlardandır. Şüphesiz ki Allah, zalimler topluluğunu (istemedikleri için) doğru yola eriştirmez.

Kalplerinde (şüphe ve korku gibi) hastalık bulunanların: “Başımıza bir bela gelmesinden korkuyoruz” diyerek onların (inkârcıların) arasında dolanıp durduklarını göreceksin. Ancak Allah, (kendisine güvenen mü'minlere) zafer ihsan edecek ya da kendi tarafından (peygamberi vasıtasıyla münafıkların maskelerini düşürme gibi) bir başka durum ortaya çıkaracaktır. O zaman onlar içlerinde gizledikleri (şüphe ve korku) yüzünden pişman olacaklardır.

(Münafıkların foyası açığa çıkınca) inananlar birbirlerine (şöyle diyecekler:) “Sizinle beraber olduklarına bütün güçleriyle Allah'a yemin edenler bunlar mıdır?” Onların bütün yaptıkları boşa gitti ve böylece onlar, hüsrana uğrayan kimseler oldular.

Ey inananlar! Sizden kim dininden dönerse, Allah (onların yerine) kendisinin onları, onların da kendisini sevdiği, müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı sert ve onurlu bir toplum getirir ki onlar, Allah yolunda gayret gösterirler, (bu uğurda) hiç kimsenin yermesinden ve kınamasından çekinmezler. Bu Allah'ın bağışıdır, onu dilediğine (dileyene) verir. Allah lütfu geniş olandır, O (her şeyi) hakkıyla bilendir.

(Ey inananlar!) Sizin gerçek dostunuz ve yardımcınız ancak Allah'tır ve O'nun Resulüdür, bir de Allah'ın emirlerine boyun eğerek namazı dosdoğru ifa eden ve zekâtı veren mü'minlerdir.

Kim Allah'ı, Resulü'nü ve mü'minleri dost edinirse, (bilsin ki), Allah'tan yana olanlar üstün geleceklerdir.

Ey inananlar! Sakın sizden önce kendilerine kitap verilmiş olanlardan ve inkârcılardan dininizi alaya alanları, eğlence konusu yapanları dost edinmeyin! Eğer gerçekten inanıyorsanız, Allah'ın emirlerine uygun yaşayın!

(Ezanla birlikte) namaza çağırdığınız zaman onu alay ve eğlenceye alırlar. Bu, onların akılsız bir topluluk olmasındandır.

(Ey Resulüm! Yahudilere ve Hıristiyanlara) şöyle de: “Ey Ehl-i Kitap! Biz yalnızca Allah'a, bize indirilene ve bizden önce indirilen(ler)e inandığımız için mi bizden hoşlanmıyorsunuz? Sizin çoğunuz yoldan çıkmış kimselersiniz.”

De ki: “Allah katında yeri bundan daha kötü olanı size haber vereyim mi? Onlar Allah'ın kendilerine lanet ettiği, gazabına uğrattığı ve şeytani güçlere taptıkları için Allah'ın maymuna ve domuza çevirdikleridir. İşte onlar makamı en kötü olanlar ve doğru yoldan en fazla sapanlardır.”

(Münafıklar) size geldiklerinde “inandık” derler. Oysa onlar (yanınıza) inkarcı olarak girmişler ve yine inkarcı olarak çıkmışlardır. Allah, onların neleri gizlediklerini çok iyi bilendir.

Onlardan birçoğunun günahta, düşmanlıkta ve haram yemede yarıştıklarını görürsün. Yaptıkları şey ne kadar kötüdür!

Rabbe gerçekten bağlı olan kulların ve din bilginlerinin (hahamların), onları günah olan söz söylemekten ve haram yemekten men etmeleri gerekmez miydi? Yaptıkları şey ne kötüdür!

