Birbirlerine neyden (hangi şeyden) soruyorlar?

O (pek) büyük nebe’den (haberden, öldükten sonra dirilmeden)!

Ki, onlar (o müşrikler) onda ihtilâfa düşen kimselerdir.

Hayır! Yakında bilecekler!

Sonra (yine) hayır! Yakında bilecekler!

(6-7) (Biz,) yeri bir beşik, dağları da birer kazık yapmadık mı?

(6-7) (Biz,) yeri bir beşik, dağları da birer kazık yapmadık mı?

Ve sizi çift çift yarattık!

Uykunuzu da bir dinlenme kıldık!

Ve geceyi bir örtü yaptık!

Gündüzü ise, geçim vakti kıldık!

Hem üstünüzde yedi sağlam (gök) binâ ettik!

Ve (orada) çok parlayan bir kandil (bir güneş) kıldık!

Sık(ıp üzerinize yağmur yağdır)ıcı olan (bulut)lardan da şırıl şırıl (akan) bir su indirdik!

(15-16) Tâ ki onunla dâneler, bitkiler ve sarmaş dolaş olmuş bahçeler çıkaralım.

(15-16) Tâ ki onunla dâneler, bitkiler ve sarmaş dolaş olmuş bahçeler çıkaralım.

Şübhesiz ki o ayırma (hüküm verme) günü, (sevab ve cezâ için) belirlenmiş bir vakittir.

O gün Sûr’a (ikinci def'a) üflenir de bölük bölük (hesab yerine) gelirsiniz!

Ve (o gün) gök açılmış da, kapı kapı olmuştur!

Artık dağlar yürütülmüş, öyle ki bir serab hâline gelmiştir!

Muhakkak ki Cehennem, (kâfirlerin yolunu) gözetleme yeridir.

Azgınlar için varılacak bir yerdir!

(Onlar) orada sonsuz devirler boyu kalıcıdırlar!

(24-26) (Dünyada işledikleri amellere) uygun bir karşılık olarak, orada bir kaynar su ve bir irinden başka, ne bir serinlik, ne de bir içecek tadarlar!

(24-26) (Dünyada işledikleri amellere) uygun bir karşılık olarak, orada bir kaynar su ve bir irinden başka, ne bir serinlik, ne de bir içecek tadarlar!

(24-26) (Dünyada işledikleri amellere) uygun bir karşılık olarak, orada bir kaynar su ve bir irinden başka, ne bir serinlik, ne de bir içecek tadarlar!

Çünki onlar (kendileri hakkında) bir hesab (görüleceğini) ummuyorlardı.

Âyetlerimizi de yalanladıkça yalanlamışlardı.

Hâlbuki (biz) herşeyi yazarak, onu (Levh-i Mahfûz’da) kaydetmişizdir.

(Onlara o gün şöyle denilir:) 'Şimdi tadın (cezânızı)! Artık size aslâ azabdan başka bir şey artırmayacağız!'

(31-34) Şübhesiz ki takvâ sâhibleri için (büyük) bir kurtuluş, bahçeler ve üzüm bağları, göğüsleri tomurcuklanmış aynı yaşta kızlar ve dolu kadehler vardır!

(31-34) Şübhesiz ki takvâ sâhibleri için (büyük) bir kurtuluş, bahçeler ve üzüm bağları, göğüsleri tomurcuklanmış aynı yaşta kızlar ve dolu kadehler vardır!

(31-34) Şübhesiz ki takvâ sâhibleri için (büyük) bir kurtuluş, bahçeler ve üzüm bağları, göğüsleri tomurcuklanmış aynı yaşta kızlar ve dolu kadehler vardır!

(31-34) Şübhesiz ki takvâ sâhibleri için (büyük) bir kurtuluş, bahçeler ve üzüm bağları, göğüsleri tomurcuklanmış aynı yaşta kızlar ve dolu kadehler vardır!

(Cennet ehli) orada boş bir söz ve yalan işitmezler.

(Bunlar) Rabbinden bir mükâfât ve (O’nun fazlından, ziyâdesiyle) yeterli bir ihsân olarak (verilir).

Göklerin ve yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbinden, o Rahmân’dan ki,(bütün mahlûkat, azametinden) O’na karşı bir hitâba mâlik olamazlar!

O gün ruh (Cebrâîl) ve melekler saf saf olarak ayakta durur. Rahmân’ın kendisine izin verdiği kimseden başkası konuşamaz; ve (o konuşan da ancak) doğruyu söyler!

İşte bu, o hak olan gündür. Artık dileyen, Rabbine varan bir yol tutar.

Şübhesiz ki biz, sizi yakın bir azâb ile korkuttuk. O gün kişi, ellerinin takdîm ettiği şeye (önceden işlediği ameline) bakar ve kâfir: 'Ah! Keşke ben toprak olaydım!' der.