Aşağı kayan yıldıza andolsun ki:

Arkadaşınız sapmadı, azmadı.

O hevâ'dan konuşmaz.

O(nun okuduğu Kur'ân) kendisine vahyedilen vahiyden başka bir şey değildir.

Onu, mühtiş kuvvetleri olan biri öğretti;

Üstün akıl sâhibi (melek). Doğruldu;

Kendisi yüksek ufukta iken.

Sonra yaklaştı, (yere doğru) sarktı.

(Muhammed ile arasındaki mesafe) İki yay uzunluğu kadar, yahut daha az kaldı.

Kuluna, vahyettiğini vahyetti.

Gönül gördüğünde yanılmadı (yalan söylemedi, gerçeği gördü).

Onun gördüğünden kuşku mu duyuyorsunuz?

Andolsun, onu bir inişinde daha görmüştü;

Sidretü'l-Müntehâ (uzak ağaç)ın yanında,

Ki onun yanında oturulacak bahçe vardır.

Sidre'yi kaplayan kaplıyordu.

(Muhammed'in) Göz(ü) şaşmadı ve azmadı.

Andolsun, Rabbinin büyük âyetlerinden bazılarını gördü.

Gördünüz mü o Lât ve 'Uzzâ'yı?

Ve üçüncü(leri olan) öteki (put) Menat'ı?

Demek erkek size, kadın Allah'a mı?

O halde bu insafsızca bir taksim!

Onlar, sizin ve babalarınızın, (tanrı) diye isimlendirdiğiniz (boş, kavramsız) isimlerden başka bir şey değildir. Allâh, onlara hiçbir güç (tanrı oldukları hakkında hiçbir delil) indirmemiştir. O(putlara tapa)nlar zanna ve nefislerin hevesine uyuyorlar. Oysa kendilerine, Rableri tarafından yol gösterici gelmiştir.

Yoksa insan, her arzu ettiğine sâhip mi olacaktır?

Son da ilk de (âhiret de, dünyâ da) Allâh'ındır.

Göklerde nice melek var ki onların şefâ'ati hiçbir işe yaramaz. Meğer Allâh'ın dilediği ve râzı olduğu kimseye izin verdikten sonra olsun (ancak o zaman şefâ'atin faydası olur).

Âhirete inanmayanlar, meleklere dişilerin adlarını takıyorlar.

Onların bu hususta bir bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Zan ise haktan hiçbir gerçek kazandırmaz. (Zan ile gerçeğe ulaşılmaz.)

Bizi anmaktan yüz çeviren ve dünyâ hayâtından başka bir şey istemeyen kimseden yüz çevir.

İşte onların erişebilecekleri bilgi (sınırı) budur. (Bundan ötesine akılları ermez). Şüphesiz Rabbin, yolundan sapanı da iyi bilir ve O, yola geleni de iyi bilir.

Göklerde ve yerde bulunan herşey Allâh'ındır. (Bunları yaratmıştır) Ki kötülük edenleri, yaptıklarıyle cezâlandırsın, güzel davrananları da güzellikle mükâfâtlandırsın.

Onlar, günâhın büyüklerinden ve çirkin işlerden kaçınırlar, yalnız bazı küçük hatâlar işleyebilirler. Şüphesiz Rabbinin affı geniştir (O kendisine yönelen kulunu affeder). O sizi daha iyi bilir: Gerek sizi topraktan inşâ ettiği, gerek annelerinizin karınlarında bulunduğunuz zaman biçim verdiği sırada (sizin her hâlinizi bilmiştir), artık kendinizi övüp yüceltmeyin, çünkü O, korunanı daha iyi bilir.

Gördün mü şu adamı ki arkasını döndü?

Azıcık verdi, gerisini elinde sıkı sıkı tuttu?

Gayb'ın bilgisi kendi yanında da o mu (âlemin esrarını) görüyor?

Yoksa kendisine haber mi verilmedi: Mûsâ'nın sahifelerinde bulunan,

Ve çok vefâlı İbrâhim'in (sahifelerinde bulunan şu gerçekler):

Ki hiçbir günâhkâr, başkasının günâh yükünü yüklenmez.

İnsana çalışmasından başka bir şey yoktur.

Ve çalışması da yakında görülecektir.

Sonra ona tastamam karşılığı verilecektir.

Ve sonunda senin Rabbine varılacaktır.

Güldüren de O'dur, ağlatan da O'dur.

Öldüren de O'dur, yaşatan da O'dur.

O yarattı iki çifti: erkeği ve dişiyi,

Atıldığı zaman nutfe (sperm)den.

Şüphesiz tekrar yaratmak da O'nun işidir.

Zengin eden O'dur, bol verip memnun eden O.

(Taptıkları) Şi'râ (yıldızı)nın Rabbi O'dur.

O helâk etti, önce gelen 'Âd'ı,

Semûd'u, komadı (onları).

Önceden de Nûh kavmini (helâk etmişti). Çünkü onlar daha zâlim ve azgın idiler.

Altı üstüne getirilen kentleri (Lût kavminin oturduğu bölgeleri) devirip yıktı.

Onların üstüne neler çöktü, neler!

O halde Rabbinin hangi ni'metinden kuşku duyuyorsun?

Bu (Kur'ân veya peygamber) de ilk uyarıcılar gibi bir uyarıcıdır.

O yaklaşıcı, yaklaştı.

Onu Allah'tan başka açacak (geldiği zaman kaldıracak, vaktini erteleyecek veya onun ne zaman geleceğini belirleyecek) kimse yoktur.

Şimdi siz bu söze mi hayret ediyorsunuz?

Ve gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz?

Ve siz baş kaldırıyorsunuz?

Haydi Allah'a secde edin ve kulluk edin!