Ey insanlar! Sizi bir tek canlıdan yaratan, on(un özünden maddesin)den de eşini var eden ve her ikisinden pek çok erkek ve kadın meydana getiren Rabbinize karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun! Kendisi adına (yemin edip) birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'a karşı gelmekten ve akrabalık bağlarını koparmaktan sakının! Şüphesiz ki Allah, üzerinizde bir gözetleyicidir/sizi kontrol edendir.

Yetimlere mallarını veriniz, temiz olanı (helâlı) pis olanla (haramla) değiştirmeyiniz! Onların mallarını kendi mallarınıza katarak yemeyiniz! Çünkü bu büyük bir günahtır.

Eğer, velisi olduğunuz mal sahibi yetim kızlarla evlenmekle onlara haksızlık yapmaktan korkarsanız onlarla değil, hoşunuza giden başka kadınlarla iki, üç ve dörde kadar evlenebilirsiniz. Eğer (o kadınlar arasında da) adaletli davranmayacağınızdan korkarsanız, o takdirde bir tane alın veya sahip olduğunuz (cariyeler) ile yetinin. Bu, sizin adaletten ayrılmamanız için daha uygundur.

(Nikâhladığınız) kadınların mehirlerini (nikâh bedellerini) gönül rızası ile verin. Şayet (nikahladığınız kadınlar) ondan bir kısmını gönül hoşluğu ile kendileri size bağışlarsa, onu da afiyetle yiyin.

Allah'ın koruyasınız diye sizin sorumluluğunuza bıraktığı (yetimlere ait) malları muhakeme yeteneği zayıf kimselere emanet etmeyin! Bu mallarla onların geçimlerini karşılayın, onları giydirin ve onlarla nazik bir şekilde konuşun (gönüllerini hoş tutun).

Yetimleri deneyin. Evlenme çağına geldiklerinde, eğer reşit olduklarını görürseniz, mallarını kendilerine verin. (Yetimler) büyüyecek (ve bu mallar elimizden çıkacak) diye onları savurganca yemeyin! Zengin veliler bu mallara hiç el sürmesin. Fakir veliler ise (yetimin malını koruduğu için) bu malların geleneklere uygun düşecek (ölçüde ve ihtiyaç miktarı) kadarını yesin. Mallarını kendilerine verdiğiniz zaman, yanlarında şahit bulundurun. Hesap görücü olarak Allah yeter.

(Ölen) ana-baba ve akrabanın (miras olarak) bıraktıklarından erkeklere bir pay vardır. Ana-baba ve akrabanın bıraktıklarından ister az ister çok olsun, kadınlara da (Allah tarafından) farz olarak belirlenmiş bir pay vardır.

Mirasın bölüştürülmesi sırasında (kendilerine pay düşmeyen) akrabalar, yetimler ve fakirler hazır bulunurlarsa, onlara da maldan bir şeyler verin ve onlarla (gönüllerini almak için) nazik bir dille konuşun.

Arkalarında kendi haklarını koruyamayacak kadar küçük ve aciz çocuklar bıraktıkları takdirde, onlar için (durumları ne olacak diye) endişe edecek olanlar, haksızlık yapmaktan korksunlar. Allah'ın emirlerine uygun davransınlar, (haklarını korumada) doğru söz söylesinler.

Doğrusu yetimlerin mallarını haksız yere yiyenler, ancak karın dolusu ateş yemiş olurlar. Onlar çılgın bir ateşe (cehenneme) gireceklerdir.

Allah, (miras konusunda) çocuklarınız hakkında erkeğe, kadının/kızın  hissesinin iki misli (miras vermenizi) emreder. Eğer (geride kalan çocuklar iki ya da) ikiden fazla kız iseler, (ölenin geriye) bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer bir tek kız/kadın ise (mirasın) yarısı onundur. Ölenin çocuğu varsa, geriye bıraktığı maldan, ana babasından her birinin altıda bir hissesi vardır. Eğer çocuğu yok da (yalnız) ana babası ona varis oluyorsa, anasına üçte bir düşer. Eğer kardeşleri varsa, anasının hissesi altıda birdir. Bu hüküm, ölenin yaptığı vasiyetin yerine getirilmesinden ve borçların ödenmesinden sonra kalan mal içindir. Anne ve baba yahut evlâtlarınızdan hangisinden size fayda geleceğini siz bilemezsiniz. Bu şekildeki hisse dağıtımı size Allah tarafından farz kılınmıştır. Allah ise her şeyi bilen, her şeyi hikmetle yapandır.

Kadınlarınızın çocukları yoksa bıraktıklarının yarısı sizindir. Çocukları varsa, bıraktıklarının ettikleri vasiyetten veya borçtan arta kalanın dörtte biri sizindir. Sizin çocuğunuz yoksa bıraktıklarınızın dörtte biri onların (dul zevcelerinizin)dir. Eğer çocuğunuz varsa, bıraktığınızın sekizde biri yine edeceğiniz vasiyet ve borcun ödenmesinden sonra onlarındır. Eğer (ölen) bir erkek veya kadının, babası ve çocukları (hayatta) bulunmadığı halde malı mirasçılara kalırsa ve bir erkek yahut bir kız kardeşi varsa, her birine altıda bir verilir. Eğer onlar bundan fazla iseler; zarara uğratılmaksızın üçte birine ortak olurlar. Bunlar; yaptıkları vasiyet ve borç ödendikten sonradır. Bu, Allah tarafından size bir emirdir. Allah her şeyi hakkıyla bilen ve cezalandırmayı erteleyendir.

Bunlar Allah'ın yasalarıdır. Kim Allah'a ve Peygamberine itaat ederse, O da onu, altından ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetlere koyar. İşte bu en büyük bir kurtuluştur.

Kim de Allah'a ve Peygamberine karşı gelir, O'nun çizdiği sınırların dışına çıkarsa Allah onu, içinde ebedi olarak kalacağı cehennem ateşine koyar. Onun için onur kırıcı bir azap vardır.

Kadınlarınızdan fuhuş yapanlara karşı aranızdan dört şahit getirin. Şahitler, onların suç işlediğinden yana şahitlik yaparlarsa, suçlu kadınları ölüm alıp götürünceye yahut Allah onlara (tövbe etmeleri suretiyle) bir kapı açıncaya kadar evlerinde alıkoyun.

İçinizden fuhuş yapan her iki tarafa ceza verin; ama eğer ikisi de tevbe eder ve gidişatlarını düzeltirlerse, onları kendi hallerine bırakın. Çünkü Allah tövbeleri kabul edendir, çok bağışlayandır.

Allah'ın kabul edeceği tevbe, ancak bilmeden kötülük edip de sonra tez elden tevbe edenlerin tevbesidir. Allah onlara rahmetiyle tekrar yönelecektir. Zira Allah her şeyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Yoksa sürekli kötülük yapıp dururken ölümün eşiğine gelince: “Şimdi tevbe ettim” diyenler ile kâfir olarak ölenlerin tevbesi geçerli değildir. Biz, işte böylelerine şiddetli bir azap hazırlamışızdır.

