İsteyen biri, başına gelecek azabı istedi.

Kâfirler için bir azap ki, onu önleyecek yoktur.

O, yüksek derecelerin sahibi olan Allah'tandır.

Melekler ve Ruh elli bin sene uzunluğundaki bir günde Ona yükselir.

Sen güzel bir sabırla sabret.

Onlar o günü uzak görüyorlar.

Biz ise yakın görüyoruz.

O gün gök erimiş madene döner.

Dağlar atılmış yün gibi olur.

Dost dostun halini sormaz.

Oysa onlar birbirlerine de gösterilirler. Fakat mücrim o günün azabından kurtulmak için oğullarını bile feda etmek ister.

Daha da eşini ve kardeşini,

Kendisini barındıran sülâlesini,

Yeryüzünde kim varsa hepsini feda edip kurtulmak ister.

Heyhat! O alev alev yanan ateştir.

Derileri soyar.

Arkasını döneni, hakka yüz çevireni de kendisine çağırır,

Malı toplayıp yığanı da.

İnsan hırslı ve tez canlı yaratılmıştır.

Kendisine kötülük dokunduğunda feryattadır.

Hayır eriştiğinde ise cimrileşir.

Ancak namaz kılanlar müstesnadır.

Onlar namazlarında devamlı olanlardır.

Mallarında da belirli bir pay vardır:

İsteyen ve istemeyen yoksullar için.

Onlar hesap gününün gerçekliğine inanırlar.

Onlar Rablerinin azabından korkarlar.

Zira Rablerinin azabından kimse emin olamaz.

Onlar iffetlerini korurlar.

Ancak eşlerine ve ellerinin altındakilere karşı müstesna-bunlar kınanmazlar.

Kim bunun ötesine geçmek isterse, işte onlar hadlerini aşmış olanlardır.

Onlar emanet ve ahidlerine riayet ederler.

Onlar şahitliklerini dosdoğru yaparlar.

Onlar namazlarını gözetir ve korurlar.

İşte onlar Cennetlerde ikramlara erişenlerdir.

O kâfirlere ne oluyor ki sana doğru koşuyorlar,

Sağında, solunda bölük bölük oluyorlar?

Onlardan herbiri, nimetlerle dolu Cennete gireceğini mi umuyor?

Asla! Biz onları da o bildikleri şeyden yarattık.

(40-41) Doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki, onların yerine daha hayırlılarını getirmeye Bizim elbette gücümüz yeter; hiç kimse de Bize engel olamaz.

(40-41) Doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki, onların yerine daha hayırlılarını getirmeye Bizim elbette gücümüz yeter; hiç kimse de Bize engel olamaz.

Bırak onları, dalsınlar, eğlensinler, vaad edilen günlerine kavuşuncaya kadar.

O gün kabirlerinden pek hızlı çıkarlar; sanki karşılarında dikili hedeflere koşar gibidirler.

Gözleri baygın düşmüş, kendilerini zillet kaplamıştır. İşte onlara vaad edilen gün budur.