Sorup araştırmak isteyen biri öteki dünyada başa gelecek azabı sordu.

Gerçekleri örtbas eden kâfirlerin başına. Öyleyse bil ki, hiçbir şey o azabı onlardan engelleyemez.

O azap Allah katından gelir. Katına yükselmenin birçok yolları olan Allah, her türlü yükselmelerin de sahibidir.

Melekler ve Rûh adı da verilen Cibrîl yüce Allah'a ölçüsü dünya hesabıyla ellibin yıl olan bir günde yükselip çıkarlar.

O halde sen bütün sıkıntılara güzelce göğüs gererek sabret ve neticeyi bekle.

O inkârcılar o kıyamet gününü uzak görürler.

Ama biz onu yakın görüyoruz.

O gün gök erimiş maden gibi veya yağ tortusu gibi olur.

Dağlar da atılmış renk renk yün gibi dağılır.

O gün herkes kendi derdine düşeceği için dost dostun halinden durumundan hiçbir şey soramaz.

Birbirlerine gösterilirler fakat herkes kendi derdine düştüğü için başkasıyla ilgilenemez. O gün suçlular azaptan kurtulmak için fidye vermek ister. Oğullarını,

eşini ve kardeşini de

ve kendisini koruyup barındıran soyunu sopunu da

ve yeryüzünde bulunanların hepsini versin de tek kendisini kurtarsın.

Ama hayır! Kurtulmak ne mümkün, onu alev saçan bir ateş beklemektedir.

Derileri kavurup soyan veya tüm vücuda saldırıcı bir ateş.

Hakka sırt dönüp kaçanları kendisine çağırır,

mal biriktirip yığan, o maldan Allah'ın ve insanların hakkını ayırıp çıkarmayanları da.

Şüphe yok ki insan; hırslı ve aç gözlü yaratılmıştır.

Kural olarak kendisine bir kötülük geldiği zaman basar feryadı.

Bir iyilik ile karşılaşınca da onu bencilce sahiplenip başkalarına vermez, uzak tutar.

Ancak namazında bilinçli olarak Allah'a yönelenler bu kuralın dışındadırlar.

Onlar ki; namazlarında devamlı ve kararlıdırlar,

kendi malları üzerinde başkalarının hak sahibi olduğunu kabul ederler

ki, onlar yardım isteyen kimselerle, istemeyen mahrum kalan kimselerdir.

Ceza ve hesap gününün geleceğine inanırlar

ve Rablerinden gelecek azaptan korkarlar.

Zaten Rabbinin azabına karşı hiç kimse kendini tam bir güven içinde hissedemez.

İffetlerine karşı duyarlı olup, mahrem yerlerini korurlar.

Ancak eşleri yani nikah yoluyla ve meşru şekilde sahip olduğu ayrı… O zaman onlar kınanmazlar.

Ama bunlardan başkalarını isteyenler gerçekten haddi aşanlardır.

Emanetlerini gözetir ve verdikleri sözlere uyarlar.

Gördükleri bildikleri bir gerçeği gizlemek suretiyle Allah'ın kullarının haklarını çiğneyip zarar vermezler de şahitliklerini dosdoğru yerine getirirler.

Namazlarını, kendilerini her türlü kötülükten alıkoyacak biçimde ve şartlarına riayet ederek kılıp, Allah'a isyan etmek suretiyle boşa götürmezler. Her türlü dünyevi ve şeytani engellerden korurlar.

İşte bunlardır cennet bahçelerinde ağırlanacak olanlar.

Peygamber ve mü'minlerle alay edip onları küçümseyerek her zaman peygamberin etrafını saran inkârcılara hitab edilerek: “Şimdi gerçekleri örtbas edenlere ne oluyor ki, boyunlarını sana uzatıp koşuyorlar?

Sağ yandan ve sol yandan bölükler halinde.

Onlardan her biri senin yanına koşmakla nimet cennetlerine sokulacaklarını mı ümit ediyorlar?”

Asla biz o inkârcıları da inananları da bildikleri basit bir çamurdan veya bir damla sudan yarattık ama yaratılışta birlik cennete girmeyi sağlamıyor. İman ve Allah'a teslimiyet gerekiyor.

Yine hayır, iş onların umdukları gibi değildir. Güneş ay ve yıldızların doğup battığı yerlere yemin ederim ki şüphesiz biz güç yetiririz,

onları kendilerinden daha hayırlı bir toplum ile değiştirmeye. Çünkü bizim istediğimizi yapmaktan alıkoyan hiçbir şey yoktur. Bizim önümüze geçip bizi engelleyen de olamaz.

O halde bırak onları dalsınlar daldıklarına ve oynasınlar oynadıklarıyla, kendilerine vaadedilen güne kavuşuncaya kadar.

O gün onlar bir hedefe doğru yarışıyorlarmış gibi mezarlarından aceleyle fırlarlar.

Gözleri korkudan alçalıp düşük bir haldedir. Üzerlerine aşağılık çökmüş bir vaziyette; işte onlara defalarca haber verilen gün bu gündür.