Yahudiler: “Allah'ın eli sıkıdır (rızık vermede Allah cimridir)” dediler. Sıkı olan onların elidir. Bu iddialarından dolayı (Allah tarafından) lanetlenmişlerdir. Tersine, O'nun (rahmet) elleri sonuna kadar açıktır. O, (lütfunu) dilediği gibi dağıtır. Ama (Ey Peygamber!) Rabbin tarafından sana indirilen her şey, onların çoğunun azgınlığını ve küfrünü artıracaktır. Biz, (yaptıkları yüzünden) onların arasına kıyamet gününe kadar (sürecek) düşmanlık ve kin bıraktık. Her ne zaman savaş için bir ateş yakmışlarsa Allah onu söndürmüştür. Onlar yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışırlar. Allah ise bozguncuları sevmez.

Eğer Ehl-i Kitap (Muhammed'e ve Kur'an'a) iman etselerdi ve (Allah'tan) sakınıp (fitne ve fesat çıkarmaktan) uzak dursalardı, elbette kötülüklerini örter ve onları nimetlerle donatılmış cennetlere koyardık.

Ve eğer onlar Tevrat'ı, İncil'i ve onlara Rableri tarafından indirilmiş olanı (Kur'an-ı) dosdoğru uygulasalardı gökyüzünün ve yerin tüm nimetlerinden yararlanırlardı. İçlerinde tutumlu (ılımlı) bir topluluk vardır, ama onların çoğunun yaptıkları şeyler pek çirkindir.

Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni (olduğu gibi) tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan O'nun elçiliğini yapmamış olursun. (Görevini yaparsan) Allah seni (inanmayan) insanlardan koruyacaktır. Doğrusu Allah, inkârcılar topluluğunu (istemedikleri için zorla) doğru yola iletmez.

De ki: Ey Ehl-i Kitab! Tevrat'ı, İncil'i ve Rabbinizden size indirilen (Kur'an')ı dosdoğru tatbik etmedikçe dinden hiç bir şey üzerinde değilsiniz (boşluktasınız). Andolsun ki, Rabbinden sana indirilen, onlardan çoğunun azgınlık ve küfrünü artıracaktır. Öyleyse o inkârcılar toplumu için üzülme!

İman edenler ile Yahudiler, Sabiîler ve Hıristiyanlardan Allah'a ve ahiret gününe (gerçekten) inanıp iyi amel işleyenler üzerine asla korku yoktur. Onlar üzülecek de değillerdir.

Andolsun ki, İsrailoğullarından sağlam söz aldık ve kendilerine peygamberler gönderdik. Ama ne zaman onlara bir peygamber, canlarının hoşlanmadığı bir hükümle geldiyse, kimini yalanladılar, kimini de öldürdüler.

(Bu cinayetleri işleyerek) kendi başlarına bir fitne (bir bela ve musibet) gelmeyeceğini sandılar da körleştiler, sağırlaştılar. Sonra Allah kendilerine tevbe nasip etti. Sonra yine içlerinden birçoğu, körleşti ve sağırlaştı. Allah yaptıklarını hakkıyla görmektedir.

Gerçekten, “Allah Meryem oğlu Mesih'tir” diyenler hakikati inkâr etmişlerdir. Hâlbuki o Mesih demiştir ki: “Ey İsrailoğulları! (Yalnızca) hem benim Rabbim, hem de sizin Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin! Unutmayın ki, kim Allah'tan başka bir varlığa ilahlık yakıştırırsa, Allah onu cennetten mahrum edecek ve böylelerinin varış yeri cehennem olacaktır. Böylece zalimler kendilerine bir yardımcı bulamayacaklardır.”

Gerçekten, Allah'tan başka hiçbir ilah olmadığını gördükleri halde “Bakın, Allah üçlünün (üç ilahtan) üçüncüsüdür” diyenler, hakikati inkâr etmişlerdir. Ve onlar bu iddialarından vazgeçmedikçe, hakikati inkâr eden bu gibilerin başına şiddetli bir azap gelecektir.

