Elif. Lâm. Mîm.

Rumlar (Romalılar) yenildiler.

Bulunduğunuz bölgeye en yakın yerde yenildiler. Bu yenilgilerinin ardından, yakında galip gelecekler.

Birkaç sene içinde galip gelecekler. Onların, bu yenilgilerinden önce de, sonra da, plan ve icraat yalnız Allah’ındır. O gün mü’minler sevinecekler.

Allah’ın yardımıyla sevinecekler. Allah sünnetine, düzeninin yasalarına uygun olarak, iradesinin tecellisine tâbi, akıllı ve sorumlu varlıklara yardım eder. Kudretli, hükümran ve engin merhamet sahibi olan O’dur.

Bu Allah’ın va’didir. Allah va’dinden dönmez. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler.

Onlar dünya hayatının görünen yüzünü bilirler. Âhiretten, ebedî yurttan ise, onlar hep gafildirler, habersizdirler.

Kendi kendilerine, Allah’ın gökleri, yeri ve ikisinin arasındaki varlıkları ve imkânları ancak, haklı bir gerekçe ile, hikmete dayalı, hesaplı bir düzen içinde ve belirli bir süre için yaratmasının sebeplerini hiç düşünmüyorlar mı? İncelemiyorlar mı? İnsanların bir çoğu Rablerinin huzurunda hesaba çekilmeyi, mükâfat ve cezayı gerçekten inkâr etmektedirler.

Onlar yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı? Kendilerinden öncekilerin âkıbetlerinin nasıl olduğuna ibret nazarıyla bakmıyorlar mı? İncelemiyorlar mı? Onlar kendilerinden daha güçlü idiler. Toprağı sürmüşler, maden ocakları açmışlar, bacalar tüttürmüşler, kendilerinin imar ettiklerinden daha çok imar faaliyeti yapmışlardı. Rasulleri onlara açık seçik delillerle, mûcizelerle gelmişlerdi. Allah onlara zulmedecek değildi. Fakat onlar kendilerine, birbirlerine zulmetmekteydiler.

Bir kez daha ifade edelim: Kötü icraatlar yapmayı planlı hale getirenlerin, kötülük yapmakta, işlerini kötü yapmakta, günah işlemekte, isyanda, inkârda ısrar edenlerin, Allah yolunu ve Allah yolundaki faaliyetleri engelleyenlerin âkıbetleri ne dehşet verici oldu. Çünkü Allah’ın âyetlerini yalanlamışlardı, onlarla alay ediyorlardı.

Allah mahlûkatı başlangıçta yaratıyor, yaratmaya aralıksız devam ediyor, ölümden sonra yeniden diriltecek. Sonra O’nun huzuruna götürülerek hesaba çekileceksiniz.

Kıyametin kopacağı ânın gerçekleşeceği gün, İslâm’a planlı cephe alarak, müslümanlığı, müslüman nesilleri yozlaştırma, yok etme suçu işleyen güç ve iktidar sahibi âsiler, suçlular, günahkârlar, ümitsizlik içinde susacaklar.

İlâhlığında, otoritesinde, mülkünde, tasarruflarında Allah’a ortak koştukları varlıklardan kendilerine aracılar, şefaat edenler olmayacaktır. Zaten onlar ortak koşulduklarını da inkâr edeceklerdir.

Kıyametin kopacağı ânın gerçekleşeceği gün, işte o gün, mü’minlerle kâfirler birbirlerinden ayrılacaklar.

İman ederek, hâlis niyet ve amaçlarla, İslâm esaslarını, İslâmî düzeni hayata geçirenler, iş barışı içinde bilinçli, planlı, mükemmel, meşrû, faydalı, verimli çalışarak nimetin-ürünün bollaşmasını sağlayanlar, yerinde haklı çıkışlar yaparak, düzelmeye, iyiliğe, iyileştirmeye ön ayak olanlar, cârî-kalıcı hayırlar-sâlih ameller işleyenler, işte onlar Cennet bahçelerinde nimetlere ve sevince mazhar olacaklar, güzel sadâlar, nağmelerle zevke dalacaklar.

Kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar edenler, küfre saplananlar, âyetlerimizi ve âhirette, ebedî yurtta hesaba çekilmeyi mükâfat ve cezayı yalanlayanlar, işte onlar da, azaptadırlar, ihzarlı getirilmişlerdir.

Haydi, akşama ulaştığınızda, akşam ve yatsı vaktinde, sabaha kavuştuğunuzda Allah’ı tesbih edin, namaz kılın.

