Tâ. Sîn. Bunlar, Allah, insan, kâinat ilişkilerini ve ilâhî düzeni açıklayan Kur ân’ın ve açık seçik mükemmel, kutsal kitabın âyetleridir.

Kur’ân mü’minler için bir hidayet rehberi ve müjdedir.

Mü’minler, namazı adâbına riâyet ederek, aksatmadan âşikâre kılanlar, vicdanlarını, servetlerini, sosyal bünyelerini arındıran, berekete vesile olan zekâtı verenler, özellikle âhiretin varlığını delilleriyle, gerekçeleriyle bilerek kesinlikle inananlardır.

Âhirete, ebedî yurda inanmayanlara biz, amellerini süsleyip güzel gösterdik. Onlar ilerisini göremezler, bocalayıp dururlar.

İşte bunlar, öldürülerek, esir edilerek dünyada en ağır cezaya çarptırılanlardır. Âhirette, ebedî yurtta da en çok ziyana uğrayacak olan onlardır.

Rasulüm, sen, kesinkes, hikmet ve hükümranlık sahibi, her şeyi bilen Allah nezdinden gelen Kur’ân’a kavuşturuluyorsun.

Hani Mûsâ ailesine:'Gözüme, dostluk parıltısı saçan, yüreğimi ısıtan bir ateş ilişti. Gidip size ordan bir haber, yahut alevli bir eğsi-köz getireyim. Ocak tüttürmenize vesile olur, ısınırsınız.' demişti.

Mûsâ oraya geldiğinde:'Ateşin bulunduğu yerdeki ve çevresindeki kimseler berekete nail olmuşlardır. Âlemlerin, bütün varlıkların Rabbi olan Allah noksan sıfatlardan münezzehtir.' diye seslenildi.

'Ya Mûsâ, gerçekte o nida eden benim. Kudretli, hikmet sahibi ve hükümran olan Allah’ım.'

'Asânı elinden yere at!' denildi. Mûsâ asâyı yere atıp, onun yılan gibi kıvrıldığını görünce, döndü, arkasına bakmadan kaçtı.'Ey Mûsâ, korkma, ben varım. Özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere görevlendirilen peygamberler benim huzurumda korkmazlar.' buyuruldu.

'Ancak haksızlık edenler, zulmedenler, dinimin yükselişinin, dindar kullarımın ilerlemesinin önünü kesme planları yapıp uygulayanlar korkar. Zulümden, haksızlıktan sonra, kötülüğün peşinden, onun yerine iyilikler yapıp, tevbe etmiş olan da bilsin ki, ben çok bağışlayıcı, engin merhamet sahibiyim.'

'Elini koynuna sok, kusurla ilgisi olmayan, ışıl ışıl bembeyaz bir el ortaya çıksın. Dokuz mûcize ile Firavun ve kavmini Allah’a imana, emirlerine itaate davete git. Çünkü onlar doğru ve mantıklı düşünmeyi terkeden, fâsık, bozguncu bir kavim olmuştur.'

Mûcizelerimiz, onların gözleri önüne serilince: 'Bu aklı etki altına alan apaçık bir sihirdir' dediler.

Mûcizelerin Allah tarafından gerçekleştirildiğini, delilleriyle bildikleri, vicdanları, bunların doğruluğuna tam bir kanaat getirdiği halde, zulüm ve kibirlerinden dolayı mûcizeleri bile bile inkâr ettiler. Fesat çıkaranların, bozguncuların âkıbetinin nasıl olduğuna ibret nazarıyla bir bak, incele.

Andolsun biz Dâvûd’a ve Süleyman’a ilim verdik. Onlar:'Lütufta bulunarak bizi mü’min kullarının birçoğundan üstün kılan Allah’a hamdolsun' dediler.

Süleyman Dâvûd’a varis olup, onun yerine geçti. Süleyman:'Ey insanlar, bize kuş dili öğretildi. Bize her şeyden nasip verildi. Doğrusu bu apaçık bir lütuftur.' dedi.

Cinlerden, insanlardan ve kuşlardan müteşekkil askerî erkânı ve orduları Süleyman’ın emrinde, ona hizmet için toplandı. Hepsi düzenli olarak sevk ediliyordu.