Öyleyse pişmanlık içinde Allah'a yönelip O'nun bağışlamasını hala dilemeyecekler mi? Hâlbuki Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

Meryem oğlu Mesih (İsa), bir peygamberden başka bir şey değildir. Şüphesiz ki ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Annesi de çok doğru bir kadındı. İkisi de (diğer insanlar gibi) yemek yerlerdi. Bak (dikkat et), onlara ayetlerimizi nasıl açıklıyoruz; sonra yine bak (dikkat et, ayetlerimizden) nasıl çevriliyorlar!

De ki: “Size zararı da faydası da olamayan, Allah'tan başka birine mi kulluk ediyorsunuz?” Allah (her şeyi) hakkıyla işitendir, (her şeyi) hakkıyla bilendir.

De ki: Ey Kitap Ehli! Dininizde haksız yere taşkınlık yapıp sınırı aşmayın! Daha önce hem kendileri sapmış, hem birçoğunu saptırmış ve (halen de) dosdoğru yoldan sapmakta olan bir topluluğun heveslerine uymayın!

İsrailoğullarından inkâr edenler, Davud'un ve Meryem oğlu İsa'nın diliyle lanetlenmişlerdi. Bu (onların Allah'a) isyan etmeleri ve aşırı gitmelerindendi.

Onlar işledikleri kötülüklerden birbirlerini sakındırmazlardı. Ne kadar kötü şeydi yaptıkları!

Onlardan birçoğunun inkâr edenleri dost edindiklerini görürsün. İhtiraslarının onları sürüklediği şey (öyle) kötüdür (ki) Allah onlara gazap etmiştir ve onlar azap içinde yaşayacaklardır.

Eğer Allah'a, peygambere ve ona indirilene iman etmiş olsalardı inkârcıları dostlar edinmezlerdi. Fakat onlardan birçoğu fasık (yoldan çıkmış) kimselerdir.

İnsanlar içerisinde iman edenlere düşmanlık bakımından en şiddetli olarak Yahudiler ile şirk koşanları bulacaksın. Onlar içinde iman edenlere sevgi bakımından en yakın olarak da “Biz Hıristiyanlarız” diyenleri bulacaksın. Çünkü Hıristiyanlar arasında Allah'a bağlı bilginler ve din adamları vardır ve onlar büyüklük taslamazlar.

Peygambere indirilen (Kur'an)ı dinledikleri vakit gözlerinden yaşlar boşaldığını görürsün, çünkü ondaki hakikatin bir kısmını tanırlar. (Ve) “Ey Rabbimiz” derler, “Biz inanıyoruz. Öyleyse bizi hakikate şahitlik edenlerle bir tut.”

Ve “Bize ne oluyor ki, Rabbimizin bizi dürüst ve erdemliler ile beraber (cennete) koymasını umarken ne diye Allah'a ve bize gelen gerçeğe (Kur'an'a ve Peygamber)e inanmayalım!”

Allah da onları söyledikleri bu sözden dolayı altlarından ırmaklar akan cennetlerle mükâfatlandırdı. Orada temelli kalacaklardır. İşte güzel davrananların mükâfatı budur.

İnkâr edenlere ve ayetlerimizi yalanlayanlara gelince; işte onlar cehennemliklerdir.

Ey inananlar! Allah'ın size helal kıldığı hayatın güzelliklerinden kendinizi yoksun bırakmayın (onları kendinize haram etmeyin) ve hakkın sınırlarını da aşmayın! Allah, aşırı gidenleri asla sevmez.

O halde, Allah'ın rızık olarak size bağışladığı nimetlerden istifade edin ve inandığınız Allah'a karşı sorumluluk bilinciyle yaşayın!

