Eksik ölçenlerin (ve eksik tartanların) vay haline.

Onlar, ölçerek satın aldıkları zaman insanlara vefalı davranırlar (dürüst olup tam ölçerler).

Ve onlara (insanlara) satmak için ölçtükleri veya onlara tarttıkları zaman eksiltirler (eksik tartarlar).

İşte onlar beas edileceklerini (diriltileceklerini) zannetmiyorlar (bilmiyorlar) mı?

Azîm gün için.

Âlemlerin Rabbi için insanların kıyam edeceği (kalkacağı) gün.

Hayır, muhakkak ki, füccarın (şeytanın fücuruna tâbî olan kâfirlerin) kitapları (kayıtları, hayat filmleri) elbette siccîndedir (zemin kattan 7 kat aşağıda olan zülmanî kader hücrelerindedir).

Ve siccînin ne olduğunu sana bildiren nedir?

(O), rakamlandırılmış (kazanılan negatif ve pozitif puanların dereceler halinde yazılmış olduğu) bir kitaptır (kayıttır, insanların hayat filmidir).

İzin günü, yalanlayanların vay haline.

Onlar ki dîn gününü yalanlıyorlar.

Ve onu (dîn gününü), haddi aşan asi günahkârların hepsi hariç, kimse yalanlamaz.

Ona âyetlerimiz okunduğu zaman: “Evvelkilerin masalları.” dedi.

Hayır, bilâkis kazanmış oldukları şeyler, onların kalplerinin üzerini kapladı (kalplerini kararttı).

Hayır, muhakkak ki onlar izin günü Rab’lerinden elbette perdelenmiş olanlardır (Rab’lerini göremezler).

Sonra, muhakkak ki onlar, elbette alevli ateşe atılacak olanlardır.

Sonra onlara: “Bu, sizin kendisini yalanladığınız şeydir.” denilir.

Hayır, muhakkak ki ebrar olanların (Allah’a ulaşmayı dileyenlerin, hidayette olanların) kitapları (kayıtları, hayat filmleri) elbette illiyyin’dedir (zemin kattan 7 kat yukarıda olan birinci âlemdeki kader hücrelerindedir).

Ve illiyyin’in ne olduğunu sana bildiren nedir?

(O), rakamlandırılmış (kazanılan pozitif ve negatif derecelerin yazılmış olduğu) bir kitaptır (kayıttır, insanların hayat filmidir).

Ona, mukarrebin (yakın olan melekler) şahit olurlar.

Muhakkak ki ebrar olanlar, elbette ni’metler içindedir.

Tahtlar üzerinde (oturup) seyrederler.

Sen, ni’metin pırıltısını (sevincini), onların yüzlerinde görüp anlarsın.

Onlara, mühürlenmiş (sadece kendilerinin açacağı) halis şaraptan sunulur (içirilir).

Onun (o şarabın) sonu misktir (şahane misk kokusudur). Ve yarışanlar, artık bunda (bunun için) yarışsınlar.

Onun mizacı (muhtevası) tesnîmdendir.

O bir pınardır ki ondan, mukarrebin (Rabbine yakın) olanlar içer.

Muhakkak ki suçlu olanlar (günahkârlar), âmenû olanlara gülüyorlardı.

Ve onların (âmenû olanların) yanlarına geldikleri zaman, birbirlerine kaş göz işareti yaparlar.

Ve ailelerine döndükleri zaman neşeyle dönerler.

Ve onları gördükleri zaman: “Muhakkak ki onlar gerçekten dalâlette olanlardır.” dediler.

Ve onlar, onların (âmenû olanların) üzerine gözetici olarak gönderilmediler.

Artık bugün âmenû olanlar, kâfirlere gülüyorlar.

Tahtlar üzerinde (oturup) seyrederler.

Kâfirler yapmış oldukları şeyler (sebebiyle) cezalarını buldular mı?