Nihayet Karınca vadisine geldiklerinde durdular. Kraliçe karınca:'Ey karıncalar, yuvalarınıza girin. Süleyman, askerî erkânı ve orduları farkında olmadan sizi ezmesinler.' dedi.

Süleyman onun sözlerine tebessüm ederek güldü:'Rabbim, bana ve ana-babama verdiğin nimete şükretmemi ve hâlis niyet ve amaçlarla, hoşnut olacağın, İslâm esaslarını, İslâmî düzeni hayata geçirmemi, iş barışı içinde bilinçli, planlı, mükemmel, meşrû, faydalı, verimli çalışarak nimetin-ürünün bollaşmasını sağlamamı, yerinde, haklı çıkışlar yaparak, düzelmeye, iyiliğe, iyileştirmeye ön ayak olmamı, cârî-kalıcı hayırlar-sâlih ameller işlememi gönlüme ilham et, gazabını davet eden şeylerden uzak tut. Rahmetinle beni dindar, ahlâklı, hayır-hasenât sahibi mü’minlerin, sâlih kullarının arasına kat.' dedi.

Süleyman uçar kuvvetleri, kuşları gözden geçirdi, denetledi.'İbibiği niçin göremiyorum? Yoksa kayıplara mı karıştı?' dedi.

'Onu ağır bir ceza ile tüylerini yolarak cezalandıracağım veya onu mutlaka keseceğim yahut da hükümranlığımı güçlendirecek çok önemli bir hizmet yaparak yanıma gelmiş olacak.'

Çok geçmeden İbibik geldi.'Ben senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sebe’den sana doğru ve önemli bir haber getirdim.' dedi.

'Sebe’ halkına kraliçe sıfatıyla hükümdarlık eden liyâkatli, yiğit bir kadınla karşılaştım. Kendisine her şey verilmiş. Muazzam bir tahtı var.'

'Onun ve kavminin Allah’ı bırakıp, yarattıkları içinden güneşe secde ettiklerini gördüm. Şeytan, şeytan tıynetli ahlâksız azgınlar, şeytanî güçler onlara amellerini süsleyip güzel göstermiş, onları doğru yoldan, İslâmî bir hayat tarzı yaşamaktan alıkoymuş. Hak dini tercih etmiyorlar.'

'Göklerde ve yerde gizleneni açığa çıkaran, gönüllerinizde gizlediğinizi de, dillerinizle açığa vurduğunuzu da bilen Allah’a, ne diye secde etmiyorlar?'

'Allah’tır Allah! Hak ilâh yalnızca O’dur. Büyük Arş’ın, sınırsız kudret ve iktidar makamının Rabbidir.'

Süleyman İbibiğe:'Bakacağız, doğru mu söyledin, yoksa sen de yalan söyleyenlerden misin?' dedi.

'Şu mektubumu götür, onlara bırak. Sonra bir kenara çekil. Ne sonuca varacaklarını dikkatlice takip et.'

Mektubu alan Sebe’ kraliçesi:'Beyler! Bana çok önemli bir mektup bırakıldı.' dedi.

'Mektup Süleyman’dandır. Sınırsız rahmeti ve engin merhameti ile hayat veren, yaşatan, koruyan, rahmetine merhametine, lütfuna, mükâfatlarına ve hayırlara mazhar eden, Rahman ve rahim olan Allah’ın izni ve yardımıyla, Allah’ın adıyla başlamaktadır.'

'Önüme engel çıkarmayın, kibirlenmeyin, karşı çıkmayın. Teslimiyet göstererek, İslâm’ı yaşayacak müslümanlar olarak bana gelin, diye yazmaktadır.'

Kraliçe:'Beyler, bu önemli icra planımda bana bir fikir verin. Bilirsiniz, siz yanımda fikirlerinizi beyan etmeden hiçbir icra planımı karara bağlamam' dedi.

Onlar:'Biz güç, kuvvet sahibiyiz, güçlü savaşçılarız. İcra planı ile ilgili karar senindir. Artık neyi emredeceğini sen düşün.' dediler.

Kraliçe:'Krallar, bir memlekete girdiler mi, o memleketi perişan ederler. Halkının ulularını hakir hale getirirler. Herhalde onlar da, böyle davranacaklar.' dedi.

'Ben, şimdi, onlara bir hediye göndereyim de, bakayım, elçiler ne gibi bir sonuç ile dönecekler.'