Allah, bilinçsiz olarak yaptığınız yeminlerinizden dolayı sizi sorumlu tutmaz ama bilerek ve isteyerek yaptığınız yeminlerden sorumlu tutar. Böylece, yemini bozmanın kefareti, on yoksulu kendi ailenize yedirdiğinizin aynısı ile yedirip doyurmak yahut onları giydirmek veya bir köleyi özgürlüğüne kavuşturmaktır. Buna imkânı olmayan ise üç gün (arka arkaya) oruç tutacaktır. Her ne zaman yemin eder ve onu bozarsanız yeminlerinizin kefareti işte budur. Öyleyse yeminlerinize sadık kalın. Allah ayetlerini size böylece açıklıyor ki şükredersiniz.

Ey İnananlar! İçki, kumar, putlar ve fal okları şüphesiz şeytan işi pisliklerdir. Bunlardan kaçının ki saadete eresiniz.

Muhakkak şeytan, sarhoşluk verici şeyler ve şans oyunları ile sadece aranıza düşmanlık ve nefret sokmak ve sizi Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık (bu pis işlerden) vaz geçiyorsunuz değil mi?

Öyleyse Allah'a da itaat edin, Resul'e de itaat edin ve (onlara karşı gelmekten) sakının. Eğer yüz çevirirseniz (itaatten uzak kalırsanız), bilin ki bizim elçimizin görevi, kendisine ulaşanı apaçık tebliğ etmektir.

İman edip doğru ve yararlı işler yapanlar, Allah'tan sakınıp iman ettikleri, arkasından yine Allah'tan sakınıp mü'minliklerini devam ettirdikleri ve sonra yine Allah'tan sakınıp iyilik yaptıkları takdirde vaktiyle tattıkları haram yiyecek ve içeceklerden dolayı sorumlu tutulmazlar. Hiç kuşkusuz Allah, güzel davranışta bulunanları sever.

Ey inananlar! Allah, kimsenin görmediği anda bile kendisine karşı sorumluluk bilinciyle yaşayanları ayırt etmek için , (hac esnasında) ellerinizin ve mızraklarınızın erişeceği bir avlanma ile (onu yasak ederek) elbette sizi deneyecektir. Kim bundan sonra sınırı aşarsa (emirlere uygun yaşamaz ve yasaklardan kaçınmazsa) onun için acı bir azap vardır.

Ey inananlar! Sizler ihramlı iken av hayvanı vurmayınız! Kim bu durumdayken kasten bir av hayvanı vurursa, işlediği suçun vebalini tatması için, içinizden iki adil kişinin vurulan av hayvanının dengi olduğuna karar verecekleri bir kurbanlığı ceza olarak Kâbe'ye ulaştırıp kesmesi yahut kefaret olarak (o nispette) yoksullara yemek yedirmesi ya da bunun dengi kadar gün oruç tutması gerekir. Allah geçmiştekileri affetmiştir. Fakat kim bir daha aynı suçu işlerse Allah ondan intikamını alır (onun hakkını teslim eder). Hiç kuşkusuz Allah mutlak galiptir, (işlenen günahın karşılığını vermede) intikam sahibidir.

Deniz avı ve onu yemek; size de, yolculara da geçimlik olmak üzere helal kılınmıştır. İhramlı bulunduğunuz sürece, kara avı yasaklanmıştır. Huzuruna varıp toplanacağınız Allah'a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun!

Allah, Beyt-i Haram (hürmete layık) olan Kâbe'yi, (içinde hac farizasının icra edildiği) o haram olan ayı, (hacılar için gönderilen) kurbanı ve gerdanlık takılan kurbanlıkları insanlar için hayat ve güven kaynağı kıldı. Bu, Allah'ın göklerde ve yerde olanları bildiğini ve Allah'ın gerçekten her şeyi bilici olduğunu bilmeniz içindir.

Bilmelisiniz ki, Allah'ın azabı çok şiddetlidir. Ancak (azabı şiddetli olmakla beraber) Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

Peygamberin üzerine düşen sadece tebliğdir. Allah, sizin açıkladığınızı da, gizlediğinizi de bilir.

