Ey bürünüp örtünen,

Kalk (ve) bundan böyle uyarıp korkut.

Rabbini tekbir et (yücelt)

Elbiseni de temizle.

Pislikten kaçınıp uzaklaş.

Daha çok istekte bulunmak için iyilik yapma.

Rabbin için sabret.

Çünkü o boruya (sur'a) üfürüldüğü zaman,

İşte o gün, zorlu bir gündür;

Kafirler içinse hiç kolay değildir.

Bırakın onu bana, Ben onu tek olarak yarattım.

Ki ben ona, 'alabildiğine geniş kapsamlı bir mal (servet)' verdim,

Göz önünde hazır çocuklar (verdim),

Ve önüne sayısız imkan ve fırsatları döşeyip serdim.

Sonra, daha da arttırmam için tamah eder (doyumsuz istekte bulunur).

Hayır; çünkü o, bizim ayetlerimize karşı 'kesin bir inatçıdır'.

Onu alabildiğine sarp bir yokuşa sardırıp süreceğim.

Çünkü o, düşündü ve bir ölçü tesbit etti.

Kahrolası, nasıl bir ölçü koydu?

Yine kahrolası, nasıl bir ölçü koydu?

Sonra bir baktı.

Sonra kaşlarını çattı ve yüzünü ekşitti.

Sonra da sırt çevirdi ve büyüklük tasladı (istikbâr).

Böylece: «Bu, yalnızca 'aktarılarak öğrenilen' bir büyüdür» dedi.

«Bu, bir beşer sözünden başkası değildir.»

Onu ben, cehenneme sürükleyip atacağım.

Cehennem (sakar) nedir, sen bilir misin?

Ne alıkoyar, ne bırakır.

Beşere delicesine susamıştır.

Onun üzerinde ondokuz vardır.

Biz o ateşin koruyucularını meleklerden başkasını kılmadık. Ve onların sayısını da küfretmekte olanlar için yalnızca bir fitne (konusu) yaptık ki, kendilerine kitap verilenler, kesin bir bilgiyle inansın, iman edenlerin de imanları artsın; kendilerine kitap verilenler ve iman edenler (böylece) kuşkuya kapılmasın. Kalplerinde bir hastalık olanlar ile kafirler de şöyle desin: «Allah, bu örnekle neyi anlatmak istedi?» İşte Allah, dilediğini de böyle hidayete iletir. Rabbinin ordularını kendisinden başka (hiç kimse) bilmez. Bu ise, beşer (insan) için yalnızca bir öğüttür.

Hayır, aya andolsun,

Dönüp gittiği zaman geceye,

Ağardığı zaman sabaha,

Gerçekten o, büyük (musibet)lerden biridir.

Beşer (insan) için bir uyarıp korkutmadır;

Sizlerden öne geçmek veya geride kalmak isteyenler için.

Her nefis, kazanmakta olduklarına karşılık olmak üzere bir rehinedir.

Ancak Ashab-ı Yemin (sağ ehli) hariç.

Onlar cennetlerdedirler; birbirlerine sorarlar.

Suçlu günahkarları:

«Sizi şu cehenneme sürükleyip iten nedir?»

Onlar: «Biz namaz kılanlardan değildik» dediler.

«Yoksula da yedirmezdik.»

«(Batıla ve tutkulara) Dalıp gidenlerle biz de dalar giderdik.»

«Din (hesap ve ceza) gününü yalan sayıyorduk.»

«Sonunda yakîn (kesin bir gerçek olan ölüm) gelip bize çattı.»

Artık, şefaat edenlerin şefaati onlara bir yarar sağlamaz.

Buna rağmen, bunlara ne oluyor ki öğütten yüz çevirip duruyorlar?

Sanki onlar, ürkmüş yaban eşekleri gibidirler;

Arslandan korkup kaçmışlar.

Hayır; onlardan her biri, kendisine açılmış sahifelerin verilmesini ister.

Hayır, onlar hiç şüphesiz ahiretten korkmuyorlar.

Gerçek (şu ki), o (Kur'an), elbette bir öğüttür.

Artık kim dilerse, öğüt alıp düşünür.

Allah dilemedikçe, onlar öğüt almazlar; takvanın sahibi (onu kabul etmeye ehil olan) O'dur, mağfiretin sahibi (bağışlamaya ehil olan da) O'dur.