Elçiler hediyelerle Süleyman’a gelince, Süleyman:'Siz bana değerli hediyeler vererek, beni memnun edip üstünüze gelmemi engellemek mi istiyorsunuz? Allah’ın bana verdiği peygamberlik, devlet ve şu hesabı belli olmayan servet ve imkân sizin getirdiğiniz kıymetli hediyelerden daha değerli ve daha hayırlıdır. Hayır, hayır, bu tür hediyelerinizle, dünya malı düşkünleri, maddeciler, sizler sevinirsiniz.' dedi.

Elçiye: 'Hediyeleriyle onların, seni gönderenlerin yanına dön. Kendilerine asla karşı koyamayacakları, kurmaylar ve ordularla geliriz. Onları, kesinlikle hor ve hakir halde ülkelerinden çıkarırız.' dedi.

Sonra Süleyman kumandanlarına:'Ey devlet büyükleri, onlar teslimiyyet gösterip, İslâm’ı yaşayacak müslümanlar olarak bana gelmeden önce, hanginiz kraliçenin tahtını bana getirecek?' dedi.

Cinlerden bir İfrit:'Sen makamından kalkmadan ben onu sana getiririm. Gerçekten bu işe gücüm yeter. Bana güvenebilirsiniz.' dedi.

İlâhî kitaplardaki bilgileri iyi bilenlerden biri ise:'Göz ucuyla kendine bakacak süreden daha kısa bir zamanda, ben onu sana getiririm' dedi. Süleyman kraliçenin tahtını yanı başına yerleştirilmiş görünce:'Bu Rabbimin lütuf ve ihsanındandır. Şükür mü edeceğimi, nankörlük mü edeceğimi denemek istiyor. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse, bilsin ki, benim Rabbim zengindir, muhtaç değildir, af, merhamet ve kerem sahibidir.' dedi.

Süleyman:'Onun tahtını kendisince tanınmayacak hale getirin. Bakalım hakkı, hakikatı tanımayı başarabileceği yolu bulabilecek mi? Yoksa o da hakka, hakikate ulaşabileceği yolu tercih edemeyenlerden mi olacak?' dedi.

Kraliçe gelince:'Senin tahtın da böyle mi?' denildi. Kraliçe:'Bu, tıpkı o' dedi, tahtını tanıdı. Süleyman:'Zaten, o gelmeden önce, onun bileceği ile ilgili bilgi bize verilmişti. Biz, Allah’ın emrini, hükmünü, vahyini kabul eden müslümanlarız.' dedi.

O’nu, Allah’ı bırakıp yarattıkları içinden taptığı şeyler müslüman olmaktan alıkoymuştu. Çünkü o kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar eden kâfir bir kavimdendi.

Ona:'Köşke, içeri buyur.' denildi. Kraliçe köşkün billur döşemesini görünce, derin bir su sanarak eteğini yukarı çekti, bacaklarını açtı. Süleyman: 'Bu, billurdan döşenmiş bir sahanlıktır' dedi. Kraliçe: 'Rabbim, ben senden başkasına kulluk ve ibadet ederek kendime yazık etmişim. Süleyman’la beraber, bütün varlıkların, âlemlerin Rabbi olan Allah’a teslim olarak hükmüne rıza gösterdim, müslüman oldum.' dedi.

Andolsun ki, 'Allah’ı ilâh tanıyın, candan müslümanlar olarak Allah’a bağlanın, saygıyla Allah’a kulluk ve ibadet edin' demesi için, kardeşleri Salih’i, Semûd kavmine özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere peygamber olarak gönderdik. Hemen birbiriyle çekişen iki zümre oluverdiler.

Sâlih: 'Ey kavmim, iyilikten, devlet düzeninden önce, küstahça kötülüğü, anarşiyi istemekte niye acele ediyorsunuz? İnkârınızdan dolayı Allah’tan bağışlanma, koruma kalkanına alınma dilemiş olsaydınız, umulur ki merhametine mazhar olurdunuz.' dedi.

Onlar: 'Senin ve beraberinde olan kimselerin yüzünden, başımızdan uğursuzluk, kıtlık eksik olmuyor' dediler. Sâlih:'Uğurlarınız ve uğursuzluklarınız, hayır ve şerden paylarınız Allah katında yazılıdır. Belki siz, hayır ihsan edilerek, şerre maruz bırakılarak imtihana tâbi tutulan bir kavimsiniz.' dedi.

