O necme kasem ederim indiği dem ki

Şaşırmadı sahibiniz azıtmadı da

Ve hevadan söylemiyor

O sade bir vahiydir ancak vahyolunur

Ta'lim etti ona kuvveleri şiddetli

Bir kuvvet sahibi, hemen duruklandı

Ve o en yüksek ufukta idi

Sonra yaklaştı da tedellî etti

«kabe kavseyni ev edna» oldu da

Verdi kuluna verdiği vahyi

Gözün gördüğünü kalb tekzib etmedi

Şimdi siz ona o görüşüne karşı mücadele mi ediyorsunuz?

Kasem olsun ki o onu bir daha da inişinde gördü

Sidre-i münteha'nın yanında

Ki Cennetü'l-me'vâ onun yanında

O dem ki o Sidreyi bürüyen bürüyordu

Göz, ne şaştı ne aştı

Vallahi gördü rabbının âyâtından en büyüğünü gördü

Siz de gördünüz değil mi Lât-ü Uzza'yı?

Üçüncü olarak da menat-ı uhra'yı?

Size erkek ona dişi öyle mi?

Bu öyle ise çok hayflı bir taksim

Onlar hiçbir şey değil sırf sizin ve babalarınızın taktığınız kuru isimler, Allah onlara öyle bir saltanat indirmedi, yalnız zanna ve nefislerin sevdasına tabi oluyorlar, halbuki rablarından kendilerine doğru yolu gösteren, geldi.

Yoksa varmı insana her kurduğu hulya

Fakat Allahındır Âhıret ve ûlâ.

Göklerde nice Melâike vardır da Allah dileyip razıy olduğuna izin vermezden evvel şefaatleri hiçbir şey'e yaramaz.

Evet Âhırete iymanı olmıyanlar Melâikeye dişi adı takıp duruyorlar

Maamafih ona dair bir bilgileri olduğundan değil sırf zanne tabi' oluyorlar, halbuki zann haktan hiçbir şey'i muğnî olmaz.

O halde bakma sen o bizim zikrimizden yüz çevirip te Dünya hayattan ötesini istemiyen kimselere

İşte odur onların ılimden irebildikleri gaye, şübhesiz ki rabbın, odur en bilen yolundan sapanı, hem de odur en bilen hidayeti tutanı

Hem bütün Göklerdeki ve Yerdeki hep Allahındır akıbet kötülük yapanları yaptıklarıyle cezalandıracak, güzellik edenleri de daha güzeliyle mükâfatlandıracak

Onlar ki günahın büyüklerinden; vebalden, fuhşiyyattan kaçınırlar, ancak ufak tefek kusur başka, şübhesiz ki rabbın geniş mağfiretlidir. Hem sizin her hallerinize a'lemdir, sizi Arzdan inşa ettiği sıra ve sizler analarınızın karınlarında cenînler iken, şimdi nefislerinizi tezkiyeye kalkışmayın, O'dur en bilen müttakı olanı.

Şimdi gördün a? O çevrileni

Ve biraz verip de dayatıvereni

Gayb ılmi yanında da artık görüyor mu?

Yoksa haber mi verilmedi Musânın suhufundaki

Ve çok vefakâr olan İbrahim'inkindeki

Ki doğrusu bir vizir çeken başkasının vizrini çekecek değil

Doğrusu insanın sa'yinden başkası kendinin değil

Ve elbette sa'yi yarın görülecek

Sonra ona en değerli mükâfat verilecek

Ve elbette nihayet rabbına gidilecek

Hakıkat odur güldüren ağlatan

Hakıkat odur öldüren, dirilten

Hakıkat odur erkeği dişiyi iki eş yaratan

Bir nutfeden ekildiği zaman

Şübhesiz ona aiddir neş'eti uhrâ da

Hakıkat zengin eden, sermaye veren o

Ve hakıkat Şi'ranın rabbı o

Ve fil'vakı' o helâk etti evvelki Âd'ı

Ve Semûd'u da hiç bırakmadı

Daha evvel de Nuhun kavmını, çünkü bunlar pek zâlim, pek azgındılar

Mü'tefikeyi de Haviyeye attı

Sardırttı da onlara o sardırdığını

Şimdi rabbının hangi eltafına şekkedersin?

Bu işte o evvelki inzarlardan bir inzar

Yaklaştı yaklaşıcı

Yoktur ona Allahdan başka açıcı

Şimdi siz bu kelâma mı teaccüb ediyorsunuz

ve gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz?

Siz mi kafa tutuyorsunuz hey gafiller?

Haydi secdeye kapanın ve kulluk edin