De ki: “Kötü şeylerin birçoğu senin hoşuna gitse bile kötü ve çirkin olan şeyler ile iyi ve güzel olan şeyler bir olmaz. O halde, siz ey derin kavrayış sahipleri! Allah'a karşı sorumluluk bilinciyle yaşayın ki mutluluğa eresiniz!”

Ey inananlar! Size açıklandığı takdirde sizi üzecek olan şeylere dair soru sormayın! Eğer Kur'an indirilirken bunlara dair soru sorarsanız size açıklanır. Oysa Allah onları bağışlamıştır. Allah, çok bağışlayandır, ceza vermekte mühlet verendir.

(Ey inananlar!) Sizden önceki bir toplum da böyle sorular sormuş ve sonuçta hakikati inkâr etmişti.

Allah, (cahiliye devrindeki âdet üzere hayvanlar için) “bahire”, “saibe”, “vesile” ve “ham” diye bir şey meşru kılmamıştır. Fakat inkârcılar, Allah'a yalan uydururlar. Zaten onların çoğu akıllarını kullanmazlar (körü körüne tabi olurlar).

Onlara: “Allah'ın indirdiğine (Kur'an'a) ve Resul'(ün size tebliğ ettiği şeyler)e gelin” denildiği zaman (onlar): “Atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeyler bize yeter” derler. Ya ataları hiç bir şey bilmeyen ve doğru yolu bulamayan (kimseler) olsa da mı (yine onlara uyacaklar)?

Ey inananlar! Siz (yalnız) kendinizden sorumlusunuz. Eğer siz doğru yolda iseniz, yoldan sapan kimse size hiçbir zarar veremeyecektir. Hepinizin dönüşü Allah'a olacaktır. Ve o zaman Allah, size (hayatta) yapmış olduğunuz her şeyi bildirecektir.

Ey inananlar! Herhangi birinize ölüm yaklaştığı zaman vasiyet ederken içinizden (sizinle mirasçılarınız arasında) iki adil kimseyi yahut yolculukta iken ölüm işaretleri baş göstermişse, sizden olmayan iki kişiyi şahit tutun! Eğer bu şahitlerden kuşkulanırsanız namazdan sonra kendilerini alıkorsunuz da Allah'a şöyle yemin ederler: “Billahi, akrabamız da olsa yeminimizi hiçbir karşılıkla değişmeyiz, Allah'ın emri olan şahitliği gizlemeyiz. Eğer gizlersek şüphesiz ki günahkârlardan oluruz.”

Eğer daha sonra bu şahitlerin (yalan söyleyip gerçeği gizlemeleri gibi) bir günah işledikleri ortaya çıkarsa, (bunların şahitlikleri yüzünden hakları çiğnenen) o hak sahibi iki kişi onların yerine geçerek: “Bizim şahitliğimiz onlarınkinden daha doğrudur, biz hiçbir hakkı çiğnemiyoruz, yoksa zalimlerden oluruz” diye yemin ederler.

Bu (yemin şekli), şahitliği gerektiği şekilde yapmaları yahut yeminlerinden sonra (başka tanıkların şahitliklerine başvurma sonucunda, yalan söylediklerinin ortaya çıkması sebebiyle), yeminlerinin reddedileceğinden korkmalarını sağlama bakımından en uygun yoldur. Öyleyse Allah'a karşı gelmekten sakının ve (O'nun emirlerine) kulak verin. Zira Allah emrinden sapmış olan topluluğu doğru yola götürmez.

Allah, bütün peygamberleri bir araya getireceği gün (onlara şöyle) soracak: “İnsanlar çağrılarınıza ne cevap verdi?” Peygamberler de: “Bizim bildiğimiz bir şey yok. Yaratılmışların idrakini aşan, görülmeyen ve bilinmeyen her şeyi tümüyle bilen sensin!” diyecekler.