Gündüzün sonuna doğru, ikindi vaktinde, öğle vaktine eriştiğinizde, göklerde ve yerde yalnız ona hamdolsun.

Ölüden diriyi, tohum ve yumurtadan canlıyı Allah çıkarır. Diriden ölüyü, canlıdan tohum ve yumurtayı da o çıkarır. Yeryüzünü, ölümünün ardından o canlandırıyor. İşte siz de, genetik şifreleri harekete geçirilerek hayat verilen bitkiler gibi, kabirlerinizden çıkarılacaksınız.

Sizi topraktan yaratması O’nun varlığının, kudretinin ve yeniden yaratmaya gücünün yeteceğinin delillerindendir. Sonra da, şimdi gördüğünüz beşer nesli, siz meydana geldiniz. Çoğalarak her tarafa dağılıp yayıldınız.

Kendilerinde sükûnet bulup, huzura eresiniz diye, kendi cinsinizden eşler yaratıp, aranızda sevgi, aşk ve merhamet peydah etmesi de, O’nun varlığının, kudretinin ve yeniden diriltmesinin delillerindendir. Bunlarda gelişmeye devam eden, tefekkür-düşünme ağına sahip, faydalı sonuçlar elde edebilen toplumlar için, Allah’ın kudretini, kurduğu düzeni gösteren deliller, birçok dinî ve sosyal konunun çözümüne işaretler vardır.

Gökleri ve yeri yaratması, dillerinizin ve renklerinizin farklı olması da O’nun varlığının, kudretinin delillerindendir. Bilenler, âlimler için bunda Allah’ın kudretini gösteren deliller vardır.

Gece ve gündüz, uyumanız, çalışarak Allah’ın lütfundan nasibinizi aramanız da, O’nun varlığının, kudretinin delillerindendir. Öğüt ve uyarıya kulak verip dinleyen toplumlar için de, bunda yeniden diriltilme ile ilgili deliller vardır.

Yine O’nun varlığının, kudretinin delillerindendir: size korku ve ümit vermek üzere, şimşeği gösterir, gökten su indirip, suyla, ölümünün ardından arzı, toprağı diriltir. Aklını kullanan, eşyanın hakikatini kavrayan toplumlar için, elbette bunlarda Allah’ın kudretini gösteren deliller vardır.

O’nun kurduğu aslî düzen ile, O’nun icraatıyla göğün ve yerin ayakta durması, denge ve çekiminin korunarak düzeninin devamı, O’nun varlığının ve kudretinin delillerindendir. Dahası sizi arzdan, topraktan çağırır çağırmaz, derhal kabirlerinizden çıkarsınız.

Göklerdeki ve yerdeki akıllı ve sorumlu varlıkların tamamı, O’nun koyduğu düzenin içindedir. Hepsi O’na boyun eğip itaat ederler, saygıyla zikir halinde görevlerini yaparlar.

O, mahlûkatı ilk yaratan, yaratmaya aralıksız devam eden, ölümden sonra yeniden diriltendir. Bu O’nun için çok kolaydır. Göklerde ve yerde hükmünü sürdüren kanunlar; emsalsiz değer hükümlerini öğütleyen darb-ı meselli ayetler; gösterilen, öğretilen dini hakikatler, insani ve ahlaki değerler; dillerde pelesenk olan özdeyiş halindeki zikirler; hükümranlık ve kemal sıfatları yalınızca O’na aittir, kudretli, hikmet sahibi ve hükümran olan O’dur.

Allah konuyu size kendinizden misal getirerek anlatıyor. Size rızık ve servet olarak verdiğimiz şeylerde, meşrû şekilde sahip olduğunuz, üzerlerinde meşrû haklarınız ve otoriteniz, kendileriyle düzgün insanî münasebetleriniz olan köleleriniz, câriyeleriniz, işyerlerinizde çalışan sözleşmeli işçileriniz içinde hiç ortağınız var mı? Servetinizi tasarrufda siz, onlarla kendinizi eşit sayar mısınız? Birbirinizden çekindiğiniz gibi, onlardan da çekinir misiniz? İşte biz, ilimle ve tecrübeyle gelişmeye devam eden aklını faydalı kullanabilen toplumlar için, Allah’ın birliğini ispatlayan delilleri, birçok konunun çözümünün işaretlerini böyle ayrıntılı açıklıyoruz.

Gel gör ki, inkâr ile isyan ile kendilerine zulmedenler, baskı, zulüm ve işkence ile temel hak ve hürriyetleri Allah yolunu, Allah yolundaki faaliyetleri engelleyenler, haksızlık edenler, şirke girenler şahsî arzu ve ihtiraslarına uydular. Allah’ın, hak yoldan uzaklaşmalarına, dalâleti tercihlerine özgürlük tanıdığı akıllı ve sorumlu varlıkları kim doğru yola sevk edebilir? Onlara yardım eden de bulunmaz.