Ey inananlar! (Kocası ölen akraba) kadınlara zorla vâris olmanız size helâl değildir. (Kadınlarınız) açıkça fuhuş ve edepsizlik yapmadıkça, onlara verdiğiniz (mehr)in bir kısmını ele geçirmeniz için de onları sıkıştırmayın. Onlarla iyi geçinin. Onlardan hoşlanmıyor olsanız bile (sabredin ve bilin ki), şayet onlardan hoşlanmadıysanız, olabilir ki, siz bir şeyden hoşlanmazsınız da Allah onda pek çok hayır yaratmış olur.

Eğer bir eşi bırakıp da yerine başka bir eş almak isterseniz, onlardan birine yüklerle mehir vermiş olsanız dahi ondan hiçbir şeyi geri almayın. Ona iftira ederek ve apaçık bir günaha girerek verdiğinizi alacak mısınız?

Kendinizi birbirinize adadıktan ve eşiniz sizden sağlam bir taahhüt (nikâh) aldıktan sonra verdiğinizi ondan nasıl geri alabilirsiniz?

Babalarınızın daha önce evlenmiş olduğu kadınlarla evlenmeyin, ama geçmişte olanlar (cahiliye devrinde olanlar) geçmişte kalmıştır. Bu, kesinlikle tiksinti/utanç verici bir iştir, çirkin bir şeydir ve kötü bir yoldur.

Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, kardeşlerinizin kızları, kız kardeşlerinizin kızları, sizi emziren sütanneleriniz, sütkardeşleriniz, kayınvalideleriniz, kendileriyle gerdeğe girdiğiniz kadınlarınızın yanınızda kalan üvey kızlarınız (ile evlenmeniz) size haram kılındı. Eğer onların (analarıyla) gerdeğe girmemişseniz (o kızlarla evlenmenizde) size bir engel yoktur. Geçmişte olanlar hariç (Kur'an'ın hükmü gelmeden önce), kendi sulbünüzden olan (öz) oğullarınızın eşleri ile evlenmeniz ve iki kız kardeşi birlikte nikâhınız altında bulundurmanız yine size haram kılındı. Hiç kuşkusuz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

(Harp esiri olarak) sahip olduğunuz cariyeler müstesna olmak üzere evli kadınlarla (evlenmeniz) de (haram kılındı). (İşte bütün bunlar) Allah'ın size farz kıldığı yazılı hükümlerdir. Bunlardan başkasını, namuslu-iffetli, zinadan kaçınarak mallarınızla (mehir verip) istemeniz size helâl kılınmıştır. O halde onlardan hangisinden (nikâh akdiyle) yararlandınızsa, mehirini takdir edildiği şekilde verin. Takdir edildikten sonra karşılıklı rıza ile anlaşmanızda size bir vebal yoktur. Şüphesiz ki, Allah bilendir ve yegâne hikmet sahibidir.

Sizden kim iffetli, hür ve mü'min kadınlarla evlenecek güce sahip değilse, ellerinizin altında bulunan imanlı genç kızlarınız (durumundaki cariyeler) den alsin. Allah, imanınızı en iyi bilendir. Siz mü'minler hep birbirinizden sayılırsınız. O halde fuhuşta bulunmayan, gizli dost edinmeyen, namuslu yaşamakta olan cariyeleri sahiplerinin izniyle nikâhlayınız, mehirlerini de güzelce kendilerine veriniz. Eğer evlendikten sonra zina işlerlerse kendilerine özgür kadınlara verilecek cezanın yarısını uygulayınız. Bu (cariyelerle evlenme izni), içinizden (zinaya sapmak yoluyla) günaha gireceklerinden korkanlara tanınan bir imkândır. Sabretmeniz ise sizin için daha hayırlıdır. Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

Allah size, bilmediklerinizi bildirmek, sizi, sizden önceki (iyi kimse)lerin yollarına iletmek ve günahlarınızı bağışlamak ister. Allah (her şeyi) hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Allah; sizin tevbenizi kabul etmek ister. Şehvetlerine uyanlar da sizin büyük bir sapıklığa düşmenizi isterler.

Allah sizin yükünüzü hafifletmek ister, çünkü insan (sabır ve metanet bakımından) zayıf yaratılmıştır.

Ey inananlar! Birbirinizin mallarını haksız yollarla yemeyin. Karşılıklı rıza ile yapılan bir ticaret yapmanız ise elbette meşrudur. Sakın kendinizi öldürmeyin (mahvetmeyin). Allah size pek merhametlidir.

Kim de, haddi aşarak ve haksızlık ederek bu (yasak)ları yaparsa biz onu ateşe atarız. Bu da Allah için çok kolaydır.

Eğer uzak durmanız emredilen büyük günahlardan kaçınırsanız, sizin (diğer küçük) kusurlarınızı örter ve sizi hoş ve şerefli bir yere yerleştiririz.

Allah'ın, kiminizi kiminize üstün kılmaya vesile yaptığı şeyleri (haset ederek) arzu edip durmayın. Erkekler kendi kazançlarından bir fayda sağlarlar, kadınlar da kendi kazançlarından bir fayda sağlarlar. Çalışın da Allah'ın ihsan ve ikramından isteyin. Şüphesiz ki Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.

(Erkek ve kadından) her biri için, ana, baba ve akrabanın bıraktığından (hisselerini alacak olan) vârisler kıldık. Kendileriyle yeminleştiğiniz kimselere hisselerini veriniz. Doğrusu Allah her şeye şahittir.

Allah'ın insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılması sebebiyle ve mallarından harcama yaptıkları için erkekler kadınların yöneticisi ve koruyucusudur. Dürüst ve erdemli kadınlar, gerçekten Allah'ın koruduğu mahremiyeti koruyan sadık ve itaatkâr kadınlardır. Kötü niyetlerinden ve aldatmalarından korktuğunuz uslanmayan kadınlara gelince; onlara (önce) nasihat edin; sonra (uslanmazlarsa) kendilerini yataklarında yalnız bırakın; sonra (edepsizliklerine ve ahlaksızlıklarına devam ederlerse) dövün ve bundan sonra itaat ederlerse onları incitmekten kaçının. Şüphe yok ki Allah çok yücedir, çok büyüktür.

(Kadın ile kocanın) Aralarının açılmasından korkarsanız, bu durumda erkeğin ailesinden bir hakem, kadının ailesinden de bir hakem gönderin. Bunlar, (arayı) düzeltmek isterlerse, Allah da aralarında başarı sağlar. Şüphesiz ki Allah, (her şeyi) hakkıyla bilendir, (her şeyden) hakkıyla haberdar olandır.

Allah'a kulluk edin ve hiç bir şeyi O'na denk tutmayın. Ana-babaya, akrabaya, yetimlere, düşkünlere, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa, yolcuya ve elinizin altındaki hizmetçi ve kölelere iyilik yapın. Allah, kendini beğenip böbürlenenleri sevmez.

Onlar ki; hem cimrilik ederler, hem de insanlara cimriliği tavsiye ederler ve Allah'ın kendilerine lütfundan verdiği şeyleri saklarlar. Biz de (bu) inkârcı (nankör)lere, rezil edici ve alçaltıcı bir azap hazırladık.

Bunlar, mallarını insanlara gösteriş için harcayan, Allah'a ve ahiret gününe de inanmayan kimselerdir. Kime şeytan arkadaş olursa, artık onun ne kötü bir arkadaşı vardır.

Ne olurdu onlara, Allah'a ve ahiret gününe inansalardı ve Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiklerinden (gösteriş yapmadan Allah için) harcasalardı! Allah onların durumunu hakkıyla bilendir.

