Andolsun (Allahın emirlerini haamilen) birbiri ardınca (yahud şer'-u akle uygun şeylerle ve iyiliklerle) gönderilib de,

(o emirlere) sert (ve çâlâk) rüzgârlar gibi hemen (imtisâle) koşan,

(şeriatın hükümlerini yer yüzünde) iyiden iyi yayan,

bu suretle (hak ile baatılı) tam ma'nâsiyle ayırd etmiye vaasıta olan,

(5-6) kötülüğü imhaa ye, azâb ile tehdide çalışan peygamberlere vahyi getiren (melek) lere,

(5-6) kötülüğü imhaa ye, azâb ile tehdide çalışan peygamberlere vahyi getiren (melek) lere,

Ki size va'd (ve tehdîd) edilegelen şeyler behemehal vaaki (olacak) dır,

yıldızlar (ın ışığı) söndürüldüğü zaman,

gök (yüzü) yarıldığı zaman,

dağlar (yerinden koparılıb) savurulduğu zaman,

peygamberlerin muayyen vakti geldiği zaman,

(bu vakit) hangi güne gecikdirilmişdi?

(Her şey'i) ayırd edib hukûm verme gününe.

Bu ayırd etme gününü (n ehemmiyyetini) sana hangi şey bildirdi?

(Bunu) yalan sayanların o gün vay haline!

Biz öncekileri (bu tekzîblerinden dolayı) helak etmedik mi?

Sonra geridekileri de onların arkasına takacağız.

Biz günahkârlara böyle yaparız.

(Allahın âyetlerini ve peygamberlerini) yalan sayanların o gün vay haaline!

Biz, sizi hakıyr bir sudan yaratmadık mı?

Onu sağlam bir yerde tutub da,

ma'lûm bir vaktâ kadar.

İşte biz (bunu) kudretimizle yapdık. Demek (biz) ne güzel kaadirler (iz)!

(Kudretimizi) yalan sayanların vay o gün haaline!

Biz, yeri bir toplantı yeri yapmadık mı?

Dirilere de, ölülere de.

Orada sabit sabit, yüce yüce (dağlar) vücûde getirmedik mi? Size tatlı bir su da içirmedik mi?

(Bu gibi ni'metleri) yalan sayanlarını o gün vay haaline!

(O kâfirlere şöyle denilecek:) «(Haydi) o yalan diyegeldiğiniz şey'e (azaba) gidin».

«Haydi (cehennemin) üç kola (ayrılmış) (duman) gölgesine gidin».

(Ki o), gölgelendirici değildir. (Onları) alevden de korumaz.

Çünkü o (ateş) öyle kıvılcım atar ki herbiri sanki bir saraydır.

Herbiri sanki sarı sarı erkek develerdir.

Yalan sayanların vay o gün haaline!

Bu, (hepsinin) dillerinin tutulacağı bir gündür.

Onlara izin de verilmeyecek ki özür dilesinler.

(Bu günü) yalan sayanların o gün vay haaline!

Bu, ayırd etme ve hukûm verme günüdür. Sizi de, evvelki (ümmet) leri de (bir arada) toplamışızdır.

Eğer bir hıyleniz varsa hemen bu hileyi bana yapın!

(Ba'si) yalan sayanların o gün vay haaline!

(41-42) Hakıykat, takva saahibleri gölgeler, pınarlar ve canları ne isterse onlardan bir çok meyveler içindedirler.

(41-42) Hakıykat, takva saahibleri gölgeler, pınarlar ve canları ne isterse onlardan bir çok meyveler içindedirler.

(Şöyle denilir): «İşlemiş olduğunuz (iyi) amel (ve hareketlere mukaabil afiyetle yeyin, için».

«Şübhe yok ki biz iyi hareket edenleri böyle mükâfatlandırırız».

(Cenneti) yalan sayanların o gün vay haline!

(Ey kâfirler, dünyâda) yeyin, biraz fâidelenin! Şübhesiz ki siz günahkârlarsınız.

(Ebedî nimeti) yalan sayanların vay o gün haaline!

Onlara «(Allahın huzuurunda) eğilin» denildiği zaman eğilmezler.

(Emr-ü nehyi) yalan sayanların o gün vay haaline!

Artık bundan sonra hangi söze inanacaklar onlar?