Ey örtüsüne, dinlenmeye, yalnızlığa bürünmüş olan peygamber!

Kalk ve insanları uyar.

Rabbinin büyüklüğünü duyur, bildir. Çünkü büyüklük sadece O'na aittir.

Elbiseni, eteğini, bedenini, kişiliğini, kalbini her türlü kirden ve ahlaki noksanlıktan temiz tut.

Her türlü pislik ve kötülükten kaçın uzak dur.

İyilik yapmayı kendine kazanç aracı kılma veya yaptığın iyiliği çok görüp başa kakma.

Rabbinin rızasını kazanmak için din adına yapılan her türlü işte Rabbine dayan ve sabret.

Ve insanları uyar ki, yeniden diriliş için sura üfürüldüğü zaman.

İşte o gün çok zorlu ve sıkıntılı bir gündür.

Allah'tan gelen gerçekleri örtbas edenlere ise, hiç de kolay değildir.

Bana bırak tek başına yarattığım o kişiyle uğraşmayı.

Kendisine geniş imkanlar verdiğim,

her zaman yanında ve toplantılarda hazır bulunan oğullar verdiğim,

herşeyi kendisi için genişce yaydığım yani başkalarına verilenlerden çok daha fazla güç, yetenek, imkan verdiğim insanı.

Buna rağmen o hâlâ fazlalaştırmamı, daha fazla vermemi umuyor.

Hayır, asla ummasın. O ayetlerimize karşı adamakıllı inada girişti.

Böylece onu güç yetirilemeyen zor bir azaba mecbur edip yokuşa süreceğim.

Bakınız mesajlarımız inkâr edenlere ulaştırıldığında, onları nasıl tesirsiz hale getireceğini düşünüp ölçtü, biçti.

Allah'ın rahmetinden uzak olup geberesice nasıl da ölçtü biçti.

Evet o geberesice kendisini perişan eder böyle hesaplarla.

Ve sonra yeni dayanaklar bulmak için çevresine bakar.

Sonra bir iş yapamamanın üzüntüsü ve öfkesinden kaşlarını çattı, suratını astı.

Sonra Kur'ân'a ve peygambere ardını döndü ve kendini büyük gördü.

Ve dedi: Bu Muhammed'in söyledikleri eskiden beri söylenen, aktarılagelen bir sihir, bir sihirbaz sözünden başkası değildir.

Bu Allah sözü değil, insan sözüdür.

Bu nedenle onu öteki dünyada cehennem ateşine sokacağım.

Cehennem ateşinin ne olduğunu hiç düşündünüz mü?

İçerisine atılan kimsede ne hayat bırakır, ne de ölüme terkeder.

İnsana gerçek hakikati gösterir veya derileri tamamıyla yakıp kavurur.

O cehennem üzerinde ondokuz adet, gurup veya sınıf görevli melek vardır.

Ve biz cehennem işlerine bakmakla ancak melekleri görevlendirdik. Biz o görevli meleklerin sayısını Allah'tan gelen gerçekleri örtbas edenler için bir sınama aracı yaptık ki, daha önce bize de kitap verildi diyenler, sağlam bilgi edinsinler ve iman etmiş olanların imanları daha da güçlensin. Ve hem kendilerine kitap verilenler, hem de iman edenler bu meleklerin sayısı hakkında şüpheye düşmesinler. Kalplerinde şüphe ve nifak hastalığı bulunanlarla Allah'tan gelen gerçekleri örtbas edenler de: “Allah bu örnekle neyi anlatmak istedi?” desinler. Böylece Allah yoldan çıkmak isteyeni saptırır, doğruya ulaşmak isteyeni ise doğru yola eriştirir. Rabbinin ordularının yani melek, rüzgar, tabii afetler vb. şeylerin sayısını kendisinden başka kimse bilemez. Bu ayetler de insanlara diğer ayetler gibi bir öğüt ve uyarıdır.

Hayır, onlar asla öğüt almazlar. Aya andolsun ki,

çekilip giden geceye de,

ağaran sabaha da andolsun ki;

o cehennem belaların en büyüğüdür.

İnsanlar için uyarı, korku vasıtasıdır

sizden iyilikler yaparak önde gitmeyi veya küfür yüzünden cehennemde kalmayı seçen her biriniz için.

Hesap günü her insan yapmış olduğu bütün kötü fiiller için rehin olarak tutulacaktır.

Ancak amel defterleri sağdan verilenler böyle değildir.

Onlar cennet bahçelerinde oturup, konuşup soracaklar,

günahkarlara.

Sizi bu cehennem ateşine sürükleyen nedir?

Berikiler diyecekler ki: “Biz ne namaz kılanlardan idik,

ne de yoksulları doyururduk.

Boş ve anlamsız şeylere dalıp gidenlerle biz de dalar giderdik.

Dilimizle hesap gününe inandığımızı söylediğimiz halde yaşantımızla o güne hazırlık yapmamak suretiyle o günü yalanlamıştık.

Sonra da bu halimiz ölüm bize gelinceye kadar devam etti.

Bu hal ve sıfatları üzerinde bulunduranlar yani 43, 44, 45, 46. ayetlerde anlatılan kimselere hiçbir şefaat edicinin şefaatı fayda vermeyecektir.

O halde bunca insanlara ne oluyor ki, Kur'ân'ın uyarmalarından yüz çevirmede ve kaçmaktadırlar.

Adeta korkuya kapılmış yaban eşekleri gibidirler

arslandan ürküp kaçan.

Evet o inkârcılar; hepsinin davet olundukları Kur'ân yetmezmiş gibi kendilerine özel sahifeler ve kitaplar gönderilmesi gerektiğini iddia ederler.

Hayır, onların bu istekleri boştur. Gerçekten onlar öldükten sonra dirilmeyi, hesabı, ceza ve mükafatı kabul etmeyen ve bu yüzden de Kur'ân'dan yüz çeviren kimselerdir.

Hayır O Kur'ân gerçekten de tesirli bir öğüttür.

Artık dileyen herkes O'ndan ders alabilir.

Ama öteki dünyaya inanmayanlar, Allah dilemedikçe O Kur'ân'dan ders alamazlar. O Allah, azabından korkulup korunulacak olan, ve kendi kitabıyla yol bulunandır. Bağışlamaya ehil olan da yalnızca O'dur.