Andolsun, birbiri ardınca gönderilenlere.

Şiddetle esip savrulanlara..

Yaydıkça yayanlara..

Ayırdıkça ayıranlara..

Uyarıyı/zikri ulaştıranlara..

Özür veya korkutmak için..

Size vaadedilen elbette gerçekleşecektir.

Yıldızların ışığı söndüğü zaman..

Gök yarıldığı..

Dağlar un ufak savrulduğu zaman..

Elçiler toplandığı zaman..

-Hangi güne ertelenmiş?

-Hüküm/ayırma gününe..

-Hüküm gününün ne olduğunu ne bilirsin?

-Vay haline o gün, yalanlayanların!

Evvelkileri yıkıma uğratmadık mı?

Daha sonra da geridekileri onlara tabi kılarız.

İşte suçlulara böyle yaparız!

Vay haline o gün, yalanlayanların!

Sizi basit bir sudan yaratmadık mı?

Ve suyu sağlam bir yere yerleştirmedik mi?

Belli bir süreye kadar..

Buna gücümüz yetti. Ne güzel güç yetirenleriz.

Vay haline o gün, yalanlayanların!

Yeryüzünü toplanma yeri kılmadık mı?

Dirilere ve ölülere..

Orada yüksek dağlar yaratıp, size tatlı su içirmedik mi?

Vay haline o gün yalanlayanların!

Haydi yalanladığınıza yürüyün.

Yürüyün üç kollu karaltıya!

Gölgelendirmez, alevden de korumaz.

Kütük büyüklüğünde kıvılcımlar atar.

Sanki o sarı halatlar gibidir.

Vay haline o gün, yalanlayanların!

Bu, onların konuşamayacakları bir gündür.

Özür dilemeleri için onlara izin verilmez.

Vay haline o günü yalanlayanların!

Bu, hüküm günüdür. Sizi ve evvelkileri bir araya toplarız.

-Eğer bana karşı bir tuzağınız varsa, onu hemen kurun!

Vay o gün yalanlayanların haline!

Allah’tan sakınanlar ise gölgeler ve pınar başlarındadır.

Arzu ettikleri meyveler..

-Yaptıklarınıza karşılık afiyetle yiyin, için.

Biz, iyilik yapanları işte böyle ödüllendiririz.

Yalanlayanların o gün vay haline!

-Yiyin ve azıcık faydalanın, nasılsa siz suçlusunuz!

Vay haline o gün yalanlayanların!

Onlara: -Boyun eğin denildiği zaman boyun eğmiyorlardı.

Vay haline o gün yalanlayanların!

Bundan sonra hangi söze inanacaklar?