O şehirde dokuz çete reisi vardı ki, ülkede bozgunculuk yapıyorlar, karışıklık çıkarıyorlar, iyilik, ıslah tarafına, din ve dünya işlerinin, sosyal ilişkilerin düzeltilerek, geliştirilerek yaşanmasına hiç yanaşmıyorlardı.

Çete reisleri bir araya gelip Allah adına birbirlerine yemin ettirdiler:'Gece, ona ve ailesine baskın yapalım. Hepsini öldürelim. Sonra da velisine, biz Sâlih ailesinin yok edilişi sırasında orada değildik, inanın ki doğruyu söylüyoruz, diyelim.' dediler.

Onlar böyle sinsi plan yaptılar, tuzak kurdular. Biz de, onlar farkında olmadan karşı planlar yaparak planlarını alt üst ettik.

İbret nazarıyla bak, incele, sinsice kurdukları planlarının âkıbeti nasıl oldu? Onları da, kavimlerini de nasıl, toptan helâk ettik.

İşte, haksızlıkları, Allah yolunu, Allah yolundaki faaliyetleri engellemeleri, zulümleri yüzünden çökmüş evleri. Anlayış kabiliyeti olan, ders almak niyetine sahip bilgi toplumları için elbette bunda ibretler, uyarılar vardır.

İman edenleri, Allah’a sığınıp, emirlerine yapışmaya, günahlardan arınıp, azaptan korunmaya, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkarak şahsiyetli davranmaya, dinî ve sosyal görevlerinin bilincinde olmaya devam eden mü’minleri kurtarmamızda da ibretler, uyarılar vardır.

Lût’u da peygamber olarak kavmine gönderdik. Hani kavmine:'Göz göre göre, hâlâ o en büyük günahı işleyecek, o hayâsızlığı yapacak, sapık ilişkilere devam edecek misiniz?' demişti.

'Siz, ille de, helâl yoldan kadınlarla ilişkiyi bırakıp seviyesizlik yaparak şehvetle erkeklere mi yaklaşacaksınız? Doğrusu siz, sapıklığın doğuracağı felâketin, cezasının ne olduğunu bilmeyen, bilgiden muhakemeden uzak, ihtiraslı bir kavimsiniz.'

Kavminin cevabı, sadece:'Lût ailesini memleketinizden çıkarın. Belli ki, bunlar, kendilerini ahlâka, kanuna, sağlığa aykırı çirkin fiillerden uzak tutarak temizliğe riayet eden insanlar.' demelerinden ibaret oldu.

Bunun üzerine Lût’u ve ailesini, mü’minleri kurtardık. Yalnız karısı müstesna. Onun geride, azâba uğrayanların içinde kalmasına hükmettik.

Onların üzerine müthiş bir yağmur, taş yağdırdık. Sorumluluk, hesap ve cezanın hatırlatıldığı uyarılanların yağmuru ne berbat, ne korkunç yağmurdur.

Rasulüm, 'Hamdolsun Allah’a! Selâm olsun şeriatına bağlanan, kendisine boyun eğen, seçkin kıldığı kullarına! Allah mı daha hayırlı, yoksa ilâhlığında, otoritesinde, mülkünde, tasarruflarında Allah’a koştukları ortaklar mı?' de.

Gökleri ve yeri yaratan, gökten, size su indiren mi hayırlı? O su ile, bir ağacını, bir otunu bile bitirmeye gücünüzün yetmediği güzel güzel bahçeler yetiştirdik. Allah ile beraber bir başka ilâh olabilir mi? Doğrusu onlar, hak yoldan ayrılan, tevhidden uzaklaşan, Allah’a şirk koşmaya devam eden bir kavimdir.

Yoksa yeryüzünü oturmaya elverişli hale getiren, vâdilerden çaylar, ırmaklar akıtan, yeryüzüne ağır baskılı, oturaklı, derin temellere dayalı dağlar yerleştiren, iki deniz arasına engel koyan mı, daha hayırlı? Allah ile birlikte bir başka tanrı olabilir mi? Doğrusu onların çoğu hakikatleri bilmiyor.

