Bu kadar sık birbirlerine neyi soruyorlar?

Önemli haberleri mi, Kur’ân’ın indirilişini mi, Muhammed’in peygamber olarak görevlendirilmesini mi, öldükten sonra diriltilmeyi mi soruyorlar?

İnanıp inanmamakta üzerinde ayrılığa düştükleri haberleri mi, soruyorlar?

Onların dertleri büyük haberle ilgili değil. Yakında, yüz yüze gelecekleri felâketi, ölümden sonra kabirde, başlarına gelecekleri öğrenecekler.

Evet, onların dertleri büyük haberle ilgili değil. Pek yakında ölümden sonra mahşerde başlarına gelecekleri öğrenecekler.

Biz yeryüzünü yaşamaya, yerleşmeye elverişli ovalar, iskâna uygun araziler haline, işlevli hale getirmedik mi?

Sarsıntıyı azaltmak, dengeyi korumak için dağları, yerin derinliklerine uzanan birer kazık olarak yerleştirmedik mi?

Sizi, dişili erkekli nesiller olarak yarattık.

Uykunuzu dinlenme haline getirdik.

Geceyi bir örtü, huzur ve istirahat zamanı yaptık.

Gündüzü de çalışıp kazanma zamanı olarak planladık.

Üstünüzde, yükseltip düzenleyerek, tavan olarak yedi sağlam gök inşa ettik.

Tepenizde aydınlatan, ısıtan güneşi yerleştirdik.

Yoğunlaşmış bulutlardan bardaktan boşanırcasına sular indirdik.

Tohumları ve otları çıkarıp yetiştirmek için sular indirdik.

Ağaçlar, sebzeler, sarmaş dolaş olmuş bağlar bahçeler yetiştirmek için sular indirdik.

Sorumluluk gereği, mükâfata nâil olanla cezaya müstehak olanların muhakeme ile ayırt edileceği gün, belirlenmiş gündür.

Sûra üfürüleceği, bölük bölük geleceğiniz bir gündür.

Gök delinecek, kapılar oluşacak.

Dağlar yürütülecek, serap haline gelecek.

Cehennem, inkâr edenleri gözetleyen zebânilerin üssü konumunda olacak.

Azgınlar, Allah’ın emirlerine karşı gelenler için varılacak yer, hisar zindan olacak.

Cehennem’de çağlar boyu kalacaklar.

Orada, uyku, serinlik ve içecek tadamayacaklar.

Yalnız kaynar su ve kanlı irin içecekler.

Amellerine uygun bir mükâfat olarak içecekler.

Onlar hesaba çekileceklerini ummuyorlardı.

Olanca imkânlarıyla âyetlerimizi, Kurân’ımızı, ilkelerimizi yalanlıyorlardı.

Biz her şeyi hesap edip, bir sicile, bilgi işlem merkezine, Levh-i Mahfuz’a kaydettik.

'Şimdi tadın azâbınızı. Artık size azabı artırmaktan başka bir muamele yapmayacağız.

Allah’a sığınıp, emirlerine yapışarak günahlardan arınıp, azaptan korunanlar, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkarak şahsiyetli davranan, dinî ve sosyal görevlerinin bilincinde olan mü’minler için mutluluk duyacakları yerler var.

Bahçeler bağlar var.

Göğüsleri irileşmiş, genç kızlık çağında, yaşıt dilberler var.

Dopdolu kadehler var.

Cennette dolu kadehler içilirken boş, çirkin söz yalan ve yalanlama işitmezler.

Rabbinden mükâfatlar, ihsanlar ve görülen hesaplarının bedeli var.

Göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin yaratıcısı, düzeninin hâkimi Rabbinin, Rahmet sahibi Rahman olan Allah’ın ihsanı var. İnsanların onunla konuşmaya güçleri kâfî gelmez.

Ruhun, büyük meleklerin ve meleklerin saf bağlayarak görev yaptıkları gün, onların konuşmaya güçleri yetmez. Rahman olan Allah’ın kendisine izin verdiğinin dışındakiler konuşamazlar. Konuşan da doğruyu söyler.

İşte bu, gerçekleşeceği, hesap sorulacağı konusunda şüphe olmayan hakkın teslim edileceği gündür. Allahın sünneti, düzenin yasaları ve iradesinin tecellisi içinde kim kendi iradesini ve tercihini o günü düşünerek kullanırsa, Rabbine giden bir yol, İslâmî bir hayat tarzı tutar.

Biz, yakında başınıza gelecek bir azap ile sizi uyardık. Kişinin, ilerisi için neler hazırlayıp, takdim ettiğini kontrol edeceği, kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar eden kâfirin: 'Ah ne olaydı, toprak olaydım' diyeceği gün, bu azap sizin başınıza gelecek.