Batdığı dem yıldıza and olsun ki,

saahibiniz (doğru yoldan) sapmadı. Baatıla da inanmadı.

Kendi (re'y-ü) hevâsından söylemez o.

O, kendisine (Allahdan) ilkaa edilegelen bir vahyden başkası değildir.

Onu müdhiş kuvvetlere mâlik olan öğretdi.

(Ki o) akıl ve re'yinde kâmil (bir melek) dir. Hemen (kendi suretine girib) doğruldu.

O, en yüksek ufukda idi.

Sonra (Cebrail, ona) yaklaşdı. Derken sarkdı.

(Bu suretle o, peygamberlere) iki yay kadar, yahud daha yakın oldu da,

(Allahın) kuluna vahy etdiği neyse onu vahyetdi.

Onun gördüğünü kalb (i) yalana çıkarmadı.

Şimdi siz onun bu görüşüne karşı da kendisiyle mücâdele mi edeceksiniz?

(13-14) Andolsun ki onu diğer bir defa da Sidre-tül müntehânın yanında gördü o,

(13-14) Andolsun ki onu diğer bir defa da Sidre-tül müntehânın yanında gördü o,

ki Cennet-ül me'vâ onun yanındadır.

O (gördüğü) zaman Sidreyi bürüyordu onu bürümekde olan.

(Peygamberin) göz (ü, gördüğünden) ağmadı, (onu) aşmadı da.

Andolsun ki o, Rabbinin en büyük âyetlerinden bir kısmını görmüşdür.

(19-20) (Allâhı bırakıb tapdığınız) Lât(ın), Uzzâ (nın) ve (bunların) üçüncüsü olan diğer Menât (ın her hangi birşey hakkında zerrece kudretleri var mı?) Bize haber verin.

(19-20) (Allâhı bırakıb tapdığınız) Lât(ın), Uzzâ (nın) ve (bunların) üçüncüsü olan diğer Menât (ın her hangi birşey hakkında zerrece kudretleri var mı?) Bize haber verin.

Erkek sizin de dişi Onun mu?!

O takdîrde bu, insafsızca bir taksîm!

Bu (putlar) sizin ve atalarınızın takdığınız adlardan başkası değildir. Allah onlara hiçbir hüccet indirmedi. Onlar, kuruntudan ve nefisler (in) in arzuu etdiği hevâ (ve heves) den başkasına tâbi' olmuyorlar. Halbuki andolsun, kendilerine Rablerinden o hidâyet (rehberi) gelmişdir.

Yoksa insana her umduğu şey' (e nail olma imkânı) mı var?

İşte âhiret de, dünyâ da Allahındır.

Göklerde nice melek vardır ki onların şefaatleri bile hiçbir şey'e yaramaz. Meğer ki (o şefaat) Allahın dileyeceği ve raazî olacağı kimseler için (ve ancak Onun) izin vermesinden sonra ola.

Hakıykat, âhirete îman etmez olanlar, meleklere alabildiğine dişi adı takarlar.

Halbuki onların buna dâir de bilgisi yokdur. Onlar kuruntudan başkasına tâbi' olmazlar. Kuruntu ise, şübhesiz, hakdan hiç birşey'i ifâde etmez.

Onun için sen (Habîbim) bizim zikrimize arka çeviren, dünyâ hayâtından başkasını arzuu etmeyen kimselerden yüz çevir.

Onların ilimden erebildikleri (son had) işte budur. Şübhesiz ki Rabbin, yolundan sapan kimseleri çok iyi bilenin ta kendisidir. O, hidâyet bulan kimseleri de pek iyi bilendir.

Göklerde ne var, yerde ne varsa Allahındır. (Bunların yaratılması ve nizaama getirilmesi ise Allahın) kötülük edenleri, yapdıklarına mukaabil cezalandırılması, güzel hareket edenleri de daha güzeliyle mükâfatlandırması içindir.

(O güzel hareket edenler), ufak ufak suçlar (ı) haaric olmak üzere, günâhın büyüklerinden ve fuhuşlardan kaçınanlardır. Şübhesiz ki Rabbin, mağfireti bol olandır. O, sizi daha toprakdan yaratdığı zaman ve siz henüz analarınızın karınlarında döller haalinde olduğunuz sırada siz (in ne olduğunuzu) çok iyi bilendir. Bunun için kendinizi (beğenib) temize çıkarmayın. O, (fenâlıkdan) sakınan kimdir, çok iyi bilendir.

(33-34) Şimdi (îmandan) dönen, (malından) biraz (ını) verib de gerisini sert kaya gibi elinde tutan adamı gördün mü?

(33-34) Şimdi (îmandan) dönen, (malından) biraz (ını) verib de gerisini sert kaya gibi elinde tutan adamı gördün mü?

Gaybın ilmi onun nezdindedir de kendisi mi görüyor?!

(36-37) Yoksa Musânın ve (Allahdan aldığı emri) vazifesini tastamam îfâ eden İbrâhîmin sahîfelerinde olan (şun) lardan haberdâr mı edilmedi? :

(36-37) Yoksa Musânın ve (Allahdan aldığı emri) vazifesini tastamam îfâ eden Ibrâhîmin sahîfelerinde olan (şun) lardan haberdâr mı edilmedi? :

Hakıykaten hiçbir günahkâr diğerinin günâh yükünü çekmez.

Hakıykaten insan için kendi çalışdığından başkası yokdur.

Hakıykaten çalışdığı ileride (kıyamet gününde mizanından) görülecek,

Sonra buna en kâmil mükâfat verilecekdir.

Şübhesiz ki en son gidiş ancak Rabbinedir.

Hakıykat şu: Güldüren de, ağlatan da Odur.

Hakıykat şu: (Dünyâda) öldüren de, (âhiretde) dirilten de Odur.

(45-46) Hakıykaten meniden, (rahme) döküldüğü zaman, erkek ve dişi iki çifti o yaratdı.

(45-46) Hakıykaten meniden, (rahme) döküldüğü zaman, erkek ve dişi iki çifti o yaratdı.

Şübhesiz ki (ölümden sonra) tekrar diriltmek de Ona âiddir.

Hakıykat şu (İnsanları) başkalarına muhtâc olmakdan o kurtardı ve O, sermâye saahibi kıldı.

Hakıykat şu: «Şi'râ» yıldızının Rabbi de O.

Hakıykat şu: Evvelki Aadi O helak etdi,

Semuudu da. Öyle ki (onlardan hiçbirini) bırakmadı.

Daha evvel Nuuh kavmini de (O helak etdi) çünkü bunlar çok zaalim ve çok azgın (insan) ların ta kendileri idi.

(Lût kavminin) altı üstüne gelen kasabalarını da O kaldırıb yere çarpdı da,

Onlara giydirdiğini giydirdi!

Şimdi (ey insan) Rabbinin ni'metlerinden hangisi hakkında şübhe edersin ?

İşte bu (zât) de (Allahın azabından) korkutan evvelki (peygamber) lerden (sonuncusu olmak üzere ayni şeyle) korkutucu (bir peygamber) dir.

Yaklaşan yaklaşdı.

Onu Allahdan başka açığa çıkaracak yokdur.

Şimdi siz bu söze mi şaşıyorsunuz?

Ve (istihza ederek) gülüyorsunuz, (günâhlarınıza) ağlamıyorsunuz?

Siz gafil ve oyuna meclûb (adam) larsınız.

Haydi (putlara değil, sizi yaratan) Allaha secde, edin, (Ona) kulluk edin.