Talep sahibi birisi, vuku bulacak vakayı (azabı) istedi.

Kâfirler için, onu geri çevirecek kimse yoktur.

(O azap), mearic (yüksekliklerin, yüksek derecelerin) sahibi Allah tarafındandır.

Melekler ve ruh, O’na, süresi elli bin yıl olan bir günde yükselir.

Artık güzel bir sabırla sabret.

Muhakkak ki onlar, onu (kâfirler için vuku bulacak azabı), uzak (bir ihtimal) olarak görüyorlar.

Ve Biz, onu yakın olarak görüyoruz.

O gün (azap günü) gökyüzü, erimiş maden gibi olacak.

Ve dağlar (atılmış) rengârenk yün parçaları gibi olacak.

Ve (o gün) hiçbir dost, başka bir dostu sormaz.

Onlar birbirlerine gösterilirler, günahkâr olan izin günü, azaptan kurtulmak için, oğullarını fidye olarak verebilmeyi temenni eder.

Kendi eşini ve kardeşini.

Ve kendisini barındıran aşiretini.

Ve yeryüzünde kim varsa hepsini (versin de), sonra kendisini kurtarsın.

Hayır, asla! Muhakkak ki o (kurtulmak istediği), alev alev yanan ateştir.

(O ateş), baş derisini yakıp kavurucudur.

Kim arkasını döner ve (îmândan) yüz çevirirse onu çağırır.

Ve (mal, servet) toplayıp, sonra da onu biriktireni.

Muhakkak ki insan, sabırsız ve tamahkâr olarak yaratıldı.

Kendisine bir şer dokununca feryat edicidir.

Ve kendisine bir hayır dokunduğu zaman cimrilik edendir.

Namaz kılanlar hariç.

Onlar namazlarına devam edenlerdir.

Ve onlar, mallarında belirli bir hak bulunanlardır.

İsteyenler ve mahrum olanlar için.

Ve onlar ki, dîn gününü tasdik ederler.

Ve onlar, Rab’lerinin azabından korkanlardır.

Muhakkak ki onların Rabbinin azabı, gayri memundur (ondan emin olunamaz).

Ve onlar, ırzlarını muhafaza edenlerdir.

Zevcelerine ve ellerinin arasında sahip olduklarına (cariyelerine karşı durumları) hariç. Çünkü muhakkak ki onlar, kınanmış değildir.

Artık kim bunun arkasını ararsa (fazlasını isterse), o taktirde işte onlar; onlar haddi aşmış olanlardır.

Ve onlar emanetlerine ve ahdlerine riayet edenlerdir.

Ve onlar, şahitliklerinde kaim olanlardır (şahitliğe devam edenler).

Ve onlar, namazlarını muhafaza edenlerdir (devamlı kılanlardır).

İşte onlar, cennetlerde ikram olunan kimselerdir.

İnkâr edenler, şimdi niçin senin tarafına doğru hızla koşar oldular?

Sağdan ve soldan dağınık gruplar halinde.

Onlardan hepsi Naîm cennetine sokulacağını mı umuyor?

Hayır, asla! Muhakkak ki Biz, onları bildikleri şeyden yarattık.

Artık hayır (öyle değil). Doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim. Muhakkak ki Biz, elbette kaadiriz (öyle ki).

Onlardan daha hayırlısı ile değiştirmeye (onların yerine getirmeye)! Ve Biz, önüne geçilebilecek (engellenebilecek) değiliz.

Artık onları terket, vaadolundukları güne kavuşuncaya kadar dalsınlar ve oynasınlar.

Kabirlerinden süratle çıkacakları gün, sanki onlar bir hedefe koşuyor gibidir.

Onların bakışları korkulu bir haldedir, onları bir zillet kaplar. İşte bu, onların vaadolundukları gündür.