Açıkça varlığını, benliğini, Hakka ve tevhide yönelik dine, medeniyete, şeriata ada. Allah’ın, insanları dinî, ahlâkî, insanî kabiliyetler ve özelliklerle donatarak yarattığı, kulluk sözleşmesi yaptığı; yaratılışa uygun, insan tabiatında mevcut tabii din İslâm’ı, şeriatı hayata geçir. Hakkı anlamaya ve kabule uygun yarattığı, yaratılış dini, tabii din İslâm’ı, tevhid inancını şirk ile değiştirmek doğru değildir. Allah’ın yaratılışa uygun kanunlarının benzerini yapmak mümkün değildir. İşte doğru ve insanlığı, insanî değerleri ayakta tutan din, zamanla değişmeyen tabii hukuk kurallarını içeren şeriat, düzen budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.

Allah’a yönelerek, varlığınızı Allah yoluna, dine adayın. Ona sığının, emirlerine yapışın, günahlardan arınıp, azabından korunun. Namazı âdâbına riayet ederek aksatmadan kılın, imandan sonra, ilâhlığında, otoritesinde, mülkünde, tasarruflarında Allah’a ortak koşan, gizli şirki yaşayan, başka otoriteler de kabul eden müşriklerden olmayın.

Dinlerinden ayrılanlar, dinlerini, düzenlerini, kültürlerini, medeniyetlerini, birliklerini parçalayanlar, tefrika içinde etkisiz, itibarsız yaşayanlar gibi olmayın. Hizipleşerek, gruplaşarak, ayrılık davası güderek, birbirlerine düşmanca davranan, dinî ve insanî ilişkilerini kesen bölünmüş, baskıcı, zorba, medeniyetten nasiplenmemiş, Allah’ın kitabından, sünnetten ve ümmetten ayrılan kapalı cemaatler, toplumlar haline gelmeyin. Bütün müslümanlar, İslâm’a, Kur’ân’a, sünnete, müşterek ilkelere sarılarak Allah’ın lütfunu bekleyecekleri yerde, her hizip Kur’ân’dan, müşterek ilkelerden ayrılarak, kendi düşünceleri ve anlayışlarıyla, sahip oldukları geçici menfaatlerle avunurlar, sevinirler.

İnsanların başlarına bir felâket, bir sıkıntı gelince, ekonomik darboğaza düştükleri zaman, Rablerine yönelerek ibadet ederler, yalvarırlar. Sonra, Allah, katından onlara bir rahmet, nimet ve bolluk tattırınca, bakarsınız ki, onlardan bir grup Allah’ı unutarak, kurtuluşlarına başka vesileler icat edip, ilâhlığında, otoritesinde, mülkünde, tasarruflarında Rablerine ortak koşarlar.

Kendilerine ihsan ettiklerimize nankörlük etsinler, bakalım. Haydi zevk-u safa sürün. Yakında her şeyi öğreneceksiniz.

Yoksa onlara bir ferman mı, indirdik? Ferman, onlara ilâhlığında, otoritesinde, mülkünde, tasarruflarında Allah’a ortak koşmalarını mı söylüyor?

İnsanlara bir rahmet tattırdığımızda ona sevinirler, şayet geçmişte yaptıkları kötülükler, işledikleri günahlar dolayısıyla başlarına bir belâ, bir musibet gelirse, hemen ümitsizliğe düşerler.

Allah’ın rızkı ve serveti, sünnetine, düzeninin yasalarına uygun olarak, iradesinin tecellisine tâbi, akıllı ve sorumlu kimselere bol bol vermeye devam ettiğini, ölçüyle kısarak da verdiğini görmüyorlar mı? İman eden bir toplum için elbette bunda Allah’ın kudretini ve hikmet sahibi olduğunu gösteren deliller vardır.

O halde sen, akrabaya, yoksula, yolcuya Allah’ın tanıdığı, belirlediği sorumluluğu yerine getir, onların hakkını ver. Bu, Allah’ın rızasını kazanmak isteyenler için daha hayırlıdır. Allah’ın rızasını kazanmak isteyenler, işte onlar kurtuluşa ebedî nimetlerle mutluluğa erenlerdir.