Şüphesiz ki Allah (hiç kimseye) zerre kadar haksızlık yapmaz. (Yapılan) çok küçük bir iyilik de olsa onun sevabını kat kat artırır ve kendi katından büyük bir mükâfat verir.

(Hesap günü) her ümmetten haklarında tanıklık edecek bir şahit (peygamber) getirdiğimiz ve seni de onların (üzerine) şahit olarak gösterdiğimiz zaman, bakalım (inkârcıların) hali ne olacak?

İnkârcılar ve Peygambere itaatsizlik yapanlar o gün toprağın kendilerini yutmasını isteyecekler ama onlar, olup biten hiçbir şeyi Allah'tan gizleyemeyeceklerdir.

Ey inananlar! Sarhoşken, ne söylediğinizi bilinceye kadar, bir de cünüpken yolcu olmanız müstesna gusül yapmadıkça namaza yaklaşmayın. Eğer hasta veya yolculukta iseniz yahut herhangi biriniz ayakyolundan gelmişse veya kadınlara yaklaşmışsanız ve bu durumlarda su bulamamışsanız pak bir toprağa teyemmüm edin, yüzlerinize ve ellerinize sürün. Şüphesiz ki Allah, çok affedici, çok bağışlayıcıdır.

Şu kendilerine kitaptan bir nasip verilen (Yahudileri ve onlar gibi)leri görmüyor musun? Onlar sapıklığı satın alıyorlar ve sizin de yoldan çıkmanızı istiyorlar.

Allah düşmanlarınızı sizden daha iyi bilir. Koruyup gözeten olarak ta Allah (size) yeter, bir yardımcı olarak da Allah yeter.

Yahudilerin bir kısmı, (Tevrat'taki) kelimelerin anlamını çarpıtırlar. Sözleri asıl bağlamından kopararak, “işittik ama karşı çıkıyoruz!” ve “dinleyin ama kulak asmayın!” ve “asıl sen bize kulak ver (ey Muhammed)!” derler. Böylece dilleriyle oyun oynarlar ve (sahih) itikadın yanlış olduğunu ima etmeye çalışırlar. Hâlbuki onlar, sadece “işittik ve itaat ediyoruz!” ve “bizi dinle, bize katlan!” deselerdi, bu onların gerçekten yararına ve daha dürüstçe bir davranış olurdu. İşte Allah inkârları yüzünden onlara lanet etmiştir. Onların ancak pek azı inanır.

Ey kendilerine kitap verilenler! Biz bazı yüzleri çarpıtıp ense taraflarına döndürmeden ya da Cumartesi yasağını çiğneyenleri lânetlediğimiz gibi lânetlemeden yanınızda bulunan (Tevrat'ı) doğrulayıcı olarak indirdiğimiz bu kitaba (Kur'an'a) iman edin. Allah'ın emri mutlaka yerine gelecektir.

Allah, kendisine ortak koşulmasını (başkalarının ilahlaştırılmasını) asla bağışlamaz. Onun dışında, dilediği kimsenin günahını bağışlar. Kim Allah'a ortak koşarsa kesinlikle büyük bir günah işleyerek iftira etmiş olur.

Şu kendilerini temize çıkaranları görmüyor musun? Oysa Allah dilediği kimseyi arındırır, fakat hiç kimseye kıl payı kadar haksızlık yapılmaz.

Bak Allah'a karşı nasıl yalan uydurup iftira ediyorlar. Bu, apaçık bir günah olarak (onlara) yeter.

Kendilerine ilahi kelamdan bir pay verilenleri (İsrailoğullarını) görmüyor musun? Onlar, asılsız muammalara ve şeytani güçlere inanıyorlar ve inkârcıların, mü'minlerden daha doğru yolda olduklarını iddia ediyorlar.

Bunlar Allah'ın kendilerine lanet ettiği kimselerdir. Allah kime lanet ederse artık onun için hiç bir yardımcı bulamazsın.

Yoksa onlar (Allah'ın) hükümranlığına ortak mıdırlar? Eğer öyle olsaydı, (hasislikten ve cimrilikten) insanlara bir çekirdek kırıntısı bile vermezlerdi.

Yoksa Allah'ın insanlara cömertçe sunduğu nimet ve bol ihsanına karşı haset mi ediyorlar? Oysa biz İbrahim ailesine vahiy ve hikmet bahşetmiş ve onlara güçlü bir hükümranlık vermiştik.

Onlardan (Yahudilerden) kimi ona (Muhammed'e) inandı, kimi de (bu İsrailoğullarından değil diye) ondan yüz çevirdi. Onlara ceza olarak cehennem yeter.

Mesajlarımızı inkâr edenleri zamanı geldiğinde ateşe mahkûm edeceğiz. Derileri her yanıp döküldüğünde yerlerine taze deri yaratacağız ki azabı (tam olarak) tadabilsinler. Şüphe yok ki Allah, mutlak galiptir, tam hüküm ve hikmet sahibidir.

İman edip de erdemli davrananları ise içinde ebedi kalmak üzere altından ırmaklar akan cennetlere yerleştireceğiz. Onlar için orada tertemiz eşler/arkadaşlar vardır. Ve onları (orada ne sıcak, ne de soğuk) tam kararında gölgelere yerleştireceğiz.

Allah size, mutlaka emanet (ve iş)leri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne kadar güzel öğütler veriyor! Şüphesiz ki Allah (her şeyi) hakkıyla işiten, (her şeyi) hakkıyla görendir.

Ey inananlar! Allah'a itaat edin, Peygamber'e itaat edin ve aranızdan kendilerine otorite emanet edilmiş olanlara da (itaat edin). Eğer Allah'a ve ahiret gününe (gerçekten) inanıyorsanız anlaşmazlığa düştüğünüz konuları Allah'a ve Peygamber'e götürün (onları Kur'an'la ve sünnetle çözün). Bu (sizin için) en hayırlısıdır ve sonuç olarak da en iyisidir.

(Ey Peygamber!) Sana ve senden öncekilere indirilene inandıklarını iddia eden, (ama öte yandan) şeytani güçlerin hâkimiyetine teslim olmakta beis görmeyenlerin farkında değil misin? Oysa onlar onu reddetmekle emrolunmuşlardı. Şeytan da onları uzak bir sapıklıkla sapıtmak ister.

Her ne zaman onlara: “Allah'ın indirdiğine (Kur'an'a) ve peygambere gelin!” denilse, münafıkların senden büsbütün uzaklaştıklarını görürsün.

Peki, nasıl oluyor da kendi elleriyle işledikleri (kötülükler) yüzünden başlarına bir musibet gelince sana koşarak: “Biz sadece iyilik yapmak ve uzlaşma sağlamak istemiştik” diye Allah adına yemin ederler.

Onlar, kalplerinde olan (yalan)ı Allah'ın bildiği kimselerdir. Onları kendi hallerine bırak, onlara yine de öğüt ver ve onlara kendi durumları hakkında tesirli söz söyle!

Biz gönderdiğimiz her peygamberi, Allah'ın izni (emri) ile mutlaka kendisine itaat edilsin diye gönderdik. Eğer onlar nefislerine zulmettiklerinde sana gelerek Allah'tan bağışlanma dileselerdi ve Peygamber de onların bağışlanması için dua etseydi, Allah'ı daima tevbeleri kabul eden ve merhameti bol olan olarak bulacaklardı.