Yoksa, kendisine dua ettiği zaman darda kalana, bunalana yetişen, sıkıntısını gideren, sizi dünya düzenini korumaya, ilâhî hükümleri icraya, yeryüzünü imara yetkili halifeleri olarak hazırlayıp yerleştiren mi daha hayırlı? Allah ile birlikte bir başka tanrı olabilir mi? Ne kadar kıt düşünüyor, ne kadar az öğüt alıyorsunuz.

Yoksa, karanın ve denizin karanlıkları, sıkıntıları, korkuları içinde size yolunuzu bulduran, rahmetinin, yağmurun önünde rüzgârı müjdeci olarak estiren mi hayırlı? Allah ile birlikte bir başka tanrı olabilir mi? Allah ilâhlığında, otoritesinde, mülkünde, tasarruflarında onların kendisine koştukları ortaklardan münezzehtir, çok yücedir.

Yoksa ilk yaratan, yaratmaya aralıksız devam eden, ölümden sonra yeniden dirilten, size gökten ve yerden rızık ve servet veren mi daha hayırlı? Allah ile birlikte bir başka ilâh olabilir mi?'Eğer iddianızda doğru iseniz, siz de kesin delilinizi getirin.' de.

'Allah’tan başka, göklerdeki ve yerdeki akıllı ve sorumlu varlıklar bilgi alanları ötesini, gayb âlemini bilmez. Onlar ne zaman diriltileceklerini de bilmezler.' de.

Doğrusu âhiret ile, ebedî yurt ile ilgili bilgiler onlara ardarda gelmektedir. Buna rağmen onlar, bu konuda hâlâ şüphe içindedirler. Aslında onlar, âhiretten yana kör kesilerek baktıkları için anlamıyorlar.

Kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar edenler, küfre saplananlar:'Sahi biz ve atalarımız toprak olduktan sonra mı, biz mi, diriltilip kabirlerimizden çıkarılacağız?' dediler.

'Andolsun ki, bu tehdit bize yapıldığı gibi, daha önce atalarımıza da yapılmıştır. Bu kesinlikle öncekilerin masallarıdır.'

Onlara:'Yeryüzünde gezin de, İslâm’a planlı cephe alarak, müslümanlığı, müslüman nesilleri yozlaştırma, yok etme suçu işleyen güç ve iktidar sahibi âsilerin, suçluların, günahkârların âkıbeti nasıl oldu, ibret nazarıyla bir bakın, inceleyin.' de.

Rasulüm, onlara üzülme. İslâm’ın yükselişini önleme, müslümanlarının ilerlemesinin önünü kesme planlarından, sinsice kurmaya devam ettikleri tuzaklardan, asılsız iddialardan dolayı telaşlanıp, kaygı duyma, sıkıntıya düşme.

Onlar:'Eğer iddianızda doğru iseniz, bu tehdit, nihaî yargı ne zaman gerçekleşecek?' diyorlar.

Onlara:'Küstahça, çabucak gelmesini istediğiniz azâbın, cezanın bir kısmı, yakında dünyada başınıza gelecektir' de.

Senin Rabbin insanlara karşı lütufkârdır. Fakat onların çoğu lütfun kıymetini bilmezler, şükretmezler.

Rabbin, elbette onların gönüllerinin gizlediklerini de, açığa vurduklarını da bilir.

Gökte ve yerde göze görünmeyen saklı-gizli hiçbir şey yoktur ki, doğruları, hakkı ortaya koyan, kâinatın kayıt sicilinde, kanunlar ve ilkeler kitabında bilgi işlem merkezinde Levh-i Mahfuz’da yazılı olmasın.

Bu Kur’ân, İsrâiloğulları’na, ihtilâf çıkarmakta devam edegeldikleri konuların pek çoğunu kıssalarıyla anlatıyor.

Ve Kur’ân, mü’minlere de bir hidayet rehberi ve rahmettir.

Rabbin, İsrâiloğulları arasında hak ve âdil olan hükmünü icra edecektir. O kudretli ve hükümrandır, her şeyi bilir.

O halde, Allah’a dayanıp güven, işlerini Allah’a havale et. Sen Allah, insan, kâinat ilişkilerini ve ilâhî düzeni açıklayan apaçık hak dininin öğretmeni, yaşayanı ve uygulayıcısın.

Sen ölü gibi duyarsız olanlara tebliğini işittiremezsin. İkballerine ve istikballerine sırt çevirip, arkalarını dönüp giderlerken sağır kesilenlere davetini duyuramazsın.