Alınan borç karşılıksız alınmış olmasın, insanların servetlerinde artış sağlansın diye faiz kabilinden verdiğiniz şeyler (hediye v.s.), Allah katında herhangi bir artışa vesile olmaz. Allah’ın rızasını kazanmak için verdiğiniz, vicdanınızı, servetinizi, sosyal bünyenizi arındıran, berekete vesile olan zekâta gelince, işte zekâtı veren o kimseler, evet onlar sevaplarını, mallarını kat kat artıranlardır.

Allah sizi yaratan, sonra size rızık ve servet veren, sonra ecelleriniz gelince ölümünüzü gerçekleştiren, sonra size tekrar hayat verendir. Peki sizin Allah’a ortak saydığınız varlıklar içinde, bunlardan birini yapabilecek var mı? Allah ilâhlığında, otoritesinde, mülkünde, tasarruflarında onların kendisine koştukları ortaklardan münezzehtir, yücedir.

Yalnız kazanç ve menfaat sağlama niyetiyle insanların bizzat elleriyle yaptıkları faaliyetler, işledikleri günahlar sebebiyle kırsal bölgelerde, gelişmiş merkezlerde, karalarda ve denizlerde, kesinlikle bozulmalar dengesizlikler, anarşi ortaya çıkarak hâkim olacak, sonuçta, Allah, dünyada, bu kötülükleri yapanlara, yaptıklarının bir kısmının cezasını tattıracak. Günahlardan, kötülüklerden vazgeçip hakka dönmelerine vesile olur diye onları uyarıyoruz.

'Yeryüzünde gezin, dolaşın. Öncekilerin boylarınca, günaha, isyana, küfre batmış milletlerin akıbetlerinin nasıl olduğuna ibret nazarıyla bir bakın, inceleyin. Onların çoğu, ilâhlığında, otoritesinde, mülkünde, tasarruflarında Allah’a ortak koşan gizli şirki yaşayan, başka otoriteler kabul eden müşrikti.' de.

Allah tarafından, geri çevrilmesi mümkün olmayan bir gün, Kıyamet günü gelmeden önce, açıkça varlığını, benliğini, bu doğru ve insanlığı, insanî değerleri ayakta tutan dine, medeniyete, zamanla değişmeyen tabii hukuk kurallarını içeren şeriata, düzene ada. O gün insanlar bölük bölük ayrılacaklar.

Kimler Allah’ı inkâr eder, ihsan ettiği nimetlere nankörce davranırsa, inkârı ve nankörlüğü kendi aleyhine olur. Kimler de gevşekliği bırakıp, hâlis niyet ve amaçlarla, İslâm esaslarını, İslâmî düzeni hayata geçirir, iş barışı içinde bilinçli, planlı, mükemmel, meşrû, faydalı, verimli çalışarak nimetin-ürünün bollaşmasını sağlar, yerinde, haklı çıkışlar yaparak, düzelmeye, iyiliğe, iyileştirmeye ön ayak olur, cârî-kalıcı hayırlar-sâlih ameller işlerse, dünyada kendileri ve birbirleri için hayır ve refah elde etmiş, hâkimiyet sağlamış, ebedî âlemde de yerlerini hazırlamış olurlar.

Allah, iman ederek, hâlis niyet ve amaçlarla, İslâm esaslarını, İslâmî düzeni hayata geçirenlere, iş barışı içinde bilinçli, planlı, mükemmel, meşrû, faydalı, verimli çalışarak nimetin-ürünün bollaşmasını sağlayanlara, yerinde, haklı çıkışlar yaparak, düzelmeye, iyiliğe, iyileştirmeye ön ayak olanlara, cârî-kalıcı hayırlar-sâlih ameller işleyenlere kendi lütuf ve ihsanından mükâfat verecek. Allah, kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar edenleri, kâfirleri sevmez.

Size rahmet, hayat ve bereket müjdecileri olarak rüzgârları estirmesi de O’nun varlığının ve kudretinin delillerindendir. Size rahmetinden tattırsın diye, kurduğu düzen sayesinde, denizde, gemiler, filolar seyretsin diye, Allah’ın lütfundan nasibinizi arayasınız, deniz ticareti yapasınız diye rüzgârları görevlendirdik. Olur ki, şükredersiniz.

Andolsun, biz senden önce, sayısız Rasulleri özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere görevli olarak kavimlerine gönderdik. Onlara açık deliller getirdiler. Peygamberlere planlı şekilde cephe alarak, müslümanlığı, müslüman nesilleri yozlaştırma, yok etme suçu işleyen güç ve iktidar sahiplerini kendilerinden sonrakilere gözdağı ve ibret olacak şekilde cezalandırdık. Mü’minlere yardım etmek de kesinkes bizim gerçekleştireceğimiz bir taahhüttür.

