Andolsun, birbiri ardınca iyiliklerle, meşrû görevlerle gönderilenlere!

Andolsun, şiddetle eserek, zararlıları savurup atanlara!

Andolsun, hakikat ve hayırları yaydıkça yayanlara!

Andolsun, hak ile bâtılı birbirinden ayıranlara!

Andolsun, vahyi, kutsal kitapları peygamberlere tebliğ edenlere, yazdıranlara, öğüt telkin edenlere!

İnsanların özür dilemeleri, tevbe etmeleri veya sorumluluk, hesap ve ceza hatırlatılarak uyarılmaları için vahyi peygamberlere tebliğ edenlere.

Size va’dolunan, sizin tehdit edildiğiniz şeyler, kesinlikle apansız gerçekleşecektir.

Yıldızların parıltıları silindiği zaman nasıl ertelenebilir?

Gök yarıldığı zaman nasıl ertelenebilir?

Dağlar temellerinden sökülüp savrulduğu zaman nasıl ertelenebilir?

Rasullerin, ümmetlerine tebliğleri ile ilgili şâhitlik vakti tayin edildiği zaman nasıl ertelenebilir?

Bunlar hangi güne ertelenebilir?

Sorumluluk gereği, mükâfata nâil olanla cezaya müstehak olanların muhakeme ile ayırt edileceği güne ertelenir.

Muhakeme günü ile ilgili bizden başka seni bilgilendiren mi var? Muhakeme günü ne büyük, ne korkunç bir gündür!

O gün, Kur’ân’ı, peygamberleri ve hesap gününü yalanlayanların vay haline!

Biz geçmiş ümmetleri helâk etmedik mi?

Sonra diğer nesilleri de onların peşine eklemedik mi?

İşte, İslâm’a planlı cephe alarak, müslümanlığı, müslüman nesilleri yozlaştırma, yok etme suçu işleyen güç ve iktidar sahibi âsilere, suçlulara, günahkârlara böyle yaparız.

O gün, Kur’ân’ı, peygamberleri ve hesap gününü yalanlayanların vay haline!

Biz sizi dayanıksız, zayıf bir katre sıvıdan yaratmadık mı?

Onu elverişli sağlam, muhkem itibarlı bir yere yerleştirerek planlayıp büyütmedik mi?

Vâdesi belli, planlanan bir vakte kadar yerleştirip büyütmedik mi?

Demek ki, biz bunu planlayıp güç yetirmişiz. Ne mükemmel plancı, ne güçlü kudretli biriyiz biz!

O gün, Kur’ân’ı, peygamberleri ve hesap gününü yalanlayanların vay haline!

Biz yeryüzünü toplanma mekânı yapmadık mı?

Yerin üstünü yaşayanlara, altını ölülere toplanma mekânı yapmadık mı?

Orada, yüksek, ağır baskılı oturaklı, derin temellere dayalı dağlar yerleştirmedik mi? Size tatlı sular içirmedik mi?

O gün, Kur’ân’ı, peygamberleri ve hesap gününü yalanlayanların vay haline!

Haydi yalanladığınız yere, cezalandırma merkezine uğrayın.

Haydi duman halindeki üç çatallı gölgeye (teslise) de uğrayın.

Dumanlar ne gölge sağlar, ne alevi engeller.

Cehennem, devasa kaleler gibi alevler savurarak yalanlayanları içine alır.

Alevler, kızıl buğralar gibi, yalanlayanların üstüne üstüne gelir.

O gün, Kur’ân’ı, peygamberleri ve hesap gününü yalanlayanların vay haline.

Bugün, kâfirlerin mantıklı bir cevap vermek için konuşacak söz bulamayacakları bir gündür.

Mazeretlerini beyan etmeleri için onlara izin bile verilmeyecek bir gündür.

O gün, Kur’ân’ı, peygamberleri ve hesap gününü yalanlayanların vay haline.

'Bugün, sorumluluk gereği, mükâfata nâil olanla cezaya müstehak olanların muhakeme ile ayırt edileceği gündür. Sizleri ve önceki ümmetleri birlikte topladık.'

'Sizin azaptan kurtulmak için hileniz, planınız varsa, bana karşı planlarınızı uygulayın.'

O gün, Kur’ân’ı, peygamberleri ve hesap gününü yalanlayanların vay haline.

Allah’a sığınıp, emirlerine yapışarak günahlardan arınıp, azaptan korunanlar, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkarak şahsiyetli davranan, dinî ve sosyal görevlerinin bilincinde olan mü’minler gölgeliklerde, akarsu kıyılarında ve pınar başlarındadır.

Canlarının çektiği bütün meyvalar vardır.

'Yeyin, için, işlediğiniz devamlı, bilinçli amellere karşılık afiyet olsun.'

İşte biz, iyiliği, iyi niyetleri, dinin, ahlâkın ve kamu vicdanının emirlerini, devamlı davranışlarına, ilişkilerine, görevlerine, hayatlarına yansıtan, samimiyetle ibadet eden, aktif olarak iyiliğe, iyi uygulamaya, iyileştirmeye örnek olan, işlerinde mükemmellik, dürüstlük ve başarı için dikkat harcayan, hayırlı icraatlar, kalıcı hizmetler yapan müslüman idareciler, askerî erkân ve müslümanları böyle mükâfatlandırırız.

O gün, Kur’ân’ı, peygamberleri ve hesap gününü yalanlayanların vay haline!

'Yiyin, biraz zevk ü safa sürün. Siz İslâm’a planlı cephe alarak, müslümanlığı, müslüman nesilleri yozlaştırma, yok etme suçu işleyen, güç ve iktidar sahibi âsi, suçlu ve günahkâr kimselersiniz.'

O gün Kur’ân’ı, peygamberleri ve hesap gününü yalanlayanların vay haline.

Onlara: 'Saygıyla Allah’ın emirlerine itaat ederek, İslâmî sorumluluklara, ibadetlere, cemaate, faaliyetlere katılın' denildiği zaman itaat etmezler, cemaate katılmazlar, saygı göstermezler.

O gün, Kur’ân’ı, peygamberleri ve hesap gününü yalanlayanların vay haline!

Onlar, Kur’ân’a inanmıyorlarsa eğer, hangi söze, hangi kitaba iman edecekler?