Ama hayır, Rabbine andolsun ki onlar, aralarında anlaşmazlığa düştükleri her konuda seni hakem yapmadıkça ve sonra da senin kararına kalplerinde hiçbir burukluk duymaksızın tam bir teslimiyetle tabi olmadıkça, gerçekten iman etmiş olmazlar.

Eğer biz onlara: “canlarınızı feda ediniz” ya da “yurtlarınızdan çıkınız” diye emretmiş olsaydık, pek azı dışında, bunları yapamazlardı. Oysa onlar, kendilerine verilen öğütleri tutsalardı, bu haklarında daha hayırlı ve hem de (imanlarını) daha pekiştirici olurdu.

O zaman kendilerine elbette katımızdan büyük bir mükâfat verirdik.

Ve elbette onları dosdoğru yola iletirdik.

Kim Allah'a ve Peygamber'e itaat ederse işte onlar, Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberler, (hakikatten hiç sapmamış) sıddıklar, (Allah yolunda hayatını vakfeden ve canını imanına şahid kılan) şehidler ve (İslam'ın emir ve yasaklarına uyan) salihlerle beraber olacaklardır. İşte onlar ne güzel arkadaştır!

Bu, ihsan ve ikram Allah'ın lütfudur. (Bu ihsan ve ikrama mazhar olanların kadrini) Allah'ın biliyor olması yeter.

Ey İnananlar! (Düşmanlarınıza karşı) ihtiyatlı davranın, (duruma göre) bölük bölük veya hep birden savaşa gidin.

İçinizden bazıları vardır ki (cihad konusunda) pek ağırdan alırlar. Eğer size bir felâket erişirse: “Allah bana lütfetti de onlarla beraber bulunmadım” der.

Ve eğer Allah'tan size bir lütuf (zafer) erişse, bu sefer de, sizinle kendisi arasında hiç tanışıklık yokmuş gibi şöyle der: “Keşke ben de onlarla beraber olsaydım da büyük nimete ve ganimete ulaşsaydım.”

O halde dünya hayatı yerine ahireti satın alanlar, Allah yolunda savaşsın. Kim Allah yolunda savaşır da öldürülürse yahut (düşmana) üstün gelirse, ona pek büyük bir mükâfat vereceğiz.

Size ne oluyor ki, Medine'ye hicret edemeyerek, Mekke'de biçare kalıp: “Ey Rabbimiz! Bizi, halkı zalim olan şu memleketten çıkar, bize tarafından bir sahip gönder, bize katından bir yardımcı yolla” diyen erkekler, kadınlar ve çocuklar uğruna Allah yolunda düşmanla çarpışmıyorsunuz?

İman edenler Allah yolunda savaşırlar. İnkârcılar da (Allah'ın direktiflerinden uzaklaştıran, kendi isteklerini hâkim kılmak isteyen) tağut yolunda savaşırlar. O halde (Ey inananlar!) Siz de şeytanın dostlarına karşı savaşın. Şüphesiz ki şeytanın tuzağı ve hilesi zayıftır.

(Savaş emri gelemeden önce) kendilerine: “Ellerinizi savaştan çekin, namazı kılın, zekâtı verin” denilen kimseleri görmedin mi? Savaş üzerlerine farz kılınınca içlerinden bir topluluk, Allah'ın azabından korkar gibi hatta daha fazla bir korku ile insanlardan korkarlar ve “Ey Rabbimiz! Neden üzerimize savaşı farz kıldın, bizi yakın bir zamana kadar geciktiremez miydin?” derler. (Ey Resulüm! Onlara) De ki: “Bu dünyanın keyfi ve rahatlığı çok kısa ömürlüdür ama ahiret, Allah'a karşı sorumluluk bilinciyle yaşayanlar için en iyisidir. Siz hurma çekirdeğinin lifi kadar bile haksızlığa uğratılmayacaksınız.”

Nerede olursanız olun, isterse sağlam yapılı kaleler içinde bulunun, ölüm gelip size yetişecektir. Onlara bir iyilik dokunursa: “Bu Allah'tandır” derler. Bir kötülük dokunursa: Bu senin yüzündendir” derler. Onlara de ki: “Hepsi Allah (tarafından takdir edilmiş)tir.” Böyle iken bu topluluğa ne oluyor da kendilerine söylenen sözü anlamaya yanaşmıyorlar?

Sana iyilikten her ne gelirse Allah'tandır, kötülükten de sana ne gelirse o da kendindendir. (Ey Muhammed!) Biz seni insanlara bir elçi olarak gönderdik. (Olup bitenlere) tanık olarak Allah yeter.

Kim Peygambere itaat ederse, gerçekte Allah'a itaat etmiş olur. Kim de (itaatten) yüz çevirirse bilsin ki, biz seni onların başına bekçi göndermedik.

Yüzüne karşı “evet” derler. Fakat onların bir grubu yanından ayrıldıktan sonra geceleyin aleyhinde sana verdikleri sözle bağdaşmayan komplolar kurarlar. Hiç şüphesiz Allah onların geceleri kurdukları komploları kaydediyor. Sen onlara aldırış etme, Allah'a güven. Vekil olarak Allah sana yeter.

Onlar Kur'an'ı hala gereği gibi düşünmeyecekler mi? Eğer o, Allah'tan başkası tarafından (indirilmiş) olsaydı, kuşkusuz içinde birçok çelişki (tutarsızlık) bulacaklardı.

Onlara (savaşta mü'minler hakkında) güvenlik ve tehlikeyle ilgili bir söylenti ulaşsa onu yayarlar (ortalığı telaşa verirler). Oysa eğer o haberi Peygamber'e ya da başlarındaki kendi yetkililerine götürseler, aralarındaki yorum yapmaya yetenekli olanlar onun mahiyetini anlarlardı. Eğer Allah'ın lütuf ve rahmeti üzerinizde olmasaydı pek azınız hariç, şeytana uyup gitmiştiniz.

O halde Allah yolunda savaş. (Savaştan dönenler olsa da) sen, kendinden başkasından sorumlu değilsin. Mü'minleri de (savaşa) teşvik et! Allah, inkârcıların gücünü kırmaya muktedirdir. Çünkü Allah iradesinde güçlü ve cezalandırmasında şiddetlidir.

Kim bir iyiliğe aracılık ederse kendisi için ondan bir kredi/sevap var. Kim bir kötülüğe aracılık ederse, kendisi için ondan bir pay/vebal vardır. Allah her şeyin karşılığını vermeye gücü yetendir.

(İnanmış bir kişi tarafından) İslami bir selam ile selamlandığınız zaman, siz de ondan daha güzel bir selamla karşılık verin veya (en azından) benzeri ile mukabele edin. Şüphesiz Allah her şeyin hesabını tutandır.

Allah, O gerçek ilahtır ki kendinden başka ilah yoktur. (O) kendisinde hiç bir şüphe olmayan kıyamet gününde sizleri muhakkak toplayacaktır. Allah'tan daha doğru sözlü kim olabilir?

Size ne oluyor da münafıklar hakkında iki gruba ayrılıyorsunuz? Halbuki yaptıklarından dolayı Allah onları baş aşağı çevirdi. Allah'ın, (günahları yüzünden) sapıklıkta bıraktığını siz mi doğru yola ulaştırmak istiyorsunuz? Allah kimi (kötü niyetinden dolayı) sapıklıkta bırakırsa, sen onun için bir çıkış yolu bulamazsın.