Sen, kör kesilenleri, hak yoldan uzak, başlarına buyruk yaşamaktan kurtarıp doğru yolu gösteremezsin. Ancak âyetlerimize iman edip, gönülden teslim olanlara, İslâm’ı yaşayan müslümanlara tebliğini duyurabilirsin.

İlâhî kelâmdaki tehdidin, kesinlikle gerçekleşeceği vakit, Kıyamet koparken onlara yerden bir canlı mahlûk çıkarırız. Bu, insanların âyetlerimize, Kur’ân’ımıza, kâinattaki kudretimizin delillerine, ilme, gerekçeye itibar etmediklerini, kesinlikle inanmadıklarını söyleyerek onları yaralar.

Her millet içinden, âyetlerimizi, Kurân’ımızı yalanlayan liderlerini, güç ve iktidar sahiplerini toplayacağımız gün, onlar ihzarlı olarak bir arada hesap yerine sevkedilecekler.

Nihayet hesap yerine geldikleri vakit Allah:'Âyetlerimin, Kur’ân’ımın ne olduğunu kavramadan, anlama gayreti göstermeden âyetlerimi mi yalanladınız? Yalanlamadınızsa bu amelleriniz ne?' buyurur.

Yaptıkları baskılar, zulümler, işkenceler, temel hak ve hürriyetleri, Allah yolunu ve Allah yolundaki faaliyetleri engellemeler, haksızlıklar, isyanlar ve Allah’ın âyetlerini, Kur’ân’ı inkârları sebebiyle, onların aleyhindeki hüküm gerçekleşmiştir. Bu sebeple mantıklı bir cevap vermek için söyleyecek söz bulamayacaklar.

Âyetlerimizi yalanlayanlar, uyumaları, dinlenmeleri, sükûnet bulmaları için geceyi, çalışmaları için aydınlık sağlayan gündüzü planlayıp düzenlediğimizi görmüyorlar mı? İman eden bir kavim için bunda Allah’ın birliğini ve kudretini gösteren deliller, dersler vardır.

Sûra üfürüldüğü gün, Allah’ın sünnetine, düzeninin yasalarına uygun olarak, iradesinin tecellisine tâbi olanlar müstesna, göklerdeki ve yerdeki akıllı ve sorumlu varlıklar hep dehşete kapılırlar. Hepsi boyunları bükük olarak ona gelirler.

Dağları görürsün, onlar bulutların akışına benzer bir süratle akıp giderken, yerlerinde duruyor zannedersin. Bu, her şeyi hesaplı, planlı sağlam yapan Allah’ın ortaya koyduğu tekniktir. O gizli-açık yaptıklarınızın tamamından haberdardır.

Kimler işlediği iyi amellerle Allah’ın huzuruna gelirse, onlara daha iyisi verilir. Onlar, o gün, korkudan emin olurlar.

Kimler de, Rablerinin huzuruna işlediği kötü amellerle gelirse, Cehennem’de yüzleri ateşe sürtülür.'Yalnızca, amellerinizin karşılığını göreceksiniz' denir.

'Ben ancak, burayı kutsal ve güvenli kılan, bu beldenin, Mekke’nin Rabbini ilâh tanımakla, candan müslüman olarak O’na bağlanmakla, saygıyla O’na kulluk ve ibadet etmekle emrolundum. Her şey O’nundur. Bana, İslâm’ı yaşayan müslümanlardan olmam emrolundu.'

'İnsanlara Kur’ân’ı okuyarak, tebliğ etmem, onları davet ve irşad etmem emrolundu.' Artık kim hak yolu tercih eder, İslâm’da sebat ederse, kendi iyiliği, kurtuluşu için hak yola girmiş, İslâmî hayatı yaşamış olur. Kim de başına buyruk hareket ederek hak yoldan uzaklaşır, dalâleti, bozuk düzeni, helâki tercih ederse, ona:'Ben sadece sorumluluk, hesap ve cezayı hatırlatan uyarıcılardanım' diye bildir.

'Allah’a hamdolsun. O size dünyada ezici kudretini, mü’minler eliyle başınıza getireceği felâketleri gösterecek, her tarafa duyuracak. Siz de başınıza gelecekleri biliyorsunuz. Rabbin, işlediğiniz amellerden habersiz değildir, mühlet verir, ihmal etmez.' de.