Sad. Zikr dolu Kur'an'a yemin olsun.

Hayır, o küfredenler boş bir gurur ve bir parçalanma içindedirler.

Kendilerinden önce nice nesilleri helak ettik de onlar, çığlıklar kopardılar. Halbuki kurtulmak vakti değildi.

Küfredenler içlerinden bir uyarıcının gelmesine şaşırmışlardı da demişlerdi ki: Bu, çok yalancı bir sihirbazdır.

Tanrıları bir tek tanrı mı kıldı? Doğrusu bu, şaşırtıcı bir şey.

Onların elebaşlarından bir grup; yürüyün ve tanrılarınız üzerinde direnin. Şüphesiz ki bu; sizden istenen bir şeydir, diyerek çıkıp gittiler.

Biz, bunu diğer dinde de işitmedik. Bu, ancak bir uydurmadır.

Aramızdan zikir ona mı indirilmiştir? Hayır, onlar zikrimden şüphededirler. Hayır, onlar henüz azabımı tatmamışlardı.

Yoksa O Aziz, Vehhab Rabbının rahmet hazineleri onların yanında mıdır?

Yahut göklerin, yerin ve ikisinin arasında bulunanların mülkü onların mıdır? Öyleyse sebeblere tevessül etsinler de yükselsinler bakalım.

Onlar, burada derme çatma gruplardan olma bozguna uğratılmış bir ordudur.

Onlardan önce, Nuh kavmi, Ad ve kazıklar sahibi Firavun da yalanlamıştı.

Semud, Lut kavmi ve Eyke halkı da. İşte onlar, ayrı topluluklardı.

Hepsi de peygamberleri yalanladılar. Ve bu yüzden azabı hak ettiler.

Bunlar, bir tek çığlık beklemektedirler ki, onun bir an bile gecikmesi yoktur.

Ve dediler ki: Rabbımız; hesab gününden önce bizim payımızı çabuklaştırıver.

Onların söylediklerine sabret... Ve güçlü kulunuz Davud'u hatırla. Muhakkak ki o, hep Allah'a yönelirdi.

Biz, gerçekten dağları onun buyruğuna vermiştik. Sabah ve akşam tesbih ederlerdi.

Kuşları da toplu olarak. Her biri ona yönelmişti.

Onun mülkünü pekiştirmiş, kendisine hikmet ve kesin söz söyleme hakkı vermiştik.

Sana davacıların haberi ulaştı mı? Hani onlar ma'bedin duvarına tırmanmışlardı.

Davud'un yanına girmişlerdi de o, kendilerinden ürkmüştü. Demişlerdi ki: Korkma, iki davacı; birimiz birimizin hakkına tecavüz etti. Sen, aramızda hak ile hüküm ver. Ve ondan ayrılma. Bizi, doğru yolun ortasına ilet.

Gerçekten bu, kardeşimdir. Onun doksan dokuz dişi koyunu, benim de bir tek dişi koyunum var. Onu bana ver, dedi ve söyleşmede beni yendi.

O da dedi ki: Senin dişi koyununu, kendi dişi koyunlarına katmak için istemekle sana zulmetmiştir. Doğrusu ortakçıların çoğu birbirinin hakkına tecavüz eder. Ancak inanmış olup salih ameller işleyenler müstesnadır. Ama onlar pek azdır. Davud, kendisini imtihan ettiğimizi zannederek Rabbından mağfiret diledi. Rukua kapanarak Allah'a yöneldi.

Bunun üzerine Biz de onu bağışladık. Onun için şüphesiz ki katımızda yüksek bir makam ve güzel bir sonuç vardır.

Ey Davud; seni gerçekten yeryüzüne halife kıldık. O halde insanlar arasında hak ile hükmet. Heveslere uyma ki bu, seni Allah'ın yolundan saptırır. Şüphesiz ki Allah'ın yolundan sapanlara; onlara hesab gününü unuttuklarından ötürü, şiddetli bir azab vardır.

Biz; göğü, yeryüzünü ve ikisinin arasında bulunanları boşuna yaratmadık. Bu, küfretmiş olanların zannıdır. Vay o küfretmiş olanlara, cehennem ateşinden.

Yoksa Biz; iman etmiş ve salih amel işlemiş olanları, yeryüzünde bozgunculuk edenler gibi mi kılarız? Yoksa Biz; muttakileri, facirler gibi mi tutarız?

Ayetlerini düşünsünler ve akıl sahibi olanlar öğüt alsınlar diye, sana mübarek bir kitab indirdik.

Davud'a da Süleyman'ı lutfettik. O ne güzel bir kuldu ve muhakkak ki o, Allah'a yönelirdi.

Hani ona bir akşam, çalımlı ve cins koşu atları sunulmuştu.

Demişti ki: Doğrusu ben, Rabbımı zikretmek için mal sevgisine düştüm. Nihayet perdenin arkasına gizlenmişti.

Onları bana geri getirin, dedi, bacaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya başlamıştı.

Andolsun ki; Biz, Süleyman'ı denemiştik. Tahtının üstüne bir ceset attık. Sonra eski haline döndü.