Onlar kendileri gibi sizin de inkârcı olmanızı arzu ederler. Bu yüzden Allah yolunda hicret etmedikleri sürece onlardan hiçbirini dost edinmeyiniz. Eğer düşmanlığa yönelirlerse (ve sizi öldürmek için fırsat kollarlarsa), onları nerede bulursanız yakalayın ve öldürün. Bir daha da onlardan ne dost edinin ne de yardımcı.

Ancak sizinle kendileri arasında bir anlaşma bulunan bir topluluğa sığınanlar ve sizinle savaşmaktan veya kendi milletleriyle harp etmekten bunalarak size başvuranlar müstesnadır. Hâlbuki Allah dileseydi, onları sizin başınıza musallat ederdi de onlar sizinle savaşırlardı. Artık onlar sizi bırakır, savaş açmaktan vazgeçer ve barış teklif ederlerse, o takdirde Allah onlara zarar vermenize müsaade etmez.

Bir de hem sizden ve hem de tuttukları gruptan yana güven içinde olmak isteyen başka birtakım (münafık) kimselere rastlayacaksınız. Bunlar ne zaman fitneye (şirke veya inananlarla savaşmaya), bozgunculuğa itilseler ona canla başla atılırlar. Eğer bunlar sizden uzak durmaz ve size barış teklifi getirerek savaştan (ve size saldırmaktan) ellerini çekmezlerse onları yakalayınız ve nerede bulursanız öldürünüz. Onlara karşı size apaçık bir yetki verdik.

Bir mü‘minin diğer bir mü'mini yanlışlık dışında öldürmesi asla caiz değildir. Bir mü'mini yanlışlıkla öldürenin, bir mü'min köleyi azad etmesi ve öldürülenin ailesi bağışlamadıkça, ona diyet ödemesi gerekir. Öldürülen, sizinle savaş halinde olan bir topluluğa mensup bir mü'min ise, (öldürenin yalnız) mü'min bir köle azat etmesi gerekir. Şayet (öldürülen kimse) kendileriyle aranızda anlaşma bulunan bir toplumdan ise ailesine teslim edilecek bir diyet vermek ve mü'min bir köle azat etmek gerekir. Kim (gerekli para veya özgürlüğüne kavuşturacak bir köle) bulamazsa, Allah'ın tevbesini kabul etmesi için aralıksız iki ay oruç tutar. Hiç şüphesiz Allah (her şeyi) hakkıyla bilendir, tam hüküm ve hikmet sahibidir.

Kim bir mü'mini kasten öldürürse, cezası, içinde ebedî kalacağı cehennemdir. Allah, ona gazap etmiş, lânet etmiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır.

Ey inananlar! Allah yolunda savaşa/sefere çıktığınız zaman (mü'mini kafirden ayırt etmek için)  iyice araştırın. Size selam verene, dünya hayatının geçici menfaatine göz dikerek (ganimet almak için): “Sen mü'min değilsin” demeyin. Çünkü Allah'ın nezdinde sayısız ganimetler vardır. (Unutmayın ki) sizler de bir zamanlar aynı durumdaydınız ama Allah size (imanı) lütfetti. Öyleyse iyice araştırın (“sen mü'min değilsin” diyerek peşin hükümlü olmayın). Şüphesiz ki Allah, bütün yaptıklarınızdan haberdardır.

Mü'minlerden özürsüz olarak yerlerinde oturanlar ile malları ve canlarıyla Allah yolunda cihad edenler bir değildir. Allah malları ve canları ile cihad edenleri derece bakımından oturanlardan üstün kıldı. Gerçi Allah her ikisini de (davalarında samimi oldukları için) cennetle müjdelemiştir ama malları ve canları ile cihad edenleri oturanlara karşı büyük bir mükâfatla üstün tutmuştur.

Cihat edenler için Allah katından dereceler, mağfiret ve rahmet vardır. Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.

Melekler, (inkârcıların dayatması altında zulme rıza göstererek ve tavizler vererek ) kendilerine yazık edenlerin hayatlarına son verecekleri zaman, derler ki: “Ne işte idiniz (din işleri nasıl gidiyordu)?” (Onlar da): “Biz (bulunduğumuz) yerde (dini yaşayamayan) çaresizlerdendik” diye cevap verirler. Melekler de: “Allah'ın yeri geniş değil miydi, hicret etseydiniz ya!” derler. İşte (dünya hayatının rahatını tercih edip dinden uzak kalarak sefil bir hayat yaşadıkları için) onların varacağı yer cehennemdir. Orası ne kötü bir gidiş yeridir.

Yalnız, çaresiz kalan, (hicret etmeye) hiç bir çıkar yol bulamayan ezilmiş erkekler, kadınlar ve çocuklar bu hükmün dışındadırlar.

Umulur ki Allah o kimseleri affeder. Çünkü Allah çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır.

Kim Allah yolunda hicret etmek isterse, yeryüzünde (gidilecek) bir çok yer ve (her türlü) genişlik bulabilir. Kim Allah ve Resulü yolunda hicret ederek evinden çıkar da yolda ölüm gelip kendisini yakalarsa, onun ecrini vermek Allah'a düşer. Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

Yeryüzünde yolculuğa çıktığınız zaman inkârcıların size kötülük etmelerinden endişe ederseniz, namazı kısaltmanızda size bir günah yoktur. Şüphesiz inkârcılar, sizin apaçık düşmanınızdır.

(Ey Muhammed!) Cephede (savaşta) sen de inananların arasında bulunup da onlara namaz kıldıracağın zaman, içlerinden bir kısmı silahlarını yanlarına alarak seninle beraber namaza dursun (diğer grup düşmana karşı beklesin). Seninle beraber (namazda olanlar) secde edip bir rekât kılınca arkanızda yer alsınlar (düşman karşısına) gitsinler. Düşman karşısında olup namaz kılmamış olanlar gelsin, (ikinci rekâtı) seninle kılsınlar ve onlar da tedbirli bulunarak silâhlarını yanlarına alsınlar (sonra sıra ile kılmadıkları bir rekatı tamamlasınlar). İnkârcılar, silahlarınızdan ve eşyanızdan gaflet etmenizi ve böylece size birdenbire baskın yapmayı isterler. Eğer yağmur dolayısıyla bir güçlüğünüz varsa veya hasta bulunursanız, silahlarınızı bırakmanızda bir sakınca yoktur ama her şeye rağmen ihtiyatlı ve dikkatli olun. Şüphesiz ki Allah inkârcılara aşağılayıcı ve horlayıcı bir azap hazırlamıştır.

Namazı bitirince de ayakta, otururken ve yanınız üzerinde yatarken Allah'ı anmaya devam edin. Emniyete kavuştuğunuzda da namazı dosdoğru (tam) kılın. Çünkü namaz mü'minler üzerine vakitleri belli (zamanında eda edilmesi gereken) bir farzdır.

