Andolsun şiddetle çekip alanlara.

Ve neşeli neşeli yürüyenlere.

Ve yüze yüze gidenlere.

Ve herkesi geçenlere.

Ve işi tedbîrle yapanlara.

O gün, bir sarsıntıdır, sarsar.

Ardından bir sarsıntı daha gelir çatar.

Yürekler, belinleyip korkar.

Gözleri yere dikilir.

Onlar derler ki: Çukura atıldıktan sonra mı dirileceğiz de çıkacağız?

Ufalanmış bir kemik yığını hâline geldikten sonra mı olacak bu iş?

Öyleyse derler, bu, pek ziyanlı bir dönüş.

Halbuki o, bir tek haykırış.

Derken onlar dümdüz bir yerde toplanırlar.

Gelmedi mi Mûsâ'ya âit söz sana?

Hani Rabbi, kutlu Tuvâ vâdisinde nidâ etmişti ona.

Git Firavun'a, şüphe yok ki o, azdı.

De ki: İster misin temizlenmeyi.

Ve sana Rabbinin yolunu göstereyim de korkasın, saygı duyasın?

Derken ona en büyük delîli göstermişti.

Oysa yalanlamıştı, karşı gelmişti.

Sonra da geri dönmüştü de koşup gitmişti.

Derken halkı toplamıştı da bağırmıştı.

Ben, sizin en yüce Rabbinizim demişti.

Derken Allah onu, dünyâda da, âhirette de azaplandırarak helâk etmişti.

Şüphe yok ki bunda bir ibret var korkanlara.

Sizi yaratmak mı daha güç sizce, yoksa göğü yaratmak mı? Onu kurdu.

Tavanını yüceltti, düzüp koştu.

Ve gecesini kararttı, kuşluk çağını meydana çıkarttı.

Ve yeryüzünü de bundan sonra yaydı, döşedi.

Oradan suyunu, otlağını çıkarıp meydana getirdi.

Ve dağlarını oturttu.

Sizin ve hayvanlarınızın faydası için.

Derken o pek büyük felâket gelip çatınca.

İnsan, o gün anlar, hatırlar neye çalıştığını.

Ve cehennem, belirtilir görene.

Artık kim azmışsa.

Dünyâ yaşayışını üstün tutmuşsa,

Artık cehennemdir onun yeri yurdu.

Ve ama kim, Rabbinin durağından korkup da nefsi, dileğinden çekmişse.

Şüphe yok ki cennettir onun yeri yurdu.

Senden sorarlar kıyâmeti, ne vakit kopacak?

Sen, onu ne bilirsin ki ne anlatacaksın?

Onun sonu, Rabbine âittir, o bilir.

Sen ancak, korkanı korkutansın.

Onu gördükleri gün, bir akşamcık yaşamışa dönerler yahut da günün kuşluk çağı.