Allah o zaman şöyle diyecek: “Ey Meryem oğlu İsa! Sana ve annene (verdiğim) nimetimi hatırla! Hani seni mukaddes ruh (Cebrail) ile desteklemiştim; (bu sayede) sen beşikte iken de yetişkin çağında da insanlarla konuşuyordun. Sana kitabı (okuyup yazmayı), hikmeti (eşyanın hakikatini anlamayı), Tevrat ve İncil'i öğretmiştim. Benim iznimle çamurdan kuş şeklinde bir şey yapıyordun da ona üflüyordun, hemen benim iznimle o bir kuş oluyordu. Yine benim iznimle anadan doğma körü ve alacalıyı iyileştiriyordun. Ölüleri benim iznimle kabirden diri olarak çıkarıyordun. Hani kendilerine (İsrailoğullarına) apaçık deliller (mucizeler) getirdiğin zaman içlerinden inkâr edenler: “Bu, apaçık bir büyüden başka bir şey değildir” demişlerdi de o vakit İsrailoğulları'nın (seni öldürmelerine) mani olmuştum.

Hani Havarilere: “Bana ve Resulüme iman edin” diye ilham etmiştim. Onlar da: “İman ettik, Hakk'a teslimiyet gösterdiğimize sen de şahit ol” demişlerdi.

(Bir vakitte) Havariler: “Ey Meryem oğlu İsa! Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?” demişlerdi. İsa da, “Eğer inanıyorsanız, Allah'a karşı gelmekten sakının” demişti.

(Bu sefer Havariler:) “(İnanıyoruz ama) biz istiyoruz ki ondan yiyelim, gönlümüz rahatlasın, senin (peygamberlik konusunda) bize doğru söylediğini bilelim ve ona şahitlik edenlerden olalım” dediler.

Bunun üzerine Meryem oğlu İsa şöyle dedi: “Ey Allah'ım! Ey Rabbimiz! Bize gökten bir sofra indir ki bizim için, geçmiş ve geleceğimiz için bir bayram ve senin bize gösterdiğin bir mucize olsun. Bize rızık ver. Sen rızık verenlerin en hayırlısısın.”

Allah buyurdu ki: “Ben o sofrayı size elbette indiririm. Fakat ondan sonra içinizden her kim nankörlük ederse artık onu kâinatta hiç kimseye yapmayacağım derecede cezalandırırım.”

Allah (kıyamet günü) şöyle buyuracak: Ey Meryem oğlu İsa! “Sen mi insanlara, Allah'ı bırakarak beni ve annemi iki ilah edinin, dedin?” İsa da şöyle diyecek: “Tenzih ederim seni. Hak olmayan bir sözü söylemek bana yakışmaz. Eğer ben, onu söylemişsem sen, onu elbette bilirsin. Sen, benim içimde olanı bilirsin, ama ben senin zatında olanı bilmem. Şüphe yok ki yaratılmış varlıkların idrakini aşan her şeyi en iyi bilen sensin sen.”

(Ya Rabbi!) “Ben onlara, (söylememi) emrettiğinden başkasını söylemedim. ‘Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin' dedim. İçlerinde bulunduğum müddetçe onlar üzerine denetçiydim. Ne zaman ki beni içlerinden aldın artık onlar üzerine gözetleyici yalnız sen oldun. Sen her şeye hakkiyle şahitsin.”

“Eğer onlara azap edersen, şüphe yok ki, onlar senin kullarındır (dilediğini yaparsın) ve eğer kendilerini bağışlarsan yine şüphe yok ki sen, mutlak galipsin ve hükmünde hikmet sahibisin.”

(Ve Hesap Günü) Allah şöyle buyuracak: “Bugün sözlerine sadık olanların, doğruluklarının (kendilerine) fayda vereceği gündür. Onlar için, içinde ebedi kalacakları, altlarından ırmaklar akan cennetler vardır. Allah onlardan razı (hoşnut) olmuş, onlar da Allah'tan memnun olmuşlardır. İşte büyük başarı ve mutluluk budur!”

Göklerin, yerin ve aralarındaki her şeyin egemenliği Allah'a aittir. O'nun gücü her şeye yeter.