O (düşmanlarınız olan) toplumu takip etmekte gevşek davranmayın. Eğer siz (yaralarınızdan) acı çekiyorsanız bilin ki, onlar da sizin gibi acı çekmektedir. Oysa siz Allah'tan onların beklemediğini (yardım ve cennet gibi şeyleri) bekliyorsunuz. Hiç kuşkusuz Allah (her şeyi) hakkıyla bilen, (emir ve yasaklarında) hüküm ve hikmet sahibidir.

(Ey Muhammed!) Doğrusu biz sana gerçeğin ta kendisi olan Kur'an'ı indirdik ki insanlar arasında Allah'ın sana gösterdiği şekilde hükmedesin. Sakın hainlerin savunucusu olma!

Ve Allah'tan bağışlanma dile. Şüphesiz ki Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

(Günah işleyerek) kendi nefislerine ihanet eden kimseler için uğraşma/onları savunma (tebliğ et ve onları iradeleriyle baş başa bırak)! Çünkü Allah, hainlikte direnen günahkârları sevmez.

(Onlar) Allah'ın razı olmadığı sözü geceleyin buluşarak karara bağlarken insanlardan (korkup) gizli tutarlar, ama yanı başlarında olan Allah'tan saklayamazlar. Allah onların yaptıklarını bilgisi ile kuşatacak güçtedir (hiçbir şey O'nun bilgisi dışında değildir).

İşte siz, öyle kimselersiniz ki, dünya hayatında o (hainlik yapa)nlardan yana çekişip uğraşırsınız. Ya kıyamet günü Allah'a karşı onları kim savunacak ya da onlara kim vekil olacak?

Kim bir kötülük yapar yahut (günah işleyerek) nefsine hainlik eder, sonra da Allah'tan mağfiret dilerse, Allah'ı çok affedici ve çok bağışlayıcı olarak bulacaktır.

Kim bir günah işlerse, onu yalnız kendi aleyhine olacak şekilde kazanır. Allah (her şeyi) hakkıyla bilendir, her şeyi sağlam bir hikmete göre yapandır.

Kim bir kusur ya da bir suç işler de sonra onu bir masumun (suçsuzun) üzerine atarsa, elbette o, bir iftira (suçu işlemiş), ve apaçık bir günah yükünün altına girmiş olur.

(Ey Muhammed!) Eğer sana Allah'ın bol nimeti ve rahmeti olmasaydı, onlardan bir grup (vereceğin hükümde) seni saptırmayı tasarlamıştı. Hâlbuki onlar kendilerinden başkasını saptıramazlar, sana da bir zarar veremezler. Çünkü Allah sana bu ilahi kelamı (Kur'an'ı) indirmiş, hikmeti (vermiş) ve sana bilmediklerini öğretmiştir. Allah'ın sana olan lütfu gerçekten büyüktür.

Yardımlaşmayı, iyi ve yararlı davranışları ve insanların arasını düzeltmeyi öngören, bunları gerçekleştirmeye çalışan kimselerin yaptığı toplantılar dışında gizli toplanmaların çoğunda hayır yoktur ve bütün bu güzel eylemleri, Allah'ın rızasını kazanmak için yapana zamanı geldiğinde büyük bir mükâfat vereceğiz.

Kendisine hidayet bahşedildikten sonra Peygamber'e muhalefet edip müminlerin yolundan başka bir yola sapana gelince; onu kendi tercih ettiği (o sapık) yolda bırakırız. Sonra (ahirette) kendisini cehenneme atarız. O ne kötü bir gidiş yeridir!

Muhakkak ki Allah, kendine ortak koşanları (kendinden başka varlıklara tanrısal nitelikler yükleyenleri) bağışlamaz. Bu günahtan başkasını işleyenleri dilerse bağışlar. Kim Allah'a ortak koşarsa, elbette o uzak bir sapıklığa düşmüştür.

Onlar, Allah'ı bırakıp yalnızca cansız sembollere (tanrıçalara) sığınıyorlar. Böylece isyankâr ve inatçı şeytana sığınmış oluyorlar.

O şeytan ki Allah onu lanetledi (rahmetinden kovdu). O da şöyle dedi: “Yemin ederim ki senin kullarından belirli bir bölümünü kendi tarafıma alacağım.”

Ve mutlaka onları saptıracağım ve her durumda onları olmayacak kuruntularla aldatacağım. Mutlaka onlara emredeceğim de hayvanların kulaklarını yaracaklar ve yine mutlaka onlara emredeceğim de Allah'ın yarattığını değiştirecekler.” Ve her kim Allah'ı bırakıp şeytanı dost edinirse, şüphesiz açıktan açığa bir zarara düşmüştür!

Şeytan onlara (birçok) vaadde bulunur ve onları kuruntulara sürükler. Oysa şeytan, ancak aldatmak için onlara vaadde bulunur.

İşte onların varacakları yer cehennemdir. Ve ondan kaçıp sığınacak bir yer de bulamayacaklardır.

İnandıktan sonra faydalı eylemlerde bulunanları ise altından ırmaklar akan, içinde ebedi olarak kalacakları cennetlere yerleştireceğiz. Bu Allah'ın sözüdür. Kim Allah'tan daha doğru sözlü olabilir.

(Ey müşrikler!) Ne sizin (putlardan yardım görme) kuruntularınızla, ne de Ehl-i Kitabın (Yahudi ve Hıristiyanların) kendilerini selâmette görmeleri kuruntularıyla Allah'ın bu vaad ve sevabına kavuşulmaz. Kim bir kötü iş yaparsa, onunla cezalanır ve kendisine Allah'tan başka ne bir dost bulabilir, ne de bir yardımcı.

Erkek olsun, kadın olsun inanmış olarak kim faydalı işler yaparsa, onlar cennete girecekler ve bir çekirdeğin sırtındaki tomurcuk kadar (zerre miktarı) haksızlığa uğratılmayacaklardır.

Bütün benliğini Allah'a teslim eden, iyiliği şiar edinen ve İbrahim'in Allah'ı birleyen dinine uyan kimseden din bakımından daha güzel kim olabilir? Allah, İbrahim'i dost edinmiştir (onu Halil olarak seçmiştir).

Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır. Allah'ın ilmi ve kudreti, her şeyi kuşatmıştır (hiçbir şey O'nun bilgisinin ve kudretinin dışında kalamaz).

(Ey Resulüm!) Kadınlar hakkında senden fetva istiyorlar. De ki: “Onlar hakkında size fetvayı Allah veriyor.” (Bu da) Kitapta, kendilerine (verilmesi) farz kılınan (miras)ı vermeyip kendileriyle evlenmek istediğiniz yetim kadınlar ile zayıf çocuklar ve bir de yetimlere karşı âdil davranmanıza dair, size okunmakta olan ayetler de bunu açıklıyor. Her ne hayır yaparsanız, şüphesiz Allah onu hakkıyla bilendir.

Eğer bir kadın, kocasının ilgisizliğinden veya (kendisinden) yüz çevirmesinden endişe ederse, kendi aralarında anlaşıp uzlaşmaya gayret etmelerinde (evliliklerinin devamında yarar varsa devamına, yoksa ayrılmalarına karar vermelerinde) bir sakınca yoktur. Barışmak (geçimsizlik ve ayrılıktan) daha hayırlıdır. Nefisler aşırı bencillik ve kıskançlıktan yana yaratılmıştır. Eğer güzel geçinir, kötülükten sakınırsanız, biliniz ki Allah yaptığınız her şeyden haberdardır.

