Yıldıza (Süreyya’ya) battığı zaman kasem olsun ki,

Sapmadı doğru yoldan arkadaşınız (Hz. Peygamber), azıtmadı da; (haberiniz olsun, ey Kureyş halkı!)

O hevadan (kendi nefsinden) söylemiyor.

Kur’an sade bir vahiydir, ancak vahy olunur.

O’na, kuvvetleri pek çok olan (Cebrâil) öğretti.

Öyle ki, görünüşü güzel olub hemen hakiki şekli üzere doğruldu;

Ve o (Cebrâil) yüksek ufukta idi.

Sonra (Cebrâil, Hz. Peygambere) yaklaştı da sarktı.

(Böylece Peygambere olan mesafesi) iki yay aralığı kadar, yahud daha az oldu.

(Cebrâil) vahy etti Allah’ın kuluna vahy ettiğini!...

(Hz. Peygamber, mi’raçta gözü ile) gördüğünü, kalbi tekzib etmedi.

Şimdi siz Peygamberin o görüşüne karşı, onunla mücadele mi ediyorsunuz?

Yemin olsun ki, o (Cebrâil’i hakîki suretinde) bir daha da (mi’raçtan) inerken gördü:

Sidretü’l-Münteha’nın (yedinci göğün) yanında...

(Takva sahiblerinin barınağı olan) Me’va Cenneti onun (Sidre’nin) yanındadır.

O dem ki, Sidre’yi bürüyen bürüyordu, (çepçevre meleklerle kaplanmıştı)...

(Hz. Peygamber Aleyhisselâm gördüğü ahvali tam gördü de) göz ne kaydı, ne de aştı.

And olsun ki, (Peygamber) Rabbinin en büyük alâmetlerinden bir kısmını gördü.

Bize haber verin, (putlardan tapındığınız) Lât ve Uzza’yı...

Diğer üçüncüsü olan Menât’ı... (Bunların ne kudretleri var?)

(Evlâd olarak sevdiğiniz) erkek sizin de, (hoşlanmayıb diri diri gömdüğünüz) dişi O’nun mu?

Öyle ise bu, çok insafsız bir taksim!...

O putlar hiç bir şey değil, ancak sizin ve babalarınızın uydurduğu isimlerdir. Allah onlara (ilâh olduklarına dair) hiç bir hüccet indirmedi. O kâfirler, yalnız zanna ve nefislerin sevdasına tâbi oluyorlar. Halbuki kendilerine, Rableri katından doğru yolu gösteren (Rasûl) geldi.

Yoksa insana, her kurduğu hülya mı var?

Fakat Allah’ındır ahiret ve dünya...

Göklerde nice melekler vardır da, Allah dileyib razı olduğuna izin vermeden önce, şefaatleri hiç bir şeye yaramaz.

Doğrusu ahirete iman etmiyenler, meleklere dişi ismi takıb duruyorlar. (Melekler, Allah’ın kızlarıdır diyorlar).

Halbuki buna dair bir bilgileri yok; ancak zanna tâbi oluyorlar. Zan ise, hak olan ilmin yerini tutmaz.

Onun için (Ey Rasûlüm), sen, o bizim Kur’anımızdan yüz çevirib de yalnız dünya hayatını istiyen kimselere bakma.

İşte onların ilimden erebildikleri gaye, bu dünya işidir. Şüphesiz ki, O Rabbin, yolundan sapan kimseleri çok iyi bilendir. Hidayete erenleri de O, en iyi bilendir.

Hep Allah’ındır göklerdekiler, yerdekiler... Akıbet kötülük edenleri, yaptıklarıyla cezalandıracak, güzellik edenleri de daha güzeli (cennet) ile mükâfatlandıracaktır.

Onlar ki, küçük günahlar müstesna, günahın büyüklerinden (şirkten) ve fuhşiyattan kaçınırlar, muhakkak Rabbin geniş mağfiretlidir (onları bağışlar). O, sizi (babanız Adem’i) topraktan yarattığı sıra ve sizler analarınızın karınlarında ceninler iken, sizin hallerinizi çok iyi bilendir. Şimdi nefislerinizi temize çıkarmayın; O, Allah’dan korkanın kim olduğunu çok iyi bilendir.

Şimdi gördün mü (imandan) yüz çevireni;

Ve (malından) pek az verib de kaskatı cimrileşeni...

Gaybın ilmi, o cimrinin yanındadır da, (başkasının günahını kaldıracağını, bir gerçek olarak) kendisi mi görüyor?

Yoksa (şu gerçek), haber verilmedi mi Mûsa’nın Tevrat’ı ile,

Ve çok vefakâr İbrahim’inki ile:

“Doğrusu hiç bir günahkâr, başkasının günahını çekmez.”

Hakikaten insan için kendi çalıştığından başkası yoktur;

Ve muhakkak onun ameli yarın (kıyamette) görülecek.

Sonra ona en değerli mükâfat verilecek...

Şübhe yok ki, nihayet Rabbine gidilecek.

Muhakak ki güldüren de O’dur, ağlatan da...

Öldüren de muhakkak O’dur, dirilten de...

Gerçekten O’dur, erkeği ve dişiyi iki eş yaratan;

Bir meniden, (mahalline) ekildiği zaman...

Elbette O’na aittir, ölüleri diriltmek.

Doğrusu zengin eden, sermaye veren O...

Gerçekten (Huza’a kabilesinin tapındığı) Şi’ra yıldızının Rabbi O’dur...

Doğrusu, O helâk etti evvel ki Âd kavmini...

Semûd’u da (helâk etti ve onlardan) hiç bırakmadı.

(Âd ve Semûd kavimlerinden) daha evvel de Nûh’un kavmini...Çünkü onlar pek zalimdiler, pek azgındılar.

(Yerin dibine geçen Lût kavmine ait) kasabaları da kaldırıb yere çarptı;

Öyle ki, onlara sardırdığı musibeti sardırdı!...

(Ey insan!) şimdi Rabbinin hangi nimetine karşı şüphe edersin?

İşte bu (Peygamber Hz. Muhammed Aleyhissalâtü vesselâm) o azab ile korkutan evvelki peygamberlerden bir peygamberdir.

Kıyamet yaklaştı...

Onun vaktini Allah’dan başka açıklayacak yoktur.

Şimdi siz, bu Kur’an’a mı şaşıyorsunuz? (Ey Mekke’liler).

Bir de gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz? (Alay edib eğleniyorsunuz da felâketinize ağlamıyorsunuz.)

Siz, kafa tutan gâfillersiniz.

Haydi Allah için secdeye kapanın (*) ve ibadet edin, (Allah’ın hükümlerine boyun eğin; O’ndan başkasına kulluk etmeyin.) (*) Dikkat; Secde âyetidir.