Allah rüzgârları estirendir. Rüzgârlar bulutları sürükler. Bulutları gökte sünneti, düzeninin yasaları içinde, iradesinin tecellisine uygun şekilde yayar, parçalı bulutlu hale getirir. Nihayet, arasından yağmurun çıktığını görürsün. Allah sünnetine, düzeninin yasalarına uygun olarak, iradesinin tecellisine tâbi, akıllı ve sorumlu kullarından bazılarına yağmuru nasip edince, hemen onların yüzleri güler, sevinirler.

Oysa onlar, daha önce, üzerlerine yağmur yağdırılmasından önce, ümitsizlik içinde idiler.

Allah’ın rahmetinin eserlerine ibret nazarıyla bir bak. Arzı, toprağı ölümünün ardından nasıl canlandırıyor. İşte, ölüleri de kesinlikle, genetik şifreleri harekete geçirilerek hayat verilen toprak gibi diriltecek. O’nun her şeye gücü kudreti yeter.

Andolsun, bir sam yeli estirsek de, bitkileri, ekinleri sararmış görseler, ardından nankörlüğe başlarlar.

Elbette sen, tebliğini ölüler gibi duygusuz olanlara duyuramazsın. İkballerine ve istikballerine sırt çevirip arkalarını dönüp giderlerken, hakkı duymak istemeyerek sağır kesilenlere de tebliğini duyuramazsın.

Kör kesilenleri, başlarına buyruk bir hayattan, dalâlet, bozuk düzen, ahmaklık ve cehaletten kurtaramazsın, doğru yolu gösteremezsin. Tebliğini ancak, âyetlerimize, iman edenlere duyurabilirsin. İşte onlar İslâm’ı yaşayan müslümanlardır.

Allah, sizi dayanıksız bir maddeden güçsüz yaratan; sonra güçsüzlüğün ardından kuvvetli hale getiren; sonra kuvvetin ardından zafiyet veren, saçlarınıza aklar düşürendir. O, sünnetinin, düzeninin yasaları içinde, iradesinin tecellisine uygun olan her şeyi yaratır.Hakkıyla bilen, her şeye hakkıyla gücü kudreti yeten O’dur.

Kıyametin kopacağı ânın gerçekleşeceği gün, İslâm’a planlı cephe alarak, müslümanlığı, müslüman nesilleri yozlaştırma, yok etme suçu işleyen güç ve iktidar sahibi âsiler, suçlular, günahkârlar, dünyada, kulluk ve ibadet edebilecek yeterli süreye sahip olmadıklarına, ancak pek kısa bir süre kaldıklarına yemin ederler. İşte onlar, dünyada da haktan ayrılıp, küfre böyle döndürülüyorlardı.

Kendilerine ilim ve iman verilen, konuyu bilen peygamberler, mü’minler ve melekler:'Andolsun ki siz, Allah’ın Levh-i Mahfuz’da tuttuğu kayıtta belirtildiği gibi, yeniden diriltilme gününe kadar Allah’ın vahyettiğini, kitabını, dinini benimsemede geciktiniz. İşte bugün yeniden diriltilme günüdür. Fakat siz bunları anlamamayı alışkanlık haline getirdiniz.' derler.

Artık o gün, baskı, zulüm ve işkence ile temel hak ve hürriyetleri, Allah yolunu, Allah yolundaki faaliyetleri engelleyen güç ve iktidar sahiplerinin, haksızlık edenlerin, inkârda ısrar edenlerin beyan edecekleri mazeretleri kendilerine fayda vermeyecek. Onlardan Allah’ı hoşnut etmeye çalışmaları da istenmeyecek.

Andolsun, biz bu Kur’ân’da dini hakikatların delillerini, gerekçelerini, insani ve ahlaki değerlerin zaruretini insanların iyiliği, kurtuluşu için insanlara sunduk. Onlara bir mûcize bile getirsen, kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar edenler, küfre saplananlar:'Siz ancak, bâtıl şeyler ortaya atıyorsunuz' diyecekler.

İşte bilgisizce davrananların, hakkı, Kur’ân’ı tanımayanların kafalarını, kalplerini Allah böyle anlayışsız hale getirir.

Sen sabrederek mücadeleye devam et. Allah’ın va’di elbette haktır, doğrudur. Bunu ilmen kavrayamayanların, buna kesinlikle iman etmeyenlerin, imanı sağlam olmayanların seni hafife almalarına asla fırsat verme, onlar seni gevşekliğe sevketmesin.