(Ey erkekler!) Ne kadar özen gösterseniz de (birden fazla kadınla evlendiğinizde) eşleriniz arasında (sevgi bakımından) adaleti sağlayamayacaksınız. (Eğer birden fazla eşle evlenmek zorunda kalırsanız) o zaman birine iyice tutulup öbürünü ortada (kocasızmış gibi) bırakmayınız. Eğer barış içerisinde yaşar ve Allah'a karşı gelmekten sakınırsanız, şüphesiz ki Allah çok bağışlayan, çok affedendir.

Eğer (karı koca çaresiz kalarak boşanıp) ayrılırlarsa, Allah her birini lütfu ile besleyip (diğerine) muhtaç olmaktan kurtarır (onlara farklı rızık kapıları açar). Çünkü Allah (lütfunda) sınırsızdır, hüküm ve hikmet sahibidir.

Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır. Andolsun ki, biz sizden önce kitap verilenlere ve sizlere: “Allah'a karşı gelmekten sakının/O'nun emirlerine göre yaşayın” diye tavsiye ettik. Eğer O'nu inkâr ederseniz, bilin ki göklerde ve yerde olan her şey Allah'a aittir ve Allah hiçbir şeye muhtaç değildir (kendi kendine yeterlidir ve her şey O'na muhtaçtır), bütün övgülere layık olan O'dur.

Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır. (Güvenilecek ve dayanılacak) vekil olarak Allah yeter.

Ey İnsanlar! (Allah) dilerse sizi yok eder, yerinize başkalarını getirir. Allah'ın gücü buna yeter.

Kim (yalnız) dünya nimetini isterse, (bilsin ki) dünya ve ahiret nimeti Allah'ın elindedir Allah onu istediğini istediği şekilde verir). Allah gerçekten (her şeyi) hakkıyla işiten, (her şeyi) hakkıyla görendir.

Ey inanalar! Kendinizin, ana babanızın ve en yakınlarınızın aleyhine dahi olsa, adaleti titizlikle ayakta tutan ve sırf Allah için şahitlik eden kimseler olun. (Şahitlik ettikleriniz) zengin veya fakir de olsalar (adaletten ayrılmayın)! Çünkü Allah her ikisine de (sizden) daha yakındır. Öyleyse, kendi boş arzu ve heveslerinize uymayın ki adaletten uzaklaşmayasınız. Eğer (gerçeği) çarpıtırsanız ya da (şahitlikten) kaçınırsanız, biliniz ki Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.

Ey mü'minler! Allah'a, Resulü'ne, Resulü'ne indirmiş olduğu Kitab'a ve daha önce indirilmiş kitaplar(ın tahrif olmamış asılların)a iman ediniz. Kim Allah'ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr ederse koyu bir sapıklığa düşmüş olur.

İman edip sonra inkâr edenleri, sonra yine iman edip tekrar inkâr edenleri, sonra da inkârlarını arttıranları Allah ne bağışlar, ne de onları doğru yola iletir.

(Ey Resulüm!) Münafıklara kendilerini şiddetli bir azabın beklediğini duyur!

Onlar, inananları bırakıp inkârcıları dost edinen kimselerdir. Onların yanında izzet ve şeref mi arıyorlar? Hâlbuki bütün izzet ve şeref Allah'ın yanındadır.

(Allah) size indirdiği kitapta, Allah'ın ayetlerinin inkâr edildiğini ya da alaya alındığını işittiğiniz zaman başka bir konuya geçmedikleri sürece onlarla bir arada oturmamanızı, yoksa sizin de onlar gibi olacağınızı bildirdi. Hiç kuşkusuz Allah münafıklarla inkârcıların tümünü cehennemde toplayacaktır.

Onlar (münafıklar) sizi gözetleyip durmaktadır. Eğer Allah tarafından size bir zafer nasip olursa: “Biz sizinle beraber değil miydik?” derler. Şayet inkârcılar zafer elde ederse, (Bu defa da onlara): “Size üstünlük sağlayarak sizi mü'minlerden korumadık mı?” derler. Allah, kıyamet gününde aranızda hükmünü verecektir. Allah, inananların aleyhine inkârcılara asla bir yol vermeyecektir.

Şüphesiz münafıklar (kalplerindeki düşmanlığı gizleyip, dilleriyle Müslüman olduklarını söyleyerek güya) Allah'a oyun etmeye kalkışırlar. Hâlbuki Allah onların oyunlarını başlarına çevirmektedir. Onlar namaza kalktıkları zaman (inanmadıkları için) üşenerek kalkarlar, (Müslüman gözükmek için) insanlara gösteriş yaparlar, Allah'ı da pek az hatıra getirirler.

Onlar (mü'minlerle kafirler) arasında yalpalarlar (durumu idare etmeye çalışırlar). Ne bu tarafa ve ne de o tarafa yaranırlar. Allah'ın (kötü niyet ve eyleminden dolayı) sapıklıkta bıraktığı kimseye sen çıkış yolu bulamazsın.

Ey inananlar! Müminleri bırakıp da inkârcıları dost edinmeyin. (Bunu yaparak) Allah'a, aleyhinizde olacak (onlardan olduğunuzu gösterecek) apaçık bir delil mi vermek istiyorsunuz?

Doğrusu münafıklar, cehennemin en alt tabakasındadırlar. Onlar için (orada) hiçbir yardımcı da bulamazsın.

Ancak tevbe edenler, (hallerini düzelterek) dürüst ve erdemli yaşayanlar, Allah'a sımsıkı sarılanlar ve yalnız O'na yürekten inanıp bağlananlar hariçtir. Zira bunlar mü'minlerle beraberdirler. Zamanı geldiğinde Allah mü'minlere çok büyük mükâfat verecektir.

Eğer şükreder ve imana ererseniz neden Allah (geçmiş günahlarınızdan dolayı) sizi azaba uğratsın? Allah, şükredenlere karşılığını hakkıyla veren ve (her şeyi) hakkıyla bilendir.

Allah, zulme uğrayanların dışında hiç kimsenin (insanı incitecek) açıkça kötü söz söylemesini sevmez. Hiç kuşkusuz Allah (her şeyi) hakkıyla işitendir, (her şeyi) hakkıyla bilendir.

Bir iyiliği açıklar ya da gizli tutarsanız veya bir kötülüğü bağışlarsanız (bilin ki), Allah da çok bağışlayandır, gücü her şeye yetendir.

Allah'ı ve Resulü'nü inkâr edenler, Allah ve Resulü'nün arasını ayırmak isterler ve: “Biz (peygamberlerin) bazısına inanır, bazısını da inkâr ederiz” diyerek bu ikisi arasında bir yol tutmak isterler.

İşte bunlar, gerçekten kâfirlerdir. Biz de kâfirler için rezil edici bir azap hazırladık.

Allah'a ve Resulü'ne iman eden ve onlardan (peygamberlerden) hiçbirini diğerlerinden ayırmayanlara gelince; işte onlara da (Allah) mükâfatlarını verecektir. Allah çok bağışlayan ve rahmeti bol olandır.

Kitap ehli (Yahudiler), senden, kendilerine gökten (bütün olarak) bir kitap indirmeni istiyorlar. Musa'dan bundan daha büyüğünü istemişler ve “Allah'ı bize açıkça göster” demişlerdi. Bunun üzerine haksızlıkları sebebiyle onları yıldırım çarpmıştı. Sonra kendilerine açık deliller geldiği halde buzağıyı ilah edinmişlerdi. Onları yine de affettik. Ve Musa'ya açık bir delil (yetki) verdik.

Ve Tur (Sina) Dağını verdikleri sözün delili olarak (tehdit için) tepelerine kaldırmıştık. Onlara: “(O Kudüs şehrinin) kapısından baş eğerek (hürmet içinde tevazu ile) girin ve Cumartesi yasağını ihlal etmeyin!” demiştik ve kendilerinden sağlam bir taahhüt almıştık.

(Yahudiler) verdikleri sağlam sözü bozmaları, Allah'ın ayetlerini inkâr etmeleri, peygamberleri sebepsiz yere öldürmeleri ve: “Kalplerimiz kılıfla kaplıdır (bize yapılan davet boşunadır)” demelerinden dolayı (başlarına türlü belalar verdik ve onları lanetledik). Hayır, (kalpleri kılıfla kaplı değil) inkârları (kötü niyetleri) sebebiyle Allah kalplerini mühürlemiştir. Artık (Yahudiler), pek azı dışında iman etmezler.

(Kalplerinin mühürlenmesinin bir sebebi de İsa'yı) inkâr etmeleri ve Meryem'e büyük bir iftirada bulunmalarıdır.

(Diğer bir sebebi ise:) “Bakın, biz, Allah'ın elçisi (olduğunu iddia eden) Meryem'in oğlu İsa Mesihi öldürdük!” diye böbürlenmeleridir. Aslında onu ne öldürdüler ne de çarmıha gerdiler, sadece onlara öyle göründü ve o konuda farklı görüşler taşıyanlar da gerçekten şaşkındılar, onunla ilgili (gerçek) bir bilgileri yoktu ve sadece bir zanna (kuruntuya/tahmine) uymuşlardı. Kesin olan şu ki onu öldürmediler.

Doğrusu Allah, onu (İsa'yı) yükseltip himayesine almıştır. Allah mutlak galiptir, yegâne hüküm ve hikmet sahibidir.

Kendilerine kitap verilenlerden her biri ölümünden önce ona (İsa'ya) inanmak zorundadır. Diriliş günü ise o onlara karşı tanık olacaktır.

Yahudilerin (bir kısmının) yaptıkları zulüm ve birçok kimseleri Allah yolundan saptırmalarından dolayı kendilerine helal kılınmış şeyleri yasakladık.

Bir de kendilerine (Tevrat'ta) yasaklanmış olduğu halde faiz almaları ve halkın mallarını haksızlıkla yemeleri sebebiyle (öyle yaptık). Onların kâfir olarak kalanlarına acı bir azap hazırladık.

Fakat onlardan ilimde derinleşenler ile mü'minler, sana indirilene ve senden önce indirilene inanırlar. Namazı dosdoğru kılanlar, zekâtı verenler, Allah'a ve ahiret gününe inananlar var ya; işte onlara yarın büyük bir mükâfat vereceğiz.

Nuh'a, ondan sonra gelen peygamberlere, İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakup'a ve torunlarına, İsa'ya, Eyyub'a, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a vahyettiğimiz gibi, şüphesiz sana da vahyettik. Davud'a da Zebur'u verdik.

Daha önce kıssalarını sana anlattığımız bir kısım peygamberler ve sana anlatmadığımız daha (nice) peygamberler gönderdik. Allah, Musa ile de doğrudan konuşmuştur.

(Bütün bu) peygamberleri (rahmetin) müjdecileri ve (azabın) uyarıcıları olarak (gönderdik) ki (bu) peygamberlerden sonra insanın Allah karşısında bir mazereti kalmasın. Allah gerçekten güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.

Lakin Allah, sana indirdiği (Kur'an) ile şahitlik eder ki onu kendi (ezeli) ilmiyle indirmiştir. Melekler de şahitlik ederler. Zaten şahit olarak Allah yeter.

Şüphesiz inkâr edip (insanları) Allah yolundan alıkoyanlar, büyük bir sapıklığa dalmışlardır.

İnkâr edip zulmedenleri Allah ne bağışlayacak ne de (başka) bir yola iletecektir.

Onları ancak cehennemin yoluna iletecek ve onlar orada ebedî olarak kalacaklardır. Bu ise Allah'a çok kolaydır.

Ey insanlar! Şüphesiz Peygamber size Rabbinizden hakla (Kur'an'la) geldi. Öyleyse iman etmeniz sizin için hayırlıdır. Eğer inkâr ederseniz biliniz ki, şüphesiz göklerde ve yerde olanların tümü Allah'ındır (O'nun sizin imanınıza ihtiyacı yoktur). Allah (her şeyi) hakkıyla bilendir, mutlak hüküm ve hikmet sahibidir.

Ey kitap ehli (Yahudiler ve Hıristiyanlar)! Dininiz konusunda taşkınlık etmeyin! Allah'a karşı gerçek olandan başkasını söylemeyin! Meryem oğlu İsa Mesih sadece Allah'ın elçisi, O'nun Meryem'e ulaştırdığı vaadi ve O'nun yarattığı bir candır. O halde Allah'a ve O'nun peygamberlerine iman ediniz, (Allah) “üçtür” demeyiniz ve kendi faydanıza olarak bundan vazgeçin. Allah, ancak bir tek ilahtır. O, çocuk sahibi olmaktan yücedir. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. Vekil olarak Allah yeter.

Mesih (İsa) da, (Allah'a) en yakın olan melekler de Allah'a kul olmaktan asla çekinmezler. Kim O'na kulluk etmekten kaçınır ve büyüklük taslarsa (bilsin ki hesap günü, Allah) hepsini kendi yanında toplayacaktır.

(Allah) İman edip doğru ve yararlı işler yapanlara mükâfatlarını eksiksiz olarak ödeyecek ve lütfundan onlara daha da fazlasını verecektir. Allah'a kulluk etmekten çekinenlere ve büyüklük taslayanlara gelince; (Allah) onları elem dolu bir azaba uğratacaktır ve onlar kendilerine Allah'tan başka bir dost ve yardımcı bulamayacaklardır.

Ey insanlar! Rabbinizden size hakikatin bir tezahürü (olarak Muhammed) geldi ve size aydınlatıcı bir ışık (olarak Kur'an) indirdik.

Allah'a inanıp O'(nun Kur'an'daki mesajları)na sımsıkı sarılanları (Allah), rahmetine, bol bağışına kavuşturacak ve kendisine varan dosdoğru yola iletecektir.

(Ey Peygamber!) Sana danışıyorlar. De ki: “Allah size eşsiz ve çocuksuz olan kişinin mirası hakkında şu hükmü açıklıyor: Ölen erkeğin çocuğu olmayıp bir kız kardeşi varsa, bıraktığı mirasın yarısı kız kardeşinindir. Fakat (ölen kişi) çocuğu olmayan kız kardeşse, erkek kız kardeşinin mirasının tamamını alır. Varisler iki kız kardeş ise, bırakılanın üçte ikisi onlarındır. Kardeşler, erkeklerden ve kadınlardan oluşuyorsa, erkeğe kadının iki katı kadar pay verilir.” Şaşırıp (doğruluktan) sapmayasınız diye Allah size açıklama yapıyor. Allah her şeyi hakkıyla bilendir.