Dedi ki: Rabbım; bağışla beni. Ve bana öyle bir mülk ver ki; benden sonra hiç bir kimse ulaşamasın. Muhakkak ki en çok bağışta bulunan Sensin, Sen.

Bunun üzerine Biz de rüzgarı emrine verdik. Emri ile istediği yere kolayca giderdi.

Şeytanları da. Her bina ustasını ve dalgıcı da.

Demir halkalarla bağlı diğerlerini de.

Bu, bizim bağışımızdır. Artık ister hesabsızca ver, ister tut.

Doğrusu katımızda onun için yüksek bir makam ve güzel bir netice vardır.

Kulumuz Eyyub'u da hatırla. Hani Rabbına: Doğrusu şeytan bana yorgunluk ve azab verdi, diye seslenmişti.

Vur ayağını yere. İşte yıkanacak ve içilecek soğuk bir su.

Katımızdan bir rahmet, akıl sahipleri için de bir öğüt olmak üzere ona, ailesini ve onlarla birlikte olanların bir mislini lutfettik.

Eline bir demet sap al da onunla vur ve yemini bozma. Biz, onu gerçekten sabırlı bulmuştuk. Ne iyi kuldu. Muhakkak ki o, Allah'a yönelirdi.

Kuvvetli ve basiretli kullarımız; İbrahim, İshak ve Ya'kub'u da hatırla.

Doğrusu Biz, onları ahiret yurdunu samimiyetle düşünen kimseler kıldık.

Ve gerçekten onlar, katımızda seçkinlerden ve hayırlılardandı.

İsmail'i, El-Yesa'ı ve Zülkifl'i de hatırla. Hepsi de iyilerdendir.

Bu bir zikirdir. Ve muhakkak ki muttakiler için güzel bir sonuç vardır.

Kapıları kendilerine açılmış Adn cennetleri.

Orada tahtlara yaslanmış olarak birçok meyveler ve içecekler isterler.

Yanlarında gözlerini yalnız eşlerine dikmiş aynı yaştan güzeller vardır.

İşte hesab günü için size vaadolunan budur.

Doğrusu bu, Bizim rızkımızdır, onun için bitip tükenme yoktur.

Bu böyle. Azgınlar için de sonucun en kötüsü vardır.

Cehennem. Oraya girerler. Ne kötü bir konaktır.

İşte şu, kaynar su ve irin. Tatsınlar onu.

Bunlara benzer daha başkaları da vardır.

İşte bu topluluk, sizinle beraber göğüs gerenlerdir. Rahat yüzü görmesin onlar. Muhakkak cehenneme gireceklerdir.

Dediler ki: Hayır, asıl siz rahat yüzü görmeyin. Bizi buraya siz sürdünüz. Ne kötü bir duraktır burası.

Dediler ki: Rabbımız; bizi buraya kim sürdüyse ona ateşteki azabını kat kat arttır.

Ve dediler ki: Bizim kendilerini kötülerden saydığımız adamları niçin burada görmüyoruz?

Onları alaya almıştık. Yoksa şimdi gözlere görünmez mi oldular?

İşte bu, hakkın kendisidir. Cehennem ehlinin birbiriyle tartışması.

De ki: Ben, sadece bir uyarıcıyım. Vahid, Kahhar olan Allah'tan başka hiç bir ilah yoktur.

Göklerin, yerin ve ikisinin arasında bulunanların Rabbı Aziz'dir, Gafur'dur.

De ki: Bu, büyük bir haberdir.

Ama siz, ondan yüz çeviriyorsunuz.

Mele-i A'la'da olan tartışmalar hakkında benim bir bilgim yoktur.

Bana, sadece vahyolunur. Ben, ancak apaçık bir uyarıcıyım.

Hani Rabbın meleklere demişti ki: Ben, çamurdan bir insan yaratacağım.

Onu yapıp ruhumdan kendisine üflediğim zaman; derhal secde edin ona.

Bütün melekler topluca secde ettiler.

Yalnız İblis, büyüklük tasladı ve kafirlerden oldu.

Buyurdu ki: Ey İblis, iki elimle yarattığıma secde etmekten seni alıkoyan nedir? Böbürlendin mi, yoksa yücelerden mi oldun?

Dedi ki: Ben ondan daha hayırlıyım. Beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın.

Buyurdu ki: Çık oradan. Şüphesiz sen, artık kovulmuş birisin.

Ve muhakkak ki din gününe kadar la'netim senin üzerinedir.

Dedi ki: Rabbım, diriltilecekleri güne kadar beni ertele.

Buyurdu ki: Sen, şüphesiz ertelenensin,

Belli bir vaktin gününe kadar.

Dedi ki: Senin izzetine yemin olsun ki ben, onların hepsini muhakkak azdırırım.

Ancak içlerinden ihlasa erdirilmiş kulların müstesna.

Buyurdu ki: İşte bu, haktır ve Ben, hakkı söylerim.

Muhakkak cehennemi seninle ve onlardan sana uyanların hepsiyle dolduracağım.

De ki: Ben, buna karşı sizden bir ücret istemiyorum ve ben, kendiliğimden bir şey iddia edenlerden de değilim.

Bu, ancak alemler için bir zikirdir.

Onun haberini bir müddet sonra öğreneceksiniz.