Araştıran biri, inecek azap hakkında bilgi istedi.

Kafirler için.. Onu önleyecek hiç kimse yoktur.

Yüksek dereceler sahibi Allah’tandır.

Melekler ve Ruh (Cebrail) süresi elli bin yıl olan bir günde ona yükselirler.

Öyleyse sen, güzel bir sabırla sabret.

Onlar bunu uzak görüyorlar.

Biz ise onu yakın görüyoruz.

O gün, gök erimiş maden gibi olur.

Dağlar ise atılmış yün gibi olur.

Hiçbir yakın bir yakınını soramaz.

Onlar birbirlerine gösterilirler. Suçlular o günün azabından kurtulmak için oğullarını fidye olarak vermek ister.

Eşini ve kardeşini...

Kendisini barındıran sülâlesini..

Ve yeryüzünde bulunan herkesi... Sonra kendisini kurtarabilsin..

Asla, şüphesiz O, alev almıştır.

Deriyi yakıp kavurur.

Çağırır arkasını dönüp, yüz çevireni.

Malını toplayıp yığanı...

İnsan aç gözlü yaratılmıştır.

Başına bir kötülük gelince umutsuzluğa düşer.

Bir iyilik dokununca da çok cimridir.

Namaz kılanlar böyle değildir.

Onlar, namazlarında/salatlarında daimidirler.

Onların mallarında belli bir hak vardır.

İsteyene ve mahrum olana..

Onlar hesap gününü tasdik ederler.

Rab’lerinin azabından çekinirler.

Gerçekten Rab’lerinin azabından güvende olunamaz.

Onlar, mahrem yerlerini koruyan kimselerdir.

Eşleri veya meşru şekilde sahip oldukları hariç. Çünkü onlar, bu hususta kınanmazlar.

Bundan ötesini arayanlar, işte onlar haddi aşmış olanlardır.

Onlar, emanetlerine ve sözlerine riayet ederler.

Onlar, şahitliklerini doğru olarak yerine getirirler.

Onlar, namazlarını muhafaza ederler.

Onlar, cennetlerde ikram olunurlar.

(36-37) Kafir olanlara ne oluyor ki; sağdan soldan, bölük pörçük uzaklaşıyorlar?

(36-37) Kafir olanlara ne oluyor ki; sağdan soldan, bölük pörçük uzaklaşıyorlar?

Yoksa onların her biri nimet cennetlerine mi girdirileceğini ümit ediyor?

-Asla! Biz onları bildikleri şeyden yarattık.

(40-41) Hayır, doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki, şüphesiz bizim onların yerine daha iyilerini getirmeye gücümüz yeter. Bizim önümüze de geçilemez.

(40-41) Hayır, doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki, şüphesiz bizim onların yerine daha iyilerini getirmeye gücümüz yeter. Bizim önümüze de geçilemez.

-Bırak onları, kendilerine söz verilen gün gelinceye kadar dalıp, oynasınlar!

O gün onlar, dikili taşlara koştukları gibi kabirlerinden koşarak çıkarlar.

Gözleri yere yıkılmış, (yüzlerini) zillet bürümüş. İşte bu, onlara söz verilen gündür!