(Müşrikler) hangi (büyük) şeyden birbirlerine soruyorlar?

(2-3) O hakkında ayrılığa düşmekte oldukları büyük haberden (öldükten sonra dirilmekten) mi? (Hem bununla alay mı ediyorlar?)

(2-3) O hakkında ayrılığa düşmekte oldukları büyük haberden (öldükten sonra dirilmekten) mi? (Hem bununla alay mı ediyorlar?)

Hayır, (ihtilâfa lüzum yok, iş dedikleri gibi değil). İleride (kıyamet günü, inkârlarının akıbetini) bilecekler.

Hayır hayır, ileride bilecekler.

Biz, yapmadık mı arzı bir döşek,

Dağları da birer kazık?

Sizleri de (erkek-dişi) çift çift yarattık.

Uykunuzu ise, bir dinlenme yaptık.

Geceyi bir örtü yaptık.

Gündüzü ise, geçim vakti kıldık.

Üstünüze, yedi sağlam gök bina ettik.

İçlerinde parıl parıl ışıldayan bir kandil (güneş) astık.

Rüzgârların sıkıştırıp yoğunlaştırdığı bulutlardan şarıl şarıl bir su indirdik;

Onunla çıkaralım diye, daneler, otlar,

Sarmaş dolaş bağlar, bahçeler...

Şüphesiz ki, (haklı ile haksızın ayırd edileceği) o fâsıl günü (kıyamet) muayyen bir vakit olmuştur.

Sûr’a üfürüleceği o gün, (mezarlardan kalkıp mahşere) bölük bölük gelirsiniz.

Bir de, sema açılmış da kapı kapı olmuştur.

Dağlar yürütülmüş de bir serap olmuştur, (yerlerinde yeller esmektedir).

Muhakkak ki cehennem, (melekler tarafından kâfirleri) bir gözetleme yeridir.

Kâfirler için bir dönüş yeridir.

Nice devirler boyunca içinde kalacaklar...

Orada ne bir serinlik tadacaklar ne de içilecek bir şey!

Bir kaynar su ve irin içecekler.

Bir ceza ki, (işledikleri amellere) uygun...

Çünkü onlar, hesaba çekileceklerini hiç ummuyorlardı,

Âyetlerimizi de alabildiklerine yalanlamışlardı.

Biz ise, her şeyi (Levh-i Mahfûz’da) yazıp tesbit ettik.

(O kâfirlere şöyle denilir): Şimdi tadın, artık size azap artırmaktan başka bir şey yapacak değiliz.

Şüphesiz takva sahiblerine (her türlü kederden) kurtuluş (cennet) var.

Bahçeler var, üzümler var;

Aynı yaşta tomurcuk sîneliler,

Hem dolgun kadehler var...

Orada ne boş bir lâf işitilir, ne de bir yalan...

(Bu, takva sahiplerinin işledikleri güzel amellere) bir karşılık ki, Rabbinden, bir ihsandır; yeter mi yeter...

O, göklerle yerin ve bütün aralarındakilerin Rabbidir; Rahmân’dır: O’na hiç bir sözde (ve itirazda) bulunamazlar.

O gün Cebrâil ve melekler saf halinde duracaklar. Rahmân’ın, kendisine izin verip de doğruyu söylemiş olandan başkaları bir kelime söyliyemiyecekler...

İşte bu kıyamet, çaresiz vuku bulacak gündür. Artık dileyen, Rabbine varacak bir yol edinsin, (iman edip itaatten ayrılmasın).

Çünkü biz, size, (ahirette olacak) yakın bir azabı haber verdik. O gün kişi, ellerinin kazanıp öne (ahirete) gönderdiği amellere bakacak ve kâfir şöyle diyecektir: “- Ah ne olurdu, ben